Sayfa 4 / 9 İlkİlk 12345678 ... SonSon
Toplam 127 mesajın 46-60 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #46
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    İşi kendi düşüncelerimle özetleyeyim;

    Ben Sanem Uçar, bir şekilde yaşamla ilgili ne adına olursa olsun aldığım tadı almadığıma karar verdiğim andan itbaren yaşamımı sonlandırma hakkına sahibim. Buna intihar diyorsak, intihar etmeye meyilli bir tip olmamakla birlikte bunu savunurum. Bu konuda bana söylenecek, yaşam tatlıdır, yaşam kutsaldır sözleri, yada bunun bir günah olacağı düşüncesine verilecek cevaplarım vardır.

    Ötenazi ye gelince, bunun tıp için için yapılacak bir şeyi kalmamış hastalar için önce hastanın kendi özgür iradesiyle olması gerektiğine inanıyorum.

    Hastaların çoğu bunu kendi başlarına yapamayacak durumda olduğundan bu konu da bir istek varsa yapılması gerekmektedir. Eğer hastanın bilinci yerinde değilse ve tıp adına yapılacak hiç bir şeyi kalmamışsa hukuk yolunun vasilerine bu yolu açıp bu kararı vermesinden de yanayım.

    Onurlu yaşamak ve onurlu ölmek.... Bakın önemli bir kavram. Dediğim gibi ben bu konu da yaşadıklarımdan yola çıkarak düşüncelerimi savunuyorum. Fikir sahibi olmamı gerektirecek binlerce bilgi var alzhmeir la ilgili olarak.

    Bu hastalarda el ayak vs. gibi herşey yerindedir. Yani normal yolla ölümünü kolaylıkla yapabilir gibi gözükmektedir. Ancak bunu yapacak bir beyne sahip asla değildir. Yaşantısında tanıdık olan her kavram, her kelime artık onun için hiç bir şey ifade etmemektedir. Ölüm kelimesi bile sadece bir boşluktan ibarettir. Her şey sadece bir boşluktur.

    Beyinle ilgili bir hastalıktır ve beynin fonksiyonlarını yavaş yavaş kaybetmesidir. Kelimeler silinir dünyanızdan. Hiç bir anlamı olmayan bir ses kümesidir kelimeler. Ne düşünceni ne de duygunu anlatabileceğin bir kelimeye sahip değilsinizdir.

    Evet birine bağımlı olmaktan hiç söz etmiyorum ben. Birine bağımlı olmak bir onursuzluk değildir. Herkes bir şekilde birine bağımlıdır. Ama ne adına olursa olsun ne kadar bağımlı olursa olsun kendisine ait bir bağımsızlığı da vardır insanoğlunun.

    Şimdi bu hastalıkta bireyin kendine ait tüm olguların yok olduğu bir mekan düşünün kendi bedeninde. Yanındakiler yabancı, onlar sadece bir silüet.. Kendisi kim, onun farkında bile değil.Kendini bilememek, ne olduğunu, ne yaptığını bilememek, sadece geçen zaman süresince kocaman bir boşlukta dolanmak sizce ne kadar kolaydır.?

    Gerçekte daha önce de söylediğim gibi yaşayan bir ölüdür. Bitkisel hayatın çok daha farklı bir versiyonudur bu hastalık. Bunun yanında zaman zaman beynin küçülmesiyle birlikte, günde bir kaç yaş birden yaşlanır bu hastalıkta olanlar.Bu esnada fiziksel olarak duyulan acılarda vardır. Ya anlatılacak bir şey değil bu. Görmek lazım, yaşamak lazım bu hastalıkla beraber. Bizler sadece olaylara dışarıdan gözlerle baktığımız da her şey ne kadar kolay.

    Kuşkusuz,olayları kendi cephemizden bakmayarak doğru bir zeminde oturtmak son derece doğal olan yoldur.Mantık bunu böyle göstermektedir. Beynimizin duygusal tarafıyla buna evet dediğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Tam tersine mantık tarafını kullanıyorum.

    Bu hastalığın son dönemlerinde kelimelerini henüz kaybetmeyen babamdan zorlukla çıkan kelimeleri yazayım sizlere;

    Ne.. ne oluyor bana.....

    Ufffff... bennnn....hımmmmmmm

    Lütfennnnn....

    Buradaki beden dilini ve gözlerinin içinde beliren anlamı yakalamaya çalışmak ise o kadar zorki, aktarmak açısından. Kullandığı el onun eli değil, el nedir?... Kullandığı bacak onun bacağı değil, bacak nedir... elinde tuttuğu bu nesne de nedir, kaşık mı... kaşık nedirrrrr,bir ses geliyor bu ses nedirrrr, müzik miiii o da neeeeee....

    Yediklerini yutamamak, ağzındakilerini çıkartmak, onlara bakmak, sağında solunda bir sürü insan yada ses varmış gibi hayali nesnelerden korkmak,daha buraya yazılamayack bir çok şey .....

    Ölüm güzeldir. Olması gerektiğinde yaşamaktan çok daha kutsaldır. Ötenaziyi savunanlar aslında tüm insanoğlunun mutlak gerçeğini, yaşamın kutsallığı adına hastanın tarih belirtmesinden başka bir şey istemiyorlar.

    Unlü Yunan düşünürü Epikür ün ölümle ilgili çok bilindik bir sözü aklıma geldi.;

    Ölümden korkmuyorum. Ben varken ölüm yok, ölüm varken de ben yokum.

    Öyle hastalıklar var ki babam örneğinde olduğu gibi, artık o yok aslında,

    Sizlere yaşam nedir diye sordum sadece nefes alıp vermek mi...

    Tıpta bir mucize olacak ta hastalığa bir çare bulunacak.... mesele o kadar basit değil benim için. Kişinin insanca yaşayıp, hastalığıyla da ilgili gerçekleri insanca yaşaması ve ölümü de insanca yaşayabilmesine olan inancımdır.

    Bir çok hastalık ta hem fiziksel hem duygusal acılar vardır. Olmayan hemen hemen yok. Eğer hasta bunlara katlanmak istemiyorsa, gel seni öldürelim anlamında bir ötenaziyi savunuş değil benim ki...

    Ölüm bir anlık bir şeydir değilmi... Ölümü iki yıl yaşadı benim babam, anlatmaya çalıştığım şey bu.

  2. #47
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sevgili yeditepe,

    Eğer bu yazını alzhmeir hastalarının hatırlamak konusu üzerine yazdıysan küçük bir ekleme yapacağım.

    Bu hastalığın teşhisi konulduktan hemen önce alzmeır lı bir hasta çoğu unutkanlıkları yaşıyor. Ve bunu normal karşılıyoruz. Çünkü hepimiz zaman zaman unutkanlıklara bazı şeyleri hatırlamama sürecine doğal olarak gireriz. Bunama ile alzhmer ı birbirine karıştırmamak gerekir.

    Alzhmeır da da işin ilk başlarında hatırlamamak vardır. kabul. Ama sonrası bilinen bunamanın dışında bir seyir arz eder. Bu hastalığı zor yapan işte budur. Hiç bir şey bilmeden yaşarsın. Tıpkı bir başka dünyadan gelip bu dünyadaki herşeye yabancı bir canlı gibi.Sadece hatırlamamak, birini tanımamak, kim olduğunu unutmak gibi algılamayın.Çok daha farklı ve son derece trajik bir hastalık bu yaşayan için.

    Konuşmak, uyumak, tuvalet ihtiyacını karşılamak, gülmek, ağlamak gibi son derece istem dışı bazı davranışlar bedenin alışkanlıklarıyla yerine getirilmek istenirken bir an için bunu anlatacak kelimelerin tümünün dünyanızdan silindiğini düşünün bir an için.Ve bütün bunları yapabilme yetinizin elinizden alındığını bir an için hayal edin.İnsana ait hiç bir fonksiyonun bilincinde olmadan sadece nefes aldığınızı varsayın. Zaten beyin her şeyi öylesine güzel kendi kendine yok ediyor ki, sonunda nefes almayıda unutuyorsunuz.

    Bu hastalığın sonucunda ölüm kesin bilindiği gibi ama yapılan araştırmalarda hiç kalp rahatsızlığı olmadığı halde kalp atmayı unuttuğu için kalp kriziyle, akciğerler nefes almayı unuttuğu için boğulmayla, yutkunma işini unuttuğun için başka türlü boğularak bir sonla hayata gözlerini kapatıyor alzhmeırlı hastalar.

    Ne güzel değil mi?

  3. #48
    Üye
    neptune Avatarı

    Üyelik Tarihi
    24.04-2005
    Son Giriş
    04.07-2010
    Saat
    11:05
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    459
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Selamlar arkadaşlar,

    Yazıdan önce size bir resim göstermek istiyorum.
    god - Ölüm hakkı (ötanazi) konusundaki görüşler... [Tartışma]

    Bu resim, altındaki yoruma göre - en azından kendi hayatları söz konusu olduğunda - çoğu insanoğlunun, dinlerin yaşam sonrası ilahi bir mutluluğun ayartıcı vaatlerinin tesellisine rağmen, ölüm hakkında nasıl duyumsadığını tarifliyor.

    İnsanoğlunun ölüm hakkındaki beklenen tepkisi budur.
    İntihar, kişinin kendisini bu kuyudan içeriye atmasıdır. Bu sağlıklı bir davranış değildir. Freudien görüşe göre içgüdüleri yaşam ve ölüm içgüdüleri olarak ikiye ayırabiliriz. Yaşam içgüdülerinin içeriside hayatta kalmak ve üremek gibi insanların fiziksel tepkileri yanında sosyal içgüdüleri de vardır. Ancak yaşam içgüdülerini doyuramayan insanlarda ölüm içgüdüleri baskınlık kazanır. Bu ölüm içgüdüleri insanın kendisine ya da etrafına doğrultulur ve farklı şekillerde belirtiler gösterir. Tehlikeli araba kullanmak, etrafına baskı kurmak, şiddet gibi dışavurumların yanında kendini yaralamaktan intihara kadar değişen özkıyım belirtileri gösterir.

    Özkıyım eyleminin en büyüğü olan intihar - bazıları aksini iddia etseler bile - patolojik bir tepkidir. Çevresinden intikam almaktan ölümcül bir hastalığa yakalanmış olmanın sıkıntısına kadar görünen birçok nedeni olsa da aslında çaresizliğin dışa vurumudur. Açlık, susuzluk gibi gerilimi yaratan durumun ortadan kaldırılarak gerilim içinde bulunulmayan önceki duruma dönmeyi amaçlayan içgüdülerin genel mantığında artık kişide yaşam dayanılamayacak bir gerilim yaratmaktadır. Kişi ilk durumuna, yani doğmadan önceki durumuna dönmek istemektedir. Ancak bu şekilde yaşam geriliminden kurtulabileceğine, bundan başka çaresi olmadığına inanmaktadır.

    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: andante
    bir şekilde yaşamla ilgili ne adına olursa olsun aldığım tadı almadığıma karar verdiğim andan itbaren
    Kişinin bu yaşam gerilimini tetikleyici faktörler ne olursa olsun artık o yaşamdan zevk almamakta, hayat ona bir tür eziyet gibi görünmektedir. Kişi kendisini değersiz veya umutsuz hissetmektedir.
    Birçoğunuzun bildiği gibi bunlar depresyonun en yaygın belirtileridir. Depresyon nedeni ne olursa olsun (Endojen olabilir, yani nedensizdir, ya da hormonlara bağlıdır; ya da reaktiftir yani - iş kaybından hastalıklara kadar birçok farklı durumda görülebildiği gibi - dışarıdan kaynaklanan bir tetikleyici faktör vardır. Gerçekte her ikisi sıklıkla iç içe girer) bir hastalıktır ve tedavi edilmesi gerekir.

    Depresyonun aşağıda sıralanan belirtilerinin içerisinde en tehlikelisi ve korkunç sonuçlar doğuranı intihar düşünceleri ve eylemidir.

    -Hemen hergün yaklasik gün boyu süren depresif durum
    -Gündelik etkinliklere karsi isteksizlik ya da eskiden zevk aldigi etkinliklerden zevk alamama
    -Önemli derecede kilo kaybi ya da kilo alimi
    -Hemen hergün uykusuzluk veya asiri uyuma durumu
    -Degersizlik ve suçluluk duygularina kapilma
    -Düsünme ve düsüncelerini belirli bir konu üzerinde yogunlastirmada güçlük
    -Yineleyen ölüm ve intihar düsünceleri
    -Hemen hergün bitkinlik, yorgunluk ya da enerji kaybinin olmasi,
    -Yavaslamis, durgun hareketler ve huzursuzluk
    -Cinsel isteksizlik
    Denir ki depresyon eninde sonunda ortadan kalkar. Bunun için üç ihtimal vardır; kişi kendi başına atlatabilir, tedavi olabilir ya da intihar eder. Bize düşen görev kişinin kendi haline bırakılmaması, son ihtimal gerçekleşmeden tedavi edilmesidir.

    Bütün bu yazdıklarım doğrultusunda intihar ya da iradi ötenazinin bir tercih olduğunu kabul edemiyorum. Bir kişi akşam işinden çıkıp, arkadaşlarına uğrayıp sonra da "hadi bu akşam da intihar edeyim" demez. Kişi kendisini bizim belki de hiç anlayamayacağımız kadar çaresiz hissetmektedir. Başka bir tercih yapamamaktadır, artık tercih isteği değil çok güçlü bir psikopatolojik zorunluluk hissetmektedir. İnsanca olan sosyal ve/veya tıbbi tedavi ve destek ile kişinin bu çaresizliğini ortadan kaldırmak veya katlanılabilir düzeye çekmektir, ona ötenazi veya intihar hakkı vererek kaderini desteklemek değil.

    Aslında yukarıda söylediğim bir sürü sözü şu söyleyeceğim şeyi için yazdım; engelliler özelinde çıkmış olan ötenazi üzerine yapılan bu tartışmada, ötenazi hakkında olumlu bakış açısında bulunulması bana engelli hakları için olumsuz bakış açısını desteklemek gibi geliyor. Çünkü yukarıda belirttiğim gibi yapılması gerekenin bu çaresizliği ortadan kaldırmak veya katlanılabilir düzeye çekmek olduğunu bunun için gerekenin de engelli haklarını ve yaşam koşullarını iyileştirmek için uğraşmak olduğunu, intihar ya da ötenazinin bir tercih olarak kabul edilmesini sağlamanın ise engeli ve engelliliği mutlak ve değiştirilemeyecek, katlanılması gereken bir yük ve kader olarak kabul etmek olduğunu düşünüyorum. Bunu Ramón Sampedro için somutlaştırırsak, yapılması gereken ona gerçekçi bir psikolojik hatta psikiyatrik destek ile beraber belki de iyi bir donanım ile mümkün olduğunca hareket kabiliyeti sağlamak, olabilirse üretime ve topluma katılmasını ve bu şekilde yaşama zevkinin yeniden ortaya çıkmasını ve psikopatolojik ölüm isteğinin ortadan kalkmasını sağlamak olmalıydı. Ötenazi isteğine onay ise bence bütün bu sürecin reddini simgeliyor.

    Selamlar, sevgiler.

    Kaynaklar:
    http://www.turkpsikoloji.com/content.asp?contentid=532
    http://www.turkpsikoloji.com/content.asp?contentid=705
    http://www.intihar.de/psikolojik.htm
    http://www.ftrdergisi.com/yazilar.as...=335&sayiid=38

    Not; kavramları ve mekanizmaları elimden geldiğince sentezleyip basitleştirmeye çalıştım. Tabii ki depresyondan intihara kadar bütün bu süreçler multifaktöryel ve çok farklı platformlara ait dalları da var. Ama Ramón Sampedro ve engelliler temelli bir ötenazi isteği ve intihar sürecinin temelinde bu sentezin olduğunu düşünüyorum. Farklı düşüncelerinizi okumak isterim.
    Not2: Ressam, adı ötenaziyle çok yakından ilgili bir doktor. Mengele'ye benzettiğim ve bazı başka nedenlerden ötürü pek sevmediğim için adını vermiyorum. Aslında bence bu resim ile kendisiyle çelişiyor.

  4. #49
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Yeditepe bu konudaki yaklaşımına aynen katılıyorum. Bu örneğin kesinlikle yanlış anlamalara ve alakasız tartışmalara kaymaması gerektiği konusunda haklısın. Ayrıca yanlış anlaşılacağını da sanmıyorum. Konulara yaklaşırken objektif olmaya çalışarak hemen herkesi kapsayan evrensel boyutuyla bakma çabamız verdiğin örnektede geçerli olacaktır.

    Aslında sözkonusu şahsı liderlikle ilintili bir başka başlıkta ben de örnek vermiştim. Bunun bu şahsın fikirlerini paylaşmak ya da paylaşmamakla ilgisi yok tabi.

    Ancak ben burada verilen örneklerin cevabı çok yakalayamadığını düşünüyorum. Çünkü hala bu kararın hangi durumda verilemsi gerektiğine yönelik düşüncelerimiz yadsınıyor. Yani bizler bu kararın gerekirse verilebilmesi gerektiğini savunurken Şeyh yasin gibi belli bir davanın ve mücadelenin içinde kendisini bulmuş ve kendini bu savaşıma adamış insanların yaptığının yanlış olduğunu savunmuş olmuyordukki...aksine Şeyh Yasin gibi bir mücadelenin içinde olmayan veya buna benzer hiçbir durumun kendisini hayata bağlamaya yetmediği durumlar için fikir beyan ettik. Ramon un hayatında benzer bir savaşım olsaydı ben şahsen sonuna kadar devam etmesi gerektiğini savunurdum. Çünkü öyle bir durumda savaştan kendi sıkıntılarını sebep göstererek kaçmak bencede korkaklık olurdu.

    Ama bizim verdiğimiz cevaz sadece bu gibi bağlarla hayata bağlanmayan ve çeşitli acılarla hayatın çekilmez olduğu durumlarm için geçerliydi. ancak savunduğumuz hak o denli radikal ve istemi o denli kabul edilemezki bizim savunumuzun 'ölüm talepkarlığı' gibi algılanma olasılığı çok yüksekti ve ntekim öyle de oldu. Yaşama sonuna kadar bağlı bir insan olarak ölümü istemenin korkunçluğunun farkında olarak bu hakkın verilmesi gerektiğini söylerken bizim yaptığımız aslında bir nevi hayatı kutsamaktı ama pek anlaşılmadı.

  5. #50
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: yeditepe
    ...
    not: şeyh ahmet yasin filistinli ve musluman. hayatı dini unsurlar içerdiği için polemik konulara kayabilir. ama başka birilerinin de bir hayat anlayışından yoksun oldugunu kim soyleyebilir? biz nasıl ramona bakarken onun dini anlayışını gormezlikten gelip sadece işlediğimiz konuyla ilgileniyorsak... şeyh ahmet yasine bakarken de bu anlayışla bakalım. onu dindar kimliğinden uzaklaştırıp,yazıdaki dini kavramlardan uzaklaştırıp onu sadece engelli kimliği ve mucadelesiyle gundemimize alalım.
    ...
    ama bu başlık kitlendi sebebini anlamış değilim.
    dinden siyasetten uzak(okuyanlar bu tarafsız bakışını koruyabilir/korumalıdır da), bu kişinin hayatıyla sakatlıgın yaşama hiç engel tanımadıgını gostermek istedik sadece...
    fakat bu adam siyasi bir portreyse kitlenmesi mi gerekir?
    sadece konuyla ilgilensek?
    ramonda yaptıgımız gibi????dini siyaseti katmadan işin içine....
    ramonda nasıl dini katmadıysak işin içine burda da katmamayı becerebilmeliyiz. bu adam musluman, soylemleri dini kavramlar içeriyor ve alıntı da taraflı bir kaynaksa bunu okuyucular aşmalı.
    nasıl biz aşmayı başarabiliyorsak...onun hayatından yola çıkarak soylemek istediklerimiz var.
    ve bunu dine dayandırmaya çalışanlara da başta bizzat ben engel olacagım. biline...
    Sevgili yeditepe,

    Sorunun cevabını kendin vermişsin. "polemik konulara kayabilir" diye..

    Siyasi bilinç ve tartışma kültürü bakımından üç aşağı beş yukarı eşit düzeyde insanların bulunduğu bir platform değil ki burası..



    Bence de, konuları birbirine karıştırmak, aynı platformda tartışmak yanlış olur! Ortak yanlarından, ortak olmayan yanları daha fazla! Sonuçta iki konu da hiç gereği yokken ölebilir..

  6. #51
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Baben bence değerlendirmen hatalı. Verilen örnek Şu süperman de olabilirdi. Bu örneğin verilmesindeki sebeb fiziksel durumuna rağmen hayata ve mücadeleye tutunmuş olmasıydı. Superman i canlandıran aktor de benzer şekilde hayata bağlanmayı, mücadele etmeyi seçmişti. Kastedilen budur ve illada batıdan örnek verilmesi şart değildir. Şeyh yasinde gerçekten tüm olumsuzluklarına rağmen mücadelesini sonuna kadar devam ettirmiş bir engelliydi. Kastedilen bu yönüdür. Başka taraflara çekmeye gerek yok. Yazı böyle bir yanlış anlama olasılıgından hareketle silinmişse bence yanlış yapılmış. Ben şahsen Şeyh Yasinle düşünsel olarak hiçbir şekilde yanyana gelebilecek biri değilim. Ancak bu o haliyle vermiş olduğu mücadeleyi değerlendirmememi gerektirmez. Meselelere şartlanmış bakmayalım. İsrail terorist dedi diye bu adama terorist muamelesi yapmanın ve tartışmalarımızdan bile dışlayacak kadar nefret etmemizin anlamı yok diye düşünüyorum.

  7. #52
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: yeditepe
    ...

    fakat arama motorlarında onu bunlardan bagımsız hiç bulamadım. o bunlarla hiç anılmıyordu...
    sadece felçli olmasına ragmen diye satır aralarında geçiyordu.
    onu bizim dunyamızda bizim gozumuzle incelemek istedim.
    ve kaynak dil uslup hiç önemli değildi. olmamalıydı da... bunu saglamalıydık biz.
    Arama motorları bile konuya böyle bakıyorsa, elimizden fazla bişey gelmez.

    İstanbullu taksi şoförlerinin argosunda geçer: "Başka İstanbul yok!" Başka dünya yok!! Onların düünyası, bizim dünyamız diye başlarsak "ayrımcılığa red" diyemeyiz!!


    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Pegasus
    ... Ancak bu o haliyle vermiş olduğu mücadeleyi değerlendirmememi gerektirmez. Meselelere şartlanmış bakmayalım. İsrail terorist dedi diye bu adama terorist muamelesi yapmanın ve tartışmalarımızdan bile dışlayacak kadar nefret etmemizin anlamı yok diye düşünüyorum.
    Yaa.. ben o bakımdan ayırmış değilim ki.. Yeditepeye MSN'de verdiğim cevabı aynen copy-paste yapayım: "birinde toplumsal mücadele söz konusu birinde birey, Ramonu filmden önce tanıyanların sayısı 100'ü bulmaz belki.. Şeyh Ahmet'i bütün dünya biliyordu.."

    Ayrıca, birinde nitelik söz konusu, ötekisinde nicelik..

  8. #53
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Baben ne niteliği ne niceliği allah aşkına...Birinin toplumsal bir içeriği olduğu doğru. Ama zaten dikkat çekilmek istenen kişinin bu toplumsal yönü, toplumsal bir davayla nasıl olupta kendini aşabildiği tezi...Bu şekilde dikkatler bireyin toplumsal bir sorunsal içinde kendi sıkıntılarını nasıl basitleyebileceğine yöneltiliyor. Çok güzel bir örnek ve etkin bir açılımdı bence. Burada verilen örnek o kişi olmazdıda başkası olurdu, değişmezki. Önemli olan niyettir. Ancak tekrar edeyim ki bu açılımda yetersiz. zira herkesin aynı toplumsal ya da felsefi adanmışlık içinde olmasını beklemekle özdeş bu örnek de. Oysa yok böyle bişey.

    Niceliği nedir niteliği nedir bu tarafını da anlamadın doğrusu.

  9. #54
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Pegasus
    ... zira herkesin aynı toplumsal ya da felsefi adanmışlık içinde olmasını beklemekle özdeş bu örnek de. Oysa yok böyle bişey.

    Niceliği nedir niteliği nedir bu tarafını da anlamadın doğrusu.
    Sevgili Pega,

    Sen de söylemişsin işte.. Toplumsal bir dava.. Olay şekil değiştiriyor burada.. Bu konumdaki insanların, kendi bedenleriyle ilgili özgür iradeleriyle karar verme hakları yoktur! Çünkü; düşünceleri gibi bedenleri de topluma, savundukları davaya adanmıştır! Onların bedenlerinin sahibi; kendileri değil, toplumdur!! Bu, dünyanın her yeri için böyledir. Filistin'de ya da Avrupa'da olması bir şey değiştirmez. Savunduğu davası engelini aşmıştır!

    Ramon'da ise durum farklı! Adı Ramon da olsa, Roman da olsa değişen çok şey yok! O nedenle, ikisinin aynı platformda tartışılmasını yanlış buluyorum!

    İkisi de insan, ikisi de felçli, diye düşünmek yanlış sonuçlara varmamıza neden olur!

    Gördüğüm kadarıyla, burada başından beri tartışılan; bireyin özgür iradesiyle kendi bedeni hakkında verdiği karar. Araya "toplumsal bir dava" girince nicelikten niteliğe sıçrıyor. Umarım bu kez anlatabilmişimdir.





    Aslında bu tartışmaya girmeyi hiiiiç istemiyordum. Ama paçamdan çeke çeke getirdiniz. Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın.

  10. #55
    Üye
    b.kaytanli Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent KAYTANLI
    Üyelik Tarihi
    31.08-2006
    Son Giriş
    31.10-2017
    Saat
    09:27
    Yaşadığı Yer
    Kırklareli
    Mesaj
    21
    Alınan Beğeniler
    2
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ben bir yerde okumuştum. Bu konu açılınca aklıma geldi. Kutuplarda yaşayan Eski molar da ailedeki yaşlı ve düşkün büyükler artık yük olmamak için, balina avı için göç eden kabiledeki diğer aile üyeleriyle gitmeyerek, bulundukları yerde yemeden içmeden kendilerini keserek ölümü bekliyorlar. Bu artık onlarda etik bir değer olmuş. Ölme zamanlarının geldiğine kanaat getiriyorlar ve uyguluyorlar. Sizce intiharmı ediyorlar, yoksa öte nazimi yapıyorlar. Diğer aile fertleri buna saygı gösteriyor. Bırakıp gidiyorlar. Ölmek isteyende ve aile ferdlerinde toplu olarak psikolojik bir problem varmıdır acaba? Yoksa bize bazı şeyleri modern toplumun kuralları ve etik davranışlarımı dayatıyor.

  11. #56
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Baben, üstadım bana cevap vermemişsin. Ne niteliği ne niceliği diye sordum. Nitelik farkını anladım her iki pozisyonun ve sırf bu nedenle dile getirilmesi gerekliydi dedim. Burada niceliksel itkiler nerde? Hani diyalektiğin niceliksel sıçramaların niteliksel değişmelere yol açacağını söyleyen meşhur ikinci ilkesine gitti aklın sanırım. Da.. Burdaki alakası ne?? Sen anladın beniii...


    Yeditepe romantizm akımından sonra realizm geldi, sembolizm geldi vb vb.

    Hani bil diye...

  12. #57
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Anlaşılmayacak ne var yeditepe? Anlatımın romantizm edebiyatının unsurlarını ne kadar fazla barındırırsa gerçeğin sesi de o denli cılız çıkıyor. Edebiyata kaçmadan yalın aktarsan düşüncelerini kendi adıma daha memnun olacağım. Ama tarz senin anlatım senin. Sen bilirsin kısaca...

  13. #58
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Öznellik bireysel eğilimlerin ifadesi olarak alınacaksa evet ben buna taraftar değilim. Benim istediğim burda zihinsel olarak kendimize yollar açalım ve düşünsel olarak bir takım sıçramalara ulaşalım. Bu şekilde davranırsak hepimiz için daha iyi olur. Çünkü ancak bu sayede gerçekten aydınlanabiliriz.

  14. #59
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    TEZ: (birey) Ahmet Yasin

    ANTİ-TEZ: Toplum (dayatılan normlar)

    SENTEZ: (İsyankâr) Şeyh Ahmet Yasin


    TEZ: Ramon

    ANTİ-TEZ: Toplum (dayatılan normlar)

    SENTEZ: Ramon'un başkaldıran hali (bireysel isyan)


    Ancak, Ahmet Yasin'de "toplumsal bir dava" söz konusudur! Bu, diğer tüm hareketlerini etkiler. Bedeni ile ilgili "karar almada" özgür değildir. Ötanazinin tanımı yerine oturmuyor yani. O nedenle aynı platformda tartışılması doğru olmaz, diye düşünüyorum. Ramon'da ise bu olmadığı için ölümü -zorlukla da olsa- seçebilmiştir!

  15. #60
    Üye
    mevlude Avatarı

    Gerçek Adı
    Mevlüde
    Üyelik Tarihi
    07.12-2005
    Son Giriş
    11.04-2013
    Saat
    14:32
    Yaşadığı Yer
    İstanbul / Ümraniye
    Mesaj
    128
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    ÖTENAZİ FİKRİNE TAMAMEN KARŞIYIM.O KADAR UZUN SÜRE İNSANLARDAN UZAK VE BİR SÜRÜ PROBLEM İÇİNDE OLAN BİR İNSANIN PSİKOLOJİSİ NE KADAR DÜZGÜN OLABİLİRKİ.




Sayfa 4 / 9 İlkİlk 12345678 ... SonSon