Sayfa 2 / 9 İlkİlk 123456 ... SonSon
Toplam 127 mesajın 16-30 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #16
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Yine olabildiğince karıştı burası...

    Kendi kendime yorum yapmayacağım diye söz vermiştim ama, o kadar çok yorum var ki burada ister istemez yapmak ihtiyacı duyuyorum.

    Önce filimle mi başlayalım;

    sahi ya şimdi burada çok önemli bir konu var: Ramon un yaptığı ne????

    Ya arkadaş adamın kendisini öldürebilme yetisi olsaydı, ve yaşamak değilde, yaşamın tersini seçseydi yaptığı işe biz intihar diyebilirdik. Burada sevgili Ramon numuzun uzun yıllar bu hastalıkla mücadele etme gerçeği var. Olmayacak çok şeyi başarmış. Doğru ağzıyla yazı yazmayı öğrenmiş, hatta yazar olmuş.....

    Buraya kadar yaşam adına yaptıklarına alkışşşşşşşşş istiyoruz. Ve alkışı da hak ediyor Ramon kuşkusuz.

    Ama bir süre sonra her şey ama her şey ona çok anlamsız gelmeye başlıyor. Ölüm onun herşeyi, en büyük tutkusu haline gelebiliyor. Yaşamaktan buktığı, yaşamak istemediği, ailesine yük olmaktan yorulduğu vs. vs... gibi bir sürü etkeni buraya yazabiliriz.

    Yine de sonuca bakalım. Sonuçtan adam yaşamla bağlarını kopartmak istiyor. Bunu isteyebilir, ve bunu yapabilme özelliği olmadığından onu ölüme götürecek yol ötenaziden başka bir şey değildir.

    Gerçekten ramon intihar mı etti, ötenazi mi uygulandı vallahiiii müthiş bir soru bu aslına bakarsanız....

    Tabikii tanımlar yeri ve zamanı geldiğinde önemlidir. Ama ben her zaman tanımlardan bir parça da nefret etmişimdir. Çünkü tanımlar daraltır anlamı.

    Arkadaşlarımdan bazıları yaşamın güzelliğinden söz ediyor. Ne kadar acı çekmiş olmalarına rağmen , hatta zaman zaman o acı çekme anlarında ölümü düşünmüş olmalarına rağmen, yaşamı seçmiş olmalarından dolayı gurur duyuyor.

    Kimsenin buna itirazı yok. Yaşam gerçekten inanılmaz güzeldir ve bir o kadarda aptalcadır. Burada benim itirazım yine acıların bir şekilde nicel karşılığının yapılmış olmasında.

    Benim acım öylesine büyüktü ki, ben buna rağmen dayanabildim... vay be ne müthişsin diyeceğim başka bir şey diyemeyeceğim bu koşulda.

    Aynı bizler bazen tayfunlarla mücadele ederken sendelemeyiz de, bir meltemde yıkılıveririz. Bu sebeple olayları yorumlarken gerçekliklerimizi başkalarının geçekliğinin üstünde görmek son derece saçma.

    Konumuz ötenaziyse ben bir kez daha böyle bir durumda bunu büyük bir yüreklilikle isteyeceğimi bir kez daha açıklıyorum.

    Bildiğiniz gibi bazı hastalıklar genetiktir. Benim babamda alzhmeir hastalığından ölmüş biridir.Asla tedavisi olmayan ve kesin ölüm sonuçlu bir hastalık... Büyük bir olasılıkla benim de alzhmeir olabilme durumum var. Bunu öğrendiğim anda intihar edeceğimden hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Olur da bir şekilde bunu başaramazsam, bana başarırmışım gibi geliyor da, belli olmaz o son dönemleri yaşamak istemediğimi açıkca buradan herkese duyuruyorum. Birisi benim için bunu yapar umarım.Hayattan zevk almadığımı, yaşamı önemsemediğimi düşünüyorsanız yanılırsınız. Tam tersine hayatı son derece ciddiye aldığım ve yaşamdan acayip bir keyif aldığım için bu anlamda ölümü tercih ederim.

    Çünkü o kadar yakından tanık olduğum bir hastalık ki bu. Hiç bir engelin olmuyor aslına bakarsan. Kendini öldürmen Ramonla kıyaslanamayacak şekilde kolay gibi gözüküyor. Ama öyle bir hastalık ki ; kaybolmuş , ne olduğu bilinmeyen, korku dolu, boş ve asla ama asla kendin olamadığın bir labirentte dolanıyorsun.

    Bildiğin , yaptığın herşey artık yok. Kendin bile yoksun. Babam aynada kendisine soru sorulduğunda bu kim diye, cevabını veremiyordu.

    Hastalık senden herşeyini alıyor, sadece ete ve kemiğe bürünmüş bir canlı gibi dolanıyorsun. Burada sizlere yaşamak nedir diye soruyorum sadece nefes alabilmekmidir hııı? Ama inanın tahmin edemeyeceğiniz kadar büyük bir acı içinde bakıyorsunuz etrafa. Öyle bir an geliyor ki yutmayı bile unutuyorsunuz. O çok bildiğiniz her yemekte yaptığınız istem dışı hareketi bile yapamıyorsunuz bir an.

    Ve benim babam nefes almayı unuttuğu için boğularak öldü.Kelimelere yansıtıldığında çok kolay gibi geliyor bunlar. Ama hiç bir şey aslını yaşatamaz kelimelerle. Eğer ülkemizde ötenazi olsaydı inanın o çok sevdiğim babamı bu acısından kurtarırdım. Çünkü bu şekliyle yaşamaya asla layık değildi. Olaylara sadece bedensel çirkinlikler diye zırvalayan bir salak kadının penceresinden bakmayın.

    Herkes, tüm canlılar yaşamın içinde ölümü de yaşayacaklarsa,bu en büyük gerçeğimiz, ölümde şerefli olsun kardeşim, insanca olsun.

  2. #17
    Üye
    neptune Avatarı

    Üyelik Tarihi
    24.04-2005
    Son Giriş
    04.07-2010
    Saat
    11:05
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    459
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Pathetique
    Bu kaynak sandığın yere sen de birşeyler yazarak bu tanımı değiştirebilirsin sen onun İngilizce versiyonuna bakmışsın ve sanırım orada biri kendi bakış açısına göre yazmış bu bilgiyi. Ben de çok araştırdım diğer tanımlarla karşılaştırdım ve ötanazi'nin en akla yatkın tanımı olarak bunu seçtim...
    Tabii, zaten özellikle o yüzden sadece tartışmadan önce tanım belirlenmesi gerektiğini belirtir bir yazı yazdım. Wikipedia dışında ayrıca resmi kaynak alıntısı da olan yazımda çeşitli görüşleri, ötenazinin çekilebileceği uçları ve subjektif değerlendirmelerle ortak bir noktaya varılamayacağını anlatmak istedim. Ben henüz - Ramón Sampedro'nun eylemi üzerine yaptığım genel bir yorum hariç - ötenazi hakkında kendi fikrimi yazmadım.

    Ayrıca resmi tanım üzerine fikir birliği ortaya çıktığında bunların bir kısmının uzun süredir zaten yasalar ve tıbbi etik içinde uygulanageldiğini, hatta hasta hakları ile bir kısmının uygulanmasının yasalarla teminat altına alınmış olduğunu da anlatmayı düşünmüştüm. Ötenazi genel olarak sanıldığı gibi bir tabu değil ve insanlarla arasında çok sıkı bir duvar yok.

    Ölüm subjektif bir olgu değil. Ölüm ciddi ve gerçek bir olgu. Bu aslında yalnızca ölenin hayatına son verilmesi de değil, ölümün kalan dünyada bir sürü sosyal, kültürel, hatta bazen ekonomik yansımaları olur. Bunlar düşündüğünden çok farklı noktalara gidebilir. Buna ilk başta ihtimal vermeyebilirsin ama bu tür bir ölüm bulaşıcıdır da. Hatta bu konuda konuşmak bile birtakım insanlara bu yönde cesaret verebilir. Ama, belki de ölümden uzak, ölümü tanımayan birçok kişiye sanki bu yolun soylu ve romantik bir masalsı çıkış gibi görünmesi ve gösterilebilmesi beni biraz şaşırttı. Bu yüzden biraz yanlış yerden başladık gibi geldi bana.

    Ötenazinin ne olduğunu masalsılığından çıkartıp gerçek dünyaya taşımak gerekiyor. Hem bunun için hem de üzerinde gerçekten tartışabilmek için öncelikle ne olduğunun ortaya konması, bunun felsefik değil de realistik olarak belirlenmesi, bunun üzerinde ciddi kanuni yaptırımlar olduğunun akılda tutulması ve bunun için de en doğrusunun kabul edilmiş hukuksal tanımı ile başlanması gerektiğini düşünüyorum. Tabii istersen ayrıca bu tanımın değişmesi ya da gelişmesi için de tartışma yapılabilir. Ama öncelikle neyi tartıştığımızı bilelim.

    Selamlar.

  3. #18
    Üye
    Mr Forehand Avatarı

    Üyelik Tarihi
    10.11-2004
    Son Giriş
    10.03-2012
    Saat
    18:56
    Yaşadığı Yer
    Muğla
    Mesaj
    55
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Yahu ben de yazılanları okudukça, lafı bu kadar dolandırmanın gereği yok diye düşünüyordum. Öyle olsaydı da, böyle olsaydı da, falandı, filandı da, adı şu olsaydı, bu olsaydı...
    Kestirmeden gitmeli, açık ve seçik olmalı. Derken Andante yukardaki yazıyı yazdı. Aynen katılıyorum. Beni de zahmetten kurtardı. Teşekkürler...

    Hatta organ bağışında olduğu gibi, belki de ileriye dönük bir istekte (adına ne denir bilmiyorum artık) bulunabilmeli kişi. İnsanın kendi kendine karar veremeyeceği bir duruma ne zaman düşeceği belli mi olur?

    Üsküdar'a gider iken aldı da bir yağmur
    Katibimin setresi uzun eteği çamur

    Katip uykudan uyanmış gözleri mahmur
    Katip benim ben katibin el ne karışır
    Katibime kolalı da gömlek ne güzel yaraşır

    ..........

    Hayat benim el, ne karışır?????

  4. #19
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    01:32
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.853
    Alınan Beğeniler
    932
    Verilen Beğeniler
    1.222

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Evet, neptune'nin dikkat çektiği -kötü- sonuca varmaması için bu tartışmanın, bazı şeylerin altını özellikle çizmekte yarar.
    Aşağıdaki satırların bu kaygıları giderebileceği konusunda hemfikir olduğumuzda bunları bu başlığın ilk mesajına ekleyeceğim..?

    Bu tartışmayı açarken,

    1- Yaşamın güzelliklerinin görmezden gelinmesine sebep olmaktan
    2- Ölümü çok kolayca tercih edilebilir bir kararmış gibi göstermekten
    3- Ötenazinin geride kalanlar için nasıl da zor olduğunu unutturmaktan
    4- Sakat ya da hasta olmanın ölümü çağrıştırmasından
    5- Sakat ya da hastaların, birileri tarafından yük olarak algılanmasına sebep olmaktan

    özellikle kaçındığımızı vurgulamak istiyorum.



    ***
    Şu kitap gözüme çarptı:

    • Ölme Hakkı / (Ötanazi)

      t10488 - Ölüm hakkı (ötanazi) konusundaki görüşler... [Tartışma]

      Yazar: Sibel İnceoğlu
      AYRINTI YAYINLARI / İnceleme Dizisi
      1999

      Sibel İnceoğlu, Ölme Hakkı adlı çarpıcı kitabında yaşama hakkına yüklenen dini ve ahlaki değerleri tartışmaya açarak yirminci yüzyılın yükselen değeri özerkliğin, yaşama hakkını sınırlayan bir hak olup olamayacağınu sorgulamaktadır. Dini bakış açısı "yaşamın kutsallığından", klasik laik bakış açısı "yaşamın dokunulmazlığından" söz ederek yaşama hakkından kişinin kendi iradesi ile vazgeçmesini reddederler. Kişinin yaşamına özgür iradesi ile son verebileceğini savunan tez ise "yaşamın niteliği"ni temel alır; bu teze göre, yaşam, katlanılmaz hale geldiğinde terk edilebilecek bir şeydir. Tıp bilimi ve kullandığı teknoloji modern insana yaşamı uzatabilme olanaklarını sunmuştur, fakat diğer yandan bazı durumlarda ölüm uzun ve acılı bir bekleyiş haline gelmiştir. Bu tür olaylarda, hasta, yaşamının bu son bölümünde dayanılmaz acılara katlanmak zorunda kalmakta, yakınlarının ya da hastane personelinin bakımına muhtaç olmakta, zevk aldığı şeyleri yapamaz hale gelmekte ve yaşamına anlam kazandıran hemen her şeyden mahrum olmaktadır. Bu ölümü bekleyiş sürecine hastanın müdahale etme, diğer bir değişle kendi kaderi veya ölümünü belirleme hakkının olup olmadığı son otuz yıldır Batı'nın gündeminde yer alan bir tartışma konusudur. İnceoğlu'nun kitabı bu tartışmayı Türkiye'ye taşımakta, hem yaşam ve ölüme ilişkin etik değerlerdeki hem de ötanaziye ilişkin normatif alandaki değişimi Türk okuyucusuna sunmaktadır.

      Bugün dokunulmaz olarak kabul ettiğimiz yaşam, kişinin kendisi tarafından terk edilebilir mi? Kişi, pek çok alanda sahip olduğu ya da sahip olmam için mücadele verdiği özgürlük be haklarına, yaşam kalitesinin çok düştüğü, acı çektiği, tıbbın olanaklarının tükendiği bir noktada ölme hakkını neden ekleyememektedir? Yaşam, dini ve toplumsal bir değerden çok, kişinin özerk bir biçimde karar vermesi gereken bir konu değil midir? Kişinin kendi bedeni ve yaşamı üzerine ne kadar özerkliği vardır? Belli bazı hastalıklarda hasta tedaviye devam etmek zorunda mıdır? Yaşamı uzatmayı sağlayan solunum yada beslenme araçları gibi yaşam destekleyici araçlar devreden çıkarılabilir mi? Hasta ölümün kendiliğinden gerçekleşmesini beklemeksizin öldürülmeyi talep edebilir mi ya da kendisi bilinçsiz durumda ise yaşamının sonuna ilişkin bu kararı başkaları verebilir mi? Yazar, tüm bu sorulara kişisel özerklik ekseninde cevap aramaktadır.

      Batı'da bazı ülkelerde kabul edilen ötenazi uygulamalarını da örnekleyen ve tanıtan Ölme Hakkı adlı bu kitabın, okuyucuya farklı bir bakış açısı sunacağını, onu yaşam ve ölüm üzerine yeniden düşündüreceğini umuyoruz.
      (Arka Kapak)

    ***
    Kitap hakkında bişeylere bakarken, Can Dündar'ın bir yazısını gördüm (gerek yok ama, işi Erbakan'ın kişiliğine dökme saygısızlığını göstermeyelim e mi.)

    • Erbakan'ın laik kararı

      Bazen Araf'ta asılı kalır insan...
      Tetikte titreyen bir parmakta...
      Ya da yüksek bir binanın çatısında...
      Hayat ve vefat, iki koldan çekiştirir.
      Ölüm, bir parmak hareketindedir; hayat, bir adım geride...
      Karar, tetiği çekecek, adımı atacak olana kalmıştır.
      Daha zoru ise, Araf'taki kararı bir başkasının vermesidir.
      Gün gelir, insan denen muhteşem mekanizma bozulur; yürek atmayı sürdürürken beyin durur.
      Çileyi uzatmamak için yüreği de susturmak zorunludur.
      İşte o an, bir hastane odasında, yaşam destek ünitesinin başucunda bir insan, hayat boyu onunla birlikte (çoğu zaman da onun için) atmış bir yüreğin durdurulmasına onay verir.
      Bir fişi çeker ve koparılmış bir bitki gibi günden güne solan en yakınını, bilinmezin ülkesine gönderir.

      * * *
      Erbakan'a başsağlığı dilerken eşinin yaşam desteğinin kesilmesi kararında nasıl bir acı yaşadığını hissedebiliyoruz.
      62 yıllık bir canın, 38 yıllık bir beraberliğin fişini çekme kararının, bir ülkeyi savaşa sokmaktan çok daha zor olduğunu tahmin edebiliyoruz.
      Sevdiğinin daha fazla acı çekmemesini istemenin, "ölümü göze alacak kadar sevme"ye eşdeğer olduğunu biliyoruz.
      Şevket Kazan, Hoca'nın karar anında mütevekkil bir edayla başını kaldırmadan "Allah'tan geldik, Allah'a gideceğiz" dediğini söylüyor ve şu itirafını aktarıyor:
      "İnsan öleceğini biliyor, ancak kabullenemiyor".

      * * *
      Erbakan Hoca'nın, eşinin ölümüyle yüzleşmesinde son derece insani dersler var.
      Hatırlarsınız, 2 yıl önce vali Recep Yazıcıoğlu bir trafik kazasından sonra bitkisel yaşama geçtiğinde, kardeşi fişten çekilmesini istememiş, "Bu işi vücudun sonlandırması daha uygun" demişti.
      Bunun üzerine Yazıcıoğlu'nun doğal yoldan ölümü beklenmişti.
      Sibel İnceoğlu'nun "Ölme Hakkı" kitabında (Ayrıntı, 1999) ayrıntılarıyla anlattığı gibi, tutucu İslam yorumu, acı çekmeyi Allah'ın düzeninin bir parçası, cennette ödüllendirilecek bir inanç testi olarak görür. Bu yüzden acı çekeni bu sefaletten kurtarmak için öldürmeyi, Allah'ın hükmüne ve yaşamın kutsallığına müdahale sayar.
      "Allah'ın verdiği canı ancak Allah alır. Ölüme kaçmak Yaradan'ın işine karışmaktır".
      Bu meyanda merhamet, cinayettir.

      * * *
      Erbakan'ın metanetle aldığı karar, bu yorum karşısında daha da anlam kazanıyor.
      Çünkü insan hayatının, her şart altında sürdürülmesi gereken bir kutsallık taşıdığını söyleyen "yaşamın dokunulmazlığı tezi"ne karşı dünyevi aydınlanma düşüncesi, "Hayat kutsal bir emanet değil, katlanılmaz hale geldiğinde terk edilebilecek bir yolculuktur" görüşündedir.
      Hayat konusunda devlete ve inanç sistemlerine karşı insanın özerk iradesini savunan bu laik değer yargısına göre "Kişi (veya yakınları) kendi ölümü üzerinde söz sahibi olmalıdır".
      Asıl günah, iradesini yitirmiş bir insanı Araf'ta oyalamaktır.

      * * *
      Erbakan, "zor karar"la eşinin hissiz bedenini Hakk'a kavuştururken önemli bir mesaj verdi:
      Hayatımızın "aç-kapa" tuşu doğumda elimizde değildi, ölürken de elimizde olmayabilir.
      O zaman en yakınlarımıza düşen, Araf'taki acılarımıza son vermektir.

  5. #20
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    01:32
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.853
    Alınan Beğeniler
    932
    Verilen Beğeniler
    1.222

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bu da Can Dündar'ın konuyla ilgili başka bir yazısı:

    • ..Ve nihayet Azrail de sahnede!

      Yarın Amerika'da bir konser olacak ve sahnede birisi ölecek. Bu, büyücünün cam fanusunda görünen bir kara kehanet değil; bir konser davetinin taahhüdü...
      Amerikalı hard rock grubu Hell on Earth ("Yeryüzünde Cehennem"), Florida'ya bağlı St. Petersburg kentinde vereceği konserde bir hayranlarının sahnede intihar edeceğini, web sitesinden (www.hellonearth.com) duyurdu.
      Hell on Earth, "sıra dışı şovlar"ıyla adını duyurmuş bir topluluk... Sahnede bir ineğe tecavüz etmek ya da fare leşlerini süt dolu bir miksere atıp, bu "kokteyl"i izleyicilere içirmek gibi atraksiyonları var.
      Ama bu sonuncu şov, en iddialısı...
      Çünkü bu kez işin içinde ölüm var.

      * * *
      Her şey, grubun 33 yaşındaki solisti Billy Tourtelot'nun internet adresine yollanan bir hayran mesajıyla başladı. Ölümcül bir hastalığın pençesine düştüğünü söyleyen hayran, eyalet yasalarının kendisine ötanazi (yaşamına son verme) hakkı vermediğini yazıyor ve "ölüm hakkı"na dünyanın dikkatini çekebilmek için bir yol bulduğunu söylüyordu:
      Topluluğun 4 Ekim St. Petersburg konserinde sahneye çıkıp bir konuşma yapacak ve sonra da tüm seyircilerin gözleri önünde intihar edecekti.
      Grup üyeleri başta bu teklife kuşkuyla baktı. Ama sonra hastayla tanışıp biraz araştırma yapınca işin ciddiyetini fark ettiler.
      Sonucu Billy Tourtelot geçen hafta açıkladı ve "istemli ötanazi hakkına karşı duyarlılık yaratmak için 4 Ekim konserimizde, tedavi şansı olmayan bu hayranımızın intihar etmesine izin vereceğiz" dedi. Metot olarak başa poşet geçirmeyi düşünüyorlardı. Konser, bu en çarpıcı bölümüyle birlikte internet üzerinden yayımlanacaktı.
      Ardından hayranın teşekkür açıklaması geldi:
      "Acılarıma son vermeme yardımcı olduğu için gruba teşekkür ederim. Elbette bir doktorun yardımcı olmasını tercih ederdim, ama yasalar buna izin vermiyor. Bize de ya acılarla yaşamak ya da başımızın çaresine bakmak kalıyor."

      * * *
      Tabii kıyamet koptu.
      Polis şefi bu suça izin vermeyeceklerini açıkladı. Federal savcı grup hakkında "intihara teşvik" suçlamasıyla soruşturma başlattı.
      Tourtelot "Biz kimseyi teşvik etmiyoruz, sadece istediğini yapma şansı tanıyoruz" diye itiraz etti:
      "Şayet bir insan ülkesi için ölebiliyorsa, niye kendisi için de ölemesin" dedi.
      Tartışma büyüyünce konserin verileceği salonun yetkilileri "şovun" iptal edildiğini açıkladı. Bunun üzerine grup, konseri eyalet sınırlarının dışındaki bir arazide yapacağını duyurdu.

      * * *
      Ancak bu da kolay değil. Çünkü ABD'de aktif ötanazi yasak... Örneğin California'da, "6 ay içinde öleceği 2 doktor tarafından belgelenen hastaların, istediği yer ve zamanda ölümüne cevaz verilmesini" öngören tasarı, 10 yıl önceki bir referandumda reddedildi.
      Bu da, insan bedeninin kime ait olduğu tartışmasını doğurdu:
      İrademiz dışında meydana gelmiş bu bedenin varlığına son vermeye hakkımız var mı, yok mu? Acılar içinde kıvranan bir vücuda ölüm izni vermemek ona eziyet sayılmaz mı? Ötanazi bir hak mıdır, suç mu?
      Bunlar ilginç tartışmalar. Ancak son gösteriyle gündeme gelen olayın, insanoğlunun serüveni açısından ilginç bir boyutu var. Bizim, köprü intiharlarından tanıdığımız bir boyut bu:
      "Can vereceksem, bari kameralar önünde ya da sahnede vereyim, cesedim meşhur olsun" demek... Ölümü bir şova dönüştürmek...
      "Gösteri toplumu", sonunda Azrail'i bile sahneye çağıracak kadar cazibe kazanmışa benziyor.
      Evet, biraları kapıp internet başına geçin bugün; ekranda ölüm var.
    - Arkadaşlar, lütfen sorularınızı özel mesajla iletmek yerine ilgili foruma yazarak cevap arayın. Böylece hem soru-cevaplardan herkes yararlanır hem de en doğru cevaba en hızlı şekilde erişmiş olursunuz.
    - Lütfen sorunuza cevap aldıktan, bir sorununuza çözüm bulduktan sonra dönüp gitmeyin. Siz de başkalarına yararlı olmak için bilgilerinizi, tecrübelerinizi, duygularınızı paylaşabilirsiniz. Unutmayın, siz nasıl yana yakıla cevap arıyorduysanız, başkaları da içine düştüğü açmazdan çıkmak için aynı hararetle sorularına cevap arıyor...

  6. #21
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    01:32
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.853
    Alınan Beğeniler
    932
    Verilen Beğeniler
    1.222

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bir Hukuk sitesinde konuyla ilgili bir makale buldum: www.hukuki.net/hukuk/index.php?article=424

    Bu uzunca makaleden bazı alıntılar yapmak yerinde olacak:


    • [...Ö]tanazi, ölümün kaçınılmaz olduğu ve tıp biliminin verilerine göre iyileştirilmesi olanağı olmayan veya dayanılmaz acılar içinde olan kişinin tıbbi yollarla öldürülmesi veya tıbbi yardımın kesilerek ölüme terk edilmesi halidir. Tıbbi bir tanıma göre ise ötenazi; hastaların tolore edilemeyen ızdıraplarını sona erdirmek amacıyla öldürücü bir ajanın medikal yoldan uygulanmasıdır. Bir başka tanıma göre ise ötenazi, tedavisi olmadığına karar verilen ağrılı veya ağrısız hastaların özgür iradesi ile veya iradesinin alınmadığı hallerde kanuni mümessil veya mirasçılarının izni ile tıbbi yoldan yaşamına son verilmesidir.
      [...] Ötanazi farklı kriterler esas alınarak çeşitli türlere ayrılmıştır. Kişinin, iradesine dayanıp dayanmaması bakımından, iradi (volonter), irade dışı ötanazi (nonvolenter), aktif bir eyleme dayanıp dayanmaması bakımından, aktif-pasif ötanazi, ötanaziye kişinin kendi rızısının veya kanunen yetki verilmiş, yakınlarının rızasına göre, iç-dış ötanazi mahkeme kararına veya, tıbbi konsültasyon sonucunda alınacak karara göre gerçekleştirilmesi açısından, kazai- medikal ötanazi gibi ayırımlara tabi tutulmuştur [Makalede bu türler hakkında açıklayıcı bilgiler mevcut]

      [...]Kura-nı kerim, insan hayatını hem insanın kendisine, hemde üçüncü kişilere karşı korumuştur. Bu nedenle, bir insanın öldürülmesi ne kadar günahsa, insanın, tanrının yarattığı ve ancak tanrının son vereceği, hayata, hayata son vermesi (intihar) da bir o kadar günah addedilmiştir. “ kim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde temelli kalacağı cehennemdir. Allah onu gazabetmiş, lanetlemiş ve büyük azap hazırlamıştır. ( Nisa Süresi, 93.). “ Diriltende öldüren de Allah’tır. Allah istediklerinizi görür. ( Ali İmran Suresi,156 ) Ölümün kişinin bizzat kendi eliyle veya üçüncü bir şahıs tarafından gerçekleştirilmesine razı olma hali, ölümün temennisi dahi islama aykırıdır. [...] Kuran-ı Kerim, Hayatın insana Allah tarafından verilen bir emanet olduğu ve ona son verme hakkında Allaha ait olduğu esasına dayanır. .
      [Hiç bir din ötanaziye onay vermez ve yasaklar]

      [...] ÖTANAZİYE FARKLI HUKUKİ YAKLAŞIMLAR
      A. Ötanaziye karşı Olan Görüşler
      Doktrinde birçok yazar, ötanaziyi eleştirmiş ve bunun kasten adam öldürme suçundan farklı olmadığını ileri sürmüştür. İnsan değeri açısından ötanaziye karşı çıkılarak, yaş sağlık durumu ne olursa olsun hiçbir hayatın diğerinden farklı değerde olmadığı hekimin her durumda ve bütün vasitalarla, hastayı kurtarmak ve onun hayatını uzatmak zorunda olduğu belirtilmiştir. İnsanlığın gelişimi insanların öldürülmesi ile değil tedavi edilmesi, tıbi bakım görmeleri ile gerçekleştirilebilir. Tbbın sürekli gelişmesi karşısında, bir hastanın tedavisinin imkansız olduğunun mutlak olarak kabul edilmesine imkan yoktur.
      Ötanazi, hastanın iradesi yönünden de değerlendirilmiştir. Kendisinin öldürülmesine razı olan kimsenin aklı melakelerinin bozulmuş olması ve itibarla muteber bir rızaya ehil olmamamsı muhtemeldir.
      Ötanazinin kabakine yapılan en büyük itiraz. Bu ameliyenin kötü’ye kullanmalara müsait olmasıdır.
      Bir diğer eleştiri ise, hekimin ızdıraplı yaşayışa son verme saikinin de ceza hukuka yönünden öneminin bulunmamasıdır.

      B. Ötanaziye Taraf Olan Görüşler.
      Ötanazi ve intihar birbirine yakın kavramlardır. Nasıl ki intihar insanın kendi hayatının sahibi olması dolayısıyla ve buna kendi eliyle son verebilmesi sebebiyle cezalandırılmazsa, bunun üçüncü bir şahıs tarafından gerçekleştirilmesinde cezalandırılmaması gerekir. Hastanın kendi akibetini kendisinin tayin etmesi ve bedenine yapılacak hertürlü müdaheleyi reddedebilmesi hakları üstün hukuk ilkeleridir. Bu hukuka uygunluk sebebidir denilerek, pasif ötanazinin cezai mesuliyeti gerektirmediği savunulmakta.
      Ötanazi adeta, illiyet rabıtası yönünden değerlendiren bir görüşe göre hekimin fiili ölümü meydana getirecek, diğer sebebin yerine geçmiştir. Ölümün sebebi hekimin fiili değil, bundan önce gelen tıbbi fizyolojik sebeplerdir.
      Bir başka görüş, ölüme kadar, kaderi sadece, uyumak, yemek yemek, içmek, inlemek, ve çürümek olan kimselerin yaşamasının anlamı bakınınamaktadır. Yaşama imkanı kalmayan bir hastayı bir süre daha yaşatarak ona acı vermeninde tıpla bağdaşır bir yönü yoktur. Bu gibi hallerde, rahat bir ölüm sağlamak daha insani bir davranış olacaktır

      [Ülkeler arasındaki uygulamaların mukayeseli hukuk değerlendirmesi makalede yer almaktadır]

      [...] TÜRK ÖZEL HUKUKUNDA ÖTANAZİNİN YERİ
      Yaşamak tüm özgürlüklerin ilk şartıdır. Bu nedenle yaşama hakkı başkalarının tecavüzlerine karşı korunmakla kalmaış, kişinin kendi fiilerine karışı da korunmuştur. Yaşamacılık esası, devlet tarafından, vatandaşına karşı bir vazife olarak algılanmıştır. A.I’nın. “ Kişinin Hakları ve Ödevleri” başlıklı 17. maddesi “Herkes, yaşama maddi ve manevi varlığını koruma ve yetiştirme hakkında sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz, rızası olmadan, bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.” hükmünü içermekle, devletin yaşama hakkının, korunması gerektiği hususundaki vazifesinin bilincinde olduğunu göstermektedir. TMK. 23. mad. “ Kimse hak ve fiil ehliyetinden kısmen de olsa vazgeçemez.” Kimse, özgürlüklerinden vazgeçemez, ve onları hukuka ve ahlak aykırı olarak sınırlayamaz.” Hükmüyle, kişinin temel hak ve hürriyetinin, kişinin bizzat kendisine karşıda korunacağını göstermektedir. Kişi yaşamı kadar, bedeni ve sağlığı üzerinde de istediği gibi tasarrufta bulunamaz. Bütün bu düzenlemeler yaşam hakkının, vazgeçilmez ve devredilmez olduğunu göstermekte. Peki bu mutlak hakkın tek hakimi olan kişi, bu hakkından vazgeçerse, yani buna yönelik rızasınını Türk Özel Hukukunda anlamı ne olacaktır sorusuna, mevcut mevzuat kapsamında Cevap aradığımızda, rızanın geçerlilik şartları karşımıza çıkmakta. Mağdurun rızasının ona karşı izlenen fiilin hukuka aykırılığını önleyebilmesi, razı olma işleminin muteber olmasına bağlıdır.

      [...] ÖTANAZİ HAKKINDA TÜRKİYE’DEN BAZI BİLİMSEL VERİLER
      Dokuz Eylül Üniversitesi bünyesinde yapılan bilimsel araştırma sonucunda, Türk insanın ötanazi hakkındaki görüşleri ortaya konmaya çalışılmıştır.
      1999 yılında 124 hekimle yapılan bir anket sonucunda
      hekimlerin %74’ü her insanın kendi hayatı üzerinde, karar verme hakkı olduğuna inanıyor.
      Hekimlerin %65’ i Türkiye’de ötanazinin gizlide olsa uygulandığını düşünüyor.
      %27 ise ötanazi isteği ile karşılaşmış,
      yaklaşık %60’ı ötanazi uygulayan hekime ceza verilmememsi
      %65 ‘i belli koşullarda hayatını sonlandırma seçeneğinin yasal olarak verilmesi
      %88’ i ötanazinin her boyutuyla ülkemizde tartışılması gerektiği fikrinde.

      2000 yılında 82 kişilik hasta grubuyla yapılan anket sonucunda,
      %13 ünün ötanazi kelimesini dahi duymadığı,
      %80’inin herkesin kendi yaşamı üzerinde karar verme hakkına sahip olduğu,
      %66 ötanazinin yasallaşmasına olumlu baktığı,
      %49 ötanazi uygulamasına karşı olmadığını bildirmiş.

      2001 yılında, hukuk fakültesi son sınıf öğrencisi, 482 kişi üzerinde, yapılan araştırma sonucunda, öğrencilerin
      %52’sinin ötanazinin yasallaşmasını,
      %44’ ü ötanazi uygulayan hekime ceza verilmemesi gerektiğini,
      %42’sinin bugünkü koşullarda istismar edilebileceği endişesi ile, ötanaziye, karşı olduğu sonucu çıkmıştır.
      % 86’lık kesim ise, ötanazinin tartışılması gerektiği sonucu çıkmıştır

      SONUÇ
      Yüzyıllar boyu, belli koşulların gerçekleşmesi ile insen yaşamının iradi olarak sona erdirilmesi (ötanazi) insanların kafasını meşkul, vicdanının rahatsız etmiştir. Teknolojideki dehşetengiz ilerleme ve tıp biliminin insan kopyalamayla vardığı radde, insanları ötanazi talebinden vazgeçirecek kemale erememiştir. Başta semavi dinler olmak üzere pek çok dinin, bırakın ötanazi talebini, ölüm düşüncesini dahi günah sayarak karşı çıkışı ötanazinin bugüne gelişine engel olamamıştır.
      Yüzyıllardır varola gelen ötanazi talebinin, artık hukuk ışığı karşısına çıkarılıp meşru bir zeminde cevaplanması gerekmektedir.
      Kantile mi? Kalite mi? Sorusuna kalite cevabını veren insanın karşısına yaşamın kutsallığı teziyle çıkılması kanaatimce onu acılar içinde soluk alıp vermeye terketmek olur ki bu kişilik hakkına yapılan en büyük tecavüzdür.
      Bu günkü tıbbı teknoloji insanları ötanazi talebinden vazgeçiremiyorsa yaşam destek cihazlarıyla doğal yoldan ölümüne de engel olmamalı ve kanaatimce iradi ve pasif ötanazi yasal zeminine kavuşturulup meşru sayılmalıdır.

  7. #22
    Forum Moderatörü
    Life Avatarı

    Gerçek Adı
    ---
    Üyelik Tarihi
    17.07-2005
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    19:19
    Yaşadığı Yer
    Türkiye
    Mesaj
    2.698
    Alınan Beğeniler
    83
    Verilen Beğeniler
    75

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    1)* Ötanazi, "isteyene" uygulanmalı mıdır? “Uygulanmamalıdır” diyorsanız, isteyen intihar edebiliyorken, çeşitli koşullardan dolayı elinden gelmediği için ölümü seçemeyenleri böylesi bir tercihten men etmek ne kadar adildir?

    Ötenazi isteyene uygulanmamalıdır.


    2)* Ötanazi hangi koşullarda talep edilebilir?

    Kesinlikle tıbbın hiç bir şekilde cevap veremeyeceği ve hastanın tüm hayatına acı veren bir yaşam biçimi söz konusuysa,bitkisel hayata girmişse ve hiçbirşeyden haberi yoksa

    3)* Ötanaziye olumlu/olumsuz karar verme hakkı kimlere ait olmalıdır, neden?

    Vasileri ve hukuk bu konuda tıbla beraber hareket etmek zorundadır.Ancak bu durumda çok zor bir durumdur nihayetinde kişi sevdiğinin ölümüne karar verme duruyla karşı karşıyadır.

    4)* Ötanazi ve intihar aynı şey midir?

    Ötanazi ölme hakkı olarak bilinse de bu hakkı kim kime vermiş nasıl olmuş buda tarışılması gerekir.Kişinin du dünyaya gelip gelmeme konusunda bir hakkı yoksa ötanazi hakkı da yoktur.
    İntihar da toplumsal ve ruhsal nedenlerden dolayı kişinin kendi canına kıymasıdır ki dinimizce kesin olarak yasaklanmıştır.

    Yani ikisi aynı şeydir...

    5)* Ölümü seçmek, “geride kalanlar”a bir haksızlık olur mu?

    ölümü seçen kişi geride kalanlarına bence haksızlık etmiş olur.

    6)* Koşulların oluştuğunu düşünürseniz, ölümü seçer miydiniz?

    Ölümü birçok kez düşünsemde uygulamaya koymadım bu birazda dini inanç la alakalı birşey

  8. #23
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    09.12-2017
    Saat
    01:35
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İlk yazımda bu konunun özü itibariyle kendi rızasıyla hayatından vazeçmek anlamına gelen intiharla çok kalın çizgilerle ayrılmadığını söyledim.
    Şu ana kadar sunulan makale alıntıları da bu çizginin ifade edildiği kadar kalın olmadığını gösterdi.
    Aslında iyice düşünülürse her ikisi arasında bir çizginin de varolmadığı aksine bazı farklar oldugu açıkça anlaşılabilir. Bu fark sadece kişinin bedensel olarak kendi hayatına son verme kararını kendinin gerç.ekleştirememesi ve yardım istemesidir.
    İyide burada meselenin özü bu edimin ne şekilde gerçekleştirileceği değil ki...
    Burada en önemli unsur kişinin herhangi bir sebepten ötürü hayatından vazgeçmesidir.
    Asıl mihenk noktası budur. Bu olgunun intihardan farklı şeyler olduğunu ileri süren arkadaşlar siyah kalın yazılarla bu cümlelerinin altını çizmekten çok daha fazlasını yapmak ve kendi argümanlarını destekleyici etkin cümleler sarfetmek zorundadır.
    Aksi halde ikna olmayacağım.

    Bunun dışında kişi bu edimi sağlıklıysa kendisi değilse bir başkasının yardımıyla gerçekleştirecektir.
    Ama önemli olan ve bizi her iki durumdada dehşete düşüren kişinin bu kadar önemli (Bize göre) hayatı nasıl olupta bırakıp gidebildiğidir.
    Burda hepimizi derinden etkileyen bir tehdit var ve biz bu tehditten korkuyor gibiyiz.
    Sanki bu karar büyüyüp geniş bir kabul sarmalıyla bizide içine alır diye korkar gibiyiz.
    Mesele kişinin bedensel bir acı çekmesi üzerine odaklanınca işin özü kaçıyor gibi.. İşin özü kişinin kendi varoluşunun ona bir yük haline gelmesidir. Bu ise bedensel olabildiği gibi zihinsel, manevi de olabilir.

    Hayatımın hiçbir döneminde borcunu ödeyemediği ve bu yolla bir takım insanlara haksızlık ettiği için artık hayatından vazgeçmesi gerektiğini ve bu edimin yapabileceği tek onurlu iş olduğunu düşündüğü için harakiri yapan japon iş adamlarına küçümseici gözle bakmadım. Aksine kendi iğrenç hayatlarını ve hedeflerini ne pahasına olursa olsun yaşayarak başkalarını tahakküm altına alırken bunu kutsal bir savunuya dayandıran alçaklardan çok daha saygıdeğer olmuşlardır benim gözümde.
    Belkide bizim topraklarımızda ölümün kucaklanışını onurlu bir adım olarak görmeyen kültürümüz hayatın bu denli yozlaşmasına neden olmuştur.
    İnsan hayatını her halükarda mistik temellerle kutsayan inançlarımızın en yoğun yaşandığı bölgeler kanın, gözyaşının, sömürünün, gericiliğin bitip tükenmez bir volkan gibi fışkırdığı diyarlar aynı zamanda. Bu bir tesadüf müdür acaba?

    Hayatının anlamsız bir yük, bir gereksizlik olduğunu düşünen insan (Haksız bile olsa) bana göre dudak bükülerek değerlendirilecek bir iş yapmamaktadır.
    Vatanı için öleni, toplum sırf kendi çıkarına hizmet ediyor diye kutsarken kendi için öleni nasıl olupta yadsıyabilir?
    Ben bu meselenin genel bir şemsiye altında incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. O şemsiye i,se "ölme hakkı"dır.
    O rock grubunun konserinde ölmek isteyen hasta gibi her gün acı çeken birinin kendi acılarına son vermek istemesi ya da hayatta tüm sevdiklerini kaybetmiş bir insanın her günü azap haline gelmşişken yaşamayı reddetmesi de bence bir haktır.
    Bunları söylerken bu dediklerimin ne kadar korkunç ve trajik şeyler olduğunun tamamen farkındayım. Ancak bunları yazarken hep tek bir şeyi düşünüyorum. O da 'benim bu hayatımdan vazgeçmek isteyebileceğim bir hal olduğunda bunun bana bir hak olarak tevdi edilmemesi karşısında ne hissederdim?' sorusudur.
    Bu konuya cevap yazarken lütfen bu soruyu dürüstçe yanıtlayıp öyle cevap verin.

  9. #24
    Üye
    neptune Avatarı

    Üyelik Tarihi
    24.04-2005
    Son Giriş
    04.07-2010
    Saat
    11:05
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    459
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Selamlar,

    Arkadaşlar yaşama son verilmesi hakkını yalnızca ruhsal açıdan sağlıklı ama fiziksel olarak bunu kesinlikle yapamayacak, yani tam felç olan ve bu işin yapılmasını bilinçli iradesiyle isteyecek hastalar için mi düşünüyorsunuz?
    Mesajlara bakılırsa kapsam bundan çok daha geniş. O yüzden, arkadaşları istemeden tedirgin etmemek için hiç alıntı yapmadan birkaç noktada sesli düşünmek istiyorum.

    Gördüğüm kadarıyla arkadaşlarımızın çoğu ruhsal veya zihinsel düşkünlük durumunu fiziksel düşkünlükten ayrı tutma tutuculuğunu veya yüzeyselliğini göstermiyor. Bunun yanında yaşama son verilirken bu işin yalnızca aktif rıza ile yapılması gerektiğini de düşünmüyorlar.Yani yaşamına son verilecek kişinin durum farkındalığı yoksa yakınlarının da bu kararı verebileceğini söylüyorlar.

    Zaten pratik yönden bakarsanız intihar etme olanağı olmayan kaç kişi var ki? Gerçekten intihar etmek isteyenler bu işi yapıyor ne yazık ki. Böyle olunca işin içindeki dikkate değer bir paradoksu atlamamalıyız. Yukarıda yazılanlar doğrultusunda bakılınca ortaya - bence oldukça irkiltici - bir durum çıkıyor. Bence burada aynı zamanda farkındalığı olmayan zihinsel düşkünlerin yaşamına yakınlarının son verme hakkı tartışılmakta. Belki bu humanistik bakış açısı ile tartışılmakta ama bu bana Nazilerin - kendilerince - idealist olan T4 ötanazi projesini hatırlatıyor. "Ama amaç bu değil" de diyemessiniz. Hastalıkları fiziksel, ruhsal ya da zihinsel olarak ayırıp da yalnızca fiziksel sorunları hastalık olarak görmek ortaçağa ait bir yaklaşım. Düzelemeyaceğine ve artık acı çekmemesine karar verirken nasıl aradan fiziksel durumu çekip alıp ruhsal ve zihinsel sorunları yok sayacaksınız?

    Peki bu yol açıldığında bu işin nereye kadar gidebileceğini görebiliyor musunuz? Tam bağımlıların topluma ve çevrelerine, hatta kendilerine yük oldukları dile getirilebilir. Hem kendilerine hem çevrelerine acı çektirdikleri söylenebilir. Bir süre sonra ötenazi tercih etmeyen insanlar aşağılanmaya bile başlayabilir. Olmaz demeyin, herşey uygun propagandaya bakar. Düşkünler, yaşlılar, hatta belki tam olmasa bile büyük ölçüde bağımlı yaşam sürmek zorunda olanlar bile çevresel hatta ekonomik baskılarla bu yola itilebilir. İyi niyet ile başlayan bir süreç sonunda öjeniye dönebilir.

    Arkadaşlar intihara olduğu gibi, genel olarak anlaşıldığı şekildeki ötenaziye de karşıyım, bunun nedenlerinin bir kısmını yukarıda söyledim ama asıl nedenleri sonraki yazımda anlatırım.

    Selamlar, sevgiler.

  10. #25
    Üye
    DİYAR21 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    07.10-2005
    Son Giriş
    04.04-2009
    Saat
    16:48
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    30
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    ÇEKİLEN ÖYLE ACILAR VARDIRKİ DAYANILIR GİBİ DEĞİL AMA ÖTENAZİ'Yİ KİŞİ UYGULAMALIMI BENCE SON NEFESİNE KADAR ALLAH'TAN UMUDUNU KESMEMEK LAZIM ÖLÜM ALLAH'IN EMRİ KİŞİ BUNU BELİRLEMEMELİ BENCE

  11. #26
    Üye
    alev913 Avatarı

    Gerçek Adı
    ALEV
    Üyelik Tarihi
    18.07-2006
    Son Giriş
    06.06-2017
    Saat
    02:10
    Yaşadığı Yer
    MANİSA
    Mesaj
    84
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Arkadaşlar herkesin kendine göre bir hayatı vardır.Şöyle düşünürsem bende etrafımda olup bitene tepki veremiyosam,yatmaktan vücudumu ağrılarını hissediyorsam vede ailemden destek göremiyorsam bende ölümü seçebilirdim.Ama bunu ben istiyorum diye yapardım.Aynı şekilde çoçuğumun olduğunu düşünürsem asla izin vermezdim herhalde...

  12. #27
    Üye
    esila Avatarı

    Üyelik Tarihi
    04.04-2005
    Son Giriş
    27.02-2009
    Saat
    01:36
    Mesaj
    54
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Benimde babam sakat ve evet,açıkçası bende babamın ötenazi isteyip istemediğini düşündüm.Başlıktaki sorulara bir yanıt arıyorum ama bulamıyorum..

  13. #28
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Off topic

    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: esila
    ...
    Bugün şöyle birşey desem,yarın yazılanlardan birşeyler alabilir,artık başka türlü düşünebilirim.Çünkü bende net değilim.İnsanların fikirleri zamanla değişebilir,yanlış değilki bu?

    ...
    Hatta daha ertesi gün, önceki düşüncene yakın bir yazı okuyabilir, yine görüş değiştirebilirsin.

    Sevgili esila,

    Tamam.. "tutarlı"olabilmek çok iyi bir şeydir ama; bence, şu sanal dünyada kimse kimseyi tutarsızlıkla, çelişkiye düşmekle suçlamamalıdır, suçlayamaz!

    Tabii, "dün dündür, bugün bugündür." cıvıklığına da düşmemek gerek!

    hergün bir yerden bir yere göçmek ne iyi
    hergün biryere konmak ne güzel
    bulanmadan, donmadan akmak ne hoş
    dünle beraber gitti cancağızım
    ne kadar söz varsa düne ait
    şimdi yeni şeyler söylemek lazım
    mevlana

  14. #29
    Üye
    esila Avatarı

    Üyelik Tarihi
    04.04-2005
    Son Giriş
    27.02-2009
    Saat
    01:36
    Mesaj
    54
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    ........

  15. #30
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Bir off topic daha

    Yaa Sevgili esila,

    Ben seni hiç bir şekilde suçlamış değilim ki.. Üstelik, senden yana bir yazı yazmaya çalışmıştım.. Ama yeterince açık olamamışım.. ops:

    Kimse kimseyi tutarsızlıkla suçlayamayacağı gibi sen de suçlanamazsın, mealinde bir şeyler söylemek istemiştim sadece.. Hani sen "İnsanların fikirleri zamanla değişebilir,yanlış değilki bu" demiştin ya..




Sayfa 2 / 9 İlkİlk 123456 ... SonSon