Hayallerimiz vardı bizim çocukça düşlerimiz.Bizim için her şey çok kolaydı çünkü.Uçan halıya binebilirdik, Aleaddinin cini karşımıza her an çıkıp bizim dileklerimizi gerçekleştirebilirdi.Küslüklerimiz en fazla beş dakika sürerdi.Yağmurun,karın yağmasından,ufacık bir kır çiçeğinin açmasından mutlu olurduk.Ve bütün üzgünlükler,kırgınlıklar bir elma şekeriyle unutulurdu.

Sonra birden büyüdük.O masal dünyamız dağıldı birden.Anlamaya başladık hayatı.Ama bir sorun vardı.Dünya başkalaşmıştı birden.uçan halımız aniden yere çakıldı.biz kaf dağına ulaşamadan.Hayatta bizim bütün isteklerimizi yapacak Aleaddinin cininin olmadığını öğrendik.Küskünlüklerimiz günlerce ,aylarca sürer oldu.Bütün üzüntülerimizi değişemedik bir elma şekerine.Artık yağmurlara kızar olduk.Karın ise soğuk olduğundan şikayet ettik.Artık gözümüz kır çiçeklerini görmez oldu.Biz güllere ulaşmak için koşarken kır çiçeklerini ezdiğimizi fark etmedik.Ama ne güllere ulaşabildik,ne de kır çiçekleriyle yetinmeyi bildik.

Yani biz büyüdük ve hayatın o toz pembe rengi gitti.Bir bardakta fırtına koparır olduk.Gülümsemek için bir sürü şartlar ileri sürdük ,bir çocuğun gülerken gözlerinin ışıltısını kaçırdık.
Yani biz büyüdükçe hayatı ıskaladık ...