Sayfa 1 / 2 12 SonSon
Toplam 30 mesajın 1-15 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Aralık 2005 ve Ocak 2006'da birbirini tamamlayan iki makalemsi yazım yayınlandı, ana sayfada. Uzunca bir aradan sonra yeniden yazar olmak pek kolay olmadı açıkçası.. Burada da bir başlık açtım ki; forum sakini arkadaşlar da görüşlerini belirtsin, gerekirse kıyasıya tartışalım, ortaya çıkan yeni düşünceler, yeni yazılara rehberlik etsin.


    DEĞİŞİM (I)
    Babür Akdağ

    Charles Darwin, "En güçlü ya da en akıllı değil, değişime en iyi uyan ayakta kalır." demiş.

    Değişim önemlidir! Karlı bir dağın tepesinden kartopunu bıraktığımızda hafif ve yavaştır. Aşağıya indikçe ağırlığı ve hızı artar. İnsanlık tarihine baktığımızda, uzun yüzyıllar hatta binyıllar boyu çok büyük değişimler yaşanmadan sürdüğünü görüyoruz. Fakat günümüze yaklaştıkça, değişimin baş döndürücü bir hıza eriştiğine ve çoğaldığına tanık oluyoruz.

    Değişim; doğru yolunu, yordamını buldukça "gelişim" durumunu alır. Hiçbir şey tarafından engellenemez. Geri dönmesi ya da yavaşlaması da olası değildir. Onunla birlikte hayatta kalmanın tek yolu: Ona uyum sağlamaktır.

    Bu nasıl olacaktır? "Uyum", bir bütünün parçaları arasında bulunan uygunluk, ahenk anlamına geliyor. Peki, "bütün"ün gittiği "yol" yanlışsa parçalar da "yanlış" yapıyor olmaz mı? Burada çok ince bir sınır var. O bütünü oluşturan parçalar ne kadar fazla işlenmişse, ne kadar çok eğitilmişse, yolun doğru olma olasılığı o kadar fazla olur.

    ***
    Şunu diyebiliriz: Gelişim, engelliler için, sağlıklı insanlardan daha önemlidir! Çünkü; sağlıklı insan için "daha rahat" nasıl yaşayacağıdır, önemli olan. Ama engelli insan için durum daha farklıdır. Özellikle teknolojinin gelişimi onun "hayatın içinde" yer almasını sağlar. Bu tür yenilikleri, bir kez kullanmaya başladı mı, onun için "olmazsa olmaz" olur...

    Bu sadece engellilere özgü, sadece onların kullandığı araçlarda değil, ortak kullanılan araçlarda da söz konusudur. Yakından tanıdığımız, bilgisayar + internet teknolojisinin, verimli kullanıldığında, engelli ve sağlıklı insanlar için önemini bir karşılaştırın bakalım!

    Her türlü alış-verişi sanal mağazalardan on-line olarak yapmak mümkün. Güzel bir film mi var? Vizyona girdikten kısa bir süre sonra VCD ya da DVD versiyonu bu sanal mağazalarda yer alıyor. Siparişini verdikten bir-iki gün sonra kargoyla eve teslim! Evinden çıkmadan filmi izleyebiliyorsun. Bunu sağlıklı insan da yapabilir. Sinemaya gidip yerinde izlemek varken, bunu yapmak –evinde bilgisayarı yoksa- gereksizdir hatta lükstür. Ama engelli için: Çözümdür!

    TEKNOLOJİK gelişimin tek başına bir anlamı yoktur. Onu kullanmayı sağlayacak EĞİTİM ve daha önemlisi bu ikisini yaygınlaştırmayı sağlayacak EKONOMİK kalkınma da şarttır. Bu üçünün eşit düzeyde olmaması durumunda yol alınamaz. Bu yazının da bundan sonrasına gelecek ay devam edelim, izninizle...

    Aralık 2005

    -----------------------

    DEĞİŞİM (II)

    Geçen ay sözü "teknoloji, eğitim ve ekonomi"de bırakmıştık. Aslında, teknolojiyi de ekonomi altyapısı içerisinde incelemek daha doğru olur. Eğitim ise, kültür ile birlikte tüm TOPLUM'un daha iyiyi, daha doğruyu görebilmesi ve elde edebilmesine yardımcı olmak bakımıyla üstyapı kurumu olarak yerini alır.

    Nedir altyapı ve üstyapı kurumları? Bunları bu derece önemli yapan şey nedir? Bir binaya benzeterek kısaca anlatmaya çalışalım: Altyapı; "toplumun ekonomik yapısı", yani binanın temelidir. "Hukuksal ve politik kurumların olduğu kadar eğitsel, kültürel vb. kurumlar" da üst yapıyı yani binanın duvar, kapı, pencere, kiremit vb.'sini meydana getiriler.

    Eğer temel, yani altyapı sağlamsa sorun yok! Ama temel çürükse, duvarların boyanması, kiremitlerin aktarılması binanın sakat yapısını değiştirmeyecektir. En ufak bir depremde yıkılacaktır! O nedenle, altyapı ve altyapıya doğrudan bağlı kurumların sağlam olması çok önemlidir!

    ***

    Bundan tam 25 yıl önce; ülkemizde bilgisayar teknolojisine yeni yeni giriş yapılıyordu. Okulumuzda henüz bilgisayar yoktu ama bilgiişlem dersi vardı. Teorik olarak öğretiliyordu. Okulumuzun hemen karşısındaki Karayolları Genel Müdürlüğünde "Bilgiişlem Salonu" vardı. Bugünkü masaüstü bilgisayarlarının rahatlıkla ve büyük bir hızla yapabildiği işlemleri yerine getirmek için tonlarca ağırlığında ve çok yavaş çalışabilen bir bilgisayar vardı. Yılda bir defa, öğretim üyemiz, bütün sınıfı toplar Genel Müdürlüğü ziyarete götürürdü; "çocuklar bilgisayar görsünler" diye. Müze gezer gibi!

    Nereden nereye? Şimdi Karayolları Genel Müdürlüğünü evine getir! İnternetle. Bu öylesine hızlı bir gelişimdir ki, bu gün çok çok normal sayılabilen gelişmeleri o yıllarda "bundan 25 yıl sonra böyle böyle olacak" diye anlatmaya kalksaydık, bizi "deli" diye hastaneye yatırırlardı! Bundan 25 yıl sonra da, bugünkünden bile –her şeye rağmen– çok daha farklı bir dünyada yaşayacağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın.

    Ancak, elbette ki, o TEKNOLOJİye ulaşabilmesi için, ilkokul EĞİTİMi dahi veremediğin kişiyi istediğin kadar zenginleştir ya da herkesi üniversite mezunu yap, ama değil bilgisayar alabilecek, karnını doyurabilecek iş bulamasın.. Sonuçta EŞİTSİZ değişim; kimilerinin göz boyamacılığına âlet olmaktan başka hiçbir işe yaramayan, bir kuru gürültü olup çıkacaktır.

    ***

    Toplumun "egemen üretim yordamı" ile doğrudan bağı olmayan diğer tabakalarının da, "kadın sosyal sınıfımız"ın da, engellilerinin de bütün sorunlarının mutlak çözümü; alt ve üst yapının sağlam inşa edildiği bir dünyadadır. Gerisi doldurulması pek kolay olmayan "laf"lar topluluğudur.

    Ocak 2006

    DEĞİŞİM (III)

    Mevlâna yaşamını; "hamdım, piştim, yandım" sözleriyle özetlemiştir. Bunun sıralaması herkeste aynı olmak zorundadır. 'Süre' ise farklı olabilir. Ancak bu, bireyler için böyledir. Bireylerin bir araya gelerek oluşturduğu toplumlar için durum biraz farklıdır.

    Günümüzden 7000 yıl önce "üreten" insanlarla, "ürünleri pazarlayan" insanların oluşturduğu gruplar ilk kez birbirinden ayrıldı. "Durumları ve çıkarları" aynı olan insanlar bir araya geldiler. "Sınıflı" toplum böyle doğdu. "Ürünleri pazarlayan" sınıflar, "üreten" sınıfa egemen oldu. Bunları istediği gibi çalıştırdı.

    Ancak; dünyadaki insan nüfusunun sürekli artıyor, yaşam kaynaklarının da azalıyor olması, ortaya yeni yeni problemler çıkartıyordu. Bu kaynakları ellerinde tutanlarla onlara ihtiyaç duyanlar "paylaşmak" yerine "ele geçirme"yi tercih edince de işin rengi değişiyor, kan gövdeyi götürüyordu. Sonuçta; o toprağın, suyun, yiyeceklerin vb. yeni sahibi belli oluyordu. Aradan bir süre geçtiğinde, bu "yeni sahipler" eskiyor ve yozlaşıyordu. Daha taze ve diri bir başka topluluk, eskimiş, yoz sahiplerin elinde bulundurduğu toprak, su vb. için savaşa giriyor ve kazanıyordu. Ve bu sürüp gidiyordu.

    14 ve 15. yy.'a kadar böyle devam etti. Bu tarihten sonra, egemen sınıflar artık yabancılar tarafından değil de kendi ülkelerinin örgütlenebilen sınıfları tarafından alaşağı ediliyorlardı. Ne hikmetse, onlar da bir süre sonra yozlaşmaya başladılar. Teknolojinin gelişimiyle artık tamamen değişen üretici sınıfı, ekonomik olarak sömürmeye başladılar. Bu sayede alabildiğine güçlenen egemen sınıflar, bütün dünya üzerinde güçlerini hissettiriyorlardı.

    Böylece geldik 20. yüzyıla… Bu yüzyıl; insanlar, sınıflar, toplumlar ve uluslar arası eşitsizliklerin, çelişkilerin hatta uçurumların alabildiğine arttığı, bütün dengelerin bozulduğu anlara sahne oldu. Emperyalist egemen güçler, kendi aralarında anlaşamayıp dünyayı paylaşamayınca, yüzyılın ilk yarısında, o güne kadar görülmeyen sıcak savaşlar yaşandı. Birincisinin sonunda; dünyanın 1/6'sında, ikincisinin sonunda; dünyanın 1/3'ünde egemenliklerini yitirdiler. Yüzyılın ikinci yarısında da, sıcak savaşlarla kaybettikleri egemenliklerini soğuk savaşla tekrar ele geçirmeye uğraştılar ve başardılar. Ya da öyle sandılar! Çünkü; hep "DEĞİŞİM" kazandı! Ve hiçbir şey eskisi gibi olmadı!

    Kurmayı düşledikleri "Yeni Dünya Düzeni" öylesine kısa zamanda şapa oturdu ki; çark etmek zorunda kaldılar, onu da başaramadılar, yüzlerine gözlerine bulaştırdılar! Bu günlerde de bu durumun sıkıntısı yaşanmaktadır..

    ***

    Bu süreçte değişmeyen tek şey vardı: DEĞİŞİM! Onun da adı üstünde zaten! Peki engelliler neresinde bu yazının? Onu da gelecek aya, "DEĞİŞİM 4"e bırakalım, izninizle..

    Şubat 2006

    DEĞİŞİM (IV)

    Dört aydır DEĞİŞİM başlığının altında bir şeylere değinmeye çalışıyoruz. Ancak, bu öyle bir konudur ki; üzerine kütüphaneler dolusu kitap yazılsa bile –yazılmıştır da- sadece belli yüzeyleri aydınlatılabilir. O nedenle, bir "makale" boyutunu aşamadığımız için, böyle "dörtleme" yapmak zorunda kaldık..

    İnsanlığın son 7000 yıllık tarihinde engelliliğin yeri:

    Kimi zaman masal kahramanı olarak sevimlileştirilmişler: "Pamuk Prenses ve 7 Cüceler"i okurken, kimse cücelerin birer engelli olduğunu düşünmez bile.. "Notre Dame'ın Kamburu"nda iyi yürekli ama korkunç görünümlü bir engelli vardır. Dede Korkut Masallarının "Tepegöz"ü saldırgan bir engellidir.

    Yunan mitolojisindeki yarı-hayvan yarı-insan olarak tasvir edilen, satyr denilen, aynı şekilde Mısır mitolojisindeki sfenks denilen yaratıkları da aslında birer engelli sayabiliriz. Bunlar dışında, kimi babadan oğula süre giden hanedanların üyelerinin de, herkeslerden gizlense bile, engelli olabildiğini görüyoruz. Ama bu istisnaların dışında engelli, ya "yok" sayılmıştır ya da engelin değil de engellinin "yok edilmesi" gerektiğine inanılmıştır!

    Ta ki; 20. yy.'da ikinci emperyalist paylaşım savaşının sonunda; "engellilik bilinci"nin toplumlar içerisinde yeşermeye başlamasına kadar böyle sürdü.. Teknolojik gelişimin hızlanması, bilgi ve iletişim olanaklarının çoğalması ve yayılması, en çok engellilerin yararına oldu.. Uluslararası ve ulusal boyutta kâğıt üzerinde pek çok adım atıldı. Uygulamada ise, hâlâ çok çok eksiği var! Aşılması gereken çok uzun ve engebeli bir yol var..

    Bundan sonrası:

    Tüm engelliler; insanca yaşamak için, seslerini duyurmak zorundadırlar. Bunun tek tek olmasının, sesin cılız çıkmasına ve duyulmamasına neden olacağı açıktır.

    Her şeyden önce kendilerini eğitmelidirler. Okul içi ve dışı eğitimle kendi haklarını ve bunları elde edebilmek için yapmaları gerekenleri tam ve doğru biçimde öğrenmelidirler. Teknolojiyi boş ve anlamsız şeyler yerine daha işe yarar, daha sonuç alıcı, anlamlı şeyler için kullanabilmelidirler. Bilgi de, ancak paylaşılarak çoğalır.

    Ve örgütlenmelidirler. Birlikte hareket edebilmek, çok kişinin saygıyla karşılayacağı bir "güç" oluşturur. Daha yaşanabilir bir hayatın sağlanması ancak güçlerin birleştirilmesiyle mümkündür. Dürüst, onurlu ve mertçe bir duruş sergileyebilmek için, bu özellikleri barındıran örgütlerde bir araya gelmelidirler. Yoksa oluşturmalıdırlar. Bu sadece bir gereklilik değil, Birleşmiş Milletler'in sakatlar için tüm üye ülkelere önerdiği bir kuraldır: "Kural 18: Sakatların Örgütlenmesi Devletler; sakatlara, kendilerini ulusal, bölgesel ve yerel düzeyde temsil edecek olan örgütleri kurma hakkını vermelidirler."

    Bütün bunlardan sonra ancak; ilk başta sözünü ettiğimiz değişim, doğru yolunu, yordamını bulur ve GELİŞİM haline gelir..

    Mart 2006

  2. #2
    Üye
    dilemma Avatarı

    Üyelik Tarihi
    31.12-2004
    Son Giriş
    27.11-2017
    Saat
    00:45
    Yaşadığı Yer
    Ankara
    Mesaj
    739
    Alınan Beğeniler
    6
    Verilen Beğeniler
    3

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sana t.ediyorum ilk önce. Makaleler forumuna açıkçası giremiyorum. Yazılarını buradan okuyabilmek sevindirdi beni.
    Ellerine, yüreğine sağlık...

    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Baben
    Peki, "bütün"ün gittiği "yol" yanlışsa parçalar da "yanlış" yapıyor olmaz mı? Burada çok ince bir sınır var. O bütünü oluşturan parçalar ne kadar fazla işlenmişse, ne kadar çok eğitilmişse, yolun doğru olma olasılığı o kadar fazla olur.
    Babür abi yukarıdaki alıntıdaki bu yorumunu defalarca okudum. Ona eleştirel yaklaştım, çünkü kafama takıldı. Yanlış anlamış olabilirim. Aydınlatırsan sevinirim. "Bütünün gittiği yol yanlışsa..." demişsin ve açıklamanın hemen akabinde, "O bütünü oluşturan parçalar ne kadar fazla işlenmişse, ne kadar çok eğitilmişse, yolun doğru olma olasılığı o kadar fazla olur" demişsin. Çelişkili bir durum var sanırım. Anlatmak istediğinle yazdığın farklı gibi.Yanlışım varsa düzelt lütfen...

    Birkaç şey söylemek isterim ben de. Haklısın.Eğitim için ekonomik kalkınma şart. Ama sence dışarıya bu kadar borcu olan ve yeraltı-yerüstü kaynakları olabildiğince zengin olan bu ülkenin gelişimi dış güçler tarafından bu kadar engellenmişken, ekon.kalkınma mekanizmasının çalışması nasıl beklenebilir?
    Eğitim şart...Deyim gibi oldu artık. Hala dilimizde yazıkki. Bu devirde bile. Ama konuya engelli bireylerin yaşamını ele alarak bakarsak, yaşamları geçtim, engelini ele alırsak, biliyoruz ki bazı arkadaşlarımızın bunu gerçekleştirmesi oldukça güç. Hem fiziki, hem de yaşam standartları bakımından...Adı üstünde: ENGELLİ=ENGELLENEN

    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Baben
    Altyapı; "toplumun ekonomik yapısı", yani binanın temelidir. "Hukuksal ve politik kurumların olduğu kadar eğitsel, kültürel vb. kurumlar" da üst yapıyı yani binanın duvar, kapı, pencere, kiremit vb.'sini meydana getiriler.
    O halde üzülerek bildiririm ki bizim acilen başka bir eve taşınmamız lazım. Çünkü içinde bulunduğumuz bina yıkılmak üzere. :roll: :wink:


    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Baben
    Sonuçta EŞİTSİZ değişim; kimilerinin göz boyamacılığına âlet olmaktan başka hiçbir işe yaramayan, bir kuru gürültü olup çıkacaktır.
    Doğru söze ne gerek........

    Tekrar teşekkür ederim Babür abi.
    Görüşmek üzere...

  3. #3
    yarenn66
    Misafir Üye
    yarenn66 Avatarı

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    değişim ile ilgili başlığını okuyunca şu kısa görişe vardım evet kar tanesi yüksekten yuvarlandıkça büyüyor.ama büyüdükçede aslından bişey kaybetmiyor

  4. #4
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Diyalektiğin suratına bir lamba tutmuşsun baben...

  5. #5
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: dilemma
    Babür abi yukarıdaki alıntıdaki bu yorumunu defalarca okudum. Ona eleştirel yaklaştım, çünkü kafama takıldı. Yanlış anlamış olabilirim. Aydınlatırsan sevinirim. "Bütünün gittiği yol yanlışsa..." demişsin ve açıklamanın hemen akabinde, "O bütünü oluşturan parçalar ne kadar fazla işlenmişse, ne kadar çok eğitilmişse, yolun doğru olma olasılığı o kadar fazla olur" demişsin. Çelişkili bir durum var sanırım. Anlatmak istediğinle yazdığın farklı gibi.Yanlışım varsa düzelt lütfen...
    Haklısın Dilekcim, aslında tembelliğime denk gelmişti o yazı Tam ifade edememişim. ops: Parçalar işlendiğinde, eğitildiğinde bütünün yapısı da değişecektir. Artık "eğitilmiş bir bütün" olacaktır, onun da doğruyu bulması daha olasıdır, demek istemiştim.


    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: dilemma
    Birkaç şey söylemek isterim ben de. Haklısın.Eğitim için ekonomik kalkınma şart. Ama sence dışarıya bu kadar borcu olan ve yeraltı-yerüstü kaynakları olabildiğince zengin olan bu ülkenin gelişimi dış güçler tarafından bu kadar engellenmişken, ekon.kalkınma mekanizmasının çalışması nasıl beklenebilir?
    Ona da "DEĞİŞİM II"nin son paragrafında değinmek istemiştim. Baktım yazı uzayacak. Vazgeçti idim. Anlaşılan bu yazıyı üçlemem gerekecek. O da gelecek aya. Ben teşekkür ederim ops:


    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: dilemma
    Eğitim şart...Deyim gibi oldu artık. Hala dilimizde yazıkki. Bu devirde bile. Ama konuya engelli bireylerin yaşamını ele alarak bakarsak, yaşamları geçtim, engelini ele alırsak, biliyoruz ki bazı arkadaşlarımızın bunu gerçekleştirmesi oldukça güç. Hem fiziki, hem de yaşam standartları bakımından...Adı üstünde: ENGELLİ=ENGELLENEN
    Aslında, bazı ülkeler bunu çözmüş. Demek ki "olamaz" değil! Önemli olan; eğitimin, diğer konulardan "bağımsız olduğunu" düşünmemek. Eşitsiz değişim bir işe yaramaz yani!


    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: yaren66
    değişim ile ilgili başlığını okuyunca şu kısa görişe vardım evet kar tanesi yüksekten yuvarlandıkça büyüyor.ama büyüdükçede aslından bişey kaybetmiyor
    Bu yazılarda "fiziksel değişim"i konu almaya çalıştım. "Asıl"dan ne anlaşılması gerektiği de önemlidir!
    Canlılar dünyası, insan soyu ile en yüksek aşamasına sıçramıştır. Hayvandan çok önemli bir kalite farklılığına ulaşmıştır insan.

    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Pegasus
    Diyalektiğin suratına bir lamba tutmuşsun baben...
    Bence, hayatı anlamanın ve anlatmanın tek yoludur, diyalektik! Ama insanlarımıza öğretilmiyor maalesef. Yıllar önceki yazılarımda ( http://www.engelliler.biz/Makaleler/...rudusunce1.htm , http://www.engelliler.biz/Makaleler/...rudusunce2.htm ) ilkelerini anlatmaya çalıştığım için, kendimi tekrarlamak istemedim. Sadece "lamba" da kaldım.

  6. #6
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Pulitzer' in "Felsefenin temel ilkeleri" adlı eseri bu konuyu etraflıca ve herkesin anlayabileceği bir dille işlemiştir. Yazdıkların beni bu kitaba götürdü yeniden. Evet "yadsımanın yadsınması" olarak da dile getirilen diyalektik atlamalarla ilerleme böyle bir şey. Dile getirdiğin bakış açısı bireye toplumsal bir perspektiften bakmak için birebir. Ayrıca birey içinde başlayıp biten süreçleri de bu toplumsal yapının bir tezahürü olarak görmektedir ki işte burada bir takım soru işaretleri çıkmakta...Konu uzun, şimdilik çok sevdiğim diyalektik bakışa küçük bir çekince koymakla yetineyim. İlerde devam ederiz.

  7. #7
    Üye
    COMANDANTE Avatarı

    Üyelik Tarihi
    13.08-2005
    Son Giriş
    27.03-2012
    Saat
    18:35
    Yaşadığı Yer
    KONYA
    Mesaj
    111
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    öncelikle teşekkür edrim farklı bir konu.
    degişim teorik olarak anlatılmış ama uygulama ve saglam degişim için pek çok fazla çözüm görüşü üzerine gidilmemiş.eleştiri bakımından degil eksikligin üzerine gidilmesi ve sorunlara daha rahat çözüm bulmak amacıyla yazıyorum.
    değişim kadar degişim sürecininde önemli oldugu belirtmek isterim.
    kar topu düşerken nasıl bir degişim sürcinden geçtigide göz önünde bulunmalı.
    toplumlar yıllardan beri degişim süreclerinden geçmiştir ama hangileri malzemeyi en iyi şekilde işlemiştir. iyi bir degşimlerle bu zamana kadar gelen toplumlar nasıl gelmiştir yani nasıl bir süreçten geçmiştir.



    ben düşünüyorum ki en iyi degişim bilinçli ve egitimli degişimdir.
    degişimin sürecini en iyi olarak egitim bakımından üst düzeyde olan toplumların olgunada inanıyorum

  8. #8
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ah sevgili baben,

    Yine bir " ah "la başladım gördüğün gibi. Başlık olarak seçtiğin konu gerçekten önemlidir. Değişim evrenin en büyük ve vazgeçilmez gerçeklerinden biridir. Kesin bir olgudur bildiğin gibi.

    Ama, günümüzde değişim kavramı o kadar farklı şekillerde ele alınabiliyor ki. Değişim mühendisliği gibi bir kavram bile oluşturdular. Var olan sisteme kişiyi adapte edebilmek için bulunan kavramlar ve yöntemler ve bunları " olmazsa olmaz " şekilde ortaya koyuşlarını garip bir bakışla , deyim yerindeyse, aval aval bir bakışla seyrediyorum.

    Değişim mutlaktır, işte bu diyalektik gerçeklik bile, sistemlerle kalıplara sokulup, sınırlandırılarak, bizlere sunulan olarak karşımıza çıkardığıldığı sürece değişim herkes adına özellikle toplumlar adına pek bir fayda sağlamayacaktır.

    Bizlere değişim basit bir süreç gibi gösterilmekte. Hatta eskinin yerine yeninin geçmesi gibi bir anlatımla açıklanabilmektedir.Ve hatta bu yarına yapılacak olan yolculukta dünü unutmak kulaklarımıza fısıldanmaktadır.

    Hatta eleştiri oklarını fırlatarak, değişime direnç gösterenler farklı isimlerle karşımıza çıkartılabilir.Ne yazık ki günümüzde artık değişim, ekonomik anlamda daha iyi bir yapılanmanın anahtarı olarak ele alınmaktadır. Değişimin büyük kapsamı bu dar alana kapatılmış durumdadır.

    Ben de değişimin daha farklı algılanış biçimini sizlerle paylaşmak istedim, yoksa makale oldukça güzel.

  9. #9
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Çok çok teşekkür ederim arkadaşlar. Bu başlığı açmakla ne iyi etmişim. ops:

    Hem yazıların eksiklerini gördüm, hem de gelecek aylar için konu arama sıkıntım kalkıyor.

    Korkarım bu konuda üçleme yapmam da yetmeyecek.. Dördüncü hatta beşinci yazıları yazmam gerekecek. Ama bundan sonra öncelik burada. Daha sonra ana sayfaya geçirmeyi düşünüyorum.


    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Pegasus
    Pulitzer' in "Felsefenin temel ilkeleri" adlı eseri bu konuyu etraflıca ve herkesin anlayabileceği bir dille işlemiştir. Yazdıkların beni bu kitaba götürdü yeniden. ...
    "Felsefenin Temel İlkeleri" bu konuda okuduğum ilk kitaptır. Alfabemdi yani.. Daha sonra başka kitaplarla güçlendirdim olaylara diyalektik pencereden bakışımı. Ama yukarıda da değindiğim gibi, ne yazık ki okullarda öğretilmiyor. :evil: Ve çok şey kaybediliyor.


    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: COMANDANTE
    .. degişim teorik olarak anlatılmış ama uygulama ve saglam degişim için pek çok fazla çözüm görüşü üzerine gidilmemiş. ..
    Ben teşekkür ederim yoldaş. :wink: Üçüncü ve dördüncü yazılarda bu eksikliği gidermeye çalışacağım. Bakalım, becerebilirsem.. Çünkü bazı şeyleri bir "makale" boyutuna sığdırmak oldukça güç oluyor bazen. Hakkında kütüphaneler dolusu kitaplar yazılmış bir konu!..


    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: andante
    ... Var olan sisteme kişiyi adapte edebilmek için bulunan kavramlar ve yöntemler ve bunları " olmazsa olmaz " şekilde ortaya koyuşlarını garip bir bakışla , deyim yerindeyse, aval aval bir bakışla seyrediyorum.
    Hepimiz öyleyiz Sevgili Andante, hepimiz öyleyiz.. "Değişimi Aval Aval Seyredenler Topluluğu" olarak bir parti kursak kesin iktidar oluruz valla. :wink:

  10. #10
    Üye
    COMANDANTE Avatarı

    Üyelik Tarihi
    13.08-2005
    Son Giriş
    27.03-2012
    Saat
    18:35
    Yaşadığı Yer
    KONYA
    Mesaj
    111
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    baben abi degişim hakkında diger görüşlerini aktarırsan sevinirim birazda konuyu tartışmaya yönelik açsan sevinirim.

  11. #11
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Arkadaşlar,

    Düşündüğümden bir kaç gün geç de olsa "DEĞİŞİM III"ü bitirmeyi başardım. Ana sayfadan önce burada tartışalım istedim, bu kez. Umarım değerli görüşlerinizi esirgemezsiniz. :wink:

    Sevgiyle kalın..



    Not: Bütünlük bozulmasın diye Değişim II'nin altına ekledim.

  12. #12
    Üye
    dilemma Avatarı

    Üyelik Tarihi
    31.12-2004
    Son Giriş
    27.11-2017
    Saat
    00:45
    Yaşadığı Yer
    Ankara
    Mesaj
    739
    Alınan Beğeniler
    6
    Verilen Beğeniler
    3

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bana öyle geliyor ki, geçmişten günümüze değişimden nasibini alamamış tek grup biziz. Ne sorunlarımızı anlatabilmek açısından, ne de çoğunluğun sorunlarımızı anlamaları açısından...

    Aynı taass aynı hamam..........

  13. #13
    Üye
    COMANDANTE Avatarı

    Üyelik Tarihi
    13.08-2005
    Son Giriş
    27.03-2012
    Saat
    18:35
    Yaşadığı Yer
    KONYA
    Mesaj
    111
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Öncelikle teşekkür edelim.
    insanlar geçmişten bu güne hep degişime en iyi ayak uyduranmı yoksa en iyi sömürenmi kazanmış anlamış degilim.
    demekki degişime sömürerek ayak uydurulmuş peki biz türkiye olarak nasıl degişecegiz.
    kimi sömürecegizde adı degişim olacak.
    insanlar arasında sınıf farklılıgı neden bu kadar önemli anlamıyorum veyada olması mecburmu.
    hep degişim mi kazandı yoksa sömürgeci degişişim mi?

    saygılarımla.....

  14. #14
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Değişim III konusunda birkaç cümle sarfetmek istiyorum. Dile getirilen sınıflar arasındaki etkileşim geride bıraktığımız yüzyılda ilginç bir boyut kazandı. Kapitalizm birazda sosyalizmin ittirmesiyle vahşi viktorya dönemindeki tüm özelliklerini bir yana bırakıp garip bir metaformozla sendikalara kapısını açtı, işçi haklarını geliştirdi, sosyal güvenlik politikalarıyla rakibi olduğu sınıfı hayata bağladı. Bunu yapabilmek içinde dünyanın anasını ağlattı tabi; ama ortaya cıkan sonuç şuydu; sömüren sınıf sömürdükleriyle anlaştı. Dünyayı soyup bu soygundan kendi alt işçi sınıflarına pay verdi. Ve gariptir bu çok duyarlı(!) işçi proleter sınıfın buna karşı verdiği cevap pis bir sırıtış eşliğinde onursuz bir kabul oldu. Batının işçi sınıfı kendi kapitalistinin sömürüsünden verdiği payla semirdi ve aynı zihniyeti paylaşır oldu. Demekki sınıfsal duyarlılık ganimetten pay alana kadarmış(!) bu durumun çok güzel örneğini ingiliz işçi partisinin bugun geldiği duruma bakarak anlayabilirsiniz. Siz ingiltere nin Irak taki katliamlarına itiraz eden bir ingiliz işçi sınıfı gördünüz mü ortalıkta?

    Diyalektik, tıpkı din gibi, olayları açıklamak için etkili bir silahtır; ama tüm silahlar gibi çaresiz ve anlamsız kaldığı yerlerde vardır. İşte senin yukarda ana hatlarıyla bahsettiğin meşhur "köle-efendi diyalektiği" böyle garip bir işbirliğiyle çoğu zaman anlamını yitiriverir. Diyalektik yaklaşım, kurbanın aynı zamanda zalim olabileceğini hesaba katmaz bile; ama gerçek çoğu zaman inanılmazdır ve "doğru" bir bukalemun gibi renk değiştirebilir.

    Aynı zamanda ezilen sınıfın bunu gönüllü olarak yapabileceği de gözardı edilir. İnsanın psikolojik bir takım korkuları din gibi mekanizmalar üretmesine yol açmıştır ve bu mekanizmalar bir kez ortaya çıktıktan sonra kendini icad edenleri yeniden kurgulayıp şekillendirir. Bu şekillendirmenin sonucunda yeni değer yargıları ve tutumlar ortaya çıkıp mantıksal açılımın doğal gereği olan diyalektiği anlamsız kılabilir. Örneğin ülkemizde ezilen toplumlar normal koşullarda kendilerine sahip çıkan Sol söyleme eğilim göstermeleri gerekirken diyalektiğin ağzını bir karış açmasına ve tasını tarağını toplayıp bambaşka diyarlara göç etmesine vesile olacak şekilde sağ partilerle kuzu sarması olabilmiştir ve sanıyorum uzun bir süre daha olmayada devam edecektir.

    Görüldüğü gibi Diyalektik mantıksal akıl yürütmeler için birebir olmakla birlikle insan dediğimiz mevhumun psiko sosyal bir takım özellikleri nedeniyle susmak zorunda kalabilmektedir. Ancak bilimsel çalışmalarda diyalektik bence olmazsa olmazdır.

  15. #15
    Üye
    saros1 Avatarı

    Gerçek Adı
    Volkan
    Üyelik Tarihi
    07.01-2005
    Son Giriş
    13.05-2016
    Saat
    15:17
    Yaşadığı Yer
    Edirne
    Mesaj
    95
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Sevgili Pegasus işçi sınıfında ki -hadi yozlaşma yerine kibarcasını kullanalım- kötüye giden değişimin altını çizmiş. Bu değişimi açıklamak, ya da insanlık tarihinin bu yönde evrileceğini öngörmek 19. yüzyıl sonlarına doğru modern çağın aydınlanmacı düşünürleri ve marksizim teorisyenlerinin kotaramayacağı denli zordur. Ancak birçok düşünürün aksine zamanın ötesinde uzak bakışlı Spinozanın fikirleri daha 17. yüzyıldan modernizme eleştiri getirebilmişti. Tabi ki modernrizimin içinde modernizmi hissedebilmiş Nietzsche, toptan reddiyece tutumuyla günümüze göz kırpmaktaydı.

    Modernizm bizlere çalışmanın erdeminden bahsetti durdu. Herkesin mutlaka bir işi olmalıydı. Tabi ki günün şartlarına uyuyordu. Sanayi insan emeğine dayanıyor, iş gücü açığı sistem tarafından toplumun değerlerine çalışmanın erdem olduğu anlayışını zerk ediyordu. Bu dönemde batıda sakatlar iş gücünün dışındaydılar, zira çalışmalarına uygun bir ortam yoktu, herkes fabrikalarda ve daha ziyade kol gücüne dayanarak çalışıyordu. Batıda sakatları topluca yaşayacakları, ailelerden tecrit edildikleri büyük duvarların ardına gizlenen kurumlara terk ettiler. Ayrıca 19. yüzyıl iş hukukunu ve sosyal güvenliğin gelişmesine ön ayak oldu. Vahşi kapitalizm almış başını giderken, çalışma koşulları alabildiğince ağırdı. Hemen hergün iş kazaları oluyor, bunun sonucu işveren işçileri her hangi bir tazminat ödemeden işten atıyordu. Ama işçilerde bir sınıf olma bilinci yavaş yavaş doğdu, toplu direnişler şimdi hepimizin yararlandığı iş hukuku ve sosyal güvenlik hukukunun ebeliğini yaptı.

    Sonra mı ne oldu? Birçok faktör çalışmanın şeklini değiştirdi. Büyük fabrikaların bantlarında seri olarak yapılan üretim kar getirmiyordu. İletişim teknolojisine robot teknolojisi eklendi. Artık kol gücü pek para etmiyor. Eskiden sınıf bilinci aşılayan herkesi aynı çatı altında toplayan devasa fabrikalar yerine küçük atolyeler ve evinden çalışıp internetle haberleşen bilgisayar uzmanlarının dağınık çalışması aldı. İşçilerin dayanmak için bir arada olması gerekiyordu. Sınıf bilinci git gide azaldı. Gençlik de değişiyor. Çalışmak istemeyen gençler, modern çağın çalışma olarak görmediği aktiviteler yapıyor.

    İşçi sınıfı bir anlamda kendi kurallarını yaratmakta ve kendi otoritesini hakim kılmakla meşguldu. Şimdi artık herkesin birbirinden farklı olduğu, etnik azınlıklar gibi grupların da -tabi sınıflar da dahil- bir iktidar merkezi yaratarak kişiyi iktidar ilişkisi içine aldığı uyarısı yüksek sesle yapılıyor. Bizler adına hareket ettiğini iddia eden sivil toplum örgütleri, içinden çıkan en küçük sese büyük tepki gösteriyor. Hainlikle suçlandığı bile oluyor. Bu da küçük grupların içinde iktidar ilişkilerinin daha keskin uygulana geldiğini göstermiyor mu? Buradan biz engellilerin aramızda da demokrasiyi tesis etmemiz gerektiğini çıkarmak zorlama olmaz sanırım.

    Günümüzde temel asgari gelir kavramı türetildi. Bununla devletin herkese –çalışsın, çalışmasın- geçimini sağlayacak düzeyde bir gelir sağlaması istendi. Her hangi bir şart aranmadan, yani yoksulluk, yaşlılık, sakatlık gözetilmeden devlet herkese bir gelir sağlamakla mükellefti. Bu savın peşinde neo-marksistlerle birlikte apayrı gerekçelerle neo-liberallerde durmaktadır. Tabi çalışmanın bir hak olduğu, çalışmanın kişisel özgüven için gerekli olduğu itirazları dillendirilmekte; bununla birlikte, bu konu yoğun olarak tartışılmakta ve hayata geçirilen ülkeler mevcut (Fransa gibi).Googel’da “basic income” girip aratırsanız sizlerde göreceksiniz. Merak ettiğim, basic income çalışmak isteyen, toplum dışına itilmiş engelliler için ne ifade edecek?

    Aslında Pegasus'un bahsettiği, ezilenlerin gönüllü boyun eğmesi hakkında da birşeyler yazacaktım, ama lafı çok uzattım sanırım.




Sayfa 1 / 2 12 SonSon