Dizkapaklarına kadar girdiğin o berrak sulara

Üstünden geçen koca yıllar var ki
Hep ayrılık aktı
Kirlendi

Ben hala ''ölseydimde görmeseydim'' çağındayım
Senin altın yılların biçimlendiriliyor
Sarrafiye tadında

Keskin kenarların bitiştiği
Sivri köşe başı anılarım var benim
Yürüyüşüm hizasız
Sesim alengirli
Yüksek ve kırçıllı
Arnavut taşı görmüş
Siyah ayakkabılarım var
Ayakkabılarımdan daha siyah gözlerim

Hani o pencerende duvak gibi duran beyaz tül perden vardı
Ne suratler gördü ki emanet adamlık gibi
Simsiyah oldu arından, kirlendi

Ben hala ''bugünleride mi görecektik'' şaşkınlığındayım
Senin vaktin anlamlandırılıyor
Ağır bir zanaat ustalığında

Aklım hala
Garip hülyalar görüp
Çetrefelli kırıklıklar yaşadığımız
O küçük dünyada
Cebimde hala katlı mendilim
Mendilimde hala senin nefesin
Elimdeyse mendilimden daha katlı
Ulufak geçmişim var benim

Hani sübyan yaşlara reşit acılar yüklediğimiz
Ayaklarını soktuğun sulardan
Ve en beyaz duvaktan daha beyaz
Garip ama sahici çocukluğumuz vardı
Üstümüzden uçan nice uçurtmamızın ipi koptu
Nice kağıt gemimiz su alıp battı ki
Harcandı

Ben hala ''ne güzel günlerdi o günler be'' hayretindeyim
Senin ömrün parselleniyor
Zengin bir müteahhite satılmış
Ara bir semt yazgısında...

Kazım Baran Yılmaz