Sayfa 2 / 6 İlkİlk 123456 SonSon
Toplam 80 mesajın 16-30 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #16
    Üye
    Grafiker Avatarı

    Gerçek Adı
    Fatih
    Üyelik Tarihi
    04.07-2005
    Son Giriş
    03.06-2010
    Saat
    01:44
    Yaşadığı Yer
    Samsun
    Mesaj
    336
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    ben neyimi gizleyeyim ya kabak çiçeği gibi ortadayım. :lol: :lol: :lol: :lol:
    bizimkiler bu konuda acayip acımasızdırlar.Bile bile eve kapansam sürükleye sürükleye dışarı çıkartırlar. :lol: :lol: :lol: kabulenmek ve kabul ettirmek ile ilgili bir durum bence.

  2. #17
    Üye
    spastik Avatarı

    Gerçek Adı
    Oğuz
    Üyelik Tarihi
    15.09-2005
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    22:54
    Yaşadığı Yer
    samsun
    Mesaj
    468
    Alınan Beğeniler
    107
    Verilen Beğeniler
    24

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Aslı hanım yazınızı ve buna benzer biçok yazınızı okudum daha öncede buna benzer bi yazınızı okumuştum fakat o zamanda anlam verememiştim şimide anlam veremedim. Daha önceki yazımda engelli ailelerinin geçtiği evreleri yazdım ve bunlar bilimsel icerikli yazılardı. Bilimsel olarak maddelenmiş olguların tartışmasına girmiyeceğiz herhalde. Kabullenmek ailenin gelebileceği en son nokta herşeyin başlangıcı bu nasıl oluyorda bi kaosa neden oluyor anlamıyorum. Aslına bakarsanız kabullenmemek bir cehennemin başlangıcı. Neden mi hemen yazayım. Zihinsel engelli bir çocuğumun ailesi ile görüşüyorum anne çocuğunun engellini bir türlü kabul edemiyor benim çoocuüğum zihinsel engelli olamaz diyor ve bunun tabii sonucu olarak diğer çocukların başardığı sosyal, duygusal ve akademik becerilerin hepsini kendi çocuğunda da görmek istiyor. çocuk engellinden dolayı bu becerilerin biçoğunu yapıyor. Bunun sonucunda çocuk her beceremediği davranışın ardından annesinden küçümseme aşağılanma ve hakaret görüyor özgüveni sıfıra iniyor ve sonuçta karşımıza güvensiz korkak,ürkek,çegingen bir çocuk kişiliği çıkıyor. şimdi söyler misiniz hangi durumda kaos ve çarpıklık söz konusu kabullenip yetenekleri ve yapabilecekleri doğrultusunda çocuğu yetiştirmekte mi yoksa kabullenmeyip aşağalık psikolojisinde olan bir kadının tavrında mı?
    Saygılarımla

  3. #18
    Üye
    aslı dincman Avatarı

    Gerçek Adı
    Aslı
    Üyelik Tarihi
    24.03-2005
    Son Giriş
    22.02-2014
    Saat
    19:25
    Yaşadığı Yer
    İzmir
    Mesaj
    67
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Oğuz bey,

    Her ne kadar "BİLİMSEL" olsa da, ben bu basit ve yüzeysel gruplandırmaya karşı çıkıyorum. Çünkü bu konuya bir ömür adadım ve engelin aile içinde algılanışının, hepsi birbirinden komplike "7 TEMEL TUTUM" içerdiğini tespit ettim.

    Bu tutumları, devlet bakanlığı emriyle bastırılıp, KAYNAK / REHBER KİTAP olarak ilgililere dağıtılan kitabımda açıkladım.
    İnsanlar hala, "DÜNYA TEPSİ GİBİ DÜZDÜR..." diyorlarsa, bu benim sorunum değil...

    Ayrıca forum konusundan tümüyle saptık. Keşke yeni başlık açsaydınız...
    Sizin bahsettiğiniz ailenin tutumu da "KABULLENMEME" değil, "ENGELİ YADSIMA"dır ve özeti de aşağıdadır:

    ENGELİ YADSIMA TUTUMU’NA GİRİŞ
    Mükemmel kurgulanmasına rağmen, önemli darboğazlara neden olan yaklaşımlardandır.
    Anlaşılması çok zor bir yaşam biçimi olan Engeli Yadsıma Tutumu’nun temel felsefesini ve genel görünümünü şöyle özetleyebiliriz:
    “Kimse bir şey bilmiyor !... Çocuğun hiçbir şeyi yok... Nasıl olsa biz onlara yanıldıklarını kanıtlarız.”
    Aile, engelli olmadığını varsayarak çocukla ilişki kurar. Bilinçaltında ise, engellilere karşı akıl almaz yoğunlukta öfke duyar ve engeli yadsıyarak aslında engelliyi reddetmekten korunmaya çalışır.
    Engelli çocuğun, nezle ya da grip benzeri, düzelecek bir rahatsızlığa sahip olduğu varsayılır. Engelli, yardıma gereksinim duyduğunda yalnız bırakılırken, üstesinden gelebileceği ve gelmesi gereken konularda, Suçluluk Tutumu’ndakinden farklı özellikte olsa da, yoğun ve hastalıklı biçimde korunur.
    Aile içi ilişkilerde engelle ilgili diyalog kurulamaz, sorunlar tartışılamaz. Çocuğun engelinden kaynaklanan konuşma yetersizliği dahi, sakatlık dışındaki her şeye bağlanabilir ya da hiçbir temele dayanmayan savlarla hastalıklar üretilebilir. Engellinin elde ettiği başarılar ya da ulaşması gereken hedefler, engelden soyutlanarak değerlendirilir.
    Çocuğun yardıma gereksinimi olmadığı savunulan Engeli Yadsıma Tutumu’nda eğitim ve rehabilitasyona bakış açısı da, diğer yaklaşımlardan farklı ve özel niteliktedir.
    Tutumun açtığı temel yara, kurgu dünyada yaşama zorunluluğudur. Bu tanım yalnızca engele ilişkin özelliklerden soyutlanmayı kapsamaz, engelliler bireysellikten de uzak büyürler.
    Toplumla ilişkiler ailenin kurgulamaları üzerine inşa edilir. Diyaloglarda ön planda tutulan temel ilke ise, "Hayal Dünyası"dır.
    (Örnek: Başını dahi tutamayan Serebral Palsi’li bir gencin babası, "Basketbol oynamak istiyor, onu takıma kaydettireceğim. Aslan oğlum benim..." sözleriyle, yaşadığı ikilemi yansıtıyordu.)
    Benzeri ifadeler karşısında toplum, gerçeği bilse de, aileyi kırmamak için dile getiremez. Dolayısıyla Engeli Yadsıma Tutumu, engelliler hakkında kurgular geliştirilmesine yol açarak, doğru tanınmalarını da engeller.
    -----------------

  4. #19
    Üye
    Keco Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.12-2005
    Son Giriş
    12.10-2016
    Saat
    13:23
    Yaşadığı Yer
    Ankara
    Mesaj
    78
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Cellmaam,
    Kesinlikle katılıyorum. Nasıl ki insanın gözünde sürekli olarak estetik arayışı varsa, bilinçaltında da estetik görünme kaygısı vardır, özellikle de karşı cinse karşı. Bence bu bilinçaltındaysa eğer doğal bir kaygıdır ama bilinçüstüne çıkıp aklı meşgul ederek kompleks haline geliyorsa problemdir.

    Yani bence dizden aşağısı protez olan birinin pantolonla gizlemesi çok normal. Neden ilgisini çekecek ilginç birşey arayıp ona dakikalarca gözünü dikip bakma niyetinde olan insanların olduğu bir ülkede çıplak protezle gezsin ki??? Manyak mı???

  5. #20
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Aslı hanımın düşüncelerine ben de katılamıyorum. Engelliliği oluşturan sakatlığın sebebi her ne ise bu durumla barışmak ayrı bir şeydir bu durumla gurur duyar gibi bir pozisyona kapılmak ayrı.

    Bir kişi birey olarak sakatlığı oluşturan nedenden çok daha fazla birşeydir. Bu nedenle sözkonusu sakatlı oluşturan özelliğinden utanması ya da bunun tam aksi kendini bu özelliği üzerinden sunması anlamına gelecek şekilde sakatlığını sürekli göz önüne sunması kanaatimce aynı şeydir.

    Burada öncelikle engelimizden çok daha fazla anlamlar ifade ettiğimiz noktasında Aslı hanıma katılırken şu ayrımıda aypmak istiyorum. Nasılki sakatlığımızın bizim tarafımızdan bir şekilde sarmalanarak yok sayılması doğru değilse aynı şekilde sakatlığımızında bizi sarmalayıp varlığımızın önüne geçmesi doğru değildir. İşte bu nedenle vatandaş protezinin üzerine pantolon giyer. Şişman biri daha zayıf görünmek için siyah giyer vb...Bunların son derece normal olduğunu düşünüyorum.

    Buna karşın ben de tıpkı diğer arkadaşlarım gibi engelini "bakın ben hayatla ne kadar barışığım" diyerek ısrarla insanların gözüne sokan insanlardan haz etmiyorum. Bunun perde arkasında çaresiz bir 'hıçkırma hali' olduğunu düşünüyorum.

    Bunun yanında spastik arkadaşımın bir cümlesinde ifade ettiği "bilimsel olduğu için iddialarına karşı çıkılmaması gerektiğine" benzer söyleminede oldukça şaşırdım. Zira bir söylem eğer bilimsel ise sırf bilimsel olduğu için eleştiriye ve çürütülmeye açıktır. Aksi halde bu bilimsel olmaz. Sorgulanamayan ve çürütülemeyen söylemler 'dogmalar' dır ve bunlar dinlerin alanına girer. Oysa bilimsel söylem herşeyden önce çürütülebildiği için bilimseldir. Bu nedenle öne sürdüğü düşüncelere "bunlar bilgi olarak nihayetine ermiş bilimsel doğrulardır" şeklinde algılanacak bir yaklaşım doğru olmasa gerek. Çünkü bilim yığılan ve ilerleyen bilgidir. Bu da çürümeye ve kendinden daha sağlam doğrulara hayat hakkı tanımaya olan değişmez özelliği sayesinde gerçekleşir.

  6. #21
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    13:21
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.940
    Alınan Beğeniler
    954
    Verilen Beğeniler
    1.250

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bence buradaki herkes "kabullenmek" deyince aynı şeyi anlmıyor.
    Aklıma iki türlü varsayım geliyor: 1) "sakatlığı kabullenip", toplumun o zamana dek belirlediği ve temel kabul gören/uygulanan 'tutum/kural/sınır'lara gönüllü olarak dahil olmak. 2) "sakatlığı kabullenip", toplumun o zamana dek belirlediği ve temel kabul gören/uygulanan 'tutum/kural/sınır'ları zorlamak/eleştirmek/reddetmek/alternatifler belirlemek.

    Her ikisi de "sakatlığın kabulü" kapısından geçiyor ama, hemen ardından yollarını tamamen ayıroyor. Biri o "kabul"le birrlikte başkaları tarafından belirlenen kalıba girmeye (güçsüz, çaresiz ve belki de bilgisizliğinden) gönüllü oluyor, diğeri ise kendine yeni yollar arıyor.

    Yani "sakatlığı kabullenmek"le, "(Sosyalizasyon süreçleriyle belirlenen) sakatların yapabileceği/olabileceği şeyler"i kabullenmek aynı şey değil gibime geliyor.

    ***
    Soruları cevaplamadan önce, Orhan Pamuk'un, şu mealdeki sözünü vurgulamak istiyorum: Gerçek özgürlük, şunu-bunu seçebilmek değil, seçenekler arasından dilediğimizi seçme hakkına sahip olduğumuzu bilmektir.

    "1. Neden sakatlık gizlenmeye ihtiyaç duyulur?
    2. Bu yolla, "sağlam görünme gereksinimi" (böyle bir gereksinim varsa) mi tatmin edilir?"[/


    Herkesi kapsamasa da, birçok sakat, sakatlıkla dalga geçilen/sakatlığın küçük görülme sebebi olarak görüldüğü Türkiye gibi toplumlarda (Türkiye derken, Türkiye'de daha çok demek istiyorum), "topluma rağmen" sakatlıpıyla yaşama gücünü kendinde bulamaz. İşte o zaman, "toplum gibi" olup, "anormalllikleri"ni gizleme yolunu seçerler.

    "3. Sakatlık gizlenirse, sakat olmayanlar bize yabancılaşmazlar mı?
    4. Sakatlığı ağır olanlar açısından bu eğilim, nasıl sonuçlar doğurur?"


    Kesinlikle yabancılaştırırlar. Daha doğrusu, "bize" değil, maskemize alıışırlar. Maske düştüğünde ya da maske olduğu anlaşıldığında, yabancılaşma da kaçınılmaz olur.
    Ve insanlar sürekli bir maskeyle yaşayamaz. Maskeli her an, insanın kendisine (de) uzaklaşması demektir.

    Sonuç olarak, güzel buluyorsak mini etek/pantolon giymek, güzel bulmuyor ya da rahat hissetmiyorsak ... giymek gerek.
    Önemli olan neyi ne kadar istediğimiz.

  7. #22
    Üye
    Kederli Avatarı

    Üyelik Tarihi
    24.04-2005
    Son Giriş
    17.10-2017
    Saat
    16:51
    Yaşadığı Yer
    *
    Mesaj
    459
    Alınan Beğeniler
    4
    Verilen Beğeniler
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ben gençliğe ilk adım attığımdan tibaren sakatlığımı gizleem ihtiyacı duydum hala da gizlemeye çalışırım. Toplum içinde göze batmak "aa sakatmış bak yazık" gibi nazarlara mazur kalmak ya da insanları meraklı bakışlarından rahatsız olacağım için böyle davranıyorum. Ne yapayım ben de kendimi aşamıyorum. Psikolojik bozukluk olarak da değerlendirilebilir sanırım... İşte şarkıdaki gibi "Ben böyleyim..."

  8. #23
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Soyut kavramlar üzerinde fazlaca durmamanızı önereceğim. Çünkü; yere, zamana ve kişiye göre anlamı değişen bu kavramları gereğinden çok tartışmak, kitaplardan, ansiklopedilerden falan alıntılarla desteklemek, asıl tartışılması gereken konuyu saptırdığı gibi, gereksiz gerginliklere de yol açıyor. (Başıma geldi, oradan biliyorum. :P )

    ***

    Arkadaşlar vurguladılar! Dönüp dolaşıp, parçalanamayan ön (ve bön) yargılara geldik! Belki İzmir gibi, genel kültürü nispeten yüksek bölgelerde bu ortamı/sorunu yaşamıyorsunuzdur ama diğer bölgelerimizde de engelli insanlar yaşıyor! Ve onlar + aileleri sürekli olarak bir hoşgörüsüzlükle karşı karşıyalar. Var olan engeller yetmiyormuş gibi, bir de bu ön ve bön yargılarla mücadele etmek zorundalar! O yüzden de haklı olarak, sakatlığı gizleme yolunu seçiyorlar. Parçalayın bu ön yargıları, sonra konuşalım. Bunun da tek yolu: Kaliteli eğitimdir! Toplumun büyük çoğunluğunu bu eğitim yordamından geçirdiğiniz zaman bu tür sorunları konuşmak bile abes olacaktır.

  9. #24
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sevgili adaşım güzel ayırmışsın. Ancak bu ayrımı yaparken sorularını üzerine oturttuğun "saklama" ne demek? Yani bu kelime kritik. Ortezli bacağının farkedildiğini bilmesine rağmen bunu insanların gözüne sokmak istememek acaba "sakatlığını saklamak" mı oluyor?

    Ben çok da böyle düşünmüyorum.

    Ayrıca Orhan Pamuk un sandığın o cümleler de ona değil tıpkı başkalarından aşırdığı diğerlerinde olduğu gibi Voltair e aittir.

  10. #25
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    13:21
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.940
    Alınan Beğeniler
    954
    Verilen Beğeniler
    1.250

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    'Saklayıp/saklamamak'la 'göze sokup/sokmamak'estetikten ne anladığımıza bağlı. Göreceli birşey yani. Çok makyajı sevenle sevmeyen gibi... Herkes kendi zevki nasılsa, ona göre yapar makyajı... Bence sakatlık ya da onun yol açtığı fonksiyon kısıtılılığını bi ölçüde bertaraf etmek için kullanılan ürünler de aynı şekilde. Eğer kullanan kişi estetik açıdan sakıncalı bulmuyorsa, bence istediği gibi kullanabilir/kullanmalıdır.
    Burada iki şey önemli, birincisi, "aaa ne çok makyaj yapmış, berbat!" diye arkandan ya da yüzüne yapılacak eleştirilere açık/dayanıklı olmak ve ikincisi de, bu saklayıp-saklamama kararını bir inatlaşma ya da"güç gösterisi" olarak değil (elbette bu bir yol), kişisel zevk/tercih olarak yapmak.
    Sonuç olarak saklamıyorsam, bu illla da onu birinin gözüne sokiim diye değil, kendi beğeni ve rahatımdan dolayı olur...


    Not: Sözün kime ait olduğunu inan hatırlamıyorum kardeşim. Ama sanki Orhan Pamu bi yerde dedi gibi hatırladım. Yanılmış da olabilirim. Sen Voltaire'in orijinal ifadesini biliyorsan yazsana buraya. Merak ettim şimdi...
    - Arkadaşlar, lütfen sorularınızı özel mesajla iletmek yerine ilgili foruma yazarak cevap arayın. Böylece hem soru-cevaplardan herkes yararlanır hem de en doğru cevaba en hızlı şekilde erişmiş olursunuz.
    - Lütfen sorunuza cevap aldıktan, bir sorununuza çözüm bulduktan sonra dönüp gitmeyin. Siz de başkalarına yararlı olmak için bilgilerinizi, tecrübelerinizi, duygularınızı paylaşabilirsiniz. Unutmayın, siz nasıl yana yakıla cevap arıyorduysanız, başkaları da içine düştüğü açmazdan çıkmak için aynı hararetle sorularına cevap arıyor...

  11. #26
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sadece Voltair den buna çok yakın şeyler okudugumu hatırlıyorum. Nerde okudugumu unutum. Hatta yıllar önce bunu her tartışmada söylerdim.

    Hatırladıgım bu düşüncesini bir de şöyle temellendiriyordu.

    Ben diyordu hayatımın hiç bir döneminde Hindistana gitme niyetinde değilim. Ama biri bir gün çıkıp bana Hindistanın falanca dagında, falanca köyüne gitmen yasak derse uykularım kaçar. Çünkü seçme hakkım elimden alınmıştır, özgürlüğüm kısıtlanmıştır. Özgürlük benim bu hakkımı kullanabilmemdir. Böyle bişeylerdi

    Yani orhan Pamuk öyle orjinal laflar edecek adam değil. Böyle birilerinden okumustur tatlı su aydını..

  12. #27
    Üye
    spastik Avatarı

    Gerçek Adı
    Oğuz
    Üyelik Tarihi
    15.09-2005
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    22:54
    Yaşadığı Yer
    samsun
    Mesaj
    468
    Alınan Beğeniler
    107
    Verilen Beğeniler
    24

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Arkadaşlar herşey güzel hoşta şu psikolojik rahatsızlık mı yoksa deil mi tartışmasını bir kenara bırakalım bence ukalalık gibi algılamayın fakat bu ülkede herkes psikoloji hakkında herşeyi konuşuyor. Bu olay biraz magazinsel bir hal aldı. Böle bii konu deil ki bu tartışma konusu yapılan şey bir bilim yöntemi olan tekniği olan etiği olan.neyin psikolojik soorun yada neyin olmadığına bırakın bu işi yapanlar karar versin. Bölesi daha verimli olacaktır. Aksi halde kavram kargaşasına neden oluruz.......
    Saygılarımla

  13. #28
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Spastik bu işin böyle magazinel boyut kazanmasında bizzat psikoloji bilimiyle uğraşanların büyük katkısı vardır.

    Lacan ın aforizmalarından tut da Freud un attığı temellere kadar herşey sorgulanmakta bizzat bu işin ehilleri tarafından. E hal böyle olunca....

    Hem bu psikoloji konusunda sadece psikoloji eğitimi alanların konusması gerektiği yönündeki teze bizzat bu bilimin kurucusu Freud Kitle pskanalizi adlı eserinde şiddetle karşı çıkıyor.

  14. #29
    Üye
    Sema Avatarı

    Gerçek Adı
    Sema
    Üyelik Tarihi
    28.07-2004
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    17:16
    Yaşadığı Yer
    A.
    Mesaj
    4.345
    Alınan Beğeniler
    33
    Verilen Beğeniler
    17
    Blog Mesajları
    28

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    "Saklamak" sadece estetikten ne anladığımızla ilintili olarak kullanılmamalı bence.

    “Adab-ı muhaşeret” kuralları bu kadarına tölerans gösteriyorsa ( hele de devlet dairesi gibi resmi bir yerde) Her isteyen istediği gibi davransa ooooo... Bu durumda sakatlık sadece bahanemiz olabilir.
    Her mekanın bir yakışanı var, denize pantolanla girseydik o zaman saklamak kelimesini rahatça kullanabilirdik.

  15. #30
    Üye
    A_GEYiK Avatarı

    Üyelik Tarihi
    14.04-2006
    Son Giriş
    14.12-2017
    Saat
    16:16
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    1.507
    Alınan Beğeniler
    30
    Verilen Beğeniler
    30
    Blog Mesajları
    20

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Yahu saklayan saklasın, saklamayan saklamasın. Düz mantık; eğer saklanmayacak diye bir kaide olsaydı; Jennifer Loper her daim çıplak gezerdi.




Sayfa 2 / 6 İlkİlk 123456 SonSon