Yatakta mışıl mışıl uyuyan oğluna bitkin gözlerle baktı. Günün bütün yorgunluğu üstüne çökmüştü. Daha fazla direnmeyecek, kendini uykunun dinlendirici kollarına bırakacaktı. Ama bu kuşlarınki gibi ilk çıtırtıda bitecek bir uyku olacaktı. Gözlerini kapamadan duasını etmeyi unutmadı. Son cümleler her zamanki gibiydi: “Allah’ım evladımı benden sonraya bırakma!”

Birkaç örnekten birleştirerek kurguladığım bu tablonun benzeri her gece kim bilir kaç evde yaşanıyor? Anneler genelde “Allah’ım ömrümden kes, çocuğuma ver” diye dua ederken; neden bu insanlar tersini söylüyor? Bunlar, ‘Çok Engelli Görmeyenler’ diye tanımlanan çocukların aileleri. Babalar büyük fedakârlıklar gösterse de çoğunlukla yük annelerin omzunda. Erken doğum ya da doğum esnasında oksijensiz kalmaktan dolayı birden fazla engeli bulunan çocukların hayatlarını tanımlamak için ‘zor’ kelimesi yetersiz kalıyor. Görmemeleri zaten başlı başına zorluk sebebiyken, diğer engeller çileyi katmerlendiriyor. Eğitimleri tek engellilere göre birkaç kat daha meşakkatli. Eğitim derken de herhangi bir kariyer filan değil, hayati ihtiyaçların asgari ölçüde karşılanması kastediliyor. Tuvalet ihtiyacını, acıkmak ve susamak gibi temel hayat fiillerini haber versin; bir de hastalıklarla mücadele edebilmek için ağrısını belirtsin, o kadar. Bir diş çürüğünü günlerce süren ızdıraplı ağrılardan sonra bulabilmenin bile önemli aşama olduğunu söylersek yeterli olur herhalde.
Ülkemizde kayıtlara girebilmiş 4 bin civarında ‘çok engelli görmeyen (ÇEG)’ var. Eğitime erişebilenlerin sayısı henüz 80 civarında. Rehabilitasyon merkezleri ve benzeri kuruluşlarda görülen haftalık birkaç saatlik seansları eğitim kabul etmek doğru değil. Tek engelli çocuklar için sistem büyük ölçüde kurulmuş durumda. Eğitime ihtiyacı daha fazla olan ÇEG’ler içinse aynı şeyi söyleyemiyoruz. Mevzuat eskiye nazaran iyileştirildi. Ancak uygulama henüz sadre şifa seviyede değil. Devletin bir taraftan öncülük etmesi, öbür yandan da sivil toplumu bilinçlendirip yüreklendirmesi gerekiyor. Özürlü maaşı ve evde bakım ücreti ailelerin maddi yükünü bir nebze hafifletiyor. Ama eğitimde yolun başında bile değiliz. Eğitici ve bakıcı yetiştirmek, dünyada örnekleri görülen büyük kompleksler kurmak konusunda çok geç kaldık. Devletin yapacaklarının ötesinde kadim vakıf kültürümüzü devreye sokarak mesafe alabiliriz.

Son bir not: Gece yarısı uyanıp ‘Anne!’ diye ağlayan çocuğunuza ‘Yat çabuk!’ demeden önce bir düşünün: Böyle bir anı yaşamak için bu insanlar neler vermezdi?

Kaynak : AKSİYON