Toplam 2 mesajın 1-2 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    mavi yeşil Avatarı

    Gerçek Adı
    adem
    Üyelik Tarihi
    31.10-2009
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    10:09
    Yaşadığı Yer
    anadolunun içi
    Mesaj
    351
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Kâinatın ve insanlığın gülüne… Yâ Resûlallah“Ol âlem fahri Muhammed nebiler serveridir
    Ver salâvat aşk ile, ol günahlar eridir”
    Yunus Emre

    Selim GÜNDÜZALPsgunduzalp@yeniasya.com.trEssalâtü ve’sselâm aleyke yâ Rasulallah…
    Yollar ki, çok karışık. Kimi çöle çıkar, kimi de denizlere. Ne çağlar yaşadı insanlık Senden uzak, Senden mahrum. Ağlıyordu anneler. Ağlıyordu kız bebekler… Başına ne geleceğini nerden bilecekler? Ağlıyordu kız bebekler. Dünya zulmün ve merhametsizliğin tam bir işgali altındaydı. Gecenin karanlığı gibi, hesabın en koyusundaydı, simsiyahındaydı art düşüncelerin sahipleri, kötülüğün sembolleri.
    Kararan gecelerin en aydınlık sabahları Seninle doğdu. Nurun sadece o asra değil, her asra umut oldu. Gelişine muntazırdı gökler ve yerler. Işırdı muhabbetinle, aydınlanırdı yürekler. Bir tek elinle ne mu'cizeler gösterdin Sen, bir tek elinle yâ Rasulallah (asm)…
    Sen yok iken, dün yok, yarından ümit yok idi. Yol kesmeler ne ki? Hayatları kesmişti Deccal, süfyan uşağı şakîler. Sen geldin, gitti zulmet, Sen geldin, bitti husûmet. Birbirine kardeş oldu kâinat. Küfrün çektiği perdeye inat.
    Yâ Rasulallah (asm), bizi Senden ayırmaya, koparmaya kalktılar. Bir derece muvaffak olmadılar da değil. Ama ebediyen ve asla muvaffak olamadılar ve olamayacaklar. Ferman ki, Ondan. Allah’tan izin yok. Kesilse de bazen önü, temiz su mecrasını bulur, akar. Kirli su ise, çukur yere dolar.
    Yolun, yolumuzdur. Fikren, düşünce ile ve hayalen Sana yakın, Sana komşu olmak biricik arzumuzdur…
    Yâ Rasulallah (asm), gerçek saadet budur. Seni övmek, Seni sevmek, bu kirlenmiş dudaklara, bu paslanmış kalplere mi kaldı yâ Rasulallah? Affeyle Allah’ım, affeyle Yâ Rasulallah (asm)… Kıymetimizi Seninle bildik. Yoksa ucuz mu ucuz, değersiz mi değersizdik. Paslı kalbimize merhem bildik adını, derdimize devâ bildik salâvatını.
    Essalâtü ve’sselâm aleyke yâ Rasulallah…
    Ateşin en şiddetlisini Senden uzak kaldığımız günlerde yaşadık. Öyle yandık, öyle kül olduk ki, eridik, bittik. Bittiğimiz yerde adınla yenilendik, yeniden dirildik Yâ Rasulallah (asm)…
    Sen de bir beşersin, Sen de bir insansın. Ama bir benzerin var mı? Çıkıp da biri göstersin. Bazı akıllar hâlâ aciz Seni idrakte. Hâlbuki hayatın herkesi şaşırtacak kadar açık ve sade.
    Her şey Seninle güzel. Her şey Seninle iyi. Tattığımız o sevgiyi ki, hiç kimse hani… Tattırmadı bugüne kadar hiçbir fânî.
    Seni nasıl anlatabilir ki bu kalem, bu kelâm yâ Rasulallah?
    Essalâtü ve’sselâm aleyke yâ Rasulallah…
    Kızgın çöllere su oldun. Güllere koku oldun. Bülbüllere ‘hû’ oldun. Çilelerle, yokluklarla, açlıklarla öyle bir hayat yaşadın ki, taşlaşan yüreklerimiz, sözlerinle inceldi. Yeniden doğdu sanki. Bir hatıran, bir bakışın ruhumuza nice kapılar açtı. Hiç kimsenin o güne dek bilmediği, görmediği ve geçmediği sayısız kapılar açtı. “Bir ben miyim sade böyle?” diye baktım yollara; yolunu izleyen çoktu, hem de pek çoktu. Saymaya kalksam, sayıları varır milyonlara, milyarlara.
    Kanat kanat yükselip, Mi'rac’tan nurlar saçtın. Allah’a (cc) kulluğun zirvesine ulaştın. Rabbimizden bize armağanlar taşıdın. O kapıyı bize de açık bıraktın. Mekke’de toprağa düşüp, Medine’de çiçek açtın. Sadece sahabelerinin mi? Bizim de ruhlarımızı muhabbetinle donattın.
    Seni nasıl anlatsın ki bu kalem, bu kelâm?
    Essalâtü ve’sselâm, essalâtü ve’sselâm…
    “Hak onu övdü, yarattı, sevdi, ‘Habibim’ dedi
    Yeryüzünde cümle çiçek Mustafa’nın teridir”
    — Yunus Emre
    Büyüdü, büyüdü sevgin. Kuşattı dört bir yanını dünyanın. Arabistan’dan Mısır’a, Mısır’dan Tunus’a, Cezayir’e, Yemen’e, Libya’ya, oradan Asya’ya, tâ Rusya’ya, Amerika’ya kadar uzandı nurun. Artık dünyanın her yerinde adın anılır oldu, konuşan Sen oldun, sevilen, bilinen ve tanınan Sen oldun. Bir noktacık yer kalmadı girmediği o nurun… Gölgesi olmayan o nurun.
    Nurun ki, yolunu aydınlattı insanlığın. Güneş, nurunun yanında mum kaldı yâ Rasulallah (asm). Köy, kasaba, şehir… Sen şehirden geçtin, nurunla kıt’aları kuşattın yâ Rasulallah (asm)… Dört bir yana yayıldı ilâhî dâvetin, milyar gönüllere hayat kattın, ümit oldun.
    Her şey konuştu, bir bir dile geldi:
    “Kâinata can geldi,
    Taptaze bir kan geldi
    Cihana bedel olan
    Ol yüce sultan geldi.” dediler.
    Adımlarına hasretti yerler ve gökler. Hakk’a en yakın yol ki, Senden gelip, Senden geçer. Bir elinle ne mu'cizeler gösterdin Sen yâ Rasulallah, bir tek elinle…
    Essalâtü ve’sselâm aleyke yâ Rasulallah…
    Gözlerin uyurdu da, kalbin niye uyumazdı acep niye? O Sevgili, gönlünden hiç çıkmıyor muydu diye? Vardığın yerlere, evlere bereket getirdin. Şehirlere de, ülkelere de öyle. Bugün de öyle. Bugün de öyle... Adının anıldığı yerlere, huzuru da beraber götürdün. Bugün de öyle. Bugün de öyle…
    “Sen Ona ümmet olugör, O seni mahrum komaz.
    Her kim Onun ümmetidir, sekiz cennet yeridir.”
    — Yunus Emre
    Yerin, göğün safâsı Sensin… On sekiz bin âlemin Mustafa’sı Sensin yâ Rasulallah!
    Annesiz babasız kaldın ama kimseye yük olmadın. Dağdan dağa, çağdan çağa yürüdü sırrın. Nurun ki, deldi karanlığı, saadeti, mutluluğu oldun yaşadığın asrın. Duâlarınla yeniledin anları ve zamanları. O dualar ki, dün olduğu gibi bugün de kurtardı boğulanları.
    Saadet mülkünün sultanı Sensin yâ Rasulallah! Her derdimin dermanı Sensin yâ Rasulallah! Rabbimin insanlığa en büyük ihsanı Sensin yâ Rasulallah! Her derdimin dermanı Sensin yâ Rasulallah!
    “Her kim Onun sünnetiyle farzını kaim tutar,
    Ne diyem ki âkıbet soru, hesaptan beridir.”
    — Yunus Emre
    Senden bildik, Senden öğrendik. Başıboş değildi gökte bulutlar, aylar ve yıldızlar. Bu trafiği, bu akışı ayarlayan biri var. Tesadüf, tabiat yok. Allah var. Allah’ın kanunları var.
    Ağaçları yerinde durur, sabit zannederdik. Oysa kök kök uzanıp gider, büyürmüş her biri. Ve bir gün Sen işaret edip çağırınca, peygamberliğine şahit tutunca köklerinden sökülüp yanına geldiler. Sana bir selâm vermek ve o mutluluğa ermek için Allah’tan izin istediler:
    “Essalâtü ve’sselâm aleyke yâ Rasulallah”
    Bin ressam çizemez, bin şair yazamaz, bin dil olsa anlatamaz dünyamıza, hayatımıza kattığın iyilikleri, güzellikleri.
    Yağmur,
    Bulut,
    Rahmet,
    Toprak,
    Tohum,
    Çiçek…
    Hepsi alt alta. Vermeseydi yaratan, kim ne verecek, kim ne getirecek? Seninle bildik. Sen öğrettin.
    Şimdi hasretim Ravza’na. Suda parlayan bir ışık hızıyla gelmek istiyorum Sana. Bir koku alır götürür beni tâ oralara, o mübarek mekânlara. Yeter mi acaba bilmem, geride kalan sayılı günlerim? Nüfusların sayımı gibi nefeslerin de sayımı var. Bir korku nöbet tutuyor içimde: “Güneş her sabah doğuyor diye, bu sabah da doğacak zannetme. Acele et.” İçimdeki ses böyle diyor yâ Rasulallah… “Acele et, acele et…” Bir defacık daha olsun, izin var mı Ravza’na yüz sürmeye?
    Herkesin her şeyi bildiği bir dünyada sadece Sana ait tek bir şeyi bilmek bile çok bir şey yâ Rasulallah…
    Bahar bir işaret bekliyor kapıda girmek için; girip de gülünü vermek için. Gül ki, güneşi, toprağı, ayı, yıldızı getirir odama. Gül ki, Senden bir işarettir adam gibi adama. Güneş alnımdan öpüyor, rüzgâr yanağımı okşuyor. Elimde bir gül, Seni kokluyor. Senden bildim kokusunu.
    Gelen kim olursa olsun, gelen hep Sen, hep Sensin yâ Rasulallah… Benim için böylesin.
    Essalâtü ve’sselâm aleyke yâ Rasulallah…
    “Yunus Emrem iş bu sözü can içinde söyledi
    Söyleyen biçare Yunus, Tabduk Emrem sırrıdır.”
    — Yunus Emre
    Allah’ım, duâm bu ki, çöllerimiz yeşillensin yeniden, sularına kavuşsun, vahaya dönsün.
    İçimizdeki ve dışımızdaki kavgalar, çekişmeler durulsun. Tozlu yollarımız ve gönüllerimi tertemiz olsun.
    İçimizi yakan günahlarımızı söndürsün rahmetinin yağmurları. Efendimizin (asm) şefaati cümle mü’minlerin ve bizim de üzerimize olsun. Âmin…
    Sana biat edip o mübarek elini öpmek, izin verirsen eğer, boynumuzun borcu olsun. Sen ki, bir tek elinle ne mu'cizeler gösterdin. Sen ki, bir tek elinle yâ Rasulallah…
    ***
    “Evet, sabıkan bahsi geçmiş:
    • Avucunda küçük taşların zikir ve tesbih etmesi,
    • Sırrıyla, aynı avucunda, küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle hükmünde, onları inhizâma sevk etmesi,
    • Nassı ile, aynı avucunun parmağıyla kameri iki parça etmesi,
    • Ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir orduya içirmesi,
    • Ve aynı el, hastalara ve yaralılara şifa olması,
    • Elbette o mübarek el, ne kadar harika bir mu'cize-i kudret-i İlâhiye olduğunu gösterir.
    Güya, ahbap içinde o elin avucu küçük bir zikirhane-i Sübhânîdir ki, küçücük taşlar dahi içine girse zikir ve tesbih ederler.
    Ve a’dâya karşı küçücük bir cephane-i Rabbânîdir ki, içine taş ve toprak girse, gülle ve bomba olur.
    Ve yaralılar ve hastalara karşı küçücük bir eczahane-i Rahmânîdir ki, hangi derde temas etse, derman olur.
    Ve celâl ile kalktığı vakit, kameri parçalayıp, Kab-ı Kavseyn şeklini verir.
    Ve cemâl ile döndüğü vakit, âb-ı kevser akıtan on musluklu bir çeşme-i rahmet hükmüne girer.
    Acaba böyle bir zâtın birtek eli böyle acip mu’cizâta mazhar ve medar olsa, o zâtın, Hâlık-ı Kâinat yanında ne kadar makbul olduğu ve dâvâsında ne kadar sadık bulunduğu ve o el ile biat edenler ne kadar bahtiyar olacakları, bedâhet derecesinde anlaşılmaz mı?” (Mektubat, 142)
    ***
    “Ya Erhamerrahimin, bu Resul-i Ekremin (asm) hürmetine, bizi, onun şefaatine mazhar ve sünnetinin ittibaına muvaffak ve dar-ı saadette onun Al ve Ashabına komşu eyle! Âmin, âmin, âmin.” (Şuâlar, 548)

  2. #2
    Üye
    mavi yeşil Avatarı

    Gerçek Adı
    adem
    Üyelik Tarihi
    31.10-2009
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    10:09
    Yaşadığı Yer
    anadolunun içi
    Mesaj
    351
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Yağmur
    Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
    Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
    Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
    Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
    Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
    En müstesna doğuşa hamiledir kainat

    Yıllardır boz bulanık suları yudumladım
    Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

    Hasretin alev alev içime bir an düştü
    Değişti hayel köşküm, gözümde viran düştü
    Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
    Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü

    İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin
    Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
    Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
    Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
    Evlerin arasına dikilir yesil bayrak
    Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak

    Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
    Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydim

    Yağmur, gülsenimize sensiz, baldiran düştü
    Düşmanlik içimizde; dostluklar yaban düştü
    Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
    Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü

    Bir güzide mektuptur, çağlarin ötesinden
    Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına
    Yayılır o en büyük mustu, pazartesinden
    Beyazlik dokunmuştur gecenin siyahina
    Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
    Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin

    Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
    Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamiş, mazide
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydim

    Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü
    Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
    Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
    En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü

    Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
    Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
    Mutluluk nağmeleri işitirler Hiradan
    Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
    Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
    Paramparça, ateşler sahinin hayalleri

    Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
    O mücella çehreni izleseydim ebedi
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

    Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
    Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
    Katil sinekler deldi hicabın perdesini
    İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü
    Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında
    Tablosunu yapardim yıkılan her kulenin
    Ebedi aşka giden esrarlı yollarında
    Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin
    Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü
    On asırlık ocağın savururdum külünü

    Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım
    Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

    Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
    Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü
    Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara
    Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü

    Badiye yaylasında koklasaydım izini
    Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar
    Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
    Ne kaderi suçlamak kalırdı ne intihar
    Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
    Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya

    Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
    Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

    Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
    Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü
    Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi
    Hakların temeline sanki bir volkan düştü

    Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
    Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
    Erdemin, bereketin doldurur haneleri
    Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
    Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
    Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların

    Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
    Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

    Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
    İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü
    Güvenilen dağlara kar yağdi birer birer
    Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü

    Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
    Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
    Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini
    Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
    Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından
    Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından

    Madeni arzuların ardında seyre daldım
    Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydim

    Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü
    Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü
    Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali
    Hazindir ki; dertleri asmaya umman düştü

    Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
    Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
    Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır
    Sesini duymayanlar girdabında boğulur
    Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin
    Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin

    Saatlerin ardında hep kendimi aradim
    Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

    Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
    Sensiz kıtalar boyu uzayan vatan düştü
    Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
    Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü

    Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
    Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
    Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
    Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
    Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
    Mekanın fırçasında solmayan resim senin

    Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım
    Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
    Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

    Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü
    Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
    İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
    Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü

    Islaklığı sanadır ahımın, efgahımın
    İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
    Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın
    Nazarın ok misali karanlıkları deler
    Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin
    Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin

    Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
    Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

    Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
    Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
    Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
    Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü

    Nefsinle yeniden çizilecek desenler
    Çehreler yepyeni bir degişim geçirecek
    Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
    Anneler çocuklara hep seni içirecek
    Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
    Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin

    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

    Kardeşler arasında heyhat, su-i zan düştü
    Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü
    Şarrkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
    İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü

    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
    Dokunduğun küçük bir nakiş da ben olsaydım
    Sana sırılsıklam bir bakiş da ben olsaydım
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
    Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
    Nurullah Genç