Alaturka (alla Turca) ile alafranga (alla Franca) kelimeleri İtalyan'cadan alınmadır ve birisi ''Türk usülü, Türk töre, adet ve hayatına uygun '' manasında, diğeride bunun karşıtı olarak kullanılır (Alabrus traş, alakart yemek ve alabora olmak gibi kelimelerde de yine aynı kelime mantığı vardır.)Şimdilerde birincisi daha ziyade musiki, ikincisi tuvalet ile birlikte kullanıyoruz (Alaturka musiki, alafranga tuvalet.)Bugün pek bir değer ifade etmeseler de bu iki kelimenin Osmanlının son asırlarını dolduracak kadar maşeri vicdanda yer edinmek için çatışıp durdukları, bugün olmadığı kadar dillere düşüp gündelik hayatın iki zıt ucunu temsil ettikleri ve bazı toplumsal sancıları başlattıklarını biliyoruz.

Tarihimizin belli devirleri, alafranga ile alaturkanın amansız mücadelesine şahit olmuş ama ne yazık ki bu mücadelede asıl ilgilenilmesi gereken ve alafrangalaşmanın şart olduğu alanlar hiç nazarıitibara alınmamıştı.Yani alafrangalık, giyim ile dış görünüş ve davranışlarda içeri; ilimde ve teknolojide dışarı durumdaydı.Bugün ''Frenklerden en ziyade hissemend olduğumuz (!) medeniyet alameti nedir?'' diye sorulsa, hiç tereddütsüz ''Kılık kıyafet ile teşrifattır (protokol)'' cevabını verebilirsiniz.Yani alafrangalık.Zira tarih boyunca bizim batıyı en çok taklit ettiğimiz alan, davranış bilimidir.Koltukta şöyle oturulur, kostümde moda esastır, çatal sol elle tutulur, operaya dürbünle gidilir...vs.Bazılarına göre bizler Orta asyalı kara bıyıklılar olarak bilimi ve teknolojiyi olduğu kadar medeni olmayı da batıdan öğrenmek zorundayızdır(!).Frenk gibi giyinmek, frenkçe konuşmak, frenk gibi yürümek, fren gibi gülmek, velhasıl her hususta fren gibi davranmak gerekir.Dokuzuncu senfoni dinlemeden alafranga olunamayacağı aşikardır.Yoksa medeniyetten söz edilebilir mi(?)
İskender Pala