Sayfa 3 / 7 İlkİlk 1234567 SonSon
Toplam 102 mesajın 31-45 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #31
    Üye
    selen25 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    18.02-2009
    Son Giriş
    12.11-2009
    Saat
    20:57
    Mesaj
    5
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    şehribanu sana hak veriyorum ama bazen hiç ummadıgın anda karşına öyle birisi çıkıyorki seni herşeye inandırıyor herşeyin üstesinden gelebilecegine ve sevdigin insanla güzel bir hayat yaşayabilecegine inandırıyor ne kadar karamsar olursak olalım...bende daha önce hayal krıklıgı yaşadım sevdigim insan için ki onunda beni sevdigine inanıyordum ama ilk başta arkadaşlarım bana senin evlilgin sadece birkaç yıl sürer dediler çevremden çok şey duydum zamanı gelir seni yanına yaklaıştırmaz dediler açıkça hiç çekinmeden ve incindigimi düşünmeden...bir şekilde ayrıldık...ve aradan 4 sene geçti şimdi hayatımda öyle bir insan varki belkide başıma gelelbilicek en iyi şey o...onu çok seviyorum ve onunda beni çok sevdigini biliyorum... ben çocuk felciyim...ameliyat oldum yürüyebiliyorum aksamam olsadabirazcık... sevdigim insan engelsiz ve beni tekrar hayata baglayan o oldu onun sayesinde tekrar ameliyat oldum...ilk başlarda güvenemiyordum tekrar hayal kırıklıgı yaşam istemiyordum ama o beni ianandırdı ailemle tanıştı beni ailesiyle tanıştırdı...bana hiç kimsenin olmadıgı kadar destek oldu...şimdi onunla nişanlıyım ve ailesi ve bütün çevresi olmak üzere hepsi bize destek oluyor...hepimiz hayall kırıklıgı yaşıyoruz hayatımızda bazen insanlar yarın kendilerinin başına ne geliceni düşünemden yaşıyorlar eger birini seviyorsanız ve sevilidiginize inanıyorsanız hiç kimseden çekinmeyin hayat bizim zorluguylada kolaylıgıylada...insanların ne diyecegine bakıp hayatımızı zehir etmeyelim herşeye ragmen hayat çok güzel sevince ve sevilince...hepinize bol sevgili günler canım arkadaşlarım

  2. #32
    Üye
    empatizan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.02-2008
    Son Giriş
    20.03-2017
    Saat
    10:49
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    845
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    “az bulur az yersin çok bulur çok yersin yiyecek birşeyleri mutlaka bir şekilde bulursun ama "ruhunu" doyuracak "sevgi" gıdasını bu devirde cimrilik etmeden bol keseden "beklentisiz"sana veren olmaz...”
    Demiş sevgili serapserap_vuu.
    Ben bunu; az bulur az yersin çok bulur çok yersin yiyecek birşeyleri mutlaka bir şekilde bulursun ama ruhu ruhuna beyni beynine değen insanı 40 yıllık yaşamında bile kolay kolay bulamazsın olarak naçizane kendi dünya görüşüme göre değiştireyim. Ruhu ruhumuza, beyni beynimize değen bir insanı hiçbir maddi bedel karşılığında kolay kolay bulamayız (tabii aradığınız buysa)

    “Peki, birlikte olmak için barınma, yemek-içmek, eğlenmek, sosyalleşmek, sağlık, ulaşım vb. ihtiyaçlarımızı nasıl karşılayacağız?
    Bu dayatmalar için bir çözüm var mı? Bir sakat için bunlarla debelenmek kolay mı? Hele ki bir de aile ve toplumsal baskılar söz konusu olursa... “
    Demiş OturanBoğa.
    Bu söylediğiniz gerçekler engelsiz- engelsiz birlikteğinde de geçerli sayın OturanBoğa. Sanırım Asıl sorun doğru insanı bulmakta, beyinle, ruhla düşünmekte ve yaşamakta.
    Eee tabii her iki taraf için de iyi gelişmiş, iyi kullanılan bir beyin (bu tür bir beyin doğal olarak her iki tarafın para problemini de çözüyor) sanırım eğitim ve kişinin kendisine verdiği emekten geçiyor.

  3. #33
    Üye
    aliş şerif Avatarı

    Üyelik Tarihi
    05.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    afyonkarahisar
    Mesaj
    2.888
    Alınan Beğeniler
    48
    Verilen Beğeniler
    45

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Vay be inanamıyorum konu nereye gelmiş yazıların hepsini okudum engelli engelsiz arasında ki sorun paraya gelmiş kabüllenemiyorum para araçtır herzamn başlı başına sorun olamaz Bnim milyarlarım olcak mutlu olcam öylemi engelsiz bana aşık olcak öylemi kendimizi kandırmayalım para için birlliktelik oluyosa bile yalnızlıktır yine ama toplum karşsında kendi egomuzu tatmin ederiz mutluluk oyunu oynarız olay bu deil tamam para kolaylaştırır hayatımızı ama sevgiyi aşkı da satın almaz gücü yetmez

  4. #34
    Üye
    Sirine Avatarı

    Üyelik Tarihi
    30.09-2005
    Son Giriş
    22.11-2016
    Saat
    18:39
    Yaşadığı Yer
    ...
    Mesaj
    20.077
    Alınan Beğeniler
    7
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    4

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ben bu konuda ilk sorunun 3. sahıslar olduğunu düşünüyorum engelli-engelsiz insanların birlikteliği konusundan nedense hep ön yardı olduğundan 3.sahısların vıdı vıdı ve dırdırları psikolojik bir baskı oluşuturdluğunan kişiler üstünde çok önemli bir rol oynuyor...
    2.konu kişilerin birbirleri hakkındaki KARARLILIKLARI....Birbirlerinden emin olma birbirlerine olan saygı sevgileri??biz neyiz kavramını iyice oturtmaları....
    3.GÜVEN...iyi günde kötü günde hastalıkla ve sağlıklar hep seninle...cümlesine bağlılıkları güvenin temellerini sağlamlaştırır...bir insana sevi seviyorum derken ilerisinide düşünüp evet ben yapabilirim bu adamı veya kadını seviyorum hayatımın anlamını onunla buldum deyip herşeye rağmen deyip adımlarını ona göre atmaları birbirleri için çok ama çok önemlidir....
    şu yukarıdaki 3 madde çok önemli ilk aşamayı geçtikten sonra yani 3.sahıslara iki inan kulaklarını tıkayıp sadece kendilerine adapte olduğu halde gelen zorluk ve sıkıntılara birlikte göğüs gerebilirler....
    ayrıca engelli-engelsiz ilişkilerinde değil normal ilişkilerde bile bunlar olabilir her ilişkide illaki sorunlar lacaktır sorunsuz evlilik mi var herşeyin dört dörtlük olmasını beklemek biraz bencilce olur...insanlar bir terazi gibi birbirlerini dengelemeli....tamamlamalı...yarım elma misali birbirlerini....ruh ikizi olmaktır esas mesele.....
    para konusu işin içine girdiğinde işte bu içler acısı bir durum...
    para=MANTIK EVLİLİĞİ...
    günümüzde maddiyata duyulan değer yüzünden birlikteliklerin ne yazıkki kalitesi ve aşka cesaretini kaybettiriyor ve aşka sevgiye değer yavaş yavaş kayboluyor...ve gerçek aşklar mazi oluyor tarihi birer...
    bir erkek evini geçindiriyormu evet...!!!eşini ve çocuklarını kimseye muhtaç bırakıyormu???hayır....gerisi teferrüattır....
    kimse açta açıkça yaşamıcağına göre....herkeste birliktelikleri sırasında az biraz birbirleri hakkında birşeyler öğrendiğine bu ilişkiler bilerek yaşanıyor...o yüzden sonradan yan çizilmesi çok mantıksız ve abes....ayrıca yazık....madem öle eğer kabullenemeyeceksen bir ilişkide bazı durumları başlama o zaman....durum belli hal belli insan kaldıramacağı bir işin günahına girmemeli...
    bu zamanda ev düzmek oldukça zor bir olay iş oldukça zor günümüzde kriz denen şey varken....hanımefendiler ve beyefendiler armudun sapı üzümün çöpü derse sevgiye sırt dönüp mantık evliliklerine yüz çevirirse bu ilişkilerin sonu adliyede biter...olan kimlere olur sevenlere olur...bir taraf hep sever mutlaka ki...
    hem unutmayalım ki maddi gücü yerinde olan bir insanda dıfır olma ihtimali yüksektir yoktan var eden allah vardanda yok eder...hazıra dağ dayanmadığında maddiyat için evlenenlerin sonu sudan çıkmış balık misali....
    para karın doyurur evet ama gönül doldurmaz....
    gönlüm fakir olcana gönlüme zenginlik aksın...
    mutluluğum olsun kimle mutluysam onla olmayı tercih ederim....
    bugün ne zenginler sefalette...herşey para değil....
    sorun insanlarda bana göre....3.sahıslar,kararlılık,güven tüm mesele

  5. #35
    Üye
    empatizan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.02-2008
    Son Giriş
    20.03-2017
    Saat
    10:49
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    845
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Şirinecim, erkeğin evini geçindirip eşini ve çocuklarını kimseye muhtaç bırakmama fikri çok eskilerde kalmadı mı?
    Bir kadının kulağına çok hoş geliyor ama öylesini bulursan sakın kaçırma. Şimdilerde hemen hemen tersine döndü işler.
    Paylaşma fikrine razı olsan iyi edersin bence

  6. #36
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    18:07
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bu yazılanlardan sonra bizim buralarda bir söz vardır o geldi aklıma:,"Ayının boynuna parayı takınca ağa olur," diye...Ağa olsak da sakat olmaya devam edeceğiz,bu gerçeği para bile değiştiremeyecek. Paramız olmasına rağmen engelli olmaktan bir türlü kurtulamıyoruz,engelimizi düzeltmeye yetmiyor para...Parayla sakatlıktan kurtulan var mı acaba?Ben çocuk felcini düzelttiremedim parayla birtürlü...Para sadece hayatımı kolaylaştırdı,kendim çoğu şeyimi yaparken özgürüm.Örneğin,arabama atlayıp istediğim yere gidebiliyorum,hatta çoğu engelsizden daha şanslıyım,ama yine de sakatım,özgürlüğüm bedenimle değil parayla sağlanıyor...Parayla yaşamı kolaylaştırıyoruz ama ne sakatlığımızı ne de sevgimizi satın alabiliyoruz...
    Konu sevgi ilişkisinden, paranın değerli olup olmamasına kaydı

  7. #37
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: kuyucak Mesajı Gör
    Eski türk filmlerinde en çok tekrarlanan sözlerden ikisidir.. Hatırlarsın Oturanboğa sen; -Beni param içinmi seviyorsun Nalan? -Benden nefret et, ama acıma.. Bu iki kelime ile sevginin sınırlarını belirlemiştir Türk toplumu.. Belki ilerki zamanlarda, nesiller değişince olur dediklerin..
    Yaf ne bakıyon sen Türk filmlerine Hasanım,
    “Parayla saadet olmaz” da derler orada.. Hatta şarkısı bile vardı.. (Filmi de var mıydı?.. Unuttum..)
    Gerçi doğrudur.. Sinema filmleri, reelden yola çıkıp reele yön vermeyi “iş” edinmişti bir zamanlar.. Ama yine de “SANAL”dır! Hem de kocaman!

    Yaa. Sanki çok çok mükemmel toplumda yaşıyormuşuz da tek kusurlu “engellilermiş” gibi; ya da tam tersi engelliler mükemmel de “ah şu ‘toplum’ yok mu ah, o olmasa her şey güllük gülistanlık” gibi yorumlar beni hem güldürüyor, hem düşündürüyor.. Objektif olmayı bir türlü beceremiyoruz!
    Az çok eğitimini almış birisi olarak “istatistik” olayına hiiç güvenmem ama, onsuz da olmuyor pek günümüzde.. Nüfus sayımından tut enflasyon hesabına kadar her yerde var bu meret.. Yani suç parada değil, parayı elinde bulunduranda/kullananda! ‘Para’ paylaşım aracı! Ama onu gerektiği gibi dağıtmayıp yanlış biçimde kullandırttığında işin rengi değişiyor işte..
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: OturanBoğa Mesajı Gör
    Sorun kedilerin aşkında değil, sorun bu b.ktan düzende yaşamak için başka şeylerin de bize dayatılıyor olması!
    Çok doğru! .. Bu ‘dayatma’ işini yapana da kısaca ‘toplum’ dediğimizde suçluyu buluyoruz hemen..
    Lâkin, yukarıda dediğim gibi; objektif olarak baktığımızda, engellisinde de, engelsizinde de, birey “birey” değil ki toplum “toplum” olsun!!
    “Birey”den anladığımı, 2,5 yıl kadar önce Tepki’de adını koymadan anlatmaya çalışmıştım. Oradaki tepkili/bilinçli/donanımlı/örgütlü çağdaş insandır: Birey! Şimdi bütün bu özellikleri alın, toplumun engelli ve engelsiz insanlarında bir şablon olarak test edin.. Sonuç ne olacak? Bakalım, hangi toplumu, hangi insanları yargılıyoruz? “İdeal birey” olmadan “ideal toplum” olabilir mi? Soru/n budur bence..

  8. #38
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    18:07
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İdeal bireyi ideal toplum yaratır...Bir birey,yetiştiği toplumun ürünüdür.İstisnalar da yok değil,ama "Ne ekersen onu biçersin." İdeal bir kültürümüz varsa,ideal bireyler de mevcut olacaktır.İdeal bir toplum varsa ideal bireyler de yetişecektir...
    Önce toplumun ideal olması gerekiyor,toplum tek tek bireylerden oluşur ama toplumu belirleyen tek başına birey değildir...Örnek olarak küçük bir topluluk olarak aileyi ele alalım,aile kavgacı,sorunlarını tartışarak çözerse çocukları da aynı yöntemi uyguluyor.Eğer aile sevgi ve hoşgörüye dayalı,çocuklarına değer verip onu birey olarak önemserse,çocuk da insanlara saygılı olur...Sonra gelenekler,görenekler,kültür bireyi çepe çevre sarar ve kendi başına karar vermesini ya da düşünmesine izin vermez,tabi bunun da istisnaları vardır...İdeal toplum,Thomas More'nin Ütopya'sında mümkün...

  9. #39
    Üye
    Sirine Avatarı

    Üyelik Tarihi
    30.09-2005
    Son Giriş
    22.11-2016
    Saat
    18:39
    Yaşadığı Yer
    ...
    Mesaj
    20.077
    Alınan Beğeniler
    7
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    4

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    şarkı sölemem geldiii
    parra parra parra
    varlığı bir dert
    yokluğu yarraaa

  10. #40
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Şehribanu demiş ki:

    "Engellilerin ,engelli ve engelsiz kişilerle ilişkilerinde sorun yaşamazken ,hatta hayatlarını kolaylaştırıp mutlu olurken;asıl sorun, engelsiz kişilerin,engellilerle olan ilişkilerinde ilişkinin sürüp sürmeyeceği konusunda aileye,arkadaşlara,çevreye,topluma karşı engelli partneri taşıyamamaktan kaynaklanmaktadır… "

    Bir ilişkinin sağlıklı yürümesi için her iki bireyinde aynı şekilde sorumluluğu yokmu dur? Engelli biri, engelsiz biriyle aşk yaşadığında engelsiz olanı ne oranda taşıyabilmektedir?

    Aşk iki kişilik olduğuna göre, o sorumluluk da ikisine ait değil midir?

    Engelsiz bireyin engelli olanla ilişkisini sağlıklı biçimde yürütememesinin kökeninde engellilere karşı yönelik olarak geliştirilen önyargı ve tutumlar vardır. Bireyin davranışı toplumla diyalektik biçimde vardır. Yani, bireyin davranışlarını belirleyen toplumdur. Bir etki tepki vardır.

    Burada biz yalnızca, bireyi tek başına ele alıp incelersek, yanılırız. Öyleyse, bunun kökenine gitmek gerekir. Yani, ilk önce, engellilerle ilgili olumsuz bakış açıları yıkılmalıdır. Bunun da, yolu, yine biz engellilerden geçmektedir.

    Aslında bu konu çok girifttir. Engelli ya da engelsiz olanın aşkının dışında önce şunu sorgulamak gerekir. Aşk ya da sevgi nedir? Biz birisini niye seviyoruz? Niye aşık oluyoruz? O kişiyi neye göre değerlendiriyoruz? Yani, biz birini severken yalnızca, saçının ya da gözlerinin rengine mi bakıyoruz? Yakışıklı/güzel olmasına mı? Yoksa, o kişiyi diğerlerinden ayıran niteliklerine göre mi? Bizim aşka ya da sevgiye yüklediğimiz anlam ne? Ya da, hoşlamayı aşk mı sanıyoruz? Aşk gerçekten de iki kişilik midir?

    Aşk bana göre, iki kişilik değildir. Aşk toplumsaldır. Aşk, içini vermektir. Aşk, gizi, sırrı kabul etmez. Aşk, çıkar gözetmeden sevmektir. Aşk, zaaf değildir. Aşk, hem kayıtsız şartsız sevmeyi, hem de başkaldırıyı içinde barındırır. Aşk, bilinçli bir seçimdir. Bana göre, aşkın tanımı buna benzer şeyler... Eğer, ben birine aşık olacaksam, önce aşık olduğum insanla kavramlarda anlaşmam gerekir. Eğer ikimizinde aşk ya da sevgi kavramı birbirine uyuyorsa, onu severim. Çünkü, aşk en başta dost olmaktır.

    Sonrası mı? Bana göre aşk, iki kişinin özel durumlarıyla sınırlanacak birşey değildir. Aşk, mücadeledir. Aşk, başkaldırıdır. Aşk, eylemdir. Aşk, güçtür. Neyin gücü peki? Motivasyonun gücü... Zor olanın gücü... Beklentilere teslim olmayanın gücü...

    Yani... Kokuşmaya... çürümeye... yozlaşmaya... karşı bir direniş... İnsanca yaşamak için...

    Evet. İnsan, aşka kendini yoğurmalıdır. Ama kendi değerlerimizi kendimiz yaratarak.

    Eğer, beni seven engelli olduğumdan dolayı, ailesinin, çevresinin, toplumun baskılarına karşı direnemiyorsa, zaten ben böyle bir insanı sevemem. Çünkü, ne istediğimi biliyorum. Çünkü, aşka yüklediğim anlamı biliyorum.

    Öyleyse, önce ben engelli birey olarak kimim? Neyim? Kavramların anlamını biliyor muyum? Önce kendimi değiştirmekten işe başlamalıyım diye düşünüyorum.

  11. #41
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bu başlıkta tartışılan konuyu diğer öne sürülen şeylerden ayrıştırmaya çalışıyorum.. Bana göre mesele, toplumun bireye uyguladığı baskıdır.. Toplumun bireyi yola getirme, cezalandırma, ödüllendirme hatta aforoz etme meselesidir.. Birey kendi başına toplumda
    var olan beğeni, sevme tabularına karşı durabilir.. Ortalamanın dışına çıkabilir.. Radikal çıkışları olabilir.. Ancak toplum onu rahat bırakmaz.. Onunla uğraşır..

    Bazı sosyolojik olayları incelemek için laboratuar ortamı gereklidir.. Laboratuar ortamı demek olayları diğerlerin ayrıştırıp, büyüteç altında , projektörleri olayın üstüne tutmaktır.. Hiçbir sosyolojik olay sadece salt engelliler için değildir.. Sadece o olay bazı yerlerde daha yoğun hissedilir, gözlemlenir.. Çünkü o kesimi daha güçlü bir şekilde vurur.. Bu olayı her zaman şöyle özetlerim; Sağlam hapşırırsa, engelli zatürre olur soğuktan..

    Birey toplum ilişkilerinde karşılıklı etkileşim olacaktır.. Toplum bireyi elbette belirlemeye çalışır.. Fakat her zaman belirleyemez.. Merak etmeyin o kadar karamsar değilim ben.. Toplumlar her zaman bireyi belirlemeye çalışmıştır, ancak hiçbir zaman başaramamıştır.. Zaman içinde bir çok bireyde, içinde bulundukları toplumları etkilemiştir.. Ancak bu tür
    bireylerin dayanma gücü ve ödeyecek bir bedelleri olmalıdır.. Bedel ödemeyi kabul etmelidirler..

    Bu bakış açısı ile olaylara bakarsak; Zaten toplumda ilişkileri didiklemek, belirlemek, karışmak üzerine kurulu bir feodal kültür vardır.. Sadece engelli ilişkilerine karışmak değil bu kültürel yapı.. Karışmayacağı, kendini tutabileceği, belirlemeye çalışmayacağı hiçbir sınır yoktur.. Doğan çocuğun cinsiyetinden, eğitimine, mesleğine, evliliğine, nerede ve nasıl yaşayacağına hatta emekliliğinde nasıl yaşaması gerektiğine, hatta nerede gömüleceğine bile karar vermeye çalışır bu toplumsal mekanizma.. Üstelik sevgi adına..

    Burada engelli ile ilişki yaşayan sağlam bireye baskı kurmak onun için FARZ gibi bi şey oluyor.. Üstelik yolu ve yöntemi gayet basittir.. Birey üzerinde baskı kurma şansı yüzde doksan dokuz bilmem kaç nokta dokuzdur.. Bireyin direnme gücüde sıfıra çok yakındır..

    Genede enseyi karartmayın derim..
    -Bütün romanlara, şarkılara bakın, hepsinde buram buram toplumsal belirlemeye karşı çıkış vardır.. Sadece engellilere özgü bir sorun değil bu.. Her kesim nasibini almaktadır.. Kurtuluş
    zaman içinde toplu olacaktır..
    -Birde şöyle düşünün; Sağlam olsun çamurdan olsun mantığı bizlerin değerlerimizi gözden geçirmemize neden olmaktadır.. Bence insan olsun çamurdan olsun demek daha doğru galiba.

  12. #42
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    18:07
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    egyayli,şükret ki düğüne çağırmamış, nikah şahidi de olabilirdin,daha acılı olabilirdi,beterin beteri var Allah korusun

    Şirine adlı üyeden alıntı:
    şarkı sölemem geldiii
    parra parra parra
    varlığı bir dert
    yokluğu yarraaa
    Şirineceğim Napolyonda o dertten gitmişti zaten...

  13. #43
    Üye
    Sirine Avatarı

    Üyelik Tarihi
    30.09-2005
    Son Giriş
    22.11-2016
    Saat
    18:39
    Yaşadığı Yer
    ...
    Mesaj
    20.077
    Alınan Beğeniler
    7
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    4

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!

    koskoca imparatoru yakmış yemiş bitirmiş para
    enngelliyimi yakmasın???

  14. #44
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bugün elime Prometheus’u aldım. Koltuğa uzandım. Bağıra bağıra okudum. Okudukça arındım. Okudukça yenilendim.

    Bu tragedyadan ne öğrendim. Kendi kendime bunu sorguladım. Aslında birçok şeyi sorguladım Asiklos’un eserlerini okurken…

    Konumuzla bağlantısına gelince…

    İnsan, başkaldıran yaratıktır. İnsan, düzene karşı ayaklandığı zaman insan olmuştur. İnsanlığını da ancak baş kaldırarak sürdürebilir.

    Ne güzel değil mi?
    İşte Prometheus’u okurken tüm bunları yeniden anımsadım.
    Ne kadar devrimci bir yaklaşım… Tüylerim diken diken oldu.
    Tüm engellilere giydirilen rolleri yıkıp atmak… Tüm kadınlara giydirilen rollere hayır demek… Ve… Bir sürü şeye….
    Ne pahasına karşı… Ne olursa olsun… Hayır diyebilmek… İnsanlığını gerçekleştirmek… İnsanın bir ülküsünü gerçekleştirmek… İnsan olmak da bu değil mi?
    İşte Prometheus tüm bunları bana yeniden anımsattı. Onu zincirlesinler… Onu kımıldayamaz duruma getirsinler… Ona eziyet etseler de… O insanlığa hizmet etmekten vazgeçmedi. Bence herkes okumalı…

    Şimdi konumuza yeniden dönelim.
    Kuyucak!
    Her ne kadar karamsar değilim deseniz de satırlarınızda yenilmişliğin, hüznün izleri okunuyor. Umudu öldürmek, insanlaşma önünde bir adım atmamaktır. Siz Kafkacı mısınız? Yoksa Camus’tan mı etkilendiniz? Kimden? Kafka’da sizin gibi konuşuyordu. Toplum her şeydir!!!
    Tabii ki, bireyin davranışlarını kimileyin toplum belirler. Bunu dışlanmamak adına yaparız. Sevilmek isteriz insanlarca. Bu da ister istemez bizim bireyselleşmemizi engeller.
    Hani Çetin Altan hep yazıyor ya! Biz köylü ve feodal bir toplumuz diye.
    Ne yazık ki, modern olmak bizlere biçimsel olarak öğretildi. Giyim, kuşam, eğlenme biçimi gibi. Ama modern olmak, ne çıplaklıktır. Ne de tango yapmaktır. Modern olmak, ilk önce aileden kopmaktır. Yani, birey olmaktır.
    Biz henüz aydınlanamamış bir toplumuz. Biz henüz yerlere tükürülmeyeceğini bilmiyoruz. Biz hala balkondan halı çırpıyoruz. Köydeki gelenek ve göreneklerimizi kente taşıyoruz. Tabii ki, eğitim düzeyi ilkokul üçüncü sınıf düzeyindeki bir toplumdan ne beklenir demeyeceğim!
    Siz de bilirsiniz. Aydın insan, topluma dışardan bakan insandır. O aydınlatıcıdır. O yol göstericidir.
    Bence, ilk önce engellilerle ilgili önyargılara karşı çıkmak gerekiyor. Bu önyargılar, her yerde karşımıza çıkıyor. Evde… işte… yolda… her yerde… Sonunda da evliliklerde ya da birlikteliklerde…

    Birgün işyerinde anket yapmıştım. Çalıştığım bölümde 100 kişi filan vardı. Bundan yıllar önceydi. O ankette şöyle bir soru vardı. Engelli biriyle evlenir misiniz? Ne yazık ki, 100 kişinin 100’üde hayır demişti. Sonra da bir erkek arkadaşa sordum. Neden kabul etmezsin diye… Çünkü, ben engelli bir kadının evlilikle ilgili sorumlulukları yerine getireceğini sanmıyorum demişti.
    Demek ki, toplumda engelli kadınla evlenilemeyeceğine ilişkin inanç var. Anne ya da baba olmak, akrabalık ilişkilerinde cinsiyete göre rollere bürünmek, toplumsal sistemlerin var ettiği ideolojilerden kaynaklanmaktadır. Engellilerin “iyi bir eş”, olamayacağı, onlara yüklenen beklentileri yerine getiremeyeceği anlayışı yaygın.
    Öyleyse, önce bu rollere hayır diyeceğiz. İnsan, başkaldırdığı oranda çevresini değiştirebilir. Tarih, bunun kanıtıdır.

  15. #45
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Sehribanu Mesajı Gör
    İdeal bireyi ideal toplum yaratır...Bir birey,yetiştiği toplumun ürünüdür.
    Şöyle söylersek daha doğru olur gibime geliyor: İnsanoğlu hem "çevre yaratığı" hem de "çevre yaratıcı"dır. (Bu sözün orijinali bana ait değil ama sevdiğim için zaman zaman kullanırım. )

    Çünkü öbür türlüsünde "ideal toplum uzaydan mı gelicek?", "birey, 'birey' olduktan sonra armut mu toplar?" gibi abuk sorularla karşılaşmak olası!

    Elbette, ideal toplum ancak kitaplarda, filmlerde falan olur.. O yüzen değiştiriyorum sorumu.. "İdeal"in yerine "gelişmiş"i koyuyorum.. Hani "az gelişmiş-çok gelişmiş" toplumlar var ya.. İşte o toplumlarda "gelişmiş"lik nasıl olmuş?

    Yani sıralamaya koymak, birine öncelik vermek hem yanlış, hem anlamsız! İkisi de birbiri ile aynı zamanda olmak durumunda! Zamane dilinde "etkileşimli" diyorlar buna galiba..



    monalisa'nın dediği gibi:
    Aşk, iki kişilik değildir. Aşk toplumsaldır.
    Hiç kimse aşkını (sevgilisini/yârini/eşini) ağaç kovuğunda bulmuyor! İki kişilik bir dünyada yaşanmıyor! Her iki tarafın da kendine ait çevresi, arkadaşları, ailesi var! Ol sebepten, konuyu toplumsal tabanda tartışmak, toplumun kullandığı enstrümanları (para, vb.) tartışmaya dahil etmek kimseye garip gelmemeli.




Sayfa 3 / 7 İlkİlk 1234567 SonSon