Sayfa 1 / 4 1234 SonSon
Toplam 52 mesajın 1-15 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Askıda Üyelik
    tetheredkord Avatarı

    Üyelik Tarihi
    07.10-2014
    Son Giriş
    23.01-2015
    Saat
    22:51
    Yaşadığı Yer
    Bursa
    Mesaj
    36
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Merhabalar. Bursa Osmangazi Askerlik şubesine bağlı 356. Kısa Dönem askerim. Bu yazımda benden mutluluğun, vatan sevgisinin, askerlik sevgisinin, yaşama sevgisinin nasıl elimden alındığını, eski kişiliğimin benden nasıl çalındığını, bu ülkenin beni nasıl sahiplenmediğini, sağlık sistemi içerisinde bu ülkede insanların nasıl eridiğini, “Asker yalan söyler!” diye çıkarılmış bir hurafe yüzünden askerlerin nasıl intiharın eşiğine sürüklendiğini, psikolojik olarak bitmişliğimi anlattığımda kapalı klinik adı altında üzerime nasıl kapıların kilitlendiğini, kanun adı altında yaşadığım sorunları tek tek anlatacağım.

    Arnavut bir anne babadan dünyaya gelmiş olmama rağmen ilk günden beri Türk Evladı olarak, Türkiye sevgisiyle büyütüldüm. “*Irmağının akışına ölürüm Türkiyem*“ dendiğinde tüyleri diken diken olup, gözleri dolan bir insandım. Ülkemi hep sevdim, elimden geldiğince faydalı olmaya çalıştım. Ve ailemin beni yetiştirirken her zaman söylediği tek bir kelime vardı :DOĞRULUK! Hayatım boyunca yalan söylememeye, sonucu ne olursa olsun hep doğruların peşinden koşmaya çalıştım. Üniversiteyi bitirdiğimde önümde 2 senelik tecil imkanım olmasına rağmen, hem vatanıma hizmet etmek için hemde evlilik hazırlığı yaptığımdan dolayı bu vatani görevi önümden kaldırmak istedim. Ve nisan ayında bu görevi yerine getirmek için işlemlerimi yapmaya başladım. İşlemleri yapmaya başladığımda içimde hep bir mutluluk vardı. Her ne kadar bizi yıllarca askerlikten korkutmuş olsalarda beni kimse yıldıramayacaktı. Çünkü bu ülkeye hizmet etmek, edebilmek herkesin nail olamayacağı bir durum.

    Ayrılık vakti Ağustos ayının 12’sinde geldi. Kolay olmadı sevdiğim insanlardan ayrılmak ancak herşey otobüse binene kadar olacaktı. Çünkü o otobüse bindiğimden itibaren beni kimse askerlikten korkutamazdı ve duygusallığa yer yoktu! Kendimi öyle hazırlamıştım. Aslında bizler insan olarak dünyaya gönderildik, duygularıyla yaşayan canlılar olarak kendimizi ispatladık fakat büyüklerimiz bizi öyle bir askerlikle korkutmuşlardı ki kendimi o ortama daha gitmeden hazırlamam gerektiğini hissettim. Ve saat 12’de Burdur’a gitmek üzere otobüse bindim ve kendime ilk sözümü verdim*: “170 gün sonra burdasın koçum. Git ve bitir.” Yaklaşık 7 saat süren yolculuğun nasıl bittiğini hiç anlamadım. Daha önce internet ortamında tanıştığımız insanlarla buluşacağımız Müze Cafe’de saat 12 de olmamız gerekiyordu. Fakat benim önümde 5 saatlik bir süreç vardı. Ve o küçücük şehri, aynı yerleri yaklaşık 10 defa gezdim. Saat 12 olduğunda Müze Cafe’ye gidip yaklaşık 14 kişi aynı anda teslim olduk. Kendimi teslim olduğum andan itibaren hep mutlu hissediyordum. Çünkü ben oraya vatanıma hizmet etmek için gitmiştim. Bu görevi yerine getirip yaza düğün yapmak istiyordum. Derken boynumuza bir çanta asıldı, sağdan kamuflajlar soldan çoraplar, bir iki adım sonra ayakkabılar… İlk şoku burada yaşamıştım; ben 41 numara spor ayakkabı giyiyordum bana verilen ayakkabı 43’tü. “Ben 41 numara giyiyorum” dediğimde “Ne yapalım elimizde bu var”dendi. Ayakkabı numarasının büyük olması beni asla yıkamazdı çünkü oras ıANA KUCAĞI değil ASKER OCAĞIYDI.

    Daha sonra yukarıdan bir ses geldi: “Çantalarınızı toplayın hemen sıraya girin !” Hep beraber sıraya girdik. Boy sırasına göre dizdiler ve hepimize birer numara verdiler. 1514 numaralı olmuştum artık. Sonra “sırayı bozmadan takip edin, koğuşlara gidiyoruz“ dendi. İçimden “ Oh be nerede yatacağımızı da öğrendikten sonra daha başka ne zorlayabilirdi ki bizi askerde ?“ dedim. 20 kişilik manga olarak başladık bir yolda yürümeye. Yürüdük ve yatacağımız koğuşların önüne geldik. Yaklaşık 100 kişi askeri üniformalarını giymeye çalışıyordu. Ve bir ses geldi “SOYUNUN! “ Şaşırmıştım. Evet burası asker ocağıydı ama bu böyle mi oluyor diye sorguladım kendi kendime. Ama emir gelmişti bir kere; herkes soyundu ve. kamuflajını giymeye çalıştı. Herkes öyle yada böyle giyindi. Kimisi palaskasını takamadı, kimisi botlarını bağlayamadı, kimisi gömleğini giyemedi. Herkeste bir şaşkınlık vardı. Derken ikinci bir emir geldi : “tüm eşyalarınızı iki poşete doldurun gerisini çantanızda kitleyin“. Tekrar şaşırmıştım. Ağustos ayında askerlik yapacağımız için o kadar eşya getirmiştik. En azından yukarı çıkarıp onları dolaplara dizebilmeliydik diye düşündüm. Ama yine bunlar benim psikolojimi bozamazdı. İki adet torbaya doldurabildiğim kadar eşyayı doldurdum. Ve üçüncü emir geldi “eşyalarınızı bırakın, sırayı bozmadan takip edin”. Az çok tahmin etmiştim o meşhur iğne vurulma sahnesinin geldiğini. Yavaş yavaş yürüdük ve bi yere getirildik. Elinde kağıt bulunan bir komutan “Bakın bu sigorta. 30 lira, bizim bile sigortamız var. Sizde yaptırın, askeriyede sizin başınıza bişey gelirse sigorta ailenize yardım yapacak“ gibi sözlerle, bildiğiniz sigortayı bize satmaya çalıştı. (Şu ana kadar yaklaşık 2.000 liralık masraf yapmak zorunda kaldım, sağlığımı kaybettim ancak kimsenin henüz bir yardımda bulunduğu olmadı.) İçimden “30 liradan bişey olmaz, kimsenin de beni mimlemesine izin veremem, ben bunu alacağım” dedim. “almayanların başına bişey gelirse kimse sorumlu değildir” cümlelerini duyunca bunu mutlaka almamız gerektiğini hissettim ve sigortayı yaptırdım. Takım olarak içeri çağırıldık ve elimize sağlık kağıtları verilip, varolan hastalıklarımız soruldu. Böbrek ağrısı çektiğim ve taş düşürdüğüm için bundan bahsettim. “Ağrı yaparsa gelir söylersin” denilip yan tarafa geçtim ve üzerimdeki üniformayı çıkardım. İğneler yapıldı. Halen mutluydum,ASKERLİKdiye yıllarca korkuttukları bunlar mıydı? Oradan çıktık ve başımızdaki komutana çok susadığımızı söyledik, çünkü Ağustos’tu ve 18:00’i geçmişti. Gram su içmemiştik. Başımızdaki komutan “Su maalesef yok. Çeşmelerde de kullanmalık sular var isterseniz için.”dedi. Hiç bir şey umrumuzda değildi, o çeşmedeki suları içtik. Hiçbir şey beni yıldıramazdı. Yavaş yavaş arkadaşlarla konuşmaya, şakalaşmaya, askerliğe alışmaya başlamıştık. Tekrar bir ses geldi “Koğuşlar bölgesine gidiyoruz“. Yaklaşık 120 kişi yanyana çantalarımızı bıraktığımız yere geldik. Ve beklemeye başladık. Saat 21.00 sularıydı fakat neyi beklediğimizi kimse söylemiyordu. Kalk saatinin 05:00 olduğunu bildiğim için, kendime sordum “Acaba ilk gün işlemleri sebebiyle mi bu saate kadar tutuluyoruz? “. Saat 23:45’e kadar dışarıda hiçbir şey söylenmeden bekliyorduk. Yeni yeni askerler katılıyordu aramıza. En sonunda elimizdeki poşetlerle içeri çıktık. Malum ilk günün yorgunluğu sebebiyle hemen eşyaları dolaplara koyup, yatağımızda uykuya çekildik. İlk gün beni biraz fiziksel olarak yormuştu ama zihinsel olarak bomba gibiydim. Sonuçta bir gün geçmişti. Ve ASKERLİK diye korkuttukları şey bu muydu?

    Saat 05:00’da uyandırıldık ve 05:30’da koğuşun önünde hazır olarak bekledik. Sayıldık ve yemekhaneye götürüldük. İlk kahvaltımızı yiyecektik sonuçta. Herkes evindeki gibi bir kahvaltı çıkmayacağını biliyordu tabiki. İçeri girdik. “Sahanda Yumurta” adı altında yemyeşil bir şey duruyordu tabakta. Buna da şaşırmıştım ama yine de kimse beni yıkamazdı. Fiziksel olarakta zihinsel olarakta kendimi hep güçlü tutmaya çalıştım. İlk görevimiz bize verilmişti “ Mıntıka “. İçmediğim sigaranın izmaritlerini seve seve topladım, sonuçta ben oraya vatani görevimi icra etmeye gitmiştim. Derken ikinci bir emir geldi “saat 07:45te garajlar bölgesine“. Ne olduğunu pek anlamamıştım sonuçta askerlikte ikinci günümdü. Denilen saatte orda bulunduk sıraya dizildik ve beklemeye başladık. 08:00 sularında bölük komutanı geldi. Meğerse orada beklememizin adı içtimaymış.

    Kayıt işlemlerimiz devam edeceği için ordan oraya koşturulmaya devam edildik. Fotoğraflar çekildi, imzalar atıldı, kağıtlar dolduruldu. Yavaş yavaş çok güzel arkadaşlıklar kuruyorduk. İlk 3*gün kışlada içmeye su bulamamıştık. Mecburen çeşme suları ve meşrubatlarla su ihtiyacımızı gideriyorduk.

    Herkes halinden memnundu. Bizi askerlikle neden korkutmuşlardı ki? Herkesi fiziksel olarak zorlayan tek şey vardı*: Öğle sıcağı altında 1 saat içtimanın alınmasını beklemek. Öyle bir sıcak vardı ki ceplerimize koyduğumuz su şişeleri 5 dakika içerisinde ısınıyordu.
    Herşey düzgün gidiyordu, psikolojik olarak yılmamıştım, fiziksel olarak kilo almaya başlamıştım. Askerlik tam istediğim düzeyde gidiyordu. Arkadaşlarla oturup sohbet ederken birisi meşrubat getiriyordu, birisi yiyecek getiriyordu.ASKERLİK sanırım çok güzel bişeydi ve ben bunu bitirecektim. Böyle düşünüyordum.

    Ta ki teslim oluşumuzun 9. Gününe kadar. 22Ağustos 2014 Saat 13:40 sularında 1. Takım olarak “güneşin altındaki”yerimizi aldık ve 13:45te alınması gereken içtima için beklemeye başladık. Diğer takımlarda yavaş yavaş gelmeye başlamışlardı. 480 kişilik bölükte yaklaşık 300 kişi yerini almıştı. Kimileri Cuma namazına gitmişti, kimileride gölgede ağaçların altında bekliyordu. Piyade Uzman Çavuş….ağaçların altında gölgede bekleyip sıraya geçmeyen askerleri, bağıra bağıra zorla sıraya geçirtti. Saat 14:00 sularında 2. Bölük Komutan Vekili Piyade Üsteğmen …… içtima almak için 2 nolu eğitim alanına geldi. Piyade Uzman Çavuş ….., sıraya girmeyenlerin olduğunu, Cuma namazından dolayı geç gelenlerin olduğunu Piyade Üsteğmen …..’ye söyledi. Bunun üzerine …. “Spor istirahati olanlar kenara ayrılsın” dedi. Daha sonra “Kalp problemi olanlar, tansiyon problemi olanlar kenara ayrılsın” dedi. Biz ne olacağını anlamamıştık. Fakat ne olacağı bize tek tek anlatıldı. İlk düdükle koşmaya başlayacağımız, ikinci düdükle kendimizi yere atacağımız. Sonraki düdükle ayağa kalkıp tekrar koşmaya başlayıp ikinci düdükle tekrar kendimizi yere atacağımız. ( Bunun adı : İSTİKAMETMİŞ ! )

    Hepimiz şaşırmıştık. Herhalde bu bir şakaydı. Üsteğmen ……, biz 1. Takıma önce sizle başlıyoruz dedi ve ilk düdük geldi.Arkadaşlarım botlarlayken ben terliklerleydim. Çünkü botun vurmasından dolayı ayağımda oluşan yara yüzünden 1 haftalık terlik istirahatim vardı. Ve ben o çakılların her bir zerresini ayağımda hissettim. Herkes koşmaya başlamıştı ki 2. Düdük sesi geldi ve herkes kendini yere atmak zorunda kaldı. Derken sol ayak kaval kemiğimin esnediğini hissettim. Kafamı çevirdiğimde ayağımın üzerine birisinin atladığını gördüm. “Biraz daha dikkatli ol” diyemeden bir düdük sesi daha geldi. Eğer yere atılmadığı takdirde takımın en arkasına gönderilip ordan devam edecekti. Bu ceza tam tamına 5 dakika boyunca sürdü. Neredeyse her 3 saniyede bir yere atlayıp kalkıyorduk. Fiziksel olarak zorlandığımı o an hissetmiştim. Son bir düdük geldi ve herkes olduğu yerde ayağa kalktı. Üsteğmen ……’den yeni bir emir geldi “Benim bulunduğum yere uzaklığınız en fazla 30 metre. 30 metreyi 30 saniyede sürüneceksiniz ve yanıma geldiğimde bana bakacaksınız. Ben size baktığımda ayağa kalkıp arkama geçebilirsiniz.“ Yatıp-Kalkma cezasına anlam veremediği gibi bu tutuma hiç anlam veremedim*? Bizler üniversite mezunu insanlardık, üniversite mezunu kısmını geçtim biz İNSANDIK! Bize kimsenin köle gibi davranmaya hakkı yoktu. Ancak bizi öyle bir “TUTANAK” kelimeleriyle korkuttular ki kimse sesini çıkaramadı. Ve 30 metreyi 30 saniyede süründük, sürünmek mecburiyetindeydik. Kendisinin yanına geldiğimde gözlerinin içine baktım. Ve ilk defa psikolojik olarak yıkıldığımı farkettim. Ben bir HİÇTİM.

    Gözümün içine baktı ve ayağa kalktım. Arkasına geçtim. Dirseklerim paramparça olmuştu, sağ elimin dirsekle bilek kısmında ceviz büyüklüğünde bir şişkinlik vardı, şaşkınlık içerisinde herkes birbirine bakıyordu ve şu soruyu soruyordu “Bu neydi? Biz bunu hakkedecek ne yaptık ? Adam mı öldürdük ?“ Diğer 3 takımada farklı şekillerde bu cezalar verildi.

    Biz orada 9 günlük askerken, vatana hizmet etmek için oraya gitmişken bizi özümüzden alıp, insanlığımız unutturulmak istenmişti. Oysa ki bizler dünyayaİNSAN*olarak gönderilmiştik. Bizlere kimsenin insanlığımızı unutturmaya hakkı yoktu! Herşeyi geçtim 9 günlük bir askerin yaşaması gereken şeyler bunlar mıydı ? Bizler vatana hizmet etmek için oraya gitmişken, egoist bir insanın güç duygusunu tatmin etmek için orada var olmak , vatana hizmet etmek miydi ?

    Daha sonra 16:00 sularında ….. bizi 2 numaralı eğitim alanında, o meşhur ağaçların altında, tüm bölüğü topladı ve konuşma yaptı. Konuşmasında “hiç bir şikayetten korkmadığını, olası bir şikayet durumunda eğitim kapsamında yaptırdığını söyleyeceğini“ bizlere beyan etti. ( Gerçektende dediğini yaptı. Daha sonra BİMER’e yaptığımız başvuru sonucunda gelen savunma metninde benim cuma namazından dolayı geç kaldığım, verilen bu cezanın eğitim kapsamında olduğu ve sürünme cezasısınında 3. ve 4. takımlara verildiği yazıyordu. Ancak şöyle bir gerçeği atlamışlardı : BEN NAMAZ KILMIYORDUM ve BEN 1. TAKIMDAYDIM. Bu konuda tüm şahitler mevcuttur. )

    Daha sonra 17:00 sularında yemek içtiması için yemekhanenin önüne doğru yola koyulduk. Dizlerimden aşağısında inanılmaz bir ağrı olduğunu hissettim. Yanımda bulunan can dostlarıma “Ayaklarımın çok kötü olduğunu, dizlerimden aşağısını neredeyse hissetmediğimi, yürüyemediğimi, akşam yemeğine girmeyeceğimi” belirttim. Kendileride akşam yemeğine girmeyeceğini belirterek 17:30 sularında alınan akşam içtimasının ardından beraber, ağır adımlarla tabur kantinine doğru yürüdük. Bu sırada can dostlarım koluma girerek bana destek oluyordu. Tabur kantini ve telefon kulübeleri birbirine çok yakın olduğu için ben telefon kulübelerinde kalıp “ben bi evdekileri arayayım siz alın size katılacağım” dedim ve kulübenin tekine yaslanarak ailemle görüştüm. Kendimi o kadar kötü hissediyordum ki her an bacaklarım yerinden kopacakmış gibi duruyordu. Kısa telefon görüşmesi yapıp arkadaşlarımın yanına katıldım. Ayaklarım artık iyice zor kıpırdatıyordum. Arkadaşlarımın aldığı tostun yarısını yedim ve kendilerine “ Beyler ben daha fazla dayanamıyorum, ayaklarım çok kötü, koğuşa gidelim yavaştan “dedim ve can dostlarımla birlikte normalde 4-5 dakikada yürüdüğümüz mesafeyi tam 15 dakikada yürüdük. Adım adım ilerleyebiliyordum. Çok canım yanıyordu. Ayaklarım beni her an bırakacakmış gibiydi. Koğuşlara geldik, yavaş yavaş merdivenleri çıkmaya çalışıyordum, normalde 15-20 saniyede çıkabileceğim merdivenleri, 10 dakikada çıktım. Yavaş yavaş ayaklarımın yittiğini hissediyordum ve yatağıma kendimi zor attım. Saat 19:00 sularıydı ve artık ayaklarımı hissetmiyordum. Yere uzandım ve koğuştaki arkadaşlara “ beyler ayaklarımı hissetmiyorum artık !“dedim. Bunun üzerine koğuşumdaki arkadaşlar nöbetçi Uzman Çavuş ….’i çağırdı. …… “daha önce böyle bir rahatsızlığın var mıydı?” sorusu üzerine “tabikide yoktu komutanım “ dedim. Ayaklarımı kıpırdatamıyordum, tepki veremiyordum. Bunun üzerine taburun önüne revir ambulansı çağırıldı. Yürüyemediğim için arkadaşlarım beni kollarında taşıyarak ambulansa indirdiler. Revire kadar ambulansla gittik. Hayatım boyunca hiç ambulansa binmemiştim. Daha sonra revire geldik ve ambulansın kapısı açıldı. Revirdeki doktor “Neyin var ?“ dedi. Bende “ Komutanım böyle bi ceza verildi, ayaklarımı hissetmiyorum“ dedim. Komutan “Bırakın, bırakın kendi yürüsün“ demesi üzerine tekrardan “Komutanım ayaklarımı hissetmiyorum !“ dedim. Bunun üzerine “Alın bakalım içerde anlarız“ dedi. İçeride sedyeye yatırıldım ve komutan, elindeki araba anahtarını ayaklarımın altına sürterek his kontrolü yaptı. Sonuç negatifti. Daha sonra komutan yanındaki askerlere “Kas gevşetici vurun, bişeyi kalmaz“ dedi ve Muscoril vurdurttu. Ayaklarımdaki his kaybının devam etmesi üzerine, ambulansla Burdur Devlet Hastanesi’ne sevk edildim.

  2. #2
    Askıda Üyelik
    tetheredkord Avatarı

    Üyelik Tarihi
    07.10-2014
    Son Giriş
    23.01-2015
    Saat
    22:51
    Yaşadığı Yer
    Bursa
    Mesaj
    36
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ambulanstan indirildiğimde Burdur Devlet Hastanesi’ndeki acil doktoru ne şikayetim olduğunu söyledi. “Bize bir ceza verildi; ondan sonra dizlerimden aşağısını oynatamıyorum“ dedim. “Dur bakalım içerde anlarız.“ dedi. Sürekli bir yalancı muamelesi görüyordum. Ayaklarımı oynatamadığıma mı yanmalıydım yoksa milletin alaycı hareketlerine mi?

    İçerde sedyede uzanırken ayaklarıma his kontrolü yapıldı, serum bağlandı. Sonuç mu ? Yine negatif. Bunun üzerine ambulansla 23:45 sularında Isparta Süleyman Demirel Araştırma Hastanesi’ne sevk edildim. Hastanenin acil bölümünde şikayetim soruldu. “Dizlerimden aşağısını oynatamadığımı”söyledim."Belimden sıvı alınacağı, bunun biraz baş ağrısı yapacağı" söylendi.Bunun üzerine Acil bölümünde belimden sıvı ( BOS ) alındı. Böyle bir ağrı daha önce hiç yaşamamıştım. Ama yinede dişimi sıktım, çünkü korktum. Nedeni de ayaklarımı oynatamıyordum.

    Daha sonra 23 Ağustos 2014 saat 07:30 sularında nöroloji bölümüne yatışım yapıldı. Öğlen saatlerine doğru ilk ve son defa olmak üzere yanıma Başçavuş….*geldi. Nasıl olduğumu sordu*? Ve yanında sadece eşofmanlarımı getirmişti. Can dostlarımın hazırladığı iç çamaşırı torbası çok ağır gelmiş olmalı ki sadece eşofmanlarımı getirmekle yetinmişti. Ailemiz bizi bu ülkeye teslim etmişti, bir sağlık sorunu yaşıyordum fakat daha ilk günden kimsenin umrunda olmamaya başlamıştım. ( Yanımda kalan refakatçi üzerine meyve suyunu döktüğü için benim eşofmanımı giymek zorunda kaldı ve bende 10 gün kamuflajlarla kalmak zorunda kaldım. )

    Ailemi aramam gerektiğini söyledi. Ailemi aradığımızda onlara “gripten yattığımı, önemli bir şey olmadığını“ söyledim. Oysa ki ben ayaklarımı oynatamamıştım. Ben bunları onların yüzüne nasıl söyleyebilirdim ? Bize ceza verdiler o yüzden yatıyorum nasıl diyebilirdim ?

    Bunun üzerine ……, bir daha hiç uğramamak üzere yanımızdan ayrıldı. Ve 10 günlük hastane serüvenim başladı. Öyle bir 10 günlük hastane serüveniydi ki… Belimden sıvı alınmıştı ve günde sadece 1 litrelik serum takılıyordu. Oysa ki günlük 3.5-4 litre su tüketmem gerekiyordu ve ben bunu tüketemiyordum. Tüketme kelimesini kafamı dahi kalkamıyordum. Doktorlara söylediğimde “Tüketirsin, tüketirsin” cevabı alıyordum. ( Spinal anestezi yiyen hastalara bile 4 litre takılan serum bana günde 1 litre takılıyordu. Aslında bunun sebebide çok basitti :ASKER YALAN SÖYLERDİ! )

    Hayatım boyunca deprem olduğunda korkmamıştım hep sükunetimi korumuştum. 24 Ağustos 2014 günü gözlerimi yeni kapamıştım. Hastanenin en üst katında yatıyordum. Birden yatağım sallandı. Yanımdaki çocuk geçerken çarptı zannettim, göz ucuyla sağıma soluma baktım kimse yoktu. Şaşırmıştım, ortada bişey yoktu. Birden bina sallanmaya başladı. Hani derler ya hayatım film şeridi gibi geçti gözümün önünden diye, tamda öyle oldu ! Hayatım film gibi geçti gözümün önünden. ÖLÜMÜ BEKLEDİM ! Yapabildiğim tek şey sedyeye tutunup Kelime-i Şehadet getirebilmekti. Bina sallandıkça ölüme daha da çok yaklaşmıştım. Artık ne olacaksa olsun istiyordum. Hayatım boyunca ilk defa depremden KORKUYORDUM! Sonra deprem durdu. Merkez üssü Burdur olan 5.1 büyüklüğünde bir depremdi. Sanırım fiziksel savaşın yanına birde psikolojik savaş eklenmeye başlıyordu. Ama buna izin veremezdim sonuçta ben ayağa kalkıp askerliğimi bitirecektim. ( Bu ülkenin doğal güçleri engelleyebilecek bir durumu tabikide yok ancak bu hikayeleri zamanı geldiğinde gerekli doktorlara anlattığımda, ne kadar korktuğumdan bahsettiğimde kapalı klinik adı altında üzerime kapılar kilitlendi. )

    Yapayalnızdım. 10 gün içerisinde 63 kilodan 55 kiloya düştüm. Ailem her aradığında “ iyi olduğumu, hiçbir sıkıntımın olmadığını “ söylüyordum.Oysa ki ben yataktan kalkamıyordum, yavaş yavaş eriyordum ! Ne eşya nede başka bi konuda destek geldi. Eşyayı geçtim ilk günün dışında bir tane komutan dahi uğramadı*!*10*gün boyunca kamuflajlarımla yatmak zorunda kaldım. Artık üzerimden çıkan kokudan rahatsız oluyordum . Hemşireler gelmeden önce çıkan kokuyu örtmek için kolonyayı üzerime döküyordum. Duş alamıyordum. Artık hayat zindan olmuştu bana. “Yeter artık !” diye bağırasım geliyordu.

    31 Ağustos 2014 günü. Taburcu olmadan bir gün öncesi. Çok sevdiğim bir Ali Amca vardı karşımda yatan. Bana evliliğin ne kadar güzel bir şey olduğunu gösteren iki çift. Yaza düğün yapma isteğim 2*kat, 3*kat artmıştı. Kendileriyle neredeyse 1 hafta aynı odada kalmıştık. Derken içeri doktorlar girdi “Ali Amca buraya biraz sorunlu hasta gelecek seni başka odaya alıcaz“ dediler. Şaşırdık ve üzüldük. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyen Ali Amca bizden uzaklaşacaktı. Ama aklımı kurcalayan birkaç soru daha vardı “Acaba nasıl bir hasta gelecekti ve neden bizi de başka yere almadılar? “ ve daha sonra cevap çok geçmeden geldi: biz ASKERİZ.Bize herşey çektirilmek mübahtı. Ali Amca başka odaya gitti bizde yeni gelecek hastanın kim olacağını bekliyorduk. Birden odanın kapısı açıldı ve içeri bir hasta girdi;adam sedyeye bağlanmış, ağzı yüzü kanlar içinde, heryeri paramparça, sürekli inliyor, sürekli bağırıyor, ellerindeki ipleri koparmaya çalışıyor. Adam 75 yaşında ve Alzheimer hastası.

    Şoka uğramıştım. Ne diyeceğimi, ne söyleyeceğimi ne yapacağımı bilemedim. Bende orada hastaydım, bende bu ülkenin bir vatandaşıydım, ben neden başka odaya alınmadım*? Cevap yine çok geçmeden geldi : ÇÜNKÜ BEN ASKERDİM ! Zar zor boynumu ve başımı tutarak doktorun yanına çıktım. Beni kimse sahiplenmedi ancak ben kendimi sahiplenmek istedim. “Ben o odada kalmayacağım, gerekirse yatağımı koridora çıkartırım ama ben orada kalamam, ben insan evladıyım sahipsiz değilim ! “ dedim. Doktor allem etti kallem etti ama en sonunda beni başka odaya aldı. Fakat beni bu durumdan ötürü çok sevmemiş olsa gerek, bel, boyun ve baş ağrılarım devam ederken beni taburcu etti. Defalarca yalvarmama rağmen “ağrılarımda hiçbir azalma yok” diye, “geçecek geçecek, bol bol su iç“ deyip 1 eylül 2014günü beni taburcu etti. Nede olsa “ASKER YALAN SÖYLER !“di.

    Daha sonra Burdur’a gitmek için otobüse bindik. O 50 dakikalık yolculuk bana 15 sene gibi geldi. Bütün gücümle boynumu sıkarak Burdur otogarına kendimi zor attım ve atar atmaz banklarda yattım. Daha sonra Başçavuş ……’u telefonla arayarak “komutanım benim durumum çok kötü, otogardayız. Gelebilecek durumda değilim“ dedim. Oda “şu an işimiz var, atlayın otobüse gelin” dedi. Bizde apar topar tekrar o halimle 30 dakika yol çektim. Zaten nizamiyeden girer girmez direk revire çıkıp, serum yedim. ( Bizi ailemiz bu ülkeye teslim etmişti ancak kimse bizi sahiplenmek istemiyordu. )

    Ağrılarımda hiçbir azalma yoktu. Serum bitti, koğuşa çıktım, traşımı oldum, akşam yemek içtimasına yetiştim. Arkadaşlarla özlem giderdik. …..’nin benimle görüşmek istediğini duydum. Hemen yanına gidip “ komutanım ben geldim, benimle görüşmek istemişsiniz“ dedim. Kendisi “yemeği ye, yemekten sonra görüşelim” dedi. Saat 18:00 sularında …..’nin yanına gittim ve kendisi bana “bütün heryeri yaygaraya vermişsin, benim kimseden korkum yok, heryere şikayet edebilirsin“ gibi konuşmalarını dinledim. ( Ailem bile benim gripten yattığımı biliyorken nasılda heryeri yaygaraya vermiştim anlayamadım ! ) Daha sonra ağrılarım devam ettiği için izin istedim ve koğuşuma çıktım. 2 Eylül günü ağrılarımın halen devam etmesi üzerine revire çıktım. Revir tabip Yüzbaşı …… bana bakarak “ohooo seninle işimiz var, sen iyice abartıyorsun“ diyerek bana kas gevşetici vurdurup geri yollattı. Daha sonra 5 Eylül günü Türkiye haritasından sildiğim Burdur’dan ayrıldım.

    8 Eylül 2014 günü Lüleburgaz’a teslim oldum. Geçmeyen bel ve bacak ağrılarım sebebiyle 10 Eylül 2014*günü revire çıktım. Bel ve bacak ağrılarım olduğundan bahsettim, belimden sıvı alındığını söyledim. Bunun üzerine revirde Dikloron-Muscoril adlı ilaç vuruldu ve Lüleburgaz Devlet Hastanesi’ne sevk edildim. Dr. …… tarafından yapılan muayenemde basit bir bel ağrısı olmadığını bu yüzden beni Çorlu Askeri Hastanesi’ne sevk ettiğimi söyledi. Sevk tarihim 16 Eylül 2014’tü ve sürekli revirde o tarihe kadar Dikloron-Muscoril yedim. En sonunda 16 Eylül 2014 günü oldu ve Çorlu Askeri Hastanesi’ne gittim. Çorlu Askeri Hastanesi’ndeki Uz. Tabip Yüzbaşı …….. ’e bel ve bacak ağrılarımın olduğunu artık dayanamadığımı söyledim. Bunun üzerine Isparta Süleyman Demirel Hastanesindeki MR’a bakarak “Gergin Omurilik Sendromu” şüphesiyle beni Kasımpaşa’ya sevk etti.Kesin tanı kısmına bel ağrısı yazıldı. Herhalde gergin omurilik sendromundan dolayı bel ağrısı oluyordu. Şaşırmıştım. Hayatımda ilk defa böyle bir rahatsızlık duyuyordum. Acaba bu neydi*?

    Daha sonra 17 Eylül 2014*günü Kasımpaşa’da Uz. Tabip Kıdemli Binbaşı ………’ın yaptığı inceleme sonucunda Gergin Omurilik Sendromu tanısı konuldu.“Cerrahi işlem gerektiği, ancak bu işlem için dışarıda 3-4 bin liralık makinelerin geldiğini ve bunun için burada ödenek olmadığını ve beni bu yüzden GATA’ya sevk ettiğini” söyledi. Kesin tanı kısmına Spinal kord hastalıkları yazılmıştı.*Çok şaşırmıştım. Sanırım ameliyat olmam şarttı bu ağrılardan kurtulmam için.

    Aynı gün içerisinde GATA’ya gittim. GATA’da Uz. Ög. Üst. …….. aynı teşhis onaylandı.Kesin tanı kısmına Spinal kord hastalıkları yazılmıştı.Ürodinami ve MR için randevular verildi. Ve sormamam gereken soruyu, doktora sordum:“ Bu ameliyatın riski nedir ? “ . Cevap doktor için çok basitti : “ İKİ BACAĞINIDA KAYBEDEBİLİRSİN, FELÇ KALIRSIN !

    Evlilik hazırlığı yapan birisiydim ve bildiğiniz dünyam yıkılmıştı. Yanımda amcamla beraber gitmiştim GATA’ya. Şaşkın şaşkın birbirimize baktık. Ben GATA’dan çıktım, vapura bindim, otogara gittim, ordan Lüleburgaz’a gittim, birliğime teslim oldum o süre zarfı nasıl geçti hiçbir fikrim yok. Yüzüme “FELÇ KALIRSIN” denmişti birkere. Askeriyede ne yediğimi biliyordum, ne içtiğimi ;artık ben bir yaşayan ölüydüm.

    Geçmeyen bel ve bacak ağrılarım devam ediyordu. Her Allah’ın günü gidip iğne yaptırıyordum revirde ancak hiçbir şekilde faydasını görmüyordum. Lüleburgaz Devlet Hastanesi’ne sevk ediliyordum. Beyin Cerrahi doktoru ameliyat ol demekten başka bir şey demiyordu. En sonunda komutanlar tarafından ağrılarım fark edilince 24 Eylül’de tekrar GATA’ya acil olarak sevk edildim. 25 Eylül’de klinik konsey tarafından 10 gün istirahat raporu yazıldı ve bu raporu aile hekiminden bile uzatabileceğim söylendi. Buna kimsenin itiraz etmeyeceği belirtildi.Kesin tanı kısmına Spinal kordun konjenital malformasyonu yazılmıştı.25 Eylül’de evime döndüm.

    Tarih 29 Eylül 2014 gününe geldi. Ürodinami için randevu verilmişti. Ürodinaminin nasıl bişey olduğunu az çok araştırmıştım. Bir erkek evladının hayatı boyunca göreceği en büyük işkenceydi ve benim buna katlanmam gerekiyordu. İçeri girdim. Yanlara doğru iki kolu uzanan bir koltuk vardı. Böyle bir şey beklemiyordum. Kendi kendime sordum “bu bir şaka mıydı ? “. Tabi ki de değildi. Soyunmam istendi. Koltuğa oturtturulup bacaklarım iki yana doğru açıldı ve test hakkında bilgiler verilmeye başlandı.“ Önce penise hortum takılıp mesanenin boşaltılacağı, daha sonra o hortumun çıkarılacağı, daha sonra başka bir hortumun penise takılıp mesanenin tekrar doldurulacağı, bununla birlikte makattanda bir hortum takılacağı, test bittikten sonra hepsinin çıkarılacağı“ söylendi. Ve hemen akabinde “ilk his, normal sıkışma, çok sıkışma ve maksimum sıkışma da elimi kaldırararak uyarmam gerektiği” söylendi. Ve test aşamasına başlandı. Ben daha önce böbrek ağrısı çekip, böbrek taşı düşürmüştüm ancak canlı canlı penisime hortum sokuluyordu. İnanılmaz canım acımıştı ama hertürlü acıya dayanmalıydım. Çünkü yüzüme “FELÇ KALIRSIN“ denmişti. Mesanem boşaltılıp penisten hortum çıkartıldı. Daha sonra tekrardan yeni bir hortum penisten içeri sokuldu. Ve aynı zamanda bir başka hortumda makattan sokuldu. Bütün bunların yarattığı acının yanına birde testi yapan doktorların “ ÜROLOJİ BU, ADAMI MADAM YAPAR ! “ gülüşmeleri canımı acıtıyordu. Ama sesimi çıkartamıyordum, çünkü onlar komutanlardı. Test ağrılar, acılar, üzüntüler içerisinde tamamlandı. Doktor sonucu alıp odaya gitti.

    Tam üzerimi giyinip, tuvalete koşturmak için gitmeye hazırlanırken tekrardan doktor içeri girdi ve “ Giyinme giyinme, testi tekrarlayacağız ! “.Şaşırmıştım. Bütün bu acıları tekrar mı yaşayacaktım ? Ama katlanmak mecburiyetindeydim. Çünkü yüzüme “FELÇ KALIRSIN“ denmişti. Test başlamadan önce içeri 2-3 komutan daha girererek “Gerekirse bu hortumların daha büyüklerini kullanacaklarını, olmadı penisin içerisinden parça alabileceklerini, hatta diyalize bağlanabileceğim” yüzüme söylendi ve psikolojik baskı kurarak test tekrarlandı. İkinci testte, ilk testteki gibi ağrılarla, üzüntülerle, utanmalarla bitmişti. Ve elime sonuç normaldir kağıdı verilip evime gönderildim.

    Ürodinami beni o kadar çok zorlamıştı ki 1 hafta boyunca idrarımı yapamıyordum. Basit bir eylemi ağrılarla, gözlerimden yaş gele gele yapabiliyordum. Daha sonra 10 Ekim’deki MR randevusu için beklemeye başladım. Fakat bel ağrılarımda hiçbir azalma olmuyordu aksine gün geçtikçe ağrı şiddetleniyordu. En sonunda 10 Ekim geldi. MR çekildi ve sonucunu 17 Ekim’de alacağım söylendi. Bu süre zarfında bel ağrılarında hiçbir azalma yoktu. Sürekli evimde yatıyordum, kalkamıyordum.

    17 Ekim günü sabahı erkenden kalkıp Bursa-İstanbul Deniz Otobüsüne atlayıp gittim. Konulan teşhise göre ne yapılacağını öğrenecektim. MR sonucumu alıp Uz. Ögr. …..’un yanına çıktım ve raporları verdim. Raporlara bakıp “Kim dedi sende Gergin Omurilik Sendromu olduğunu*? Nerden çıktı böyle bişey*? Biz sana neden rapor verdik*? Senin hiçbirşeyin yok ftr baksın“ dedi. Neye uğradığımı şaşırmıştım. Ben doktor değildim, gittiğim ilk günden beri "bel ve bacak ağrılarım olduğunu söyledim", sürekli bi teşhisler tanılar koyan sizlerdiniz.Kendisine “raporu sizin klinik konseyde verdiğinizi, benim bel ve bacak ağrılarımın geçmediğini, ftr’ye görünmem gerekiyorsa en azından bugün orayada görüneyim“ diye ifade ettim. Kendisi “Hayır birliğindeki ftr bakacak sana“ diyerek bildiğiniz odadan kovuldum. Neye uğradığımı şaşırmıştım. ( Aslında bu eylemlerin yine yine yine çok basit bir açıklaması vardı :ÇÜNKÜ BİZ ASKERDİK !)

    10 günlük iznimi kullanıp evime döndüm. Sadece askeri hastaneler değil, devlet hastanelerininde “Gergin Omurilik Sendromu” teşhisi koyduğu rahatsızlık nasıl oldu da GATA MR’la yok olmuştu ? Artık fiziksel olarak bitmişliğimin yanına psikolojik olarakta yıkılmak üzereydim. Neden sonuçlar, söylenenler sürekli değişiyordu ? Bursa Bahar Hastanesi’ne gittim. Böyle bir durum var bakarmısınız dedim. “Sen askersin, biz sana bakamayız, sadece telkinde bulunabiliriz” diye bir tepkiyle karşılaştım. Paramla bakınmak istiyordum, ağrılarım var diyordum kimsenin umrunda değildim. İyice çıldırmak üzereydim. Ne askeri hastanelerde, ne devlet hastanelerinde, nede özel hastanelerde bakınabiliyordum. BİMER’e başvuruda bulunmaya karar verdik. BİMER’e yaptığımız başvuruda; artık dayanacak gücümün kalmadığını, gereken tedaviyi kimsenin üstlenmek istemediğini belirten bir yazı yazarak başvurduk.

  3. #3
    Askıda Üyelik
    tetheredkord Avatarı

    Üyelik Tarihi
    07.10-2014
    Son Giriş
    23.01-2015
    Saat
    22:51
    Yaşadığı Yer
    Bursa
    Mesaj
    36
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    17 Ekim-15 Aralık tarihleri arasında yaşadıklarımdır.

    Daha sonra sevk kağıdı alarak 27 Ekim 2014*günü Bursa Askeri Hastanesi’ne gittim.*“Belim ve bacaklarım 2.5 aydır ağrıyor, sağdan sola sürükleniyorum lütfen ilgilenin” dedim. Uz. Tabip Yüzbaşı ……. kan ve röntgen filmi istedi. Fakat saat öğle vakti olduğu için 28 Ekim’de de yarım gün çalışıldığı için, sabahtan gelmem gerektiği söylendi. 28 Ekim 2014*günü kan ve röntgeni çektirip 30 Ekim 2014*gününü beklemeye başladım. 30 Ekim 2014*günü doktorun yanına çıktığımda “İltihabi omurilik romatizmasından şüphelendiğini, Çorlu’daki komutanımı arayıp bu konuda bilgilendireceğini, durumumu merak ettiğini” belirterek “*MELOX FORT*“ adında bir ilaç yazıp, beni birliğime sevk ettirdi. Tekrar şaşırmıştım. Ben doktor değildim, gittiğim ilk günden beri bel ve bacak ağrılarımın olduğunu söyledim. Yardım edin dedim. Ama kimse ne bel ve ağrısıyla nede benimle ilgilenmişti. Sağdan sola sürükleniyordum. 2.5 ay geçmişti üzerinden.

    Sesimi çıkarmadan 1 Kasım 2014 Cumartesi günü teslim oldum. Ağrılarımın devam etmesinin yanı sıra artık koğuşunda üzerime geldiğini, duvarların beni sıkıştırdığını, göğsümün üzerinde birinin oturduğunu farkettim. Sanırım psikolojik olarakta bu savaşı kaybetmiştim. Ve koğuşta bulunan arkadaşlara “revirdeki komutanla konuşur musunuz*? duvarlar üzerime geliyor*“ diyerek sakinleştirici vurulmasını istedim. Revir komutanı, bunu reddederek beni Lüleburgaz Devlet Hastanesi’ne sevk ettirdi. LDH’ye gittiğimde acil doktoruna “*2.5 aydır bel ağrım var. Ağrı kesicilerle geçmiyor. Bana lütfen sakinleştirici iğne vurun yoksa ben kriz geçireceğim*“ dedim. Sonuç negatifti. Ağrı kesici iğne vurup geri göndertildim. Ancak içeri girdiğim andan itibaren durumumun daha kötüye gittiğini hisseder, hissetmez tekrar arkadaşlarıma durumumu söyledim. En sonunda revirdeki doktor sakinleştirici iğne yaptırttı ve o gün tam*16 saat*uyudum.

    Pazar olmuştu. Pazartesi günü doktora gideceğim için dayanmak istiyordum. Sonuçta 2.5 aydır çektiğim bel ağrısını ya araştıracaklardı yada tedavisine başlanacaktı. Hem fiziksel olarak yorulmuştum, hemde zihinsel olarak. 2.5 aydır yaşadığım travma bir nebze olsun azalacaktı. Öyle umuyordum, öyle ummak istedim. Pazar günü ağrılarımla sabrettim, bekledim.

    Pazartesi olmuştu. Sevk kağıtlarımı alıp direk Çorlu Askeri Hastanesi’ne gittim. Kendi imkanlarımla gitmek istedim. Çünkü artık yorulmuştum, birşey beklemek istemiyordum, bir an önce tedavi olmak istiyordum. ÇAH’deki FTR doktoru ……’e kendimi anlattım. “2.5 aydır bel ağrısıyla sağdan sola sürükleniyorum dedim, çok ağrım var dedim, artık yürüyecek kıvamda değilim”*dedim. Ancak aldığım cevap çok basitti. Bir telefon açıldı, yatış günü soruldu ve tam 14*gün sonrasına yatış günü verildi.*İtiraz ettim ama“ben yürüyemiyorum, belim çok ağrıyor 2.5 aydır bi yerlerde sürükleniyorum” dedim. Ama sonuç belliydi “yerimiz yok, çok dolu.”

    Hastaneden çıktım. Birliğime geri dönmek için Lüleburgaz’a geldim ve bölük komutanımıza, tugay komutanımızla görüşmek istediğimi beyan ettim. Artık dayanacak gücüm yoktu, 2.5 aydır çektiğim fiziksel ağrının yanı sıra psikolojimde artık askerliği kaldıracak durumda değildi. Tam anlamıylaYORULMUŞTUM. Kimse beni yıldıramaz demiştim ama sanırım yavaş yavaş yılıyordum. Bölük komutanımız telefon görüşmeleri yaptı ve “*seni yarın kurmay başkanıyla görüştüreceğim, şimdi koğuşa çık bi güzel dinlen*“ dedi.

    Başından beri istediğim çok basit bir şeydi*:*TEDAVİ OLMAK.*Ancak ordan oraya sürüklenip durdum.

    Koğuşa çıktım fakat koğuşa girer girmez duvarların bana doğru yürüdüğünü hissettim. Gözlerimi kapadım, yatağıma geçtim, bakmak istemiyordum bir yerlere. Fakat artık nefeste alamıyordum. Ve sonuç*:*Sinir Krizi.

    Ambulansla LDH Acil bölümüne sevk edildim. Serum bağlandı, iğneler yapıldı. Artık psikolojik olarakta bitmiştim.

    4 Ekim 2014 Salı günü olduğunda ailem geldi. Beni bu dünyaya getiren 55 ve 60 yaşında olan iki insan… Nizamiyeye geldiklerinde, gözlerinin içine baktığımda kanun adı altında bizlerin ne kadar değersiz birer varlık olduğunu hissetim. Çünkü beni bu dünyaya getiren insanlar, askeri sağlık sistemi içerisinde tedavi edilemediğim için beni ordan alıp kendileri tedavi ettirmek istediklerinde, komutanların gözünün içine yalvarırcasına baktığında kanunların bizi nasıl HİÇ saydığını farkettim.Daha sonra kalan 2*günlük iznimide kullanarak Bursa’ya geri döndüm.

    5 Ekim 2014*günü Bursa Osmangazi Tıp Merkezi FTR ve Psikiyatri bölümünden randevu aldım. Önce FTR bölümüne gidip şikayetlerimden bahsettim. Birkaç tetkik istedi. Buraya kadar herşey normal gidiyordu.

    Daha sonra psikiyatri bölümünün önüne gidip beklemeye başladım.

    Kendimi anlatacaktım, hiçlik duygusunun nasıl yaşattırıldığını söyleyecektim, kendimi köle gibi nasıl hissettiğimi anlatacaktım, yaşadığım acılardan bahsedecektim, 10*gün boyunca felçli gibi yattığımı anlatacaktım, 63 kilodan 55 kiloya düştüğümü söyleyecektim, artık millet üzerimden çıkan kokudan iğrenmesin diye kolonya döktüğümden bahsedecektim, 10*gün boyunca kamuflajlarla yattığımı söyleyecektim, hayatım boyunca ilk defa ölüme ne kadar çok yaklaştığımı hayatımın film şeridi gibi gözümün önünden nasıl geçtiğinden bahsedecektim, insan olduğumun nasıl unutturulduğundan bahsedecektim, karşıma Alzheimer hastasının konulup “ALLAAAH ALLLAAAAH” diye bağırarak sedyede nasıl çırpındığını, ağzının yüzünün ne halde olduğunu ve benim bütün bunları sırf ASKER olduğum için o odada tutularak nasıl seyrettiğimden bahsedecektim, “ASKER YALAN SÖYLER” söylemi yüzünden ağrılarım devam ederken nasıl taburcu edildiğimden bahsedecektim, gittiğim her doktora kendimi anlatmaktan nasıl yorulduğumdan bahsedecektim, 2.5 aydır bel ağrımı kimsenin önemsemeyip sağdan sola nasıl yuvarlandığımdan bahsedecektim, “ FELÇ KALIRSIN,İKİ AYAĞINI KAYBEDERSİN“den bahsedecektim, bu cümleyi evlenmeyi düşündüğüm kişiye nasıl söyleyeceğimden bahsedecektim, “DİYALİZE BAĞLANABİLECEĞİM”den bahsedecektim, “ adamı madam yaparız “ cümlelerinden bahsedecektim, ürodinamide yaşadığım o travmadan bahsedecektim, 2.5 aydır tek başıma nasıl savaş verdiğimden ve artık nasıl yorulduğumdan bahsedecektim, ailemin benim yüzümden ne hale geldiğinden bahsedecektim, hayatım boyunca ambulansa binmediğimi ancak askerliğim boyunca ambulanstan inemediğimi söyleyecektim, vs…

    Derken içeriden doktorumsu bir insan çıktı. Adıda …..’dı. Annemle kapıda bekliyorduk. Annemin elinde evraklar vardı. Ve anneme “ ne için beklediğimizi” sordu. Şaşırdım, çünkü 150 lira para vermiştik kendimi 2.5 ay sonunda birisine dinletebilmek, birisine anlatabilmek için. “*Ben askerim dedim. Yaşadığım sıkıntılar var anlatmak için geldim*“ dedim. “*Git git askeri hastaneye git*“ dedi. Beynimden kaynar sular döküldü. Kendimi anlatmak için 150 lira ödediğim adam, beni kapıdan kovuyordu. Sebebide*ASKER KİMLİĞİM.

    Sükunetimi bozmadan anneme kağıtları almasını başka yere gitmemizi söyledim. “*git git paranıda al*“ diye bir cümle duydum. O saniyeden sonra hastaneyi birbirine katmak zorunda kaldım. İstediğim sadece tedavi olmakken heryerden kovulmak artık canımı yakıyordu. Ben*ASKER*üniformasını üzerime seve seve giydiğim halde ne özel hastaneler, ne devlet hastaneleri nede askeri hastaneler tedavi etmekten kaçınıyordu.

    En sonunda hastanenin nöroloji bölümü doktoru*Uzm. Dr. …..*tarafından tedavi altına alınacağım söylendi. Nöroloji doktoruna girip herşeyi anlattım. Artık buASKER*kimliğini üzerimde taşımak dahi istemediğimi söyledim.*Kısa dönem askerdim ancak yaşadığım 2.5 ay 25 senemin önüne geçti.*Evet hayatım boyunca ilk defa ölmek istemiştim. Ama geride bırakacağım insanlar yüzünden bunu yapamazdım. 2.5 boyunca çaresizce, ümitsizce, bürokrasilerle ordan oraya sürüklenip durdum. İstediğim şey çok basitti*:*TEDAVİ OLMAK.*Ben doktor değildim, tanı koyamazdım. Ben sadece tedavi olmak istedim. Doktor 20*günlük rapor yazdı. 2.5 ay sonunda ilk defa tedaviyle ilgili bir adım atılmıştı.

    Tekrar bir bürokrasinin içerisine sokulduk; Rapor onaylatmak.*Artık tükenmişliğime mi yanmalıydım yoksa bürokrasi içerisinde yok olmaya başladığıma mı*?*Ordan oraya sürüklenmeler, ordan oraya gitmeler… En sonunda BAH Psikiyatri bölümü raporu onaylamayacağını ancak muayene edebileceğini söyledi.

    12 Kasım 2014’te elimize K.K.K. tarafından bir zarf geldi. Açmadan önce içimde bir umut vardı. Sanırım artık suçlular cezalandırılacaktı. Sanırım askerlikten soğutma kanunu, birileri için devreye girecekti.*ÇÜNKÜ BEN ASKERLİKTEN SOĞUMUŞTUM.*Zarfı yavaşça açtım ve içerisinden bir dosta çıktı. Dosyada aynen şu yazıyordu*: “ Sonuç olarak; adı geçen personelin şikayeti incelenmiş ve tetkik edilmiştir.*Cuma namazından dolayı içtimaya geç kaldığını ifade eden personelin*doğruyu söylemediği aksine aynı gün namazını kılıp gelen diğer personelin içtimada hazır olduğu tespit edilmiştir. Bl.K.’nı tarafından KKT 164-15(B) Yanaşık Düzen Talimnamesi içeriğinde olan ve icra edilen eğitim konularının bölüğü disiplin altına alma eğitimi kapsamında ifa edildiği, iddia olunan hususların asılsız ve abartılı olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır. Arz ederim. “
    Dosyayı alır almaz hemen Bursa Osmangazi Askerlik Şubesi’nin yolunu tuttum ve oradaki komutana durumu izah ettim. Oradaki komutanda*“eğitim kapsamında yapmış”*dedi. Ve ben artık iyice kafayı yemek üzereydim. Bizlere söylediği gibi verdiği cezayı eğitim kapsamında yaptırdığı gibi göstermişti. Ama ben egoist bir komutanın verdiği cezanın ardından gelişen olaylardan sonra vatanımdanda soğumaya başlamıştım, askerlikten de soğumaya başlamıştım, hayattanda soğumaya başlamıştım…

    En sonunda gidip birde kendimi Bursa Askeri Hastanesi Psikiyatri bölümünde Uzman Tabip Yarbay …..’a anlattım. “Artık bu askerliği daha fazla kaldıramayacağımı, aklımı yitirmek üzere olduğumu” kendisine söyledim.“F43.2 Uyum bozukluğu ve F32.1 Orta depresif nöbet”*tanısı koyup*“Kıta anket formu ile birliğindeki hastaneye müraacatı sağlanması uygundur.”yazarak beni evime gönderdi. 3 adet antidepresan tedavisine başladı.

    Daha sonra 25 Kasım 2014*günü birliğime teslim oldum ve*“ Artık askerlik yapamayacağımı, bunları kaldırabilecek psikolojimin olmadığını, hayatım boyunca ilk defa intihar etmek istediğimi, seve seve giydiğim bu kimlikten dolayı hayatım boyunca yaşamadığım şeyleri yaşadığımı “beyan ettim. Kıt’a anket formu düzenlendi ve Kasımpaşa Asker Hastanesi psikiyatri bölümüne sevk edildim.

    27 Kasım 2014 Perşembe günü Kasımpaşa Asker Hastanesi Psikiyatri bölümü doktoru …..’ın karşısına çıktım ve bugüne kadar yaşadığım herşeyi tek tek anlattım.*“Artık psikolojimin paramparça olduğunu, dayanacak gücümün kalmadığını, hayata tutunmaya çalışıyorken bu psikolojiyle askerliği kaldıramayacağımı”*kendisine söyledim. “*Yatırayım istiyorsan*?*“ diye bir tepkiyle karşılaştım ve bunu hiç düşünmeden kabul ettim. Çünkü ben artık çok kötü durumdaydım ve tedavi olmak istiyordum. Kendisi*“ Emin misin*? Bak üniversite mezunu adamsın, hastane koşullarını bilirsin “*dedi. “ Kabul ediyorum “ dedim ve benim psikiyatri bölümüne yatışımı sağladı. Ben yaşadıklarımdan, çektiklerimden dolayı hayata tutunamadığımdan dolayı yatışımı istemiştim ancak kendisi, beni yaşadıklarımdan ötürü, bunları anlattığımdan ötürü tekrar cezalandırmak istedi.

    Yukarı odaya çıktığımda büyük şokla karşılaştım*: Üzerime odanın kapısı kilitlendi, dışarı hiçbir şekilde çıkışım sağlanmadı, ailem telefon açtığında “bugün görüşmeniz yasak*“ dendi. Bütün bunların yanı sıra odanın kapısının anahtarı, telefonu açan kişi orada askerliğini yapan bir*askerdi. Her psikolojik rahatsızlığı olan, artık dayanamayacak kıvama gelen insan*“DELİ”*midir*? Yemeğimi yatağımın üzerinde yiyordum, hemen yan tarafta tuvaletimi yapıyordum, aynı yerdede uyumaya çalışıyordum. Bu ülkenin bana bunu çektirmesine hiç anlam veremiyordum. Yaşadıklarımı anlattığımdan dolayı cezalandırılmak içimi acıtıyordu. Hastanede yalnız bıraktırılmıştım, karşıma alzheimer hastası yatırılmıştı, yanlış teşhisler konulmuştu, bu yanlış teşhisler yüzünden işkence boyutunda acılar yaşamıştım, herşey yetmezmiş gibi bunun üzerine kapalı klinik adı altında bunlar yaşattırılıyordu.*Bu ülkenin evladına bunlar yapılır mıydı*?

    29 Kasım 2014 Cumartesi günü, henüz yeni uyumaya başlamıştım. İlk defa odanın kapısı açıldı ve asker içeri girip “*Ziyaretçin var 5 dakika görüş*“ dedi. Acaba kim geldi diye merak ederken kapıdan babam içeri girdi. Beni bu dünyaya getiren insan, benimle 5 dakika görüşecekti. Ve bunun sebebide bana yaşatılan acıları anlatmamdı.*Babam kendi elleriyle annesini ve babasını toprağa gömmüştü, ben onun 25 senelik oğluydum bir defa gözyaşı döktüğünü görmemiştim. Beni 5 dakika gördükten sonra ağlaya ağlaya merdivenlerden aşağıya indiğinde ben babamın gözyaşının hesabını sormak için kendi kendime söz verdim.*Ben bi olayların içinde yanıyordum, benimle birlikte ailemde yakılıyordu ama bizim hiç bir suçumuz yoktu*!

    1 Aralık 2014*günü ……., odaya girip beni kısa bir istirahatle taburcu edeceğini söyledi. “*Artık askerlik yapamayacağımı, heryerde kafası kopmuş asker gördüğümü, dayanacak gücümün kalmadığını*“ kendisine söyledim. Ancak kendisi “*Olayları provoke ettiğimi, abarttığımı“ söyledi ve beni 10*günlük istirahat raporuyla taburcu etti ve 21*gün sonra ayrıntılı kıta anket formuyla geri çağırdı. Kesin tanı kısmına “*F43.2 Uyum bozuklukları*“ yazıldı.

    Vatanıma seve seve hizmet etmeye gitmiştim, bu ülkenin geleceği için benimde bir payım olsun istemiştim, ancak hayattan soğutturulmuştum, vatandan soğutturulmuştum, askerlikten soğutturulmuştum.*“Halkı askerlikten soğutma MADDE 318. - (1) Halkı, askerlik hizmetinden soğutacak etkinlikte teşvik veya telkinde bulunanlara veya propaganda yapanlara altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir.(2) Fiil, basın ve yayın yolu ile işlenirse ceza yarısı oranında artırılır.“ Böyle bir kanun vardı ancak kimse için bu uygulanmıyordu. Çünkü ben herşeyden soğumuştum..

    Eski benden artık hiçbir eser yoktu. Nişanlısıyla sabaha kadar konuştuğunda mutluluktan ölecek gibi olan kişinin yerini intihar düşünceleri saran biri almıştı. Ve bu ülke beni kaybetmişti.

    8 Aralık 2014*günü durumumun kötüye gitmesi üzerine tekrar Bursa Osmangazi Tıp Merkezi nöroloji bölümündeki*Uzm.Dr. ……a gittim. ( Bugüne kadar gördüğüm yaklaşık 40 doktorun içerisinde en iyi doktor, en ilgili doktor kendisi olduğu için tekrar onunla görüşmek istedim. ) Kendisine Kasımpaşa Asker Hastanesi’nde yaşatılanları anlattım ve artık ölümü ilk defa ne kadar çok istediğimden bahsettim.*“ Artık senin iyi bir psikiyatristle görüşmen gerekiyor “*diyerek beni Bursa Doruk Tıp Merkezi Yıldırım Şubesi Psikiyatri bölümü*Uzm. Dr. …….'a yönlendirdi. Aynı gün bu hastaneye gittim ve psikiyatri bölümünde muayene oldum. “*Artık benim dayanacak gücüm yok, yalvarırım bana yarım edin*“ dedim. Bana yaşatılanları tek tek anlattım.

    Doktor ilaç yazdı ve “*10 Aralık 2014*günü gel sana 20*günlük iş görememezlik raporu yazacağım*“ dedi.

    10 Aralık 2014*günü hastaneye gittim. Doktorun yanına çıktım ve büyük bir şokla karşılaştım*“ Ben sana rapor yazacağım, benim açımdan sıkıntı yok ancak başhekim onaylamıyor, isterseniz onunla görüşün” dedi. Şaşırmıştım. İş görememezlik raporu yazılacaktı, artık dayanamayacak kıvamdaydım fakat hiçbirşeyin önemi yoktu. Neden yazılmadığının sebebinide çok merak ediyordum. Abimle birlikte*Başhekim …….’nın yanına çıktık ve neden rapor yazılmadığını sorduk. Aldığımız cevap tekrar çok basitti*:*ÇÜNKÜ BEN ASKERDİM..

    Başhekim ……. “Senin buraya girmen bile yasak. Sen neyin raporundan bahsediyorsun*? İçtüzük kanununa göre sen suç işliyorsun, burada muayene olamazsın*!“*diyerek bizi odadan kovmaya çalıştı. “ Madem içtüzük kanununa göre bizim buraya gelmemiz*yasak, peki neden 125 lira muayene ücreti alıp muayene ediyorsunuz*? Ve neden kapılarda “*BURAYA ASKER GİREMEZ*!*“ ibaresi bulunmuyor*? “ diyerek tekrar kendimi sahiplenmek istedim. Çünkü kanunlar adı altında kimse beni sahiplenmiyordu.*Başhekim ……. “ Bilgin yok, fikir üretmeye çalışıyorsun. Git paranıda al, senin parana kalmadık “*diyerek bu sefer odadan kovdu.

    Artık intiharı ciddi ciddi düşünmeye başlamıştım. Eve geldim, oturdum, derin bir nefes aldım. Aslında ben askerlerin neden intihar ettiğini, neden intihara teşebbüs ettiğini biliyordum ancak bende onlar gibi intiharı düşünmeye başlamıştım.

  4. #4
    Askıda Üyelik
    tetheredkord Avatarı

    Üyelik Tarihi
    07.10-2014
    Son Giriş
    23.01-2015
    Saat
    22:51
    Yaşadığı Yer
    Bursa
    Mesaj
    36
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    15 Aralık 2014*günü birliğime teslim oldum ve tugay komutanıyla görüşme talep ettim. Ben askerlerin sağlık sisteminde nasıl eridiklerini, neden intihar ettiklerini, neden askerlikten bu denli soğuduklarını biliyordum ve bunları artık duyurmak için birşeyler yapmam gerekiyordu. Tugay Komutanıyla görüştüğümde bunlarıda kendisine söyledim ve sesimi duyurmak istediğimi söyledim. Daha sonra ayrıntılı kıta anket formu doldurularak 17 Aralık 2014*günü Kasımpaşa Asker Hastanesi’ne sevk edildim. Ancak psikiyatri bölümü doktoru*……*o gün görevde olduğu için GATA HEH Psikiyatri bölümüne sevk edildim. Oraya gittiğimizde 18 Aralık 2014*günü gelip, psikiyatri bölümünde muayene olmamız gerektiği söylendi. 18 Aralık 2014*günü ……..tarafından “F43.2 Uyum bozuklukları (NEVROTİK KİŞİLİKTE)” yazılarak, sonucunu 26 Aralık’ta alacağım bir kağıt verildi. Raporlar heyete çıkacaktı. Ben bu 1 haftalık süreci nerede geçirecektim*? Ben koğuşlarda uyuyamıyordum, ben orada yemek yiyemiyordum, yeşil üniformalı insanlar üzerime geliyordu ama benim önümde 1 haftalık bir süre vardı. GATA’dan 1 haftalık istirahat raporu yazıldı ve*“ Eğer bölük komutanın izin verirse İstanbul’da geçirebilirsin “*dendi. Bölüm komutanımı aradığımda “kanunda 20*gün altında istirahat raporu olduğunda birlikte geçirmem gerektiğini” söyledi ve beni birliğe geri çağırdı. Ben artık ölecek kıvamdaydım ancak tekrardan oraya geri çağırılıyordum.*Kanun adı altında ölüme davet ediliyordum.

    18 Aralık 2014*günü birliğime geri döndüm. Revir ayarlandı ve tecrit odasında kalmaya başladım. 1 hafta bana 10 sene gibi gelmişti ama dayanmak istiyordum. Seve seve giydiğim askeri kimliğimi artık seve seve bırakmak istiyordum ancak kanunlar adı altında*ölmem*isteniyordu. 1 hafta daha sabrettim ve 26 Aralık 2014*günü GATA’ya tekrar gittim ve raporun sonucunu aldım*: “*1 aylık hava değişimi uygundur.*“

    Bu benim 4.5 ayda yaşadığı bir sürecin özetidir. Öncelikle şu soruları yöneltmek istiyorum:

    Ben bu ülkeyi seviyorken, ben bu ülkeye aşkla bakıyorken, ben yaşama sevgiyle bakıyorken bunlar benim elimden alındığında ben bunun hesabını kime soracağım*? Bana eski BENİ kim geri verebilecek*? Hergün yüzünü gördüğüm alzheimer hastasını bana kim unutturabilecek*? Üzerimden çıkan kokudan duyduğum rahatsızlığı kim unutturabilecek*? Egosu yüzünden insanlığını unutanlar mı*? Bize insanlığımızı unutturmaya çalışanlar mı*? Peki evlilik hazırlığı yapıyorken, 10*gün felçlilik nedir onu yaşamışken, yanlış teşhisle ömür boyu felç kalabilme ihtimalinin yarattığı korkuyu kim unutturabilecek*? Mikronluk ameliyatı o gün gerçekleştirip, yanlış teşhisle operasyona alınsam, eğitim kapsamında mı felç kalacaktım*? Biz adamı madam yaparız doktorları kim unutturabilecek? O testin yaşattığı acıyı kim unutturabilecek*? Kendi koydukları yanlış teşhislerin sonunda beni odadan kovan insanları kim unutturabilecek*? 2.5 ay sonunda gittiğim doktorun “ senin sağlığın benim umrumda değil, 2 hafta sonra gel. Nasılsa sen askersin, herşeyi çekmek zorundasın*!” demesini kim unutturabilecek*? Ailemin çaresizce komutanlara yalvarmasını bana kim unutturabilecek*? Peki annemle ÖZEL HASTANEnin kapısından kovulmamı*? Kılıfına uydurulmaya çalışılan basit bir savunmayı kim unutturabilecek*? 5*gün boyunca kapalı klinik adı altında deliler koğuşunda yatırılmayı bana kim unutturabilecek*? Abimle ASKER olduğum için bir başka özel hastaneden kovulmayı bana kim unutturabilecek*? Kanun adı altında ölüme gönderildiğimi bana kim unutturabilecek*? Bu ülkenin beni hiç bir ortamda sahiplenmediğini*?

    Yalvarıyorum bana bir cevap verin; ben bu ülkeye duyduğum aşkı kaybetmenin hesabını kimden soracağım*? Bana kim bunun hesabını verecek*? Tekrar söylüyorum*: BANA ESKi BENİ KİM GERİ VERECEK*?

    Sağlık sistemi içerisinde*ASKER*olduğumuz için ölmemiz mi gerekiyor*? Askeri sağlık sistemi, askerlerine bakamıyorsa, özel hastaneler askerleri kabul etmiyorsa, bu askerler*ölmeli*mi*? Bu askerlerin yaşamaya hakları yok mu*? Benim yaşamaya hakkım yok mu*?*Ayrıca ben bunları yaşamak için ne yaptım*?*Yalvarıyorum sizlere bana sadece bir cevap verin; ben bunları hak edecek ne yaptım*? Bana sadece geçerli bir sebep sunun ve söyleyin*; sen bunları bunları yaptın ve hak ettin. Ama ben hiçbirini hak etmedim. Emekli bir babanın maaşıyla bürokrasiler yüzünden, yanlış teşhisler yüzünden sadece 600 liraya yakın*yol parası (yediğim yemekler, kaldığım yerleri saymıyorum bile)*vermişken şu ana kadar toplamda aldığım ücret*: 95 lira. Soruyorum sizlere bunun çilesini ailem çekmek zorunda mı*? Yanlış işleyen bir sistem yüzünden ben*ölmek*zorunda mıyım*? Bu ülkeye herşey feda olsun, para, mal, mülk,*BEN… Ama bu ülke için feda olsun, kimsenin egosuna, ön yargısına değil*!
    “*Asker yalan söyler*!”miş*!! Asker kimliğimi üzerime giydiğim ilk günden beri bir defa yalan söylemedim. Bu tamamen kendine güveni olmayan doktorlar tarafından çıkarılmış bir hurafedir. Güvensizliği en başta kendilerine aşılayan doktorlar, sürekli yalancı muamelesiyle davrandılar. Eğer ben kaytarmak isteseydim, böbreğimde var olan taşları bahane eder onunla kaytarmaya çalışırdım. Ama doktorların “ben nasıl kandırılmam” diye kendi ego çatışmaları yüzünden sağlık sistemi içerisinde, askerlik sistemi içerisinde eriyip gidiyor insanlar.

    Ben eridim, gittim. Ben intiharı düşünen bir*TÜRK VATANDAŞIYIM, TÜRK GENCİYİM.*Eğer bu ülkede birşeylerin değişmesi için ölmemiz gerekiyorsa, canımı seve seve vermeye hazırım. Ama gelin önce insanlığımızı kurtaralım. Herşeyin güç olmadığını, herşeyin sevgiden geçtiğini birbirimize aşılayalım. Lütfen ama lütfen önce kendi evlatlarımızı sahiplenelim. Çünkü bu ülkeye hizmet edecek olan insanlar*TÜRK VATANDAŞLARIDIR.*Bugüne kadar hiç bir ortamda sahiplenilmediğim için çok üzgünüm. Ben sahipsizliği haketmedim. Ben sadece vatanıma hizmet etmek istedim.*

    Ailelerimiz bizleri sapasağlam teslim edip, aynı şekilde geri alamıyorlarsa bunun hesabını sorabilecekleri bir yer olmalı. Şu an maddi değeri olan telefonları bile teslim ettiğimizde, başına bir şey geldiğinde hesabını o kişiden sorabiliyorken, bizleri teslim eden ailelerimiz kimseden hiç bir hesap soramıyor.*Kimse güç gösterisi yapmak için başkalarının hayatıyla oynama hakkına sahip değil*!

    Bu ülke bir kişi kaybetti. Açık söylüyorum; bu ülkeyi sevmem için hiç bir sebebim kalmadı artık.*Ve ben bunları anlattığım için vatan haini bile ilan edilebilirim. Ancak ben, vatan hainliği sıfatını kazanacak hiç bir şey yapmadım*!

    Anlatmak istediğim, anlatacağım çok fazla şeyler mevcut. Bu benim 4.5 aylık sürecimin özetidir.*Bana eski halimin geri verilmesi durumunda ben bu askerliği 2 sene yapmaya hazırım ama ben bu halimle askerliği daha fazla kaldırabilecek durumda değilim. Ancak halen bürokrasilerin içerisindeyim.*İstediğim sadece eski BEN, başka bir şey değil..

    ( İsimler gizli tutulmuştur. Konunun tam detaylı halidir. )

  5. #5
    Üye
    destkop Avatarı

    Üyelik Tarihi
    29.09-2011
    Son Giriş
    25.11-2017
    Saat
    22:31
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    223
    Alınan Beğeniler
    7
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    birliğine teslim ol. doktor smk yazdıysa sen demeden seni hastaneye sevk ederler. benim tanı şizofreniydi iğne ilaçları kullanmama rağmen 4 senede bana elverişli değildir raporu verdiler. ben askere gitmeden aldım bu raporu. lakin hastalık ruhsal olunca kılı kırk yarıyorlar çürük vermemek için bayağı uğraştırıyorlar. senide uğraştırmadan sana çürük raporu nu hemen vermezler. ta baştan psikiyatrise gitseymişin bu iş bukadar uzamazmış. artık yapacak birşey yok. doktorların dediklerine uymalısın. bu aşamadan sonra onlar ne diyorsa o olur. bekleyim göreceksin.

  6. #6
    Üye
    ugir Avatarı

    Gerçek Adı
    Uğur
    Üyelik Tarihi
    19.01-2013
    Son Giriş
    04.10-2017
    Saat
    15:40
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    958
    Alınan Beğeniler
    7
    Verilen Beğeniler
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Zaten kısa donem askerlık yapıyormussun...Hemen hemen yarılamıssın askerlıgınıde arkadasım..Askeriyeden sana fayda olmayacağı çok açık..Ya sabr edeceksin teskere için yada çok kıyak bir torpil bulacaksın

  7. #7
    Askıda Üyelik
    tetheredkord Avatarı

    Üyelik Tarihi
    07.10-2014
    Son Giriş
    23.01-2015
    Saat
    22:51
    Yaşadığı Yer
    Bursa
    Mesaj
    36
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bana SMK falan yazılmadı. Sadece F43.2 Uyum bozuklukları ve F32.1 Orta depresif nöbet tanısı koyup, kıta anket formuyla birliğimdeki askeri hastanenin psikiyatri bölümüne müraacatı sağlanması uygundur yazıldı. Benim aslında psikiyatrilik bir durumum yoktu. Fakat beni öyle bir kıvama soktular, öyle şeyler yaşattılar ki artık psikiyatri bölümüne gitme mecburiyetinde kaldım.

    Açık konuşmak gerekirse o koğuşlara bile girebileceğimi şu an düşünmüyorum. 5 tane antidepresan içiyorum ama içimdeki alev dinmiyor, sönmüyor.

  8. #8
    Üye
    adil12 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    04.06-2012
    Son Giriş
    03.08-2016
    Saat
    17:09
    Yaşadığı Yer
    Çankırı
    Mesaj
    382
    Alınan Beğeniler
    6
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Arkadaşım ilk önce çok geçmiş olsun ilk önce Türkçe'yi çok güzel kullanmış roman okur gibi okudum yazdıklarını sürükleyici bir roman gibiydi.Umarım bir şifa bulursun allah yardımcın olsun.

  9. #9
    Askıda Üyelik
    tetheredkord Avatarı

    Üyelik Tarihi
    07.10-2014
    Son Giriş
    23.01-2015
    Saat
    22:51
    Yaşadığı Yer
    Bursa
    Mesaj
    36
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    vakit ayırıp okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Diyorum ya ASKER kimliğini üzerime giydiğim günden itibaren sürekli birşeylerle karşılaşıyorum. Aslında anlatacağım daha o kadar çok şey var ki; yaşatılan HİÇLİK duygusu, ağzı burnu dağılmış alzheimer hastası birisiyle aynı odada yatırılmak, herbir doktorun alaycı tavırları,... Diliyorum Allah'tan sesimi duyacak birileri çıkar

  10. #10
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    12:44
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.874
    Alınan Beğeniler
    935
    Verilen Beğeniler
    1.230

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Diyecek bir söz yok. Yazdıklarını okuyup "ben olsam nasıl baş ederim" diye kendime sorduğumda aklıma gelen tek şey: "büyük bir deprem olmuş, binanın altında kalmışım ama yaşıyorum. Dışarıdan sesler geliyor, er ya da geç kurtulacağımı biliyorum. canlı kalmak için sakin olmam yeterli".
    Böyle düşünüp zamanın geçmesini ve kurtulacağın günün gelmesini bekle... Daha sonra, gerçek yaşamına dönünce, orada yaşatılanlar için hukuki yollara başvurmak dahil, seçeneklerini değerlendirirsin...

  11. #11
    Askıda Üyelik
    tetheredkord Avatarı

    Üyelik Tarihi
    07.10-2014
    Son Giriş
    23.01-2015
    Saat
    22:51
    Yaşadığı Yer
    Bursa
    Mesaj
    36
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Evet yeniden buradayım. 4 gün deliler koğuşuna yatırılıp, üzerime kapı kilitlenip, tek başıma bırakıldım. 10 gün istirahat raporu yazıp evime gönderildim, 21 gün sonra kontrole çağırdı. Bu ülkede bana ADALET kelimesinden bahsedecek biri var mı ?

  12. #12
    Üye
    Tolgaela28 Avatarı

    Gerçek Adı
    Aygül
    Üyelik Tarihi
    25.11-2014
    Son Giriş
    12.11-2015
    Saat
    21:50
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    33
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bende 16 yıl ms tedavisi gördüm yanlış tedavi ve bütün hayatımı ve gençliğimi bitirdiler birde baktım panik atak olmuşum sokağa tek başıma çıkamıyorum evimde yalnız kalamıyorum çok zor bir hayat yaşıyorum allah kolaylık versin herkeze ve asker kardeşime hemem hemen hikayelerimiz aynı aradaki tek fark ben kadınım askerlik yok

  13. #13
    Forum Moderatörü
    BuTcHeR Avatarı

    Gerçek Adı
    Eyüp
    Üyelik Tarihi
    11.09-2014
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    08:19
    Yaşadığı Yer
    Adana
    Mesaj
    2.104
    Alınan Beğeniler
    62
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Çok geçmiş olsun kardeşim

  14. #14
    Askıda Üyelik
    tetheredkord Avatarı

    Üyelik Tarihi
    07.10-2014
    Son Giriş
    23.01-2015
    Saat
    22:51
    Yaşadığı Yer
    Bursa
    Mesaj
    36
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Tolgaela28;

    Hayatımı öyle kararttılar ki, eski kendimi o kadar çok özlüyorum ki, inanın sadece eski beni bana geri vermeleri için hayatımı veririm.

    dipnot : Bugün özel hastanede psikiyatri bölümünde muayene oldum. Günlük 200mg lustral, xanax ve ozaprin adında ilaç tedavisine başladı.

  15. #15
    Üye
    Tolgaela28 Avatarı

    Gerçek Adı
    Aygül
    Üyelik Tarihi
    25.11-2014
    Son Giriş
    12.11-2015
    Saat
    21:50
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    33
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Beni 12 tane antideprasanla başlattılar dikkat edin ben 62 kilodan 113 kiloya çıktım biraz verdim 96 kiloyum çok yediriyo ilaçlar

    Ben çocuğumu okula götürüp evime gelmek için neler verirdim ama malesef




Sayfa 1 / 4 1234 SonSon