Sayfa 2 / 3 İlkİlk 123 SonSon
Toplam 43 mesajın 16-30 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #16
    Üye
    kudra Avatarı

    Üyelik Tarihi
    03.01-2007
    Son Giriş
    04.03-2007
    Saat
    14:35
    Yaşadığı Yer
    zonguldak
    Mesaj
    3
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    ne yazık ki bu durumu büyük öfkeyle karşılıyorum. mantıgım bu durumu kabullenmek istemiyo.. ölüm fermanını imzalasalar daha iyi olurdu. o çocugun bedenini dondurmakla kendi beyinlerini dondurduklarını belli etmiş oldular

  2. #17
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İletişimde 'Sessizlik Sarmalı'denilen bir durum vardır. Birey içinde bulunduğu kitlenin çoğunluğuyla farklı düşündüğünü anladığı anda susmaya başlar. Tepkilerden, dışlanmaktan çekinmektedir. Toplumun kalıplaşmış yargıları tüm ağırlığıyla çöker ve susturur kişiyi.

    Bizim sitemiz sessizlik sarmalının en az olduğu yerlerden birisidir. Biraz da net aleminin kendine has imkanları sayesinde herkes fikirlerini özgürce ifade edebiliyor. Bu fikirlerin ifadesi esnasında yaygın kanının azınlıkta kalanların düşüncelerini açıklamasına engel olmaması önemlidir. Yani sessizlik sarmalına biz farklı düşünsek bile izin veremeyiz. Çünkü gerçek bazen sandığımızın aksine kuytularda,o susan agızlarda gizlenmektedir. Bu yüzden konuşan herkese teşekkür etmek gerekir. Tabi konuşmak da hakaret etmeden, böbürlenmeden, mantık kuralları çerçevesinde eleştiri içerirse tadından yenmez hani.

    Neyse gelelim konumuza. Bu konu kürtaj tartışmalarına dönecek izlenimi veriyor. Gerçi konuyla ilintili kaldıktan sonra bundan korkmamak da gerekir. Bu ve benzeri olaylarda kürtaj meselenin çok önemli bir yapıtaşını oluşturduğu için, belki de önce bu konunun açıklığa kavuşması gerekir. Bilmiyorum belki de gerekmez. Eğer öyleyse siz kaldığınız yerden devam ediniz.

    Öncelikle bu çocuğun dile getirilen gerekçelerle sözkonusu uygulamaya tabi tutulmasını, yaşayan bir birey için annesinin bile böyle bir tasarrufta bulunamayacağı düşüncesiyle reddettim. Ama hemen arkasından bu kişinin kürtajına onay vererek sanki kendimle çelişkiye düşmüşüm gibi bir intiba bırakmışım ki eleştiriler geldi. Bu eleştiride "aslında sakat olarak kendimize bakışımızda bir garabet olduğu" dillendirildi. Ben pek öyle düşünmüyorum. bu kendimize bakışımızdaki garabet söylemi çok sık kullanılmaya başlandı. Bir fikir beyan ettiğimizde "kendimize bakışımızdaki kompleks" ithamıyla vurulmak, bizi fikir beyan etmekten korkar hale getirse bile, bu eğilimi, bizleri mutlaka sakatlıgının gizil etkilenimleri sonucu yorum yapan bireylere indirgeme yanlışı olarak görüyorum. Hayır. Bu konuda sakatlığımızı da aşan düşüncelerimiz var ve tabiki savunmaya devam edeceğiz. Bu ithamları da şimdilik anlayışla karşılıyorum o kadar.

    Bir kere bu yaşamın kutsallığı söyleminden hareketle kürtaja karşı çıkma eğilimini anlayamıyorum. Yaşam bu kadar kutsalsa G.Doğuda 45 çocuk sahibi olan ve gevrek gevrek bununla övünen adama neden kızıyoruz? Öyle ya adamımız şunun şurasında tam "45 kutsal yaşam" dünyaya getirdi. Bu çocuklara karşı ebeveynliğin en basit gereklerini yerine getirme kapasitesinin olmaması bizi ilgilendirmemeli mi? Bu çocuklar büyükşehirlerde yaşadıkları sevgisizliğin bedelini hepimizden çıkarmıyor mu? Sanki farklı bir şey anlatıyorum gibi gelebilir. Anlatmak istediğim; analık ve babalık bir çocuğu dünyaya getirmekle bitmiyor. Tıpkı bu engelli çocukta olduğu gibi o kişiye maddi manevi tam bir kol kanat gerilmesini gerektirir. Peki bir insan engelli bir çocuguna karşı bu gerekleri yerine getiremeyecek durumdaysa o insanı doğurmalı mıdır? Benim görüşüme göre hayır. Çünkü sevgisizliğe gözlerini açacak bir çocuğun sadece aile bireylerine değil tüm topluma zararı vardır. Doğaldır ki hiç kimsenin başkalarının sırtına böyle bir yük yüklemeye hakkı yoktur. Engelli bir insanın devlete yani topluma maliyetini umursamama lüksümüz var mıdır? Bu yüzden çoğunuza aşırı gelebilir ama ben çocuk sahibi olmanın belli bir sınıra çekilmesini son derece hukuki buluyorum. Yani doğudaki o vatandaş bana göre 45 çocuk sahibi olamamalıdır. Olmak istiyorsa bile kanunen bir takım yaptırımlarla engellenmelidir. Aynı şekilde engelli bir çocuk da (Mantık olarak)dünyaya getirilmemelidir. (Tüh yine mi ifşa ettim yoksa engelliliğimden nasılda gizil bir utanç duyduğumu)

    Şimdi benimle benzer şekilde düşünen bir kişi bakamayacağı bir bebekten kurtulma hakkına neden sahip olmasın? Engelli bir çocugun bakımının nasıl zor olduğunu bilmeden, bunun psikolojik külfetinden bir haber sırf kendinden menkul etik aforizmalarla fikir beyan etmek ne denli doğrudur? Annenin elinden doğurmak gibi doğurmamak hakkı da alınamaz. Tabiki anne bu çocuğu sakat bile olsa doğurmak isteyebilir. Bunun ardından tüm sorumluluğu alacaksa mesele yok. ama işte bu haberde olduğu gibi garip ve kabul edilmez önlemlere başvuracaksa bu çocuğu dünyaya getirmemesi daha doğru bir karar olurdu.

    İş sadece ekonomik boyutlu değil. Ama ekonomik boyutuyla da devletin ortak fayda gereği engelli çocuklarının doğumunu engellemek için yaptıklarını desteklememiz gerekir. Bu mantıkla devletin evlilik öncesi talasemi testlerini yapmaması gerektir. Bu mantıkla sakat doğacak milyonlarca insanı hastanelerimizde kürtaj etmeyi bırakmalıyız öyle mi? Neden? E çünkü biz engelimizden dolayı kompleks duymuyoruz! Bu nasıl bir mantıktır dostlar? Engellilik kendine içkin bir olumluluk mu arzetmektedir? Öyleyse gelin bir 'körleştirme kampanyası' başlatalım. bu kadar kutsal, özel ve savunulmaması gereken bir durum ise diğer vatandaşlarımızı da bu halden mahrum etmeyelim. E bencil miyiz bu kadar? Komik değil mi. Bence de olmaz böyle birşey. Çünkü sakatlık olumlu bir durum değildir. Ve gerek devlet gerekse bizler bu durumu olabildiğince önlemek için gerekli adımları atmalıyız/atacağız.

    Ancak hayata gelen bir kişi için bu söylediklerimizin artık bir anlamı yoktur/olmamalıdır. Hayata gelmiş bir engelliye devlet gereken özeni göstermelidir. Bu kişinin hayatına hiçbir kurum, hiçbir birey müdahale edemez. Ailesi bile. Bu çocuğa yapılan müdahale de bu anlamda bana göre yanlıştır.

    Sonuç olarak demek istediğim özetle şudur; Sakatlık kendine içkin bir olumsuzluktur. Bu olumsuzluğu önlemek için devlet, halk ve bireyler gereken önlemi almalıdır. Ancak hayatta olan bir birey sakatlık gibi bir olumsuzluğu olsa dahi bu özelliğinden çok daha derin ve önemli anlamlar ifade ettiği için korunup kollanmalıdır. Bizim pozitif hak hukuk derken kastettiğimiz de budur. Ama bizler sakatız diye garip biz şekilde sakatlığı kutsar bir izlenim vermemeliyiz. Sakat olmasına rağmen sakatlığı kutsamayan, ona haketmediği olumlulukları atfetmeyen bir sakat olarak demek istediğim kısaca budur.

  3. #18
    Üye
    saros1 Avatarı

    Gerçek Adı
    Volkan
    Üyelik Tarihi
    07.01-2005
    Son Giriş
    13.05-2016
    Saat
    15:17
    Yaşadığı Yer
    Edirne
    Mesaj
    95
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    sakatlıkla mücadele edilmelidir elbette. ama bilinmeli ki, sakatlıkla mücadele bıçak sırtı bir kavramdır ve sınırı geçip her an sakatlarla mücadeleye dönüşebilir. kısaca özürlüler kanunu denen kanun özürlülüğün önlenmesini, amaçlar kısmında ilk olarak zikrederek niyetini ve önceliğinin bu yönde olduğunu göstermiştir.

    Madde 1 - Bu Kanunun amacı; özürlülüğün önlenmesi, özürlülerin sağlık, eğitim, rehabilitasyon, istihdam, bakım ve sosyal güvenliğine ilişkin sorunlarının çözümü ile her bakımdan gelişmelerini ve önlerindeki engelleri kaldırmayı sağlayacak tedbirleri alarak topluma katılımlarını sağlamak ve bu hizmetlerin koordinasyonu için gerekli düzenlemeleri yapmaktır
    .


    özürlülüğe sakatlık diyorum ben, sanırım sitemizde de genel kabul görüyor.

    konumuza dönersek, sakatlığın önlenmesi için neler yapılmalı? sakatlıkla mücadele nasıl edilmelidir? sakat olduğu ana rahminde tespit edilen bebeğin kürtajı ya da, tüp bebek yönteminde embiryoların incelenerek genetik ve zihinsel hastalığı olmayan embriyonun doğumuna izin vermek suretiyle mi? veyahut yine tüp bebek yöntemi kullanarak elde edilmiş embriyoların genleriyle oynayarak muhtemel genetik rahatsızlıkların ortadan kaldırılmasıyla mı?

    teknoloji birçok şeye izin veriyor. bakarsınız 100 yıl sonra sakatlıklar dünyadan siliniverir. ya da sakatlar ortadan kaldırılır. zira gattica adlı filmi seyredenler bilir, yakın gelecekte genlerimize bakarak kim olduğumuzu ne kadar akıllı veya sağlam olduğumuzu söyleyebilecek bilim. ve sonuçta doğal yöntemle üreme ya da aşk çocukları da ortadan kalkabilir. sipariş ve sağlam çocuklarla dolu mükemmel bir dünyada yaşarız. mutlu, mesut herkes sağlam olarak.

    sakatlığı önlemek isteyenler iyiniyetli, sakatların acı çekmemesini isteyenler saf ve masum. amaçlarına bakıp bu yüce gönüllü insalları tebrik etmeliyiz. dünyada tek bir sakat kalmayana kadar çalışacaklar.

    ironik değil mi? onları kutlamalı mı yoksa gizli bir soykırımla mı suçlamalı insanın kafası karışıyor. bir çocuğun büyümesine engel olmakla başlarsak, bunun nerede duracağını kimse söyleyemez. hele sakatlarla ilgili bir konuda. çünkü dediğim gibi gerçekten de iyiniyetli hareketler bunlar. ben o ailenin ya da doktorların niyetini sorgulamıyorum. ama içten içe, sakatlara ikinci sınıf insan muamelesi ve hayatlarının değerinin daha az olduğu izleniminin yaratıldığını seziyorum. hele bu uygulamalar algımızın bu yönde gelişmesi için zemini güçlendiryor. nitekim hali hazırda zemin zaten var.

    pegasus sakat bebeğin kürtajına olur verirken, acaba 10 çocuklu fakir ve cahil ailenin ana karnındaki 11. sağlam bebeğine de kürtaja razı olur mu? kürtaj kadının bedeni üzerindeki tasarrufu ile ilgilidir, kadına kanuni bir süre zarfında rıza ile kürtaj hakkı tanınmıştır. bu sürenin üstünde kadının sağlığını tehlikeye düşüren hallerde ya da bebeğin ağır malulüyeti halinde kürtaj yasaldır. bence ya sakat sağlam demeden herhalükarda kadına bebek üzerinde tasarruf etme hakkı tanınmalı ya da sakatlara dönük bu ayrımcılığı kaldırmalı. kürtaj yapılmalı mı, yapılmamalı mı tartışmasına girmeden, kürtaj yapılacaksa ayrım yapılmamalı diyorum.

    ailenin sakat çocuğun üzerinde, çocuğun gelişimin durdurma gibi bir hakkı var diyorsak (ki bana göre bizim kanunlarımıza aykırı) bunun nerelere uzanacağını kestiremeyiz. dediğim gibi kanunlarımız "Ana ve baba, çocuğu olanaklarına göre eğitirler ve onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişimini sağlar ve korurlar" derken, bu yükümlülüğünü yerine getirmeyenler için, "Aile hukukundan doğan bakım, eğitim veya destek olma yükümlülüğünü yerine getirmeyen kişi, şikayet üzerine, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır". demektedir. ayrıca bu tarz müdahalelerin vücut dokunulmazlığını ihlal ettiği ve TCK. 101. madde de düzenlenen kısırlaştırma suçunu oluşturduğu söylenebilir.

    son olarak bu konunun ve sakatlar konusunun tamamen insan hakları gözlüğüyle incelenmesi gerekir. insan hakları da kişisel gelişimi ve vücut dokunulmazlığını korur. hayat hakkını söylemiyorum bile.

  4. #19
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bu aile ve çocuklarına yaptıklarıyla ilgili düşüncelerimi az da olsa dile getirmeye çalıştım. Ancak haftanın konusu yapıldığında sevgili oturanboğanın bazı soruları da olmuş, özellikle son soruya yanıt vererek benim gözümde kürtaj olayını algıladığım kadarıyla dile getirmeye çalışayım.

    Herşeyden önce çok ama çok özel durumlar hariç kesinlikle kürtaja karşıyım. Kürtajı onayladığım durumlar, annenin sağlığını ciddi bir şekildeetkileyen durumlar yada bebeğin kürtaj olmasa dahi yaşama şansının olmadığı anlardır diye iki maddede toparlayabilirim.

    Ben bir kadınım ve doğa bana dünyaya bir canlı getirebilme şansını vermiş. Bunu son derece önemsiyor ve sadece bu özelliğimden dolayı bile kadın olduğum için mutlu olduğumu söylüyorum.

    Bir kadının dünyaya çocuk getirip getirmeme hakkı vardır. Kendi seçimiyle bu dünyayı yaşanmaz bulup bir başka canlının da nefes alıp vermesini doğal bulmadığı süreç içersinde dünyaya çocuk getirmeyebilir. Ancak bir canlı anne karnına düştüğü andan itibaren yukarı da saydığım nedenler yoksa onu dünyaya getirmek zorundadır bana göre.

    Seçme şansımız olmamalı bu anlamda. Dünyaya çeşitli nedenlerle çocuk dünyaya getirmemeyi savunuruken, bir günlük bile olsa yani cenin halinin bile insan olgusunu o an için taşımasa bile izin verildiğinde taşıyacağını bildiğimden kürtajın bu anlamda yasal olmasını cinayet olarak yorumluyorum.

    Dünyaya gelme hakkını bizlere anne ve babalarımız verdi. Kısacası bu konu da bizlere asla bunu istermisin diye bir soru sorulmadı. Bu sebeple bir insanın ölümünü seçme şansı olması gerektiğine inandığımdan çok özel durumlarda ötenaziyi de savunuyorum. Sizlere çelişkili gibi gelebilir ama böyle düşünüyorum.

    Anne karnındaki bir bebeğin sakat olduğunu bildiğin anda onu yok etme çabalarını gerçekten onaylamıyorum. Dünya sağlam sakat vs. adına ne derseniz deyin çeşitlilik üzerine kurulmuştur. Bunu bir tip üzerinde toplamaya çalışmak bana aykırı geliyor. kabul dediğimiz olguyu gerçek anlamda içimize sindirebilmeliyiz.

    Ki, anne karnında sağlam olarak gelişen bir bebek çeşitli nedenlerle dünyaya geldiği andan itibaren sakat olma olasılığına sahiptir. Kısacası bir anne veya baba için daima bir sakat çocuğa sahip olabilme olasılığı vardır. Bunu anne karnında yok etmeye çalışmak gerçek anlamda sakatlığın yok edilmesini sağlayacak gibi gelmiyor bana.

    Bu ailede ise bana göre farklı bir durum var. Gerçekten kulağa hiç hoş gelmeyen bir yöntem bu.Kabul ediyorum ki, iyi niyetle düşünülen bu olgu, insana nereye kadar? sorusunu da sorduruyor. Net cevaplar veremiyorum açıkcası.

    Bunun bir tedavi olduğuna inanmak istiyorum sadece. Çünkü bu aile ve bu tedaviyi uygulayan doktorlar bir canlıyı yok etmek gibi bir amaç gütmüyorlar. onun adına alınan onun iyiliği için yapılan bir adım gibi algılayıp algılamamak, sürekli gelgitler yaşadığım bir konu oldu bu açıkcası.

    Ama kürtaj konusunda kesin son tavrım bellidir. Belki bir de tecavüz sonucu hamile kalan bir kadının bu çocuğu dünyaya getirmeme hakkı olabilir ama bunun dışında çocuk oluşturmamak son derece kolay bir yöntemken, kürtajı bir çeşit cinayet olarak ele aldığımı bir kez daha söyleyeyim.

  5. #20
    Üye
    saliha35 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    20.12-2006
    Son Giriş
    15.07-2008
    Saat
    21:25
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    34
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Her ne olursa olsun bir insana bakmak hemde ömür boyu sürecek bir bakımsa bu,evladınızda olsa çok zor.şimdi kendinizi o ailenin yerine koymanızı yani empati kurmanızı istiyorum.bir düşünün,evet bu çok zor ve acımasız gibi gelebilir ama,her anlamda bir şeyi doğru düşünebilmemiz için empati kurmak çok yerinde bir uygulamadır. Ben konuyu sadece bu tarafından ele alıyorum.bakımının çok çor olması.diğer bir konuda, ailelerin engelli evlatlarından utanması,evet aileler engelli çocuklarından utanır.özellikle bizim ülkemizde.şimdi soruyorum size,bizler engelli evlatlarımızdan utanırken,her anlamda.nasıl oluyorda o aileyi yerden yere vurup demediğimiz sözler kalmıyor.bizim yaptığımız nedir peki? Sadece düşünün bunu düşünün.acaba hangimiz merhametsiz?

  6. #21
    Üye
    aferits Avatarı

    Gerçek Adı
    Ferit
    Üyelik Tarihi
    15.07-2004
    Son Giriş
    23.10-2017
    Saat
    21:37
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    1.279
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İnsanları hayata bağlayan umuttur.
    Umudun olmadığı bir yerde hayat olsa ne olur olmasa ne olur.
    Aile hem kendilerini hemde çcouğun umutlarını öldürmüş olyorlar.

    Ya 5 yıl 10 yıl sonra bu teknoloji çağı o hastalığa çare bulsa ne olacak,
    böye bir umudu yok saymak mümkün değil.

    Ben şahsen böyle bir kararı verebileceğimi hiç sanmıyorum.

    Tabi böyle konularda dışardan biri olarak ahkam kesmek her zaman için kolay olmuştur.

  7. #22
    yeditepe
    Misafir Üye
    yeditepe Avatarı

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    ilk yazımı daha da açıklayıcı hale getirmek için yazmıştım ikinci yazıyı.
    işin açıkçası bu olaya bakarken forumda okudugum diğer yazılara da deginme gereği duydum. otenazi ve kürtaj konuları gibi... çünkü bu olayla birlikte kürtaj ve otenazi konularına da aynı mantıkla karşı çıkıyorum. ayrımcılık içerdiği için...
    bu yuzden yazılarım asla birilerinin yazısına karşı çıkmak birilerini eleştirmek amaçlı değildir. eleştiriden gocunduğum ya da gocunulacagını düşündüğümden değil.
    bu konuları ayrımcılıga yol açan konulardan gördüğüm için direkt kendi görüşlerimi iletme isteginden kaynaklanıyor bu. başkalarının görüşlerini küçümsediğimden de degil.
    işi kişiselleştirme sevdasında degilim çünkü.
    içtenlikle soylemeliyim ki konuyu çok önemsiyorum. derdim burda sadece kaygılarımı iletmek...
    gelelim konuya... kürtajın olmasını gerektiren sebeblere girmeyecegim bile tekrardan. kürtajı tartışmıyorum ben.
    benim kaygım sadece kürtajı istenen bebekte seçim yaılmasıdır. bebek saglamken kürtajı onaylamayan bir insanın bebek sakat olunca kürtaja onay vermesidir.burda onay verenlerin haklı gerekçelerini ve sahip oldukları iyi niyeti de tartışmıyorum.
    ayrıca yaşamın kutsallıgından yola çıkarak da bu konuya girmiyorum. yaşamın kutsallıgı da burda benim için önemli değil.
    ben kürtaj istenirken, bunun sadece sakatlıga baglanmasına ve bu gerekçenin tek başına kafi sayılmasına karşı çıkıyor ve buna ayrımcılık diyorum.
    doğuda dogacak bebeğin kız olduğunu anlayınca onu aldırmak için ugraşan insanlarımız var hala...
    kız çocuguna deger vermeyen anlayışa en kolay gelen yontem kız çocugunu daha anne karnındayken dogmasına izin vermemektir. bu yontem tarihte kız çocuklarının dogduktan sonra diri diri öldürülmesiyle farklı bir boyuttaydı.
    fakat ne zaman kadına deger verilmiştir bu olaylar da tarihe karışmıştır.sadece kürtaj için yapılmıştır ayrım yapılmadan. sadece erkek ve kız oldugu için degil.
    sakatlık elbette güçlükleri içinde barındırır. diğer engel grupları da aynı şekilde. bundan dolayı geçerli sebepleri tartışmıyorum ben.
    insan sakatlıgından dolayı ayrıma tabi tutulamaz. bu mucadeleyi savunananlar hiç bir konuda ayrımcılıktan yana tavır da koyamazlar. kürtajı tartışmak ayrı ama geçip de sırf sakat diye yaşama yakıştırılmayan bir bebege izin kendi içinde çelişki yaratır.
    burda yaşamın kutsallıgından dolayı sakat bebek kürtaj edilmemelidir demiyorum bakınız!
    sırf sakat diye bir bebek yaşama yakıştırılmıyor diyorum. yaşamın içinde yer alan bu toplumda olması gereken insan, saglam olmalıdır çünkü.
    ...
    önemli olan sakatlık,engellilik gibi durumların bu çagda sonraki çağlarda bir gerçeklik oarak karşımıza çıktıgıdır..
    eger sakatlıgın tamamen kaldırılması ve sıfır hale gelmesi mümkünse yine bu görüşü anlarım. yorgan gitti kavga bitti derim. neme lazım derim susarım.
    ama "biz" "siz" var olan bir ayrımcılıktan şikayet ediyorsak bu ayrımcılıga yol açacak her detay benim için önemli hale gelir.önemli olan sorunu oldugunda görmek değil soruna yol açabilecek pürüzleri de tahmin edip tedbir almaktır.
    benim çabam da bu tedbirden kaynaklanıyor sadece.
    zaten var olan ayrımcılık da bizi bu ayrımcılıga yol açan etkenleri bulmaya, tesbit etmeye ve çözüm yolları aramaya itiyor.
    aklıma birden şu geldi. bazı çocuklar o kadar korunulmaya çalışılsa da düşürülmesine ugraşılsa da yine de inatla dogmuştur. bunu duyan çocuk istenmediğini düşünüp psikolojisi bozulmuştur. anne baba ise durumu açıklarken "biz sen olduğunu bilmiyorduk. hiç bebek istemiyorduk ama bak şimdi mutluyuz.çünkü seni seviyoruz ...vs." diye açıklama yaparlar. ama bu sakat çocuk olsaydı eger..."evet sen bizim evladımızsın şükür" yavrum. ama başka yerde "eger sakat oldugunu bilseydim aldıroırdım" sözu nasıl bir şey acaba?
    lütfen bütün sakatlara içtenlikle soyluyorum. akşama gidin. annenize sorun. benim böyle olacagımı bilseydin beni aldırır mıydın anne?
    ...
    niye aldıracagını sorun hangi sebeplerden dolayı?
    işyerinizde ve okulunuzdakilere sorun.
    o kadar kabul gören bir gerçek haline dünüşmüş ki bu durum. haklı gerekçelere mazeretlere de dayansa...
    toplum bunu farkında olmadan kullanır olmuştur. nasıl mı?
    çünkü sakatlık,zihinsel engellilik vs. acınası bir durumdur. zordur. başkalarına muhtaç olmak demektir. yetersizlik demektir. çaresizlik demektir. bu yuzden ta başta onaylıyolar ya ta baştan kürtajı . kürtaja haram diyen en aşırı dindar bile izin veriyor buna. sakat ve engelli ise orda dur!
    bu kadar kabul gören yaklaşım ilerde ayrımcılıgın her türlüsüne zemin hazırlıyor.
    okulda kaynaştırma için gelen ögrenci için ogretmen "bir çocuk için koskoca sınıfı niye heba edelim!"
    engelliler hiç istenmeyen bebeklerdir. kazara dogan bebekler...
    hayatının bir noktasında bu engele takılan bebeklerdir.
    istenmeyen bir bebek bugun dunyanın en tatlı çocugu delikanlısı kızı olmuş nafile. bu sadece kendi çevresinedir.
    her sakat kendi çevresinin gülüdür sadece...
    sakatlık acizlik demektir. sakatlık acınacak bir durum demektir. milyonlarca insan bu gerçekten yola çıkarak bu tabloya şahit olmak istemiyor işte...
    toplumda sakata kız versin bakalım bir baba. ugraşmadan didinmeden hangi sakat bu toplumda evlenebiliyor?
    kız sevecek oglan sevecek. niye imkansız peki bu aşklar? sanki inancı farklı sanki ırkı farklı....
    bu toplum sakat erkeği erkek saymıyor. bu toplum sakat bayanı evlenmeye layık görmuyor.
    gerçeklerden konuşalım. dogacak bebegini sakat istemeyen insan, kızını niye versin? saglam varken...
    tıpkı saglam seçenegi varken sakat tanısı konulup alınan bebek gibi... niye sakatı istesin ki?
    ayrımcılıgın her turlusune topyekun savaş açılmadıkça engelliler davası sadece boş bir havadan ibaret kalacaktır korkum sadece budur...

  8. #23
    Üye
    neptune Avatarı

    Üyelik Tarihi
    24.04-2005
    Son Giriş
    04.07-2010
    Saat
    11:05
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    459
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: İLAYDA
    lütfen bütün sakatlara içtenlikle soyluyorum. akşama gidin. annenize sorun. benim böyle olacagımı bilseydin beni aldırır mıydın anne?
    ...
    niye aldıracagını sorun hangi sebeplerden dolayı?
    işyerinizde ve okulunuzdakilere sorun.
    Arkadaşlar, bu konu iyice abartı düzeyine vardı. Gık diyenin isteyince gidip sağını solunu beğenmediği bebeğini aldırtabileceğini mi sanıyorsunuz? Hiç hangi durumlarda bu kabul edilmiş baktınız mı?

    Ağır malüliyet şartı var, bu pratikte genellikle "yaşamla bağdaşmayan" ceninler için rahim tahliyesinin kabul edilmesi anlamına geliyor. Bu forumda bu şartı taşıyan kaç kişi var acaba? Yani anne karnında iken ağır malüliyeti olan? Öyle biraz skolyozu var, parmağı eksik, bir kolu gelişmemiş, görme duyma sorunu olacak diye 10 haftayı geçen bebeğinizi aldırtamassınız.

    Bu başvurular birçok yerden geçiyor ve müdahalenin yapılacağı merkezdeki etik kurulda değerlendiriliyor.

    Aşağıdaki tablo en sonda yazdığım kaynaktaki merkezde kabul edilmeyen (edilen değil) başvuruları gösteriyor, belki bir fikir verebilir:

    2005202t1 - 'Daha iyi bakabilmek istiyoruz' gerekçesiyle büyümesi durdurulan çocuk! [Tartışma]

    Kistik higroma: özellikle boyunda çok sayıda kistler, geç gebeliklerde kromozom bozukluğuna işaret eder.
    47XXX: kromozom bozukluğu, çocukta birçok anormallikler olabilir
    Preeklampsi: gebelik zehirlenmesi
    45XO : Turner sendromu. Bir tür cinsiyetsiz bebek. Çocuk sahibi olamaz, hafif zeka geriliği olur, ileride birçok hastalığa yakalanır.
    Anensefali: Başın bir kısmı yok
    Ensefalosel: Omurga açıklığının kafada olması
    Korpus kallosum agenezi: beynin bir kısmının gelişmemiş olması

    Kaynakta, bu tür başvuruların refere edildiği bir merkezin vakaları var. Rahim tahliyesine izin verilenleri oradan okuyabilirsiniz. İşin ilginç tarafı bu üniversite kliniğine birçok yerden refere edilen vakalar dört yılda sadece 131 tane. Onların bile hepsi kabul edilmemiş.

    Üstelik kendi etik kurulları hala bu vakaların fazla olduğunu, daha da sınırlandırılması gerektiğini düşünüyor.

    Kaynak: http://www.perinatology.org.tr/dergi...52/tmetin2.htm

  9. #24
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    02:14
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.925
    Alınan Beğeniler
    954
    Verilen Beğeniler
    1.246

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Yukarıdaki röportajda (Pediatrik Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz) yer alan şu ifadelerin altını çizmek gerek:
    • Bir iğneyle altı yaşında kalınamaz! Vücudumuzda çok fazla büyüme faktörü, büyümeyi sağlayan çok fazla miktarda protein var. Kız çocuğuna aşırı östrojen vererek büyümesini durdurmak isterseniz, adet görür ve memeleri büyür. Ashley'in de bu nedenle yumurtalıklarını ve memelerindeki yağ dokusunu almışlar. Bunlar çocuk için çok çok zahmetli. Büyümesi durdurulmaya çalışılan çocuk erkek olsaydı olay çok daha zor olacaktı. Onun büyümesi hormonla değil, büyümeyi önleyici diğer ilaçlarla durdurulmaya çalışılacaktı. Çünkü testesteronla durdurulmaya çalışılırsa; penisi büyür, vücudu kıllanır, kaslanır ve tuhaf bir görünüm alabilir

      Uygulanan tedavi, çocuğun yaşamını ya da yaşam süresini tehlikeye atar mı?
      Böyle bir tedavi için uzun süre hormon vermek lazım. Yüksek doz östrojenin yan etkisi çoktur; kan pıhtılaşmasına yol açar, rahim kanseri riski artar. Ashley için de ailesi çok ciddi riskler almıştır.
      Bu yöntem çocukları ileride korumaz, aksine ekstra sorunlarla karşılaşmaya iter.
    Tabii bu görüşleri okurken, konuyla ilgili karar veren sağlık kurulunun da profesörlerden oluştuğunu ve onların ikna olup bunu uyguladıklarını da unutmamak gerek. Onların argümanlarını da merak ediyorum doğrusu (?).

    ***

    O aileye böyle bir müdahale seçeneği sunmak yerine, çocuğun bakımı için gerekli tüm güvencelerin SOSYAL DEVLET tarafından verilmesi gerekirdi. Böylece aile tüm yükü sırtında taşımak ve "çözüm" aramak zorunda kalmazdı!
    Bence bu tür seçenekler sözkonusu dahi olamamalı. Bu hem acı çeken ve mağdur olan çocuk için böyle olmalı, hem de devletin sorumluluğunu unutup/saklayıp, konuyu kişisel sorun haline dönüştürmesi açısından sakıncalı olduğu için böyle olmalı.

  10. #25
    Üye
    GAMZE DURU Avatarı

    Üyelik Tarihi
    09.01-2007
    Son Giriş
    18.01-2007
    Saat
    14:33
    Mesaj
    1
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sanırım bunu anlamak için o anne - babanın yaşadıklarını yaşamak lazım. Dışardan biri olarak yorumum sadece onaylamıyorum. Ama eminim anne babanında kendince haklı sebepleri vardır. çocuklarını düşünerek aldıkları bir karar bu sonuçta

  11. #26
    Üye
    bayke Avatarı

    Gerçek Adı
    Kemal
    Üyelik Tarihi
    06.04-2005
    Son Giriş
    07.02-2009
    Saat
    15:10
    Yaşadığı Yer
    İSTANBUL/Beykoz
    Mesaj
    756
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    1.
    Balkonda oturuyorduk;
    - Bak şurdaki eski ahşap evin bodrumunda barınıyorlar dedi.
    Hani geçen yıl üst katları yandığı için sahipleri terk etmişti ya..
    Adam ve kadın yıllarca çocuk beklemişler. sonra bi erkek
    çocukları olmuş. Kolları yokmuş çocuğun.
    Anne cahil, baba cahil..fakir yoksul işsiz..
    Baba her akşam kahveden eve geç saatte dönermiş ve kapıyı açan karısına ilk sözü:
    - Çıktı mı kolları?olurmuş
    Kadın suçlu ,kadın üzgün ağlayarak eğermiş başını öne.
    Ve dayak faslı başlarmış tekme tokat.
    Nedense:
    - Senin yüzünden, senin yüzünden diye bağırırmış adam hep kadına.
    Komşular duymuş kaç sefer.
    Dayak yerken de bağırmazmış kadın hiç.
    Nedense..!
    Bi iki yıl sonra çocuğun zaka özürlü olduğu da çıkmamış mı ortaya.
    Adam evi terketmiş.
    Dedikodu o ki ; ya bu çocuk ya ben dermiş herif.
    Bi gün çocuk kuyuya düşmüş.
    Nasıl olduysa işte..!
    Ve dönmüş adam eve.

    Bi iki ay sonra küçük bir kamyonete sığan küçük eşyalarıyla
    taşındılar mahallemizden bu küçük dünyanın küçük ve önemsiz insanları.

    ****
    2.
    Kamera dolanıyordu ahırdan bozma bi odacığın içinde.
    Karanlık bir köşede üstleri paramparça, gözleri mezar çukuru
    gibi derin ve karanlık..kollar, bacaklar, kaburgalar itin önüne atılmış kemik yığını gibi etsiz.
    Duvara sıvışmış yemek ve bok izlerini göstererek:
    - Bunlar birbirlerinin pokunu yiyorlar ağbeyy dedi feryat
    figan ağlayan bi adam..anaları olacak garı bırakıp kaçtı .
    Üç çocuk ,üçü de zeka özürlü.
    Üç çift deli bakış
    Üç çift duvar delen bakış
    Deli ama şaşkın
    Deli ama mahsun
    Deli ama yalvaran kuru kuru ağlayan bakış.

    Devlet, devlet, devlet diye inliyordu adam.
    Haberler bitti. sonra reklamlar girdi.. arkasından eğlence
    programını seyrettik..şarkıcıları dinledik.çekirdek çitledik.
    Unuttuk gitti
    Unuttuk gitti
    Unuttuk gitti
    O zamanlar böööyle uzun uzun yazılan forumlar yoktu.
    Olsaydı yazmaz mıydık . yazardık valla ,uzun uzun...tartışırdık.
    Ondan sonra geçip tv karşısına reklamlara bakar,
    Şarkıcıları dinler çekirdek çitler sonra yatardık.
    Yoktu o zamanlar böyle forum morum..
    Hay allah.
    Keşke olsaydı beee.
    Belki kurtarırdık bebeleri.

    Tam unutmuştuk ki bu olayı. gazetelerde gördük o zombi görünümlü babayı.
    - Çocuklarımı kaçırdılar ağbeyy diye ağlıyordu.
    - Organ mafyası diyordu
    - Kaçırdılar yavrucuklarımı.körpe kuzularımı..
    Bir hafta geçmedi cesetleri çıktı kör bi bostan kuyusundan bu üç çocuğun.

    ..Evlat katili baba tutuklandı.


    ***
    3.
    Dışarda kar yağıyordu.
    Ağlamaya başladı.
    Kar yağınca dayanamam ben ..kendiliğinden dökülür yaşlar gözümden.
    Bir yaşında yakalanmış çocuk felcine. iki de ablası varmış.
    İki kızdan sonra erkek bekleyen babası doğduğu gün tekmelemiş anasını.
    Ablaları daha 6-7 yaşındayken yapmaya başlamış babası alacağı başlık
    paralarının hesabını.
    - Bu çürük çıktı dermiş, ona tükürür gibi bakarak.
    Sonra nasıl olduysa göçmüşler o kasabadan büyük bir yabancı
    ülkenin küçük bir şehrine..büyük umutlarla.
    Portoriko'lu bir bakkal varmış evlerine iki sokak bir cadde ötede.
    - Babam ablamları bakkala göndermezdi, o iş benim görevimdi.
    Bakkalın kız çocuklarını taciz ettiği söylentisi vardı.
    Beni beğenmeyeceğini veya taciz etsede farketmez diye
    düşünüyordu herhalde babam.
    Kar yağmışsa ve hele bi de buz tutmuşsa yollar sanki
    özellikle alınacak bi şeyler icat edip gönderirdi beni bakkala...
    Yoğun trafikli bir caddeyi geçmem gerekirdi..
    Koltuk değneklerim kayardı..
    Düşerdim..
    Arabalardan ne çok korkardım bilemezsin..!
    Belkide bir arabanın altında kalıp öleceğimi ve böylece bu
    İşe yaramaz beş para etmez kızından kurtulacağını düşünüyordu babam.
    Bakkal ise bana hiç bakmıyordu bile.
    Beğenmiyor muydu? Yoksa ona iftira mı atılıyordu?
    Bunu öğrenmeliydim. Onüç yaşındaydım ama göğüslerim erken gelişmişti.
    Sonunda onun ilgisini çekmeyi başardım.
    Söylentiler doğruydu..!
    Artık babama ne zaman kızsam soluğu bakkalda alıyordum.
    - Zevk almak mı..?
    - Hayır sadece intikam alıyordum babamdan.

    Sonra o büyük ülkenin devleti sahip çıkmış ona.
    Bir yurta yerleştirmişler ,okutmuşlar.. üniversiteyi
    bitirmiş ve bitirdiği üniversitede ders vermeye başlamış.
    - Evden ayrılalı çok olmuştu, bi gün ders verdiğim üniversitenin lojmanına iki kişi geldi.
    Kışdı..
    Yollar buz tutmuştu..
    Çocuklukdan kalan kar ve buz korkumu hala yenememiştim.
    Babam bi kamyonun altında kalmış..
    Çocukken ağlaya ağlaya geçtiğim o cadde de olmuş olay.
    - Yarın bankamıza gelip çeki bozdurabilirsiniz dedi adam.
    - Babanız hayat sigartası yaptırmış ve sizi tek varisi olarak göstermiş.
    Başlarda intihar şüphesi vardı ama..!
    Kamyoncu;
    - Kendi atladı arabanın önüne dedi..araştırdık ayağı kaymış.
    - Biliyorsunuz intihar olsaydı alamazdınız bu parayı.
    Adam tam arabasına binerken dönüp seslenmiş buna;
    - Şeyy afedersiniz "sizce babanız intihar etmiş olabilir mi?" Bi sebebi var mıydı?

  12. #27
    Üye
    CEREN Avatarı

    Üyelik Tarihi
    31.10-2005
    Son Giriş
    27.02-2016
    Saat
    15:38
    Yaşadığı Yer
    İstanbul/Denizli
    Mesaj
    1.605
    Alınan Beğeniler
    2
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Gerçek yaşamı paylaştığınız için teşekkürler

  13. #28
    Üye
    WaLe Avatarı

    Üyelik Tarihi
    02.07-2005
    Son Giriş
    27.10-2013
    Saat
    16:22
    Mesaj
    304
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Aileyi haklı bulmak sempatiklik oluyorsa bende sempatik gruptanım sanırım.

    Beyinsel özürlü ve iyileşme olasılığı hiç yok. Allahtan ümit kesilmez gibi kaderci teranelerde prim yapmıyor artık. Realtide aslehy iyileşemez ? Evladın engelli olmasının ailedeki tahribatı düşünün üstüne birde onun gelişimimini görememenin tahribatını koyun. Kolay bir karar olmamıştır. Şöyleki beyinsel fonksiyonlarında engel olmayan kişilerin aileleri bile inanılmaz enerjiyi harcıyor bakım için, (Dikkat: Burda empati yapmıcaksınız! Kendiniz olacaksınız.)

    Bakmak zor gelmiş demiş bi arkadaş, peki kolay mı olacak sizce ?


    WaLe NoT: Yanlış bulabilir ve katılmayabilirsiniz ama yeremezsiniz..

  14. #29
    Üye
    Hasan DURMUŞ Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    13.03-2006
    Son Giriş
    31.01-2015
    Saat
    01:20
    Yaşadığı Yer
    Trabzon
    Mesaj
    839
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    * "Daha iyi bakabilmek istiyoruz" diyen ailesinin isteği ve doktorların onayıyla fiziksel gelişimi durdurulan çocuk hakkında ne düşünüyorsunuz?
    Acımasız diye düşünüyorum.Hiç kimse onu yaradandan daha iyi düşünemez eğer insanin öyle yaşaması gerekiyorsa o şekilde yaşamalı ve her canlı yaşadığı sürece belli bir aşamalardan gecer her yaşam boyutununda kendine göre ayrı bir yaşam tarzı ve zevkleri vardır hiç kimseyi birilerinin işini kolaylaştıracak diye bu zevklerden, mahrum etme diye bir lüksümüz olmaması lazım gelir.
    Sorarım ben o anne ve babaya niye kendileri evlenme ihtiyacı ve çocuk yapma ihtiyacı hissetmışler çünkü insan oğlu yaşadığı sürece kendisine sunulan her nimetten mümkün olduğunca yararlanmak ve faydalanmak ister.Şayet yarın kalkıpta o cocuk anne ve babasına bende sizler gibi büyümek istiyorum derse bunun cevabını o çocuğa nasıl verirler,birde onların bu düşüncesını kabul etme sonucuna katlanabilrlermı.

    * Sizce böyle bir seçenek olmalı mı, neden?
    Bence böyle bir secenek olmamalı,secenekden ziyade bu gibi insanlara öncelikli olarak insan muamelesı yapılmalı ve devlet güvencesi altında olmalı diye düşünüyorum.Bu gibi insanlar en ucra köşelerde bile olsa bulunmalı ve ailenin gücü yetmıyorsa devlet el atmalı ve bakımını üstlenmelıdır.
    * Sizce bu olay, kürtaj ve ötenaziyle karşılaştırılabilir mi, neden, nasıl?
    Birileri şayet bu dünyadan bir şeyler nasıplenecekse bunu bir başkasının engelleme diye bir lüksü olmamalı.
    Kim hangi şartlarda olursa olsun yaşama arzusunu kanının son damlasına kadar kaybetmek istemez.

  15. #30
    Üye
    bertuğ Avatarı

    Gerçek Adı
    ÖZGÜL SERT
    Üyelik Tarihi
    08.09-2006
    Son Giriş
    05.11-2017
    Saat
    19:36
    Yaşadığı Yer
    Denizli
    Mesaj
    209
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    12

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    yazılanların hepsine okumadan cevap yazacağım.bertuğ da zihinsel engelli ve serebral palsi (yani yüreyemiyor konuşamıyor ).mesela
    bertuğ hala kendini küçük sandığı için kucak istiyor havalara atılmak istiyor şimdilik hepsine olmasada ender 1-2 salıncağa binebilyor büyük marketlerdeki eğlence parklarındaki çocuk araçlarına binmek istiyor.....
    kucaklamak ,banyo yaptırmak,tuvalete götürmek,dışarı çıkarmak,vs... hepsi gittikçe daha doğrusu büyüdükçe imkansızlaşıyor ama o bunun nedenini bilmediği için hep o anlarda üzülüyor... tabiiiki bizde!!!!!!!!!
    eskiden kucağımı alıp dans edebiliyorken ,sırtımızda emekleyip gezdirebilirken...o büyüyor ama artık oda bebek gibi değil ....belki diyoruz günün birinde bir çare olurda düzelir mi demektende kendimize alamıyoruz.
    eşim doktor ve bu olaya asla sıcak bakmıyor ben ilk duyduğumda olumlu düşünmüştüm.
    Eşim ise östrojen vermekle o çocuğun sadece boy uzamasının duracağını özürüne birde cücelik ekleneceğini ,.bir süre sonra kök hücre tedavisi geliştiğinde bu imkandan mahrum kalacağını,zihinsel geriliğin bebek kalmak olmadığını söylüyor.Ailenin bencil davranarak bir (tamagotchi) sanal bebek yarattığını söylüyor.
    Bertuğ ergenliğe ulaşınca bizi ne gibi sorunların beklediğini bilmiyoruz buda bizi çok korkutuyor.olsada böyle bir karar vermeyi hakkımız olmadığını düşünüyoruz.




Sayfa 2 / 3 İlkİlk 123 SonSon