Toplam 2 mesajın 1-2 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    bülent yalçın Avatarı

    Gerçek Adı
    T.C bülent yalçın
    Üyelik Tarihi
    17.08-2005
    Son Giriş
    17.11-2017
    Saat
    14:09
    Yaşadığı Yer
    Ankara
    Mesaj
    158
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    3

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    DİNİ CEMAATLERİN DENETİMİNE NASIL VERMEK İSTİYORLAR
    Siyasal iktidarı ellerinde bulunduranların, Cumhuriyet’in kuruluş istencinin temelini oluşturan ve Anayasa’da yer verilen laiklikle sorunları olduğu, “laikliğin yeniden tanımlanması gerekir” söylemiyle ortaya çıkmıştır. Bunu söyleyenler anayasal laikliğe bağlı kalacaklarına ant içmişlerdir. Değiştirilemeyecek, değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek bir konuda, içtikleri anda ne kadar değer verdikleri belli olmuştur.

    Hemen arkasından, birinci söylemi desteklercesine, Anayasa’da laikliğin tanımının olmadığı ileri sürülmüştür. Amaç, laikliğin kapsamını din ve inanç özgürlüğünden ibaret kılmak için yeniden tanımlamaktır. Bunun da adını “özgürlükçü laiklik anlayışı” olarak koymaktadırlar. Oysa, laiklik zaten özgürlükçüdür. Gerçek din ve inanç özgürlüğü ancak laik bir devlette gerçekleşebilir. Çünkü, ancak laik devlette bireyler, hiçbir zorlama ve baskı olmaksızın dinlerine seçebilme ve dinsel gerekleri yerine getirme ya da getirmeme özgürlüğüne sahiptirler. Laik devlet, hukuksal, siyasal ve sosyal baskıları engelleyerek, gerçek din ve vicdan özgürlüğünü olanaklı kılar. Laik devlete dine kişisel vicdan sorunu olarak bakar; dine karşı değildir, bununla birlikte, yurttaşlarını daha dindar kılma gibi bir işlevi de yoktur.

    Son olarak AKP’nin Kızılcahamam Kampı’nda yaptığı konuşmada Başbakan Erdoğan, “1982 Anayasası’nın gerekçesinde laiklik şöyle tanımlanıyor: Her ferdin istediği inanca sahip olabilmesi, ibadetini yapabilmesi ve inancından dolayı diğer vatandaşlardan farklı muameleye tabi olmaması anlamına geliyor. İbadet hürriyetinin olmadığı ortamda laiklik yaşayamaz” diyerek laikliği anlayış biçimini ortaya koymuştur. Başbakan Erdoğan daha önce de, “Kimse bana laikliği öğretmeye kalkmasın. Laiklik Anayasa’nın gerekçesinde belirtildiği gibi din ve vicdan özgürlüğüdür” demişti.
    “BENİM HÜKÜMDARLIĞIM BU DÜNYADA DEĞİLDİR”
    Tüm bu söylemlerle yapılmak istenen, laikliği, bireyi değil devleti ilgilendiren bir kavram olarak sınırlamak ve bir yaşam biçimi olmaktan çıkarmaktır. Bu tasarımın adı “muhafazakar demokratlık”; amacı, din-siyaset ilişkisini yeniden tanımlamak; hedefi de, herkesin kendi inancının gerektirdiği hukuk düzeni içinde yaşamasını sağlamaktır.

    Bunun yolu ise, dini devlet denetiminden çıkarıp cemaatlerin denetimine vermekten geçmektedir. Nitekim, “dini vicdanlardan ve camilerden dışarı çıkaracağız, toplumsal yaşamda yaygınlaştıracağız”, “inançların kalplerde, zihinlerde kalması gerektiğine inanmıyoruz” söylemleri de sıkça dile getirilmektedir. Anayasa’daki laiklik tanımının ayak bağı olması nedeniyle de yeni anayasa tasarımı gündeme getirilmiştir. Dini, vicdanlardan ve mabetlerden dışarı çıkarmayı, bireysel ve toplumsal alanı dinsel kurallarla yeniden düzenlemeyi öngörmektedirler. İstenen, bireyleri kul bağlamında ele alan ve “referansı İslam” olan bir laiklik anlayışını egemen kılmaktır. Doğal olarak bu düşüncenin laiklikle hiç ilgisi yoktur. Kuşkusuz, bireysel ve toplumsal alan dini kurallarla yeniden düzenlendikten sonra sıra siyasal ve hukuksal alana gelecektir.

    Gelişmeleri böylece özetledikten sonra, Anayasa’da laikliğin, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesine uygun açık tanımının bulunduğunu belirtmeye çalışalım. Önce, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesindeki laiklik anlayışını Yüce Atatürk’ün deyişiyle ortaya koyalım: “Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işlerine karıştırmamaya çalışıyoruz.
    Anayasa Mahkemesi’nin çeşitli kararlarında da vurgulandığı gibi, her ülkenin içinde bulunduğu ve her dinin bünyesinin gerektirdiği koşullar arasındaki ayrılıkların, laiklik anlayışında da ortaya ayrımlar çıkarması zorunlu bir sonuçtur. Dini ve din anlayışı tümüyle farklı ülkelerde laiklik uygulamasının aynı anlam ve düzeyde benimsenmesi beklenemez. Laiklik ilkesinin, her dinin özelliklerinden esinlenmesi, bu özelliklerin laiklik anlayışına yansıyarak değişik nitelikleri ve uygulamaları ortaya çıkarması doğaldır.
    Çünkü, Hz. İsa’nın “Benim hükümdarlığım bu dünyada değildir.”, “Sezar’ın hakkını Sezar’a veriniz.” öğretilerini esas alan Hıristiyan dini devlet yönetimine talip olmamış, onu dünyevi liderlere bırakmıştır. Güçlendikçe devlet yönetimine talip olan din adamları ve kilise ise, uzun ve kanlı savaşlardan sonra bu isteğinden vazgeçmek zorunda kalmıştır. Aradan geçen yüzyıllardan sonra, Batılı toplumlarda laiklik içselleştirilmiş, yaşamın olmazsa olmazı durumuna gelmiştir. Batılı toplumlarda laiklik karşıtlığı düşünülecek bir şey değildir.

    Buna karşılık İslam, getirdiği toplumsal ve kamusal düzenlemelerle devlet yönetimine her zaman talip olmuştur ve Atatürk Türkiye’si dışında diğer tüm ülkelerde bunu başarmıştır. Türkiye’de laiklik ilkesi tartışılırken bu çok büyük farkın gözden uzak tutulmaması gerekir.

    Prof. Dr. Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku kitabında: “Laikliğin Türk İnkılabı açısından taşıdığı önem, onun Anayasamızda özel olarak korunması sonucunu doğurmuştur.
    …Din hizmetlerinin devlet kontrolünden tamamen uzak biçimde cemaat örgütlerine bırakılması çok sakıncalı olur; Atatürk’ün Türk toplumu için çizdiği ‘çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak’ hedefinin gerçekleşmesini tehlikeye düşürebilirdi” anlatımlarına yer vererek, laikliğin ülkemiz koşulları göz önünde bulundurularak tanımlanmasındaki isabeti gözler önüne sermektedir.

    ANAYASA MAHKEMESİ'NİN KARARLARI
    Bu nedenledir ki, laiklik, Anayasa’da tanımı yapılarak ve değiştirilemez, değiştirilmesi önerilemez nitelikte kılınarak güvenceye alınmıştır.
    Anayasa’nın 176. maddesine göre, Anayasa metnine dahil ve diğer kurallarla eşdeğer olan başlangıç bölümünde, Anayasa’nın dayandığı temel ilkeler yer almaktadır. Anayasa’nın 2. maddesinde de, Türkiye Cumhuriyeti’nin, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan bir devlet olduğu vurgulanmıştır. Böylesine önem verilen başlangıç bölümünde,"laiklik ilkesi gereği kutsal din duygularının Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı"na yer verilerek laikliğin açık tanımı yapılmıştır. Bu temel ilkede “din duyguları” söylemine yer verilmesi anlamlıdır.
    Bu tanım, Anayasa’nın 24. maddesinde daha da ayrıntılandırılmış ve “Devlet’in sosyal, siyasal, hukuksal ve ekonomik temel düzeninin kısmen de olsa din kurallarına dayandırılamayacağı”, “dinin, din duygularının ya da dince kutsal sayılan şeylerin, siyasal ya da kişisel çıkar ya da nüfuz sağlama amacıyla kötüye kullanılamayacağı” kurala bağlanmıştır. Dinin kötüye kullanılmasının önlenmesi için de, dini inanç ve ibadet özgürlüğünün sömürülmesinin ve dini inançların bireysel düzeyde, vicdanlarda bırakılıp, siyasal ve kamusal alana taşınmasının önlenmesi gerekmektedir.
    Laikliğin bu tanımlarında dikkat çeken yön, laikliğe “din ve devlet işlerinin ayrılığı” biçiminde bir anlam yüklenmemesi, hep dinin devlet karşısındaki durumunun vurgulanmasıdır. Bu da İslam dininin yukarıda açıkladığımız yapısından kaynaklanmaktadır. Hatta Anayasa’nın l3, l4 ve 24. maddelerinde yer verilen kurallarla din ve vicdan özgürlüğünün laik Cumhuriyet’i zedeleyecek biçimde kötüye kullanılması önlenmiş; gerektiğinde, laik Cumhuriyet’i korumak için din, vicdan ve ibadet özgürlüğünün sınırlandırılması kabul edilmiştir.
    Anayasa Mahkemesi, bu kurallara dayanarak laikliğin anayasal tanımına katkıda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi her şeyden önce laikliğin, “ortaçağ doğmatizmini yıkarak aklın öncülüğü ve bilimin aydınlığı ile gelişen özgürlük ve demokrasi anlayışının, uluslaşmanın, bağımsızlığın, ulusal egemenlik ve bölünmez bütünlüğün ve insanlık ülküsünün temeli olan uygar bir yaşam biçimi” olduğunu kabul etmiştir. Yüksek Mahkeme’ye göre, laiklik ilkesi gereği,
    - Din, Devlet işlerinde etkili ve egemen olamaz.
    - Din, bireylerin manevi yaşamına ilişkin inanç bölümündeki yerinde, sınırsız bir özgürlük tanınarak anayasal güvenceye alınmıştır.
    - Dinin, bireyin manevi yaşamını aşarak toplumsal yaşamı etkilemesine izin verilemez. Bireyin inanç ve ibadet yaşamına, kamu düzenini, kamu güvenliğini ve kamu yararını korumak amacıyla sınırlamalar konulabilir.
    - Devlet’e, kamu düzeninin ve haklarının koruyucusu sıfatıyla dini hak ve özgürlükler üzerinde denetim yetkisi tanınmıştır.
    Şer’iye ve Evkaf Vekaletinin kapatılarak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulmasını öngören 3 Mart 1924 günlü, 429 sayılı Devrim Yasası’nın sözüne ve özüne uygun olarak, Anayasa’nın 136. maddesinde, Diyanet İşleri Başkanlığı’na, genel idare içinde yer verilmesi, din hizmetlerinin denetiminin Devletçe yürütülmesi gereğinin doğurduğu bir zorunlu sonuçtur. Anayasa Mahkemesi, bu gerekçeyle, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın laiklik ilkesine aykırı olmadığına karar vermiştir.
    Anayasa Mahkemesi, Anayasa’ya uygunluk denetimi yetkisi nedeniyle Anayasa’yı resmen yorumlamaya yetkili tek organ olduğundan ve kararları herkesi bağladığından, laiklik ilkesinin anlam ve kapsamını belirleyen kararlar son derece önemlidir. Çünkü, yapılan yorumlar kararların gerekçelerini, gerekçeler de, sonuç bölümüyle birlikte kararı oluşturmakta, bu kapsamıyla kararlar bağlayıcı nitelik kazanmaktadır. Bu nedenle, Anayasa kurallarının, o konuda verilen Anayasa Mahkemesi kararlarıyla birlikte okunması, kurallara kararlarla anlam ve içerik kazandırılıp uygulanması zorunludur.
    Anayasa’da ve Anayasa Mahkemesi kararlarında laiklik bu kadar açık tanımlanmışken, hala “laiklik din ve vicdan özgürlüğüdür” söyleminin anlamını ve altında yatan amacı okurların yorumuna ve takdirine bırakıyorum.
    Bülent Serim
    Anayasa Mahkemesi eski Genel Sekreteri
    YÖK eski üyesi

    bence kimseyi allahla aramıza katmamalıtız

  2. #2
    Üye
    madralı Avatarı

    Gerçek Adı
    hasan
    Üyelik Tarihi
    19.04-2010
    Son Giriş
    29.11-2011
    Saat
    15:43
    Yaşadığı Yer
    balıkesir burhaniye
    Mesaj
    292
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    bize görede RABBİMİZLE aramızda bir muhsin kişi olmadan ALLAHA ulaşmak mümkün değildir