Sayfa 1 / 4 1234 SonSon
Toplam 46 mesajın 1-15 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    11:25
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.874
    Alınan Beğeniler
    935
    Verilen Beğeniler
    1.230

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Sakatlık hallerini aşağılayan yılışık bir film: Can Dostum

    Bülent Küçükaslan*

    The Intouchables, gerçek bir hikâyeden 2011 yılında filme aktarılmış. Başrolde tekerlekli sandalye kullanan bir adam var, yanına laubali bir Afro-Fransız Recep İvedik koymuşlar, almışlar birini vurmuşlar ötekine, vurmuşlar, vurmuşlar, vurmuşlar; çıkan teneke sesine de “film” demişler! Yetmemiş, iki saat boyunca kendi yaşamlarını aşağılamalarını komiklik, sakatlık halleriyle cıvık cıvık alay etmelerini de meziyetten saymışlar. Allah selamet versin deyip geçmek var, ama ne mümkün; film geniş kitlelerce izlenmiş ve sakatlar dâhil herkesten çokça övgü almış olunca, 15 yıla yakın zamandır tekerlekli sandalye kullanan biri olarak bu teneke sesine dair bir şeyler yazmazsam, ayıp etmiş olurum diye düşündüm...

    Milyoner aristokrat Philippe x tekerlekli sandalye = 0 (sıfır)

    Yamaç paraşütü kazası sonrası omurilik felci olan ve başını hareket ettirmenin dışındaki tüm hareket yetilerini kaybettiği için (kuadripleji) tekerlekli sandalye kullanan milyoner Philippe, Paris’in göbeğindeki malikânesinde yardımcıları, fizyoterapistleri ve hizmetçileri ile birlikte monoton bir yaşam sürer. Film, bu zengin adamın bir hiç olarak sıkıcı bir ömür tükettiğini sezdirerek başlar: Philippe (bundan sonra ondan sadece Bahtsız diye söz edeceğim) kendisi için bir bakıcı aramaktadır ve bu iş için başvuru yapan adamlar da Bahtsız’ın çalışma odasının girişindeki ihtişamlı salonda iş görüşmesi için sıkılmış bir vaziyette beklemektedir. O esnada Bahtsız, içerde bir adayın iş görüşmesini izlemektedir. İzlemektedir diyorum, çünkü görüşmeyi Bahtsız’ın asistanlığını yapan bir kadın yürütmekte, bizim Bahtsız ise olabilecek en basmakalıp insan kaynakları mülakatındaki “Motivasyon kaynağınız nedir?” vb. soru-cevaplara sıkılarak tanıklık etmektedir (Soru 1: Madem sıkılıyorsun, neden bu şekilde olmasına izin veriyorsun?).

    Birbirinden itici adaylar birbirinden itici performanslar sergiler... Belli ki yönetmen ölümü göstererek, birazdan kapıdan girecek olan sıtmayı (Afro-Fransız Recep İvedik Driss’i) seyirciye pazarlamak istemektedir. Adaylardan biri daha görüşmeden çıkar, Bahtsız’ın yardımcısı salonda bekleyen adaylardan bir diğerini içeriye davet eder, ama patavatsız Driss bitirim triplerle atılıp, kendi sırası gelmediği halde bizim Bahtsız’ın çalışma odasına dalar: “Kâğıtlarımı imzalatmaya geldim”. Bahtsız ve asistanı bir an şaşırır gibi olur, ama gözlerinin içindeki parlamadan anlarız ki ikili arasında çoktan bir elektriklenme olmuştur! Sahnede herkes üzerine düşen saçmalığı oynar:

    Asistan: Referansınız var mı?
    Driss: "Kool & the Gang", "Earth, Wind & Fire". Bunlar iyi referanslar değil mi?
    Bahtsız: Onları tanımıyorum. Oturun.
    Driss: Onları tanımıyorsan, müzik hakkında hiç bir şey bilmiyorsun demektir.
    Bahtsız: Konu müziğe gelince kültürsüz olduğumu düşünmüyorum. Peki ya sen, Chopin, Schubert, Berlioz'u tanıyor musun?
    Driss: Bana Berlioz'u tanıdığımı mı soruyorsun?
    Bahtsız: Berlioz sizin sömürge olmanızdan önce yaşamış ünlü bir bestecidir.
    Driss: Şakaydı. Berlioz'un kim olduğunu biliyorum. Ama mizah anlayışının da müzik gibi olduğunu görüyorum.

    Misyon ortaya çıkmıştır artık. Bahtsız, Driss’i adam edecek, yontacaktır; Driss de Bahtsız’a mizahı ve bitirim hayatı gösterecektir (Soru 2: Madem yardımcın olmasını istediğin kişi böyle patavatsız, özelliksiz, laubali bir serseri olsun istiyorsun, neden doğrudan böyle birini aramıyorsun; önceki adaylarla yaptığın görüşmeler de neyin nesi?). Sonuç olarak Driss beklemediği halde Bahtsız’ın yanında işe başlar; arasının kötü olduğu ailesi ile yaşadığı evinden bir çantaya doldurduğu eşyalarıyla ayrılır ve Bahtsız’ın evindeki ihtişamlı odasına yerleşir!

    Sahne Driss’in

    İlk andan itibaren Driss, gerçeklikle bağdaşmayacak kadar şişirilmiş bir güvenle sergilediği rahat tavırlarla Bahtsız’ın yaşamına dokundurmaya başlar: Fizyoterapist bir yandan Bahtsız’a fizik tedavi uygulayıp bir yandan da nasıl yapılması gerektiğini Driss’e anlatırken, Driss arkada uyuklar mesela! Yataktan tekerlekli sandalyeye geçiş gibi özen gerektiren bir konuda Driss karga tulumba Bahtsızı alıp sandalyeye oturturken –sözüm ona sert mizaçlı- fizyoterapistin gıkı bile çıkmaz. Aynı şekilde o taşınma haline ve sandalyeden düşme riskine karşı bizim Bahtsız’ın ağzından kısık bir “ııh”tan başka bir ses de çıkmaz. Banyo sahnesinde Bahtsız’ın saçına şampuan diye krem süren Driss, şükür ki zengin banyolarındaki renkli şampuan klişesini es geçmemiştir (Soru 3: Bahtsız, manyak mısın be adam? Konuşsana, “o şampuan değil” desene!). Sonra bir varis çorabı giydirme sahnesi var ki, ancak bu kadar çiğ olunabilir. Beyimiz Driss’in görevi bakıcılıktır ama “ölürüm de o varis çorabını giydirmem” diye şımarık şımarık tepinmekten geri kalmaz. Sonra fizyoterapistler dururken Driss fizik tedavi yaptırmaya başlar, ama bir elinde cep telefonu birilerine sms atmaktan ve bilumum laubalilikleri yapmaktan da geri kalmaz.

    Devamında yine gerçeklikten kopuk, Bahtsız’ın bacağına sıcak su dökme sahnesi var ki, evlere şenlik! Fizik tedavi yaparken bir elinle çay dolduracaksın, doldururken paşamın ayağına sıcak su dökeceksin, paşam gözleri kapalı olduğu için –his kaybından dolayı- bunu fark etmeyecek, sen hissetmediğinden emin olmak için bilerek yine bacağın üstüne sıcak su dökeceksin, paşam nihayet gözlerini açacak ve “eğleniyor musun” diyecek! Aslanım, o bacağı alır adama yedirirler, biliyor musun? (Soru 4: Bahtsız, madem bu laubali adamı sevdin ve bakıcın yaptın, ne diye gözlerin ve ağzını hep kapalı tutarsın, neden konuşmazsın?). Laubalilikler bitmez...

    Film bundan sonra milyoner aristokrat Philippe’in tekerlekli sandalye kullanmaya başladıktan sonra nasıl da aciz bir Bahtsız’a dönüştüğünün hikâyesi olarak akmaya devam eder, ama bir farkla; artık Driss zincirlerinden boşalmıştır ve olabilecek en bayağı şekilde sakatların yaşamaları ile alay etmektedir. Hem de gözümüzün içine bakıp “haydin gülsenize” diye diye!
    Evden ilk çıkma sahnesinde, tekerlekli sandalye ile araç içi seyahat için “seni at gibi arka tarafa yüklemeyeceğim” diyerek hassasiyetini dile getirir Driss efendi. Aciz Bahtsız da “at-mat, yapacak bir şey yok” deyip metanetli olduğunu gösterir maşallah. Ama Driss ısrar eder ve o rampalı minibüs yerine kapıda duran son model spor otomobile binerler. Hey hak, ne muhteşem bir adam bu Driss! Bizim aciz Bahtsız araca binince bir mutlu olur, bir mutlu olur! Dersiniz rüyada! (Soru 5: A Bahtsız, araba senin, kapıda yatıyor, madem onunla seyahati seviyorsun, ne diye şoförünle binmiyorsun? İlle banliyö şımarığı mı lazımdı sana?).

    Arada bir olduğu anlaşılan gece yarısı nefes alamama krizinde Bahtsız yatağında yalnız başına zor anlar yaşarken (Soru 6: Neden yalnızsın be adam?), Driss efendi cihazdan sesleri duyar ve “lanet olsun” diyerek yataktan kalkıp Bahtsız’ın alnına soğuk bir havlu koyup, onu iyi eder! Ne büyük iyilik ama! Bahtsızın o bakışları... Allah o Driss’ten razı olsun. Demek o olmasa bizim Bahtsız yatağında yalnız başına debelenip duracak! Nedir bu sakatların çektiği ya Rab! Bitmedi, sabaha karşı bizim Bahtsız bir anda nefessiz kalır ve Driss kaptığı gibi onu sandalyesine atıp, Paris’te sabah turuna çıkartır. Zavallı Bahtsız, uzun zamandır sabahın o erken saatinde Paris’te dolaşmamıştır (Sebep?). Dolaşırken Bahtsız kadınları görüp iç geçirir. Driss atlar: - yapabiliyor musun? – hayır, ama uyum sağlamalıyım. – yani yapamıyorsun. – yapabiliyorum ama ne zaman olacağına ben karar veremiyorum. Ayrıca başka yerlerden de alacağın zevkler var. – Nereden? – Kulaklar... (Soru 7: Sevişmekten bahsedince sandalye kullanan hangi ahmağın aklına kulak memeleri gelir yahu?)

    Sonra neredeyse her sahnede gerçeklikle bağını kopartarak, şımarıklıklarına devam ediyor Driss efendi: Yanlış yere park eden komşuyu arabasından çıkartıp tartaklıyor, güya sempatiklik yaparak Bahtsız’ın asistanına “hadi birlikte olalım” diye tacizde bulunuyor, Bahtsız’la gittikleri bir resim galerisinde resimlerle ve sergiyi gezmeye gelen kişilerle alay ediyor, yine birlikte gittikleri operada performans sahnelenirken sesli sesli gülüp, sağa sola bulaşıyor (bu ne özgüven ya rab!). Bahtsız’ın bir kadınla uzun zamandır yazışarak flört yaşadığını öğrendiğinde “onu hiç görmedin mi? Kesin çirkin, şişman veya engellidir” diyebiliyor ve telefonu kaptığı gibi kadını arayıp Bahtsız’a verecek kadar da ileri gidebiliyor (Soru 8: Sahi, tekerlekli sandalye kullanır olmak hoşlandığın bir kadını arayamayacak kadar hiçleştirebilir mi insanı, geçmişteki karakterinden bu kadar kopmak mümkün mü?).

    Driss zıvanadan çıkıyor

    Ve en aşağılıkça olanı operaya gittiklerinde, Bahtsız’ın flört yaşadığı kadına bir fotoğrafını göndermesiyle ilgili sohbette sergileniyor (Tam da Driss gibi bir yılışık adamla opera gibi bir mekânda girişilecek sohbet doğrusu! Sağ olsun, Driss de yakışanı söylüyor zaten): “sandalye ile beraber bir resmini yollayabilirsin, ama çok da belirgin olmasın. Bağış yapılması için televizyona konulan salyalarının aktığı, pisliğe benzeyen resimlerden göndermek zorunda değilsin”. Ne muhteşem değil mi? Bunları söylerken dilini dışarı çıkartıp o durumdaki sakatları taklit etmekten de geri kalmıyor tabii. Sakatlık halini aşağılayıp alay ediyor; buna gülünmez de neye gülünür, değil mi? Sempatiklik... Bahtsız da keyifle gülüyor. Maşallah, maşallah!

    Bunun gibi sayısız saçmalık ve hakaretle devam ediyor film. Finali de muhteşem: Driss işten ayrılmak zorunda kalıyor ve bizim Bahtsız mahvoluyor! Yemekten içmekten kesilip, yıkılıyor. Allah’ım, Driss’in gitmesi nasıl büyük bir boşluk yaratmıştır öyle. Zavallı Bahtsız! Driss, yeri doldurulması imkânsız biri gerçekten. Bahtsız ondan sonra başka yardımcı arıyor, arıyor, arıyor, arıyor, ama nafile! Herkes aptaldır, sıkıcıdır, beceriksizdir, yanlış programlanmış android gibidirler. Bahtsız, ölse daha iyi! Paris’in göbeğinde ne yapacağını bilemez halde kalakalmıştır. Uçak, malikâne, lüks arabalar, entelektüel çevre, bunlara sahip olmanın tadını bilerek yetişmiş bir adam... Hepsi boş. Bahtsız yaşama küser. Neyse ki yardımcıları var. Derhal Driss’e bir telefon, Driss gelir, atar bizim Bahtsız’ı lüks arabasına, bir şehir turu yaparlar, trafikte saftirik polislerle alay ederler, oooh, hayat varmış! Sigara denen o meretten de tüttürürler (not: sigara alınacak yerleri bir tek Driss bildiği için, Driss’ten sonra Bahtsız hiç sigara içememiştir).

    Ama bir son sahne var ki... Söylemem! Kıyakçı** Driss yapar yapacağını. Bin yıl düşünse kimsenin aklına gelmez. Bahtsız da zaten minnet dolu o son bakışla şükranlarını sunar kendisine, Driss ağzı kulaklarında görevini tamamlamanın verdiği huzurla ayrılır oradan...

    Her sahnesinden tiksindiğim, zorla seyrettiğim, berbat bir film.


    * Engelliler.Biz Platformu | Engelliler.Biz Platformu - SENİN BEDENİN, SORUN ETMEYİ BIRAK ARTIK!
    ** Kıyakçı: atları çiftleştirmek için ellerini kullanmak zorunda kalan yardımcı kişilere verilen unvan

  2. #2
    Üye
    serdaruz Avatarı

    Gerçek Adı
    serdar uz
    Üyelik Tarihi
    13.07-2010
    Son Giriş
    24.10-2017
    Saat
    16:25
    Yaşadığı Yer
    Bilecik
    Mesaj
    458
    Alınan Beğeniler
    5
    Verilen Beğeniler
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ya bırakın bunları arkadaşlar kendinizle barışık olun ben filmi seyretmedim ama kendiyle alay edebilen bir yığın insan tanıyorum ben şimdi siz bu filme bakarak derseniz hakaet var derseniz bu film zaten bizim kültürümüzde yapılmamış bu bir birde film adı üzerinde yani bazı durumları olduğundan fazla gösterebilir bu normal benim görüşüümdür katılırsınız katılmazsınız o sizin bileceğiniz bir şey ama ben takılmıyorum böyle şeylere hatta eğleniyorum da

  3. #3
    Üye
    merdoli Avatarı

    Gerçek Adı
    Mert
    Üyelik Tarihi
    07.01-2012
    Son Giriş
    01.10-2017
    Saat
    20:45
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    110
    Alınan Beğeniler
    5
    Verilen Beğeniler
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bülent bey beğendiniz bir engelli temalı film var mıdır?

  4. #4
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    11:25
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.874
    Alınan Beğeniler
    935
    Verilen Beğeniler
    1.230

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Kendimle barışık olmam ne demek? Birisi bana dair hakaretler yağdırdığında "hoop!" dememle, kendimle barışık olmam arasındaki ilgiyi anlayamadım? Kendimi değerli hissetmek için Driss gibi bir adama ihtiyaç duymam ki. Ona mı kaldık?

    Mert, şu filmi beğenirim mesela:http://www.engelliler.biz/forum/ayri...ostereyim.html
    Ayrıca beğendiğim başka filmler de var, zamanla onlar hakkında da yazacağım...

  5. #5
    Üye
    UnFeeLinq Avatarı

    Gerçek Adı
    R. Eyüp Eken.
    Üyelik Tarihi
    10.11-2007
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Ankara
    Mesaj
    1.513
    Alınan Beğeniler
    15
    Verilen Beğeniler
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    insanlar hep aynıdır. engelli oldugun için inanılmaz şefkatli davranmaya çalışırlar ama her seferindede mutlak yüzüne vurulur engelin. alay konusuda da olur seni küçümsemek için başvurulan ilk yol engelinin yüzüne vurulmasıdır (BENCE)

  6. #6
    Üye
    tolga0164 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    18.01-2011
    Son Giriş
    16.08-2013
    Saat
    15:33
    Yaşadığı Yer
    Uşak
    Mesaj
    183
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

  7. #7
    Üye
    aynurrr Avatarı

    Gerçek Adı
    Aynur
    Üyelik Tarihi
    08.09-2012
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    11:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    184
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İzledigim harika bir filimdi

  8. #8
    Üye
    yasinayva Avatarı

    Gerçek Adı
    Yasin
    Üyelik Tarihi
    01.01-2009
    Son Giriş
    09.12-2017
    Saat
    19:03
    Yaşadığı Yer
    çorum
    Mesaj
    78
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    ohoooo daha birde yürüyüpte yürümeyen sakatlarımız var bizim türk dizilerimizde daha şimdiden benim yürüdüğüme inananlar bile olmaya başladı ayakkabımın altını kaldırıp bakıyorlar

  9. #9
    Üye
    cicikıs Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.12-2008
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    08:59
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    557
    Alınan Beğeniler
    41
    Verilen Beğeniler
    29

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bülent sana katılmıyorum filimi baştan sona karalamana da inanamıyorum Sakat ve bakıcı olarak değil de; Fransız ve siyah adam olarak da algılanabilinecek bir film. Fransızların o kültür kokan ihtişamlı hayatlarını tamamen eğitimsiz bir siyah adam tarafından renklenmiş olması bir mana kazanmasını vurgulyor, bir yandan da entellektüellik adına yapılan tüm faaliyetleri saçma bularak dalga geçiyor opera sahnesinde olduğu gibi. Özellikle almanca olması ve aslında bir çok kişi tarafından anlamı bilinmemesine karşın 4 saat oturup opera dinlenmesi yada beyaz tuvalde ki kırmızı noktacıklara binlerce avro ödenmesini yeren bir film olarak izledim ben. Belki başka bir zaman diliminde daha farklı bir gözle bakabilirsin diye düşünüyorum

  10. #10
    Üye
    İLKNUR.ALANYA Avatarı

    Gerçek Adı
    İLKNUR
    Üyelik Tarihi
    15.10-2010
    Son Giriş
    25.01-2017
    Saat
    14:24
    Yaşadığı Yer
    Alanya
    Mesaj
    79
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ben izledim bazı yerler canımı yaktı bazı yerler mutlu etti mesela at gibi bagajamı bindirceğim gel aracın önüne demesi ve acımaması bu çok güzel ama bazı yerler çirkin ve içimi acıttı

  11. #11
    Üye
    Bacıbey Avatarı

    Gerçek Adı
    Havva
    Üyelik Tarihi
    30.06-2008
    Son Giriş
    24.06-2015
    Saat
    01:19
    Yaşadığı Yer
    Samsun
    Mesaj
    8.245
    Alınan Beğeniler
    2
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Oturanboğa;

    Bu yazıyı okuduktan sonra izledim filmi, daha önce izlememiştim.. Yazının etkisiyle izledim ama, ben de, sen de yarattığı etkiyi yaratmadı..

    Ben, Driss'i çok sevdim.. Film de hoşuma gitmeyen tek sahne Philippe'nin bacağına kaynar su dökmesiydi.. Bu tavrını "şaşkınlık ve şaşkınlıktan kaynaklanan merak" olarak aldım.. Sağlam olan, dokunma hissi olan, kaç kişi hissisliği bilir ki? Mesela ben de merak ederim, hissetmemek nasıl birşey diye..? Kaynar su dökmem ayrı konu..

    Driss, sürekli unutuyordu Philippe'nin sakat olduğunu, Philippe'nin de en çok hoşuna giden buydu, ve en mühimi acıma hissi ile bakmıyordu ona, açıkcası Driss'in bu tavrı benim de çok hoşuma gitti.. Sağlam biri, karşısında sakat bir insan varsa sürekli aklında mı tutmalı sakatlığı..? Sakınarak mı davranmalı, çok çok düşünerek mi konuşmalı..? Driss'in konuşmalarını ben dobra dobra bulduğum için sevdim.. Niyeti kötü değil sonuçta, güzel kalpli bir insan..

    Philippe'nin çok parası, her ihtiyacına hizmet eden ayrı ayrı hizmetçileri, bi dünya akrabası vardı ama, bir "can dostu" yoktu.. O eksikliğide Driss gidermiş oldu.. Yani ihtiyacı olan tek şey samimi bir dosttu demekki.. Ben Driss'i samimi, sevimli ve içten buldum.. Hayat dolu olması insanın içini kıpır kıpır yapıyor.. Sakatlık üzerine yaptığı espirileri itici bulmadım.. Çünkü, özünde duyarlı, duygusal bir adam Driss.. Bunu ailesine olan düşkünlüğünden anlıyoruz.. Opera ile dalga geçmekte de haklı, çok lüks bir sanat dalı olsa da, raconu sessiz sedasız izlemek olsada, bizde de gırgır geçilen, üzerine çok espiriler yapılan bir şey opera.. Hatta ve hatta sıkıcı.. Operada yaptığı espirileri ben de komik buldum ve güldüm.. Ayrıca o saçma sapan tablo hakkındaki düşüncelerinde de çok haklıydı.. Evet bazen şımarık bir çocuk gibiydi ama yinede itici değildi bence..

    Philippe ve Driss ikilisini çok sevdim.. Hatta Driss'e hayran kaldım desem abartmış olmam.. Sen neden bu kadar Driss'e gıcık kaptın valla dahaca çözemedim.. Yazını kaç kere okudum, izlediğim her sahneyi yazıyı okurken gözümün önünden geçirdim ama ııh yok, senin gözlemlediklerini, çıkardın anlamları ben göremedim bu filmde..

    Kulak memesi konusuna gelince, belki adam kulak memesi fetişisti, olamaz mı..?

    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: cicikıs Mesajı Gör
    Belki başka bir zaman diliminde daha farklı bir gözle bakabilirsin diye düşünüyorum
    Bu konuda seninle hem fikirim.. Valla ben beğendim yani, Driss bana çok sempatik geldi..

  12. #12
    Üye
    lider334 Avatarı

    Gerçek Adı
    ümit
    Üyelik Tarihi
    04.03-2004
    Son Giriş
    08.12-2017
    Saat
    12:27
    Yaşadığı Yer
    Uşak
    Mesaj
    173
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    "İçimdeki Dansı" bu sitenin giriş sayfasında görüp izlemiştim. Bu filmi, bu başlığı açan arkadaş sayesinde izledim ve teşekkür ediyorum. "Can Dostumu"da kardeşimin ısrarları sonucu seyrettim ona da teşekkür ediyorum. Can Dostumla ilgili bir de ayrıca yine bu başlığı açan arkadaşa da teşekkür ediyorum: iyiki bu başlığı ben filmi seyrettikten sonra açmış. Mazallah konu sahibi arkadaşın KİŞİSEL yorumlarından sonra Can Dostum filmini seyretmezdim heralde.
    Sorular Sorular Sorular...
    - Arkadaşım film nedir sence? ( Türk dil kurumundaki anlamını sormuyorum)
    -Arkadaşım sanat nedir sence?(Türk dil kurumundaki anlamını sormuyorum)
    -Arkadaşım "gerçek hayattan kurgu bir film" dendiğinde anladığın nedir?
    -Arkadaşım hür iradenle Philippe'e bahtsız demişsin de valla ben adamı bahtlı buldum hür irademle. Ben Philippe bu tanımlamayı takana sorardım yani sana arkadaşım; sen Philippe'e ya da diyelim canlandırdığı gerçek karakterden daha mı bahtlı görüyosun kendini? (özeleştiri yaparsan)
    -Arkadaşım kulak memelerinden tahrik olmayı eleştirmişsin acımasızca (bana göre); bunu kendine göre acımasızca eleştirirken Philippe gibi olan kişilerin hangi vücut organlarından ya da kısımlarından ne derece tahrik olduğunu tıbbi ve psikolojik olarak inceledin mi?
    -Arkadaşım Driss karakterini hür düşüncenle ve fikrinle eleştiriken gerçek hayatında Driss gibi kaç kişi tanıdın, konuştun, saatlerce dinledin? Fransız banliyölerini ne kadar inceledin? Türkiye banliyölerini ne kadar inceledin ve hiç Türk banliyöleri içinde yaşadın mı? O şartlarda büyüyen kişilerin hayata nasıl baktıklarına şahit oldun mu?

    Şimdi film ereştirinden yola çıkarak iki yakın olayı bağlıycam; aşağıda demek istediklerimi anlarsın ya da anlamazsın ya da kendi açından anlarsın onu bilemem:
    Yukarda engelli zengin bir adamın varoşlardan gelme engelsiz bir adam tarafından aşağılandığından yola çıkarak engelliler tarafında filmdeki gibi hiç de böyle bir şey olmadığını ya da engelli kişileri küçük düşüren bir film sahneye konulduğunu anlatmaya çalışmışsın, GÖRÜŞÜNE SAYGI DUYARIM. İyide CAN ARKADAŞIM; 75 milyonluk Türkiye Devletindeki 8 milyon engelli vatandaşın büyük bölümünün ÖZÜRLÜ YA DA SAKAT olarak isimlendirilmeme isteminden dolayı Türk Devletinde bu vatantaşlarımız ENGELLİ olarak adlandırılırken (kanunlarda dahi) bu sitenin büyük çoğunlu da kendilerini engelli olarak tanımlarken ki sitenin adıda "engelliler.biz" iken ve Türk Toplumunda ve engelli vatandaşlar tarafından sakat ve özürlü isimlendirmelerinin kendilerine hakaret ya da küçümseme veyahut negatif bir tanımlama olarak görürken bir ara sen SAKAT'ız biz ve böyle adlandırılırsak darılmayın aşın bunu BİZ SAKATIZ diyebiliyosun geçmişte çoğunluğa muhalif olarak -zira orda belkide 6 milyon engelliye tanımlamaları aşma dersi veriyordun da- burdaki filme veryansın ediyosun bu ikilem nedir onu anlayamadım CAN ARKADAŞIM?

  13. #13
    Üye
    A-KILIC Avatarı

    Gerçek Adı
    •
    Üyelik Tarihi
    15.08-2008
    Son Giriş
    09.07-2017
    Saat
    17:44
    Yaşadığı Yer
    Tuzla, İstanbul
    Mesaj
    230
    Alınan Beğeniler
    2
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Film sonuçta gerçek bir hayat tan alıntı ve muhteşem bir film olduğu dünyada aldığı ödüllerinden bellidir...sonuçta film abartı saçmalıklar olabiliyor...

    Ayrıca böyle film izlemek isteyenler İçimdeki Deniz - Mar Adentro filimini kaçırmamalı
    Konusu : Film, tam anlamıyla özürlüğüne düşkün bir adamın, 30 yılını yatağa mahkum geçirdikten sonra bu hayatına bir son vermek istemesini konu alıyor.

  14. #14
    Üye
    cicikıs Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.12-2008
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    08:59
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    557
    Alınan Beğeniler
    41
    Verilen Beğeniler
    29

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    A-KILIC;

    Malesef o film yıllar önce izlendi ve ateşli tarışmalara sahne oldu. Geç kaldın.

  15. #15
    Üye
    OptimusPrime Avatarı

    Gerçek Adı
    Ali
    Üyelik Tarihi
    08.05-2009
    Son Giriş
    10.12-2017
    Saat
    02:37
    Yaşadığı Yer
    Dünya
    Mesaj
    317
    Alınan Beğeniler
    6
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    ben bu filmi çok severek 2 kez izledim... her film tabiki eleştiriye açıktır... ancak bu film sayın oturanboğa'nın eleştirdiği kadar asla kötü değildir...sanırım sayın oturanboğa bu filmi morali çok bozukken izlemiş...film hakkında fransız kanallarında gerçek insanlar ile onları oynayanları bir araya getirip defalarca kez yayın yaptılar ve filmde yaşananların,dialogların çoğunun gerçek olduğu ortaya çıktı... yani aslında engelli adam kendine bakıcı,yardımcı değil tam tersine normal, sağlıklı bir insanmış gibi kendisiyle muhabbet edecek, gerekirse birbirleriyle dalga geçecek, hatta beraber serserilik ve hovardalık yapabileceği gerçek bir arkadaş aramaktadır...ve sonuçtada o şekildede aralarında arkadaşlık kurulmuş...hatta şimdi bu engelli fransız adam ile driss aslında "idris" in memleketi fas'ta yaşıyorlar...ve idris'e bir arkadaş olarak engelli adam bir iş kurmuş kendi şirketinlerinede ortak etmiştir...sanırım bende bu filmden kendimce çok şey buldum...öncelikle beni çok etkiledi...heleki engelli biri olduktan çevremdeki arkadaşlarımdan 2-3 tanesi hariç hepsini kaybettim...bazılarınada ben s.ktir çektim o ayrı konu...hatta çok yakınım olan birisi benim durumumdan dolayı bana acıdığını söyleyince tümden koptum...panik atak geçirdim...o derece yani...bence her engellinin etrafında bu driss gibi arkadaşlar olmalıdır...yoksa kendi iç dünyamıza çekilip yanlız kalıyoruz...malesef bir ara bende böyle oldu...




Sayfa 1 / 4 1234 SonSon