Sayfa 9 / 9 İlkİlk ... 56789
Toplam 124 mesajın 121-124 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #121
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Aslında, gündelik politikayla uğraşmıyorum.. Kimin, kime, ne dediği pek umrumda değil!.. (Bazen gülecek yerimi şaşırıyorum.. Ayıp oluyor.. )

    Benim sorularımı yanıtlamamışsın.. Neyse.. Zaten cevapları içindeydi soruların. Burada ve başka yerlerde üzerine basa basa vurguladığım "sivil toplum/öteki geleneği/kültürü/bilinci böyle bir şey işte…

    Lâkin, bu bilincin/bu dersin; tvlerden, kitaplardan, internetten öğrenilmeyeceğine inananlardanım.. O denizin içine boylu boyunca, 7/24 girmeyince çok şey ifade etmez. Çünkü; dünyanın en etkili söylevi verilsin, hareketi yapılsın arkadaş sana "hı, hı" der ama evine giderken, köşeyi döndüğünde bir başkası koluna girer, aklını çeler, 180 derece ters döndürüverir... Çook yapıldı bunlar daha öncelerde! Neyse.. Konu dışına kaymayalım.. Gerekirse başka bir yerde daha uzun konuşuruz..

    Ama şurada haklısın.. -Gerçi pek fazla dolaşmam ama - başka platformlarda "ayrımcılıkla mücadele, ötekilik ve biz olma bilinci, sakatların kişisel ve sosyal sorunları" üzerine burası kadar net ve çarpıcı bilgilerin verildiği, tartışmaların yapıldığı yer görmedim.. Ve bu sorgulamalar, tartışmalar tüm etkili (sakat-sağlam) platformlarda yapılmadan "ben güzele güzel demem".

    Yani Öteki bilinci de [hatta engelli hareketi de] buralardan doğuyor.. Ama yetmez.. Büyüdüğünde maraton koşacak, amcası Onun için, iyi beslenmesi lâzım..

  2. #122
    Üye
    merovenj Avatarı

    Gerçek Adı
    Alp
    Üyelik Tarihi
    06.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Istanbul
    Mesaj
    3.553
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Yahu sorunlar bir degil iki degil.Bu denize girildiginde soru(N)lar deniz anasi misali uzerimize yapisip kaliyor ustune ustluk bir de iz birakiyorlar.Canim ulkemde hangi kalem dogru yazmis ki bir sonraki dogru yazsin ya da biz dogru yazdigina inanalim.Sorunlari gayet guzel irdeliyoruz burada ama cozume geldigimizde nedense killarimiz kipirdamamakta israr ediyor.

    Baben'in dedigi gibi toplumun %36'si okuma yazma bilmiyor.Peki geriye kalan %64'luk dilimi ele aldigimizda bu pastanin yuzde kaci senede bir kitap okuyor,kaci gazete karistiriyor,kaci dergi, mecmua aliyor.Hadi varsin okumasinlar kacinin icinde istek,arzu birakildi.Bu ulkede 60 yildir insanlar bir orgutlenme icine girmeye korkar oldular.Gecmisten bugune beyinlerimiz asimile edile edile kimligimizi kaybetme noktasina geliyoruz,getiriliyoruz.
    Bu arada halk olarak yaptigimiz en guzel seylerden biri sorunu tanilamak.Iste bunda cok ama cok basariliyiz.Adama cozum nedir be usta bir el atsak da halletsek dediginde bir sivisma hareketi gozlemleniyor.Kimse tasin altina eline sokmuyor ne yazik ki.
    Degerli ustadim Kuyucak su sozlerinizde ironi var dikkat edilirse...

    "Demekki bir hak alma savaşı olabiliyor tüm oyunlara rağmen.. Bu işçiler aslında bana göre hem sendikalara hem hükümete hemde halkımıza bir insanlık dersi veriyorlar.. Tek savunma ne biliyormusun; Bunların yerine aynı paraya çalışacak milyonlar var.. Yahu milyon memurun yerinede aynı paranın yarısına çalışacak milyonlar var.. Demek ki sıra onlara geldi.. İtfaiyeciler, tekel işçileri, sırada şeker işçileri sonrada sırada özel sektöre devredilecek sanırım devlet memurları ve güvenlik güçleri kalacak.. Madem iş yapmıyorlar ve yan gelip yatıyorlar, bu işi bizden iyi yapacak kimse varmı?"

    Burda kafami kurcalayan su var.Dunyanin neresine gidersen git calistigin saat basina ucretini bir sekilde alirsin.Burda ise halkimiz ucret dampingi yaparak farkinda olmadan hem kendi cukurunu kaziyor hem elinden ekmegini alacagi insanin,bununla beraber isverenin ekmegine iki kat da tereyagini surmus oluyor.Bu mantik asisi bize nerden gelmekte inanin merak etmeyim.Aclik korkusunu nasil olurda bu olcekte insanligimiza asilamislar?
    Geriye su kaliyor esasinda sorular beraberinde yeni sorular getiriyor.Sorulari tanilayanlarimiz cok amma velakin oturup da cozum icin kafa patlatan, kivilcimi atese ceviren cok az haliyle cevaplanmamis sorularin birikimi neticesinde don babam don ayni yerdeyiz...

  3. #123
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Geçenlerde J.Steinbeck'in "Fareler ve İnsanlar"ını bir kez daha okudum. Kısa bir romancıktır ama çok etkilidir, bence..

    En çarpıcı bölümlerinden birinin bir parçasını spoiler olarak aktarayım buraya.. (Bu bölümün bile kimi yerlerini teknik olarak (15.000 karakterden fazlasını kabul etmiyor bu akıllı (!) program) ve hiç istemeden çıkartmak zorunda kaldım. ) İsteyene kitabın tümünü de e-book olarak gönderebilirim..

    [SPOILER="FARELER ve İNSANLAR BÖLÜM: IV"]
    Zenci seyis Crooks'un yatağı samanlığın duvarına bitişik küçük bir baraka halindeki koşumluktaydı. Bu küçük odanın bir yanında dört parçalı kare bir pencere, diğer yanında ise ambara açılan dar bir kapı vardı. Crooks'un yatağı içi saman dolu uzun bir tahta kasadan oluşuyordu.



    Oda süpürülmüş ve oldukça temizdi. Çünkü Crooks, gururlu ve onurlu bir kişiydi. Herkesle arasında bir mesafe tutar, diğer kişilerin de buna dikkat etmesini isterdi. Çarpık omurgası nedeniyle vücudu sola doğru eğik duruyordu. Gözleri çok derinde kalmıştı. Bu da gözlerini parıltılı gösteriyordu. Zayıf yüzünde derin kara çizgiler vardı. Sanki acıyla gerilmiş gibi duran dudakları yüzünden daha açık renkteydi.



    Lennie açık duran kapının önünde sessizce belirdi ve içeri bakmaya başladı. Geniş omuzları kapı boşluğunu dolduruyordu. Bir an için Crooks onu görmedi. Ama başını kaldırdığında vücudu gerildi ve kaşları çatıldı. Elini gömleğinin altından çıkardı.

    Crooks ters bir sesle, "senin benim odama girmeye hakkın yok. Burası benim odam ve benden başkası giremez," dedi.

    Lennie yutkundu. Gülümsemesi daha çok sırıtmaya dönüştü. "Bir şey yapmıyorum ki," dedi. "Sadece yavru köpeğime bakmaya gelmiştim. Işığını gördüm," diye anlattı.

    "Tamam da, benim odamda ışık yakmaya hakkım var herhalde. Yaylan bakalım odamdan. Beni barakada istemiyorlar. Sen de benim odamda istenmiyorsun."

    "Neden istemiyorlar seni orada?"

    "Çünkü: Zenciyim. Orada kâğıt oynuyorlar. Ben oynayamam. Çünkü: Zenciyim. Koktuğumu söylüyorlar. Sana bir şey söyleyeyim mi? Hepiniz de bana pis pis kokuyorsunuz."

    Lennie iri ellerini iki yana sarkıttı. "Herkes kasabaya indi," diye mırıldandı. "Slim, George, öbürleri, hepsi. George burada kalıp başımı derde sokmamamı söyledi. Ben de senin ışığını gördüm."

    "Ee, ne istiyorsun?"

    "Hiç. Işığını gördüm. Gelip biraz çene çalarım, diye düşündüm."

    Crooks Lennie'yi süzdü, sonra arkaya uzanıp gözlüğünü aldı, gözlüğün saplarını pembe kulaklarının üzerine yerleştirdi ve Lennie'yi yeniden süzdü. "Zaten samanlıkta ne yaptığını da bilmiyorum ya," diye yakındı. "Arabacı değilsin. İşçiler samanlığa girmez. Atlardan anlamazsın."

    "Köpek yavrusu," diye yineledi. "Benim köpek yavrusunu görmeye geldim."

    "Öyleyse git köpeğini gör. İstenmediğin yere de gelme."

    Lennie'nin dudaklarından gülümseme silindi. Bir adım attı. Sonra anımsadı, kapıya doğru geriledi. "Biraz baktım onlara. Slim, onları çok mıncıklamamamı söylüyor."

    Crooks, "ama hep yerlerinden çıkarıyorsun. Bir de bakarsın anaları onları başka yere taşıyıvermiş."

    "Yo, aldırmıyor. Bana izin veriyor," dedi Lennie. Bu arada yine odaya girmişti.

    Crooks kaşlarını çattı ama Lennie'nin içten gülümseyişi karşısında yumuşadı. "Gel de bir süre otur," dedi. "Nasılsa gidip beni rahat bırakmaya niyetin yok, bari otur." Sesi biraz daha dostça çıkmıştı. "Demek herkes kasabaya gitti, ha?"

    "Candy'den gayri hepsi. Barakada oturmuş kalemini yontuyor, yazıp çiziyor, hesap yapıyor."

    Crooks gözlüğünü düzeltti. "Hesap mı yapıyor? Neyin hesabını yapıyormuş ki Candy?"

    Lennie bağırırcasına "tavşanların" dedi.

    "Sen delisin galiba," dedi Crooks. "Sen iyice kaçıksın. Hangi tavşanlardan söz ediyorsun?"

    "Satın alacağımız tavşanlardan. Ben bakacağım onlara. Onlara ot toplayacağım, su vereceğim."

    "Sen bayağı kaçıksın. Birlikte dolaştığın herifin seni neden herkesten uzak tuttuğunu şimdi anlıyorum."



    Crooks yatağın kenarından öne doğru eğildi, sarktı. "Ben güneyden gelme bir zenci değilim," dedi. "Burada, California' da doğmuşum. Babamın bir tavuk çiftliği vardı, beş dönüm kadar. Beyaz çocuklar bize gelirlerdi oyun oynamak için. Arada da ben giderdim. Bazıları oldukça iyi çocuklardı. Babam bundan hoşlanmazdı. Uzun yıllar sonrasına kadar nedenini anlayamamıştım. Ama şimdi biliyorum." Durakladı. Kararsızdı. Yeniden konuştuğunda sesi daha yumuşaktı. "Çevrede bizden başka zenci aile yoktu. Şimdi de aynı. Bu çiftlikte de benden başka bir zenci yok. Tüm Soledad'da bir tek zenci aile var." Güldü. "Bir şey söylesem, zenci lafıdır diye aldırmazlar."

    Lennie, "acaba şu yavrular ne zaman okşanacak kadar büyürler?" diye sordu.

    Crooks gene güldü. "İnsan sana rahat içini dökebilir. Gidip başkalarına anlatmayacağından emin olabilir. İki hafta sonra yavrular ele avuca gelir. George işini biliyor. O konuşuyor, sen bir şey anlamadan dinliyorsun." Heyecanla daha da fazla eğildi öne doğru. "İşte bu da zenci lafı, üstelik kambur bir zenci lafı. Anlamsız sayılır. Tamam mı? Zaten bir şey anımsayacağın yok. Çok tanık olmuşumdur buna. Adamın biri konuşur ha konuşur. Öteki duyamadıktan ya da anlamadıktan sonra ne önemi olur ki. İster konuşsunlar, ister konuşmadan öylece otursunlar fark etmez." Heyecanı artmıştı, eliyle dizine vurmaya başladı. "George sana saçma sapan şeyler söyleyebilir ama önemli değil. Önemli olan konuşuyor olmak. Önemli olan bir can yoldaşına sahip olmak. O kadar..." Sustu.



    Crooks yumuşak bir sesle. "Belki şimdi anlarsın. Senin George gibi bir kimsen var. Geri geleceğini biliyorsun. Ya kimsen olmasaydı? Ya sırf zenci olduğun için, barakaya gidip remi oynayamasaydın? Bu hoşuna gider miydi? Burada oturup kitap okumak zorunda kalsaydın. Tabii nal oyunu oynayabilirsin. O da hava kararana kadar. Sonra kitap okumak zorunda kalırsın. Ama kitapların yararı yok. İnsanın can yoldaşına gereksinimi var." Crooks sızlanarak yakınıyordu. "Yanında kimse olmayınca, insan kaçırır. Yanındakinin kim olduğu önemli değil," diye bağırdı."İnan bana insan çok yalnızlık çekiyor ve yaşamaktan beziyor."

    ….

    Crooks zorlukla ayağa kalktı. "Sen misin Slim?" diye seslendi.

    Cevap veren Candy oldu. "Slim kasabaya gitti. Şey, sen Lennie'yi gördün mü?"

    "Şu koca herifi mi demek istiyorsun?" "Hı, evet. Bir yerlerde gördün mü onu?""Burada," dedi Crooks kısaca ve gidip yatağına yattı.

    Candy kapının önünde durmuş, elsiz bileğini kaşıyor, gözleri görmeden aydınlık odanın içine bakıyordu. Girmeye davranmadı. "Bak sana ne diyeceğim Lennie; şu tavşanları hesaplıyordum da..."

    Crooks aksi aksi, "istersen içeri girebilirsin," dedi.

    Candy utanmış görünüyordu. "Bilmem. Tabii girmemi istersen girerim."

    Crooks'un sevincini öfkeli havaya bürünerek saklaması zordu. "Gelsene. Madem ki herkes giriyor, sen neden girmeyesin?"

    Candy içeri girdi ama hâlâ utanıyordu. "Ne güzel küçük rahat bir yerin var," dedi Crooks'a. "Böyle kendine ait bir odaya sahip olmak hoş olmalı."

    "Tabii," dedi Crooks. "Pencere önündeki gübre yığını da oldukça hoş."

    Lennie söze karıştı. "Sen tavşanlardan mı söz ediyordun, demin?"

    Candy kırık boyunduruğun yakınında duvara dayandı, bileğini kaşıyordu. "Uzun zamandır buradayım. Crooks da uzun zamandır burada. İlk kez odasına giriyorum."

    Crooks üzüntülü "insanlar zencilerin odasına pek girmezler. Sadece Slim girmiştir. Slim ve bir de patron."



    "İçinizden Curley'i gören oldu mu?"

    Üçü de başını kapıya çevirdi. Curley'nin karısı içeri bakıyordu, sürmüş sürüştürmüştü. Dudaklarını aralık tutuyordu. Sanki koşarak gelmiş gibi soluk soluğa idi.

    "Curley buraya gelmedi," dedi Candy tersleyerek.

    Kadın hâlâ kapı ağzında durmuş gülümsüyor, bir elinin tırnaklarını diğer elinin baş ve işaret parmaklarıyla ovuşturuyordu. Sıra ile tek tek hepsini gözden geçiriyordu. "İşe yaramazları burada bırakmışlar demek," dedi sonunda."Tümünün nereye gittiğini bilmiyorum mu sandınız? Curley bile gitti. Nereye gittiklerini biliyorum."



    Candy kesik bileğini dizine dayadı ve öteki eliyle yavaş yavaş ovdu. Çıkışırcasına "senin kocan yok mu? Başkalarıyla oynaşıp insanların başına dert açmanın âlemi var mı?"

    Kadın parlayıverdi. "Doğru, kocam var. Hepiniz biliyorsunuz onu. Yaman herif, değil mi? Durmadan sevmediği insanlara ne yapacağından dem vurur durur. Üstelik hiç kimseyi de sevmez. Ben o kümes kadar evde pinekleyip bütün gün, onun önce nasıl sol yumruğunu gösterip sağını indireceğini mi dinleyeceğim? Boyuna 'bir, iki dedim mi işi tamamdır' der gezer."

    "Siz gezginci serseriler sanki bir haltsınız. Beni çocuk mu sanıyorsunuz? İsteseydim bir oyuncu grubuna katılır giderdim. Hem de biriyle değil, kaç tanesiyle çıkardım turneye. Bir keresinde biri beni film artisti yapacağını bile söyledi." Öfkeden soluk soluğa kalmıştı. "Cumartesi akşamı herkes bir yerlere gitmiş eğleniyor. Ya ben ne yapıyorum. Sizin gibi serserilerle laflıyorum. Bir zenci, bir ahmak ve bir moruk... ve eğleniyorum. Çünkü: Başka kimse yok ki şu Allah'ın belası yerde."



    Crooks yatağından kalkıp kadının karşısına dikildi. Soğuk bir sesle, "sabrımı tükettin," dedi. "Bir zencinin odasına girmeye hakkın yok. Hemen buradan çık. Çabuk çık. Yoksa patrona söylerim seni samanlığın semtine uğratmaz bir daha."

    Kadın alay eder gibi baktı ona. "Bana bak zenci," dedi. "Çeneni açarsan sana ne yaparım biliyor musun?"

    Crooks ona çaresiz bakışlarla baktı, sonra döndü gitti yatağına oturdu. Birden sanki içine kapandı.

    Kadın ona iyice yaklaştı. "Ne yaparım biliyor musun?"

    Crooks sanki küçüldü küçüldü ve duvara yapıştı. "Evet efendim."

    "Öyleyse haddini bil zenci. Seni önümüze gelen ilk ağaca astırırım da, kimse bu işin tadını çıkarmaya bile zaman bulamaz."

    Crooks küçülmüş küçülmüş yok olmuştu. Ne kişiliği ne de benliği kalmıştı. Yakınlık ya da nefret uyandıracak halde bile değildi. Tek düze bir sesle, "evet efendim," dedi yeniden.

    Kadın bir kez daha hücuma geçmek için Crooks'un kıpırdamasını bekliyormuş gibi zencinin başında durdu bir süre. Ama zenci hiç ses çıkarmadı. Gözleri başka yana bakıyordu. İncinebilecek her yönü ile kabuğuna çekilmişti. Kadın sonunda diğer ikisine döndü.

    Yaşlı Candy büyülenmiş gibi onu izliyordu. "Eğer bunu yapacak olursan, biz de," dedi yavaşça, "biz de senin Crooks'a iftira ettiğini söyleriz."

    "Bir dene istersen," diye bağırdı kadın. "Dene de gör bakalım. Sen de biliyorsun ki sizi kimse dinlemez. Kimse dinlemez sizi."

    Candy'nin süngüsü düştü. "Öyle," dedi. "Kimse kulak asmaz bize."



    Crooks o konuya hiç yanaşmıyordu artık. "Sizler gitseniz iyi olur. Sizin burada kalmanızı istediğimden emin değilim. Bir, zencinin istese de istemese de uyması gereken kurallar vardır."

    Candy, "orospu böyle konuşmamalıydı seninle," dedi.

    "Önemli değil," diye yanıtladı Crooks hüzünle. "Sizin buraya gelip oturmanız bana gerçeği unutturuverdi. Söylediği doğruydu."

    Samanlıkta atlar kişnedi, zincirler sakırdadı ve biri seslendi. "Lennie. Hey Lennie, samanlıkta mısın?"

    "Bu George," diye bağırdı Lennie. Ve cevap verdi, "buradayım George. Buradayım."

    Bir saniye sonra George kapıya dikilmiş, durumdan hoşnut olmadığını belli eder şekilde bakıyordu çevresine.

    "Crooks'un odasında ne arıyorsun? Buraya gelmemen gerekir."

    Crooks, "onlara söyledim ama dinlemediler," dedi. "Atsaydın kıçına bir tekme."

    "O denli önemli değil," dedi Crooks. "Lennie iyi bir delikanlı."



    Crooks yatağına oturdu, bir süre kapıya baktı ve uzanıp yağ şişesini aldı; gömleğinin arkasını sıvadı; pembe avucuna biraz yağ damlattı; uzanıp yavaş yavaş arkasını ovmağa koyuldu. [/SPOILER]
    Bu bölüm; dört "öteki"nin, skolyozu olan bir zenci, bir zeka özürlü, sakat ve yaşlı bir işçi ve bir kadının sohbetini anlatır..

    Kitap 1930'larda yazılmış, Amerika'da geçiyor.. Şimdilerde oralarda böylesi çarpıcı öteki-beriki muhabbetleri yaşanıyor mu bilemem.

    Demem o ki; zaman-mekan tanımıyor bu işlem.. 7000 yıldır dünyanın her yerinde var.. Kiminde az, kiminde çok.. Tümüyle kaldırmak olası değil! Ama daha önceleri de bir kaç kez dediğim gibi; "mücadelesi bile keyif verir insana!". Elbette doğru yöntemlerle yapılıp, olumlu sonuçlar alınan mücadeleler daha bir keyifli olacaktır!

  4. #124
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    SEDAT ERGİN ASIL SANA HAYRET!

    Engellenenleri ötekileştirilmiş gurupların içinde saymama eğilimi hala sürüyor akademik ve entelektüel çevrelerde.. Ayrımcılığa uğrayan gurupların sesini kesmek, ve asıl büyük kütleden onlara desteği esirgemek için uygulanan ötekileştirme politikasını , asıl kendilerine uygulandığını bile kabul ettiremiyor engellenenler..

    Hoş aşağıda verdiğim linkte göreceğiniz gibi sevgili halkımız! ötekileştirilmiş guruplara uygulanan kısıtlamalara canı gönülden destek veriyor..
    Sedat Ergin ise hayret verici bir şey yakalamış gibi halkımızın bu tutumunu eleştiriyor.. Zaten ötekileştirme politikasının amacı halkımızın bu guruplara desteğini çekmesi, onların ötekileştirilmesi değil midir? Niye şaşırıyorsun bu sonuçlara?

    Gidin şu an tatil yerlerine, sinema tiyatro salonlarına.. Alış veriş merkezlerine gidin.. Sokaklara çıkın.. Spor yapılan yerlere uğrayın, siyaset sahnelerine bakın.. İş yerlerini kontrol edin.. Sanki bu ülkede gizli bir el tüm sakatları oralardan süpürmüştür.. Yüzde on rakamının karşılığı olarak ancak tek tük sakat gözükür oralarda, numunelik.. Onlarda koca akan bir dereye karşı yüzen insanlara benzerler.. Ya kuytularda, korunaklarda dolanırlar.. Yada ite kaka birilerinin el yardımı ile yüzmeye çalışırlar..
    Zencilerin ayrı otobüslere bindirildiği, ayrı lokantalara alındığı bir zamanların Amerika’sından bile daha vahşi bir ayrımcılığa uğruyoruz bizler.. Zencilerin hiç olmazsa kendilerini özgürce yaşabildiği alanları vardı.. Oysa Türkiye’de sakatların o yaşam alanları bile yok.. Çünkü o alanlara çıkış yollarına hain ve sinsi eller on binlerce tuzak kurarak engel koymuşlar.. Şaka demiyorum on binlerce tuzakla engellenmişiz bizler.. O tuzakları geçenleri ise ötekileştirme kodlu hain kafaların ‘’ bunun burada ne işi var, gitsin evinde otursun’’ bakışı karşılar.. İşte bu kadar öteki olan engellenenleri üniversite ve entelektüel çevreler bile ötekileştirilmiş guruplarına almaz.. Ondan sonrada ötekilere yapılan kısıtlamaları halkımız onaylıyor diye hayrete düşerler.. Sedat Ergin asıl sana hayret!

    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/...rid=308&gid=61




Sayfa 9 / 9 İlkİlk ... 56789