Sayfa 2 / 9 İlkİlk 123456 ... SonSon
Toplam 124 mesajın 16-30 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #16
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Sevgili Ensar,

    Kağıt üzerinde sınıflandırmak/kategorize etmek Ötekileştirmek değildir! Ötekileştirmek, dışlamak eylemi hayata geçirilmesi ile, sonra başlar.. Engelliler sakatlık grupları ve oranları dolayısıyla birbirlerini dışlıyorlar mı, yoksa birlikte hareket edebilmek için çeşitli platformlarda (burası gibi) buluşuyorlar mı? Ona bakarız..


    Sevgili Kuyucak, Tam da o noktaya gelmiştim.. Ayrışmanın nedenleri ve tarihsel süreci anlatmaya çalışacaktım.. Sen sordun.. İyi de ettin.. Bu gece uzun olacak..

  2. #17
    Üye
    ozlemckla Avatarı

    Gerçek Adı
    Özlem
    Üyelik Tarihi
    06.07-2005
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    43
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Duygusal ötekileştirilenler arasında acayip bir ortak refleks göreceksiniz.. Hemen hemen her konuda ortak düşünüp ortak tavır koyabilirler..
    Fiziksel ötekilerin ortak bilinci oluşmamıştır daha.

    Demiş Kuyucak, bence bu söylem fiziksel ötekileri sakatlar olarak anlarsak doğru bir tespittir.
    Duygusal ötekileştirilenler gurur duyarlar kendileriyle, alevi alevi olmaktan gurur duyar örneğin vs vs çoğaltılabilir örnekleri. Bu yüzden, yani kendini benimsediğinden diğer yoldaşlarınıda benimser ve ortak paydada buluşmaları kolaylaşır.
    Fiziksel ötekilerde ise durum tam zıttıdır. Yani o hiçbirzaman gurur duymamış hatta nefret etmiştir bulunduğu yerden. Kimse "vay be nasıl sakatım ama, ohh iyiki de sakat oldum yada iyiki de sakat doğmuşum demez" sakatlık kimse için sevilen bir durum değildir, Burada duygusal ötekilerde bulunan o özdeşleşme duygusu da yoktur haliyle, niye olsun ki, bir grupla özdeşleşme o grupla anılmaktan gurur duymakla olur.
    Velhasılı belli etsede etmesede herkes nefret eder sakat olmaktan, nacizane ortak bilincin oluşmama sebebi olarak bunu görmekteyim, çok sığ gibi görünsede bazılarına bu sebep

  3. #18
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Yaklaşımın, doğru ama tam öyle değil Özlemcim,

    Çünkü ben bir adım daha gittim ve fiziksel ötekilere kadınları, çocukları, zencileri vb. de kattım.. Kuyucak şimdi "zenciler ortak paydada buluşuyor, engelliler niye buluşamıyor? Onların başı kel mi" diye soruyor anladığım kadarıyla..

    Yanıtı bir sonraki mesajımda..

  4. #19
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Şimdi biriniz ötekileri, duygusal ve fiziksel ötekiler diye ayırmış. Diğeriniz, somut ve soyut ötekiler diye ayırmış.

    Biliyorum, Baben’in daha söyleyecekleri var. Ama ben bu tartışmanın nereye gideceğini merak ediyorum. Daha doğrusu, ötekileştirme/ayrımcılık, emperyalizmin demokrasi maskesi adı altında böl-yönet-sömür stratejisinin bir parçası ise, neden en başta ayrımcılığa karşı çıkmıyoruz da, bu ayrımcılığı keskinleştirmeye çalıştığımızı anlayamıyorum. Belki çözümleme yapmaya çalışıyoruz diyeceksiniz ama ben bu çözümlemenin en başta yanlış olduğunu düşünüyorum. Yanlış yolda doğrular aranmaz çünkü... Bu sınıflandırmaları toptan red ediyorum.

    Hele hele bu ayrımcılık, küreselleştirme maskesiyle üstü örtülüyor ve medeniyetler çatışması ya da çok kültürlülük gibi tartışmalarla içi dolduruluyor ise, neden ben neyim, sorusu yerine biz neyiz sorusunu soruyoruz.

    Baben ötekileri, somut ve soyut diye ayırmış.

    Somut kavramlar, varoluşu kendi başına olan varlıklardır. Masa, ben, sen, o. Soyut kavramlar ise, gösteremediğimiz kavramlardır. Çirkinlik, güzellik, demokrasi, aşk, sevgi gibi.

    Örneğin, kadın kavramı genel bir kavramdır. Kadın, yalnızca görünümüyle mi ötekileştirilmektedir? Hayır.

    Yine, engelli yalnızca görünümüyle mi ötekileştirilmektedir? Hayır.

    Yoksa her iki kümeye de birtakım özellikler yüklendiği, birtakım roller verildiği mi için mi? Bu özellik yükleme ya da roller soyut değil mi?

    Kadına yüklenen roller erkek egemen toplumun ideolojisi değil mi? Bu ideoloji soyut değil mi? Öyleyse, somut ötekiler kümesine nasıl giriyor?

    Eşcinseller ya da cinsel kimliği farklı olanlar, dış görünümleriyle ya da davranışlarıyla bir toplum içinde kendilerini belli etmiyorlar mı? Nasıl soyut kümenin içine giriyor?

    İdeolojisi, inanç, milliyet bir insanın davranışlarıyla, tutumlarıyla, eylemleriyle, sözleriyle ortaya çıkmıyor mu? İnsanın belleğinde tasarladığı bir şey soyut olabilir. Ama o düşünce eyleme döküldüğünde artık o dışlaştırılmıştır. Yani, somutlaşmıştır.

    Kavramlar da böyledir. Sınırlar, o kavramın içeriği belirlenince o kavram somutlaşır.

    Bugün küreselleşen dünyada insanın evrensel ilkeleri yerine toplumların kimlikleri, kültürleri ön plana çıkartılıyor. Akıl arka plana itiliyor.

    Ben ve ben olmayan tözlerini ortaya atan Dekart’tır. İşte onun yaptığı bu ayrım, öznenin kendisinden farklı olan dünyaya yabancılaşmasını doğurmuştur. Parçalanma, insanı insanlıktan çıkarmıştır.

    Ayrımcılık, dil, din, gelenekler, örf ve adetler, ekonomi, devletlerin kültürel evriminin ürünüdürler. Bugün, yapılması gereken, üstümüzdeki bu maskeleri atmamızdır.

    Önce insanım. Sonra…….. diyebilmektir asıl olan.

  5. #20
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Kağıt üzerinde sınıflama yapmak ötekileştirmek değilse niçin yapıyoruz o sınıflandırmaları?

    Düşünce, kavramlarla başlar.

  6. #21
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ben sınıflandırmaları niçin yapıyoruz diye sordum. Yapmak başka var olması başka. Ben ne yazıyorsunuz diyorum. Siz bana çiziyorum diye yanıt veriyorsunuz:)))

  7. #22
    Üye
    ozlemckla Avatarı

    Gerçek Adı
    Özlem
    Üyelik Tarihi
    06.07-2005
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    43
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Daha önce ki yazımda "fiziksel ötekileri sakatlar olarak anlarsak" demişim. Sanırım sakatlık fiziksel ötekiliğin bile ötesinde, "öyle ötede öyle ötede ki" kimse o yerde olmak istemiyor,

    Sevgili Baben fiziksel ötekilere kadınlar zenciler vs... yi de dahil etmiş. Burada örneğin kadınlar için söylersek ben "genelde" kadınların bir erkeğe şöyle imrenerek bakıp da ahhh keşke erkek olsaydım dediğini duymadım yada çok ender durumlarda duymuşluğum vardır. Ama istisnasız her sakat "sağlıklı ve sağlam" birine bakarak onun gibi olabilmeyi aklından geçirmiştir ve kaldı ki çoğu kezde bu durumu dillendirmiştir.

    Diyeceğim odur ki bu sakatlık yere göğe sığmayan öyle tukaka menem bişeydir ki ben öteki değilim bile diyemessiniz, öteki bile olamamışsınızdır çünkü Hal böyleyken nasıl ötekileştirilmiş bilinç oluşmasını bekleriz ki(

  8. #23
    Üye
    Cigdem Kuyucak Avatarı

    Üyelik Tarihi
    01.08-2008
    Son Giriş
    20.07-2013
    Saat
    17:25
    Yaşadığı Yer
    Antalya
    Mesaj
    168
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Öteki-beriki-diğeri;
    Ötekileşmek; kim ister öteki olmayı. Çünkü öteki olmak normal değildir. Yada toplumun normal saydıklarından olmamaktır.
    Diyelimki; bir maçoya göre kadınsan ötekisin.
    Heteroseksüelsen gayler-lezbiyenler senin için öteki.
    Aşırı milliyetçiysen diğer etnik kökenliler öteki.
    Yani aşırı ise herşey öteki olup çıkıverirsin.
    Hadi sakatlarıda bu guruba koyalım ve ötekiyiz diyelim.
    Ama nasıl oluyorda çocuklar da fiziksel ötekilerin içine giriyor sevgili Baben hiç anlamış
    değilim ne demek istediğinizi.
    Galiba şu öteki olmak durumu biraz kavram karkaşasına döndü.
    Önce ; kim öteki, kim beriki ,kim kendini öteki görüyor bunu koyup daha sonra
    ortak payda nedir? kimler ortak payda da buluşur? yada nasıl ortak payda da buluşur?
    bunu konuşmak gerek.

  9. #24
    Üye
    Cigdem Kuyucak Avatarı

    Üyelik Tarihi
    01.08-2008
    Son Giriş
    20.07-2013
    Saat
    17:25
    Yaşadığı Yer
    Antalya
    Mesaj
    168
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sınıflandırmayı ben yapmıyorum Ensar-Egrek ,sınıflandırmayı zaten toplum yapıyor diyorum.
    Örnek:
    Ben bir kadın olarak nasıl bir kadına öteki derim de sınıflandırma yapabilirim ki.
    Sanırım ne demek istediğim pek anlaşılamadı.

  10. #25
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    02:14
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.925
    Alınan Beğeniler
    954
    Verilen Beğeniler
    1.246

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bu tartışmaya katılmak için biraz geç kaldım. Bir yandan güzel havalar, bir yandan aşırı yoğun forum işleri... Neyse, nerden dönülse kardır diyorum

    Tatışmayı okurken, http://www.engelliler.biz/forum/ayri...-tartisma.html ve http://www.engelliler.biz/forum/ayri...-tartisma.html konularını anımsadım.

    Baben'den başlayayım istiyorum önce. Somut-Soyut ve Ayrımcılık-Ötekileştirme ayrımlarına katılmıyorum. Daha doğrusu, insana dair bir özellik belli olsa da olmasa da, insan bir özelliği dolayısıyla fiili olarak mağdur edilse de sinsi sinsi alt sınıf olarak görülüp uzağında kalınsa da bence fark etmez. Hepsi aynı derecede haksızlık, edepsizlik ve zulüm içerir bana göre.

    Ayrıca, bu tür ayrımlarda "kendini gizle, sorun yaşama" iması da vardır. Yani, insana, olduğu halini, onu kendi-yapan kimliğini gizlemesi için bir dayatma/baskı var bu somut-soyut ayrımında. "Gizle(n), yoksa karışmam!". İşte, dışardan bakınca belli olmayan (ateistlik, dindarlık, cinsel kimlikler vb.) haller her zaman gizliliğe mahkum ediliyor. Bu, apaçık olarak başkaları üzerinde iktidar kurmak değil de nedir?

    Ayrımcılığı gerçek kişilerin değil tüzel kişiliklerin yapabileceğine de katılmıyorum. Devlet de yapar, kurumlar da, mahkemeler de, bireyler de. Herkes yapar. Nitekimonun için TCK'da ayrımcılık suçu tanımlanmıştır ve kişilere hapis cezası öngörülmüştür.

    Bir de, nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum ama, beceremezsem, soru-cevaplarla yine denerim...
    Her şeyi kategorize etmek, evet, postmodern dönemin bir ürünüdür. Evet, insanların (aslında her şeyin) sınıflandırılması ve/fakat sonra bu sınıflandırmalara değerler atfedilmesi şüphesiz kötüdür. Ama, insanların hallerini gizlemelerini ima eden, "kategorileştirme kötüdür" veya "kapitalizmin böl ve yönet düsturuna hizmet etmektir" demek, faşizmin tektipleştiriciliğine göz kırpmak demek değil midir?
    Alevilerin -hala bile- alevi olduklarını gizlemeleri midir "kapitalizmin böl yönet" tuzağına düşmemek? Başörtülü kızların üniversite kapılarından geri çevrilmesi, TC vatandaşı Ermenilerin gündelik yaşamda Ermenice isimlerini kullanmayıp Türkçe isimler uydurması, insanların ana dillerini konuşamaması mıdır "tuzak"tan kurtulmak?

    Kimliklerin özgürce görünür olabilmelerini savunmak ve aynı zamanda kimliklere değer(sizlik) atfetmeyi reddetmek doğru olan değil midir?

    "Kişisel olan politiktir". Beni ben yapan özelliklerimi gizlememi, ancak o halde toplumsal alandan dışlanmayabileceğimi ima eden bir tektipleştirmeye temelden karşı çıkarım. Kendimi nasıl tanımlıyorsam, neyi kimliğim olarak üstüme alıyorsam, neysem, nasıl görünmek ve olmak istiyorsam, oyum.

    ***
    kuyucak'ın, "Yahu bu sakatlar neden politik olamıyor" sorusu bence de çok önemli. Ve ozlemckla'nın, "çünkü sakatlık gurur duyulacak bir durum değil" ifadesinin de kuyucak'In sorusunu anlamlandırdığını düşünüyorum.
    (yine http://www.engelliler.biz/forum/ayri...-tartisma.html konusu)

    Sakatlığın kötü bir şey olduğu, sakat olmanın zaten anormal olduğu önkabulü her halde çok kişide vardır. Sakatların birincil sorununun bu kendini sevmemek olduğuna inanıyorum. Olduğun hali sevmiyorsan, o halinin "kötü" olduğu vaazlarına kaptırmışsan kendini, ne politik olabilirsin, ne de kendin olmanın gururu ile sana tacizde bulunan iktidar odaklarına karşı dikelebilirsin... Kendini sevmeyen biri kendini "savunmayan" biri, başkalarını sevip savunabilir mi?

    Bu baskılanmanın sakatları -kuyucak'ın sorunsallaştırmaya çalıştığı gibi- çoğu zaman pasifize ettiğini ve daha da beteri, iktidardakilerin taklidi haline dönüştürdüğünü düşünüyorum. Her fırsatta "ben de sizler gibiyim" diyebilmek için hazır kıta bekliyor bu kişiler. A mı ezilecek, beraber ezelim. B'den nefret mi edilecek, beraber edelim... Yeter ki beni de alın aranıza. Ben de sizdenim. Bu kahrolası bedenim yüzünden beni dışlamayın...

    "İktidar sahibi sizi ayaklarıyla eziyorsa, onun ayaklarından hastalığı kaparsınız". Kaptıkça da taklit olmaya ve asıllara yaranmak için başkalarını ezmeye başlarsınız. Bi nevi tetikçi suretler...
    - Arkadaşlar, lütfen sorularınızı özel mesajla iletmek yerine ilgili foruma yazarak cevap arayın. Böylece hem soru-cevaplardan herkes yararlanır hem de en doğru cevaba en hızlı şekilde erişmiş olursunuz.
    - Lütfen sorunuza cevap aldıktan, bir sorununuza çözüm bulduktan sonra dönüp gitmeyin. Siz de başkalarına yararlı olmak için bilgilerinizi, tecrübelerinizi, duygularınızı paylaşabilirsiniz. Unutmayın, siz nasıl yana yakıla cevap arıyorduysanız, başkaları da içine düştüğü açmazdan çıkmak için aynı hararetle sorularına cevap arıyor...

  11. #26
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    15:37
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Öteki olmak çok da kötü bir şey değil aslında...Egemen inaçtan olmamak ya da engelli olmak benim için çok da kötü bir şey değil...3 kez ötekileştirilmeme rağmen,farklı olmak bana daha cazip geliyor...Öteki olmakla kimliğimin daha sağlam olduğunu düşünüyorum...Farklı olmak,sıradan olmaktan daha iyidir bana göre...

  12. #27
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Şimdi önce Ensar’ın sorusundan başlayayım. İnsan çevresindeki varlıkları anlamak ve anlamlandırmak için sınıflandırmalar yapar. Böylece çevremizdeki nesneler ya da varlıklar arasındaki kategorisel ilişkilerini gösteririz. Var olanların niteliklerini belirleriz. Ardında da sınıflandırırız. Onları böleriz.

    Eğer böyle yapmasaydık belleğimiz arap saçına dönerdi. Düşünsenize, soyutlama yapmamış olsaydık, her nesnenin ayrı bir adı olacaktı. Örneğin, meyve ya da sebze deyince belleğimize o kategoriye giren yiyecekler gelir.

    Bu anlamda kategorileşme gereklidir. Ancak, sosyolojik anlamda kategorileştirmenin asıl tehlikesi, belleğimizde oluşturduğu önyargılar, öznel değerlendirmeler, genellemeler, özellik yüklemelerdir. İşte kötü olan budur.

    Ben bu tehlikeye dikkati çekiyorum. Felsefi anlamda insanı incelediğimizde ve günümüze geldiğimizde 1990 yıllardan sonra kimlik politikalarının ön plana çıkartıldığını düşünüyorum.

    Akıl ikinci plana itildi. İnanç, mezhep, etnik köken birinci plana çıkarıldı. Böylece gizli gizli bir psikolojik savaş başlatıldı. İnsanlığı bölen, insanları birbirine düşüren ırkçı, milliyetçi, dinci kimliklerle karşı karşıyayız. Bu tür kimlikler, insanı dondurur. Örneğin, bir müslümanla konuşurken Kuran’ı, bir hiristiyanla konuşurken İncil’i, bir Yahudi’yle konuşurken Tevrat’ı eleştirebilir misiniz? Çünkü, o insanın kutsal, tartışılmaz alanları vardır. Onlara dokunulamaz. Düşünce dünyası donmuştur.

    Etnik kimlik de bir yaftadır. Hiç kimsenin ben Türk’üm, ben Kürt’üm demesine karşı değilim. Fakat siz Türklükle ya da Kürtlükle kendinizi özdeşleştirdiğinizde kendinize bir şey bırakmazsınız. Kendi tekliğinizi yitirirsiniz. Ben Türk ya da Kürt ya da İngiliz olmadan önce insanım.

    Ben önce insanım.

    Dünyanın neresinde olursa olsun, hangi ırk, hangi renk, hangi dili konuşursa konuşsun eğer orada insanlar katlediliyorsa, insanlar sömürülüyorsa, işkencenin, sömürünün, zulmün karşısındayım. Hiçbir ayrım gütmeden…

    Kimlik kavramı, bir insan ya da bir küme için kullanılır. Ama tüm insanlar için geçerli bir kimlik olamaz. Evrensel bir kimlik olamaz. Kimlik, ancak insanların bir parçasını içerirse kimlik olur. Kimlik, insanın doğduğu yerde hazır bulduğu ayrımlardır. Bu nedenden dolayı, Alevi, Sünni kimlikleri insanları daraltan ayrımlardır. Niye insanlar kimliklerini ön plana çıkartıyor ki… Yoksa, insanların hangi mezhepten oldukları hiç de ilgilendirmez beni.

    Gizlenmesin kimse… Herkes açık açık ne olduğunu söylesin. Niye gizlenme gereği duyuyor insanlar? Çünkü önyargılarımız var değil mi?

    İnsanı insan yapan nitelikler, onun kimliği değil, kişiliğidir bana göre… Kimlik ve kişilik karşıt kavramlardır. Kimlikle sürüleşen insan rüyadadır.

    Bu sakatlar niçin politik olsunlar?

    Sakatların birleşememesinin temelinde bir hiyerarşi yok mu? Konfederasyon, federasyon, genel merkez, şubeler… Nasıl da ellerimizi kollarımızı bağlamışlar değil mi? İnsan insanlaşmadan tüm kurumlar çöker. Bu yüzden de oralarda da birbirimizi yiyoruz.

    Yine sakatların birleşememesinin temelinde bölünmüşlük yok mu? Körler, sağırlar, ortopedikler, zeka engelliler v.s v.s.

    Sakatlık kötü bir durum tabii ki… Hangi insan sınırlandırılmayı ister? Ama benim bir organımın olmaması ya da o organımın çalışmaması beni ben yapmıyor. Beni ben yapan özgül ayrımlarım. Bu nedenle de kendimi seviyorum.

    Ben de katılıyorum sakatların kendilerini sevmedikleri düşüncesine… Hergün forumlarda okuyorum. Ya da çevremde görüyorum. İnsanlar halen sakatlıklarını gizlemeye çalışıyorlar. Ya da sakatlıklarından utanıyorlar. Niçin toplumun gözünden bakıyoruz kendimize? Yaşama ve kendimize nasıl bakarsak öyle yaşarız.

    Sizin söyledikleriniz sakatlarda var da sağlamlar da yok mu?

    Tüm toplum böyle… Kim güçlüyse, kim erkse onun yanında el pençe durmuyor muyuz? Bence köleleştirilmiş bir toplumun hastalığı dedikleriniz… Sorun salt sakatlara özgü bir şey değil… Çok daha genel…

  13. #28
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ben insanları etiketlemeye çalışmıyorum,, Kategorilere ayırmaya çalışmıyorum.. Bu iş zaten yapılmış, yaşanıyor.. Reel olarak ülkenin gerçeği bunlar..

    Ancak fiili olarak yapılan bu işin adını koyarak, bir şekilde, karşı duruş arıyorum.. Ayrımcılık yapanların bu işi yaparken ne düşündüklerinin önemi yok bence.. Hangi gerekçeleri olduğu beni ilgilendirmiyor.. İster çok iyi düşüncelerle olsun, ister ülke bütünlüğü, ister milli, ister kutsal, ister ekonomik nedenlerle olsun, yaptıkları sonucunda bir çok kişi öteki olmuştur.. Fiziksel ötekiler daha çok yapılmayan işlerle öteki durumuna düşürülmüştür.. Ülkenin geleceği planlanırken, şehirlerin planları yapılırken, eğitimin temeli atılırken yok sayılmışlardır.. Bir şekilde sakat kırım politikasıdır bu.. Çünkü ekonomik olarak pahalı işlerdir bunlar..Oysa ülkeyi planlayanların temel derdi, ekonomik büyüklüğü yandaşlarına peş keş çekmek üzerine kurulmuştur..

    Biz fakir bir ülke değiliz.. Dünyanın 17.Ekonomik gücüne sahibiz.. Ancak bu ekonomik büyüklüğün paylaşımında bizlere düşen pay Dünya sıralamasında ancak 100.sıralarda olabilir.. Çünkü engellilerin önü baştan tıkanmış.. Sen öteki sayılarak, sana düşen pay ancak günlük olarak ölmeme sınırında hesaplanıp, bir lütuf olarak önüne atılmış..

    Ben kimseyi kategorilere ayırmak için uğraşmıyorum.. Zorla bir bilinç yaratmaya çalışmıyorum.. Biz zaten ötekiyiz ve engellilere verilen payın nasıl hesaplandığını, nelerin kıstas alındığını ve önümüze atılan bu payın hangi duygularla verildiğini bilseniz, öteki değil
    İnsan olduğunuzdan utanırsınız.. Bu kadar mı? Evet daha fazlası belki.. Onlar bizim yaşamlarımızı ekonomik bir yük olarak görüyorlar.. Sevinçlerimiz, hayallerimiz, isteklerimiz
    Onlar için gider kalemi..Şehirlerin planlanması, binalara ulaşımımız hepsi gider kalemi..

    Ben öteki kimliği yaratmak için uğraşmıyorum.. Biz zaten ötekiyiz.. Kafalardaki tülü kaldırıp,
    oynanan oyunu anlatıyorum.. Ayrımı yapanlara ve bunun sonucu öteki olanlara hem de..

    Monalisa insan temelinden uzaklaştığımı hiç hissetmedim nedense.. Aksine sen sorundan uzaklaşıyorsun olayı insan boyutuna taşıyarak.. İnsan ve insanlık öyle senin anlattığın gibi ulvi değerlere sahip değil.. Çünkü burada ötekiler ve ötekileştirenler sonuçta insan..

    Alt kimliktir insanın temel nitelikleri.. Önce herkes insandır, sonra iyi insandır, sonra ülke vatandaşıdır, sonra kürt-türk’tür..Sonra Sünni –alevidir, ateisttir, sonra sağcı, solcudur,ezendir,ezilendir..Sonra galatasarylı,- fenerlidir.. Sonra engellidir, romandır vs vs..
    Bu alt kimlikler çoğaldıkça insani nitelikler artar, azalmaz..

    Özlem hanım siz iyi bir şey anlatmaya çalışıyorsunuz, ancak çok temel bir hata yapıyorsunuz.. Bu kutsal bir şey değil haklısınız, gurur duyulacak bir şey değil.. Ancak verilecek mücadele için gurur duyulacak şey aranmaz her zaman..Deyin ki ülkemizdeki insanların kafalarındaki çöplükler temizlenecek.. Bir şekil yeşil hareketi gibi..Çünkü biz gurur duyacak bir dava için değil, kendimizi savunma hareketi için siyasal bir bilinçten bahsediyoruz..
    Şöyle sloganımız olsun isterseniz; Hiçbir şey için Yalvarmayacağız.. Bize siz yalvarın yardım edelim diye..

  14. #29
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Biliyordumm.. Bunları yazdıktan sonra böyle yağmur gibi sorularla üstüme geleceğinizi biliyordum.. Ama insaf edin yaf.. Birbuçuk parmakla klavye kullanıyorum.. Biraz daha sakin, lütfen.. Bütün sorularınızın yanıtı var ama sorularla aynı hızda olamıyor.. Üzgünüm Ve çorba gibi oluyor! Sıra karmakarışık oldu.. Bazı soruları görmeyebilirim.. Tekrar tekrar hatırlatılması rica olunur..


    Bülentçim, şaşırtmadın beni ama üzdün.. Senden iyi komplo teorisyeni olur.. Nereden çıkarırsın, "gizlen" iması yaptığımı, "kategorileştirme kötüdür" dediğimi.. Ben daha olanı anlatıyorum.. Olması gerekene geçemedim ki.. "Vaziyet-i coğrafya"dayım yani ben.. Siz ne kadar reddetseniz de, katılmasanız da gerçek bu! Taşları doğru yerlerine koymadan satranç başlamaz!.. Önemli olan bu gerçekleri bilerek bundan sonraki yol haritasını çizebilmek.. Tabii ayakların yere basması şartı var!

    TDK, "Somut" karşılığında diyor ki:
    somut
    sıfat
    1 . Varlığı duyularla algılanabilen, müşahhas, konkre, soyut karşıtı:
    "Taş, su, hava somut birer varlıktır."- .
    Bu mudur?.. Budur!

    Kadını, çocuğu, yaşlıyı, engelliyi, zenciyi karşıdan gördüğünde tanıyabiliyor musun? O zaman SOMUTTUR!

    Yine aynı TDK, "soyut karşılığında:
    soyut
    sıfat, felsefe
    1 . Varlığı duyularla algılanamayan, mücerret, somut karşıtı, abstre:
    "En soyut konuları çok çarpıcı somut örneklerle herkesin anlayacağı bir yalınlığa getirirdi."- H. Taner.
    Karşıdan gördüğün kişinin -söylemezse, yazmazsa, hangi gruptan olduğunu belirtecek bir üniforma, giysi vb. takmazsa, taşımazsa- Sosyalist mi, Faşist mi, Müslüman mı, Hıristiyan mı, Gay mi*, Lezbiyen mi anlayabilir misin? O zaman SOYUTTUR o!..



    Malum evden çıkmıyorum.. Gerçek hayatta da bir "gay" gördüğümü hatırlamıyorum.. Hiçbir zaman merak etmemişimdir çünkü kimin, kimle yatıp kalktığını.. O yüzden karşıdan gelen "Eşcinselin ya da cinsel kimliği farklı olanın, dış görünümleriyle ya da davranışlarıyla bir toplum içinde kendilerini belli" edip etmediğini anlayamam..
    Bana ne yaaaa başkasının cinsel tercihinin ne olduğu? Bilmek zorunda mıyım?

    Bütün bu ötekilerin "kendi kafalarıyla düşünebildiği" düşünceleri önemlidir benim için!! Yemişim dinini, milliyetini, cinsel tercihini..


    Ayrıca gerçek kişilerin yaptığı ayrımcılığa bir örnek alayım..


    Kuyucak'tan başlayım:
    Otorite olan öteki yaratmak zorunda mıdır? Ötekileştirme sınıfsal temelde ekonomik paylaşımı kolaylaştırmak ve kolay yönetmek için midir yoksa ruhsal bütünlüğü sağlamak için ortak düşman yaratmak için midir?
    Cevap veriyorum.. a şıkkı!! Kendi varlığını sürdürebilmek için, ötekileri mümkün olduğunca parçalamak, aralarına nifak sokup birbirlerine düşmesini, muhalefetin olmamasını sağlamak zorundadır! Ve bunu da gayet güzel yapıyor.. Son 40 yılda çok şey gördü bu gözler! Burada bile otoriteye karşı birleşip ortak tavır alacağımıza birbirimize girdik.. Faşistlikle suçlanmadığım kalmıştı.. O da oldu sonunda

    Bu gün Dünyanın her yerinde zenciler ayrıma uğradıkları otoriteye karşı bir zenci bilinci geliştirmişlerdir.. Bu bilincin içinde edebiyatı, müziği, ortak siyasi dili ve ortak yaşam kültürüyle hiçte öteki olmanın ezikliğini yaşamazlar..
    Benzer bir noktayı 12 yıl önceki Kuşları Boyamak adlı yazımda ele almıştım:
    Topluluğa dışardan katılan bireyin, eski üyelerin ‘boğazlarına ortak’ olma olasılığına karşı bazen gizliden gizliye, bazen de açıkça ‘düşman’ olunur.
    "Topluluğa dışardan katılan birey" yerine "Ötekiler"i de koyabiliriz..

    Yani demem o ki: Bütün bu ayrımcılığın/ötekileştirmenin/damgalamanın en en en temelinde ve/veya ortasında EKONOMİ yatmaktadır..

    Zenciler, Afrika'dan yola çıktıklarında Kunta-Kinte'ydiler.. Kendilerine muhalefet yapsınlar diye değil tarlada çalışsınlar diye götürüldü Avrupalı efendilerince.. Kadınlar, çocuklar desen hâlâ yok pahasına çalıştırılmakta dünyanın dört bir tarafında.. Din oluşumlarının gelişiminde de ekonomi vardır temelinde.. Firavunun zor kullanarak çalıştırdığı İbraniler isyan etmiş; Yahudiliği geliştirmişler, Romalıların zulmü Hıristiyanlığın gelişmesine neden olmuş, yine ekonomik sınıflaşmanın yarattığı toplumsal-yozlaşma, İslamiyet'in yeşerip büyümesine yardımcı olmuştur! Onlar içerisindeki ayrışmaların temeline bakarsak bir yerlerde "ekonomi"yi buluruz! Yani kültürden, kimlikten vb. önce mutlaka EKONOMİ!

    Elbet bunun yoğunluğu farklı farklı!

    Zenci köleler, üretici olarak, ekonomiyle daha iç içeyken; beyaz kadınlar, çocuklar, engelliler vb. o kadar değil! E.. böyle olunca bir araya gelip ortak kültür oluşturmaları, bunu reel hayatta yaşatmaları daha rahat oldu.. Üretici güçlerin en önemlilerinden bir de: Coğrafya'dır.. Bu da yakın yerlerdeki 'öteki' topluluğunun ortak paydada birleşebilmesine olanak verir.. Aynı fabrikada, aynı mahallede, aynı okuldaki ötekiler..

    Biz engelliler evden çıkamıyoruz daha!!! Neymiş ortak payda, neymiş örgütlenme?





    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: monalisa Mesajı Gör
    Kağıt üzerinde sınıflama yapmak ötekileştirmek değilse niçin yapıyoruz o sınıflandırmaları? ..
    İlginç gelecek ama, kâğıt üzerindeki sınıflamalar, ayrımcılık için değil tam tersine pozitif ayrımcılık için yapılır! Örneğin, belli bir bölgede engellilere otobüs çıkartmak için engellilerin sayısını kağıt üzerinde bilmek zorundadır, belediye.. Ya da kimlere, ne kadar engelli maaşı vermelerinin gerektiğini vb. vb. yine bu kağıt üzerindeki sınıflandırmalarla tespit ederler.. "Sağlık raporu" diyolar bunlara.. Alması bi dert, kullanması bi dert..

    Sosyal sınıfları da önceki yazılarımda birkaç kez anlatmaya çalışmıştım. Şimdilik sadece birinin linkini vereyim: Değişim 3


    Örneğin, kadın kavramı genel bir kavramdır. Kadın, yalnızca görünümüyle mi ötekileştirilmektedir? Hayır.

    Yine, engelli yalnızca görünümüyle mi ötekileştirilmektedir? Hayır.
    "Hayır"lar yetmemiş burada.. Biraz daha ayrıntı rica edeceğim..



    Neyse cevaplar bitmedi.. Ben bittim Yarın on-line olamazsam merak etmeyin e mi?

  15. #30
    Üye
    ozlemckla Avatarı

    Gerçek Adı
    Özlem
    Üyelik Tarihi
    06.07-2005
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    43
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Eklemek istediğim bir nokta daha var yazdıklarıma, "Sakat kalan gaziler" bilmiyorum aramızda var mı? Ama sanırım onlarda durum farklıdır, Oradaki "sakatlık" uğruna bişeyler kazanılmış bir sakatlıktır. O yüzden o insanlar bu sakatlığı "gururla" taşırlar. Ve onların ortak bir paydaları vardır. Sayın kuyucak demiş ki "Ancak verilecek mücadele için gurur duyulacak şey aranmaz her zaman" Belki de doğru ama insanlar buna ihtiyac duyarlar çoğu zaman Sakat Gaziler olayında olduğu gibi, onlarda var olan ama bizde var olmayan şey işte; kuyucağın deyişiyle "mücadele için gurur duyulacak şey"




Sayfa 2 / 9 İlkİlk 123456 ... SonSon