Birlikte doğmuşlardı.
Ayrılacaklarını birileri söylese,
asla inanmazlardı.
Ama kader onları bir gün ayırdı…

Et tırnaktan ayrılmaz derler…
Ya bir “bacak” birlikte doğduğu
bedeninden ayrılırsa?......

Kimse başına neler geleceğini bilemiyor.
Bilseydi, hayat yaşanmaz olurdu.
O zaman herkes, çeşitli şeylerin
olacağı günü bildiği için,
olacak iyi şeyleri
zevkle, keyifle bekler,
üzücü olacak olayların
günü yaklaştıkça da,
kalan günler cehenneme dönerdi.

Hayat iyi ki böyle değil…

Neyin ne zaman,nasıl
olacağını bilmemek, en iyisi.
Ama bir yandan da
hayatın sürprizlerine
hazırlıklı olmak lazım.

Hayat her zaman insanın istediği,
dilediği, planladığı gibi geçmiyor.
Hayatın tadını çıkarırken,
bir yandan da ona karşı
gardımızı almamız en iyi,
en doğru yapılacak şey...
Çünkü hayat bazen
sağ gösterip, sol çakıyor!

Gardını önceden alanlar,
hasarları daha güçlü olarak atlatılabiliyor.
Ama, kötü ya da üzücü hiçbir şey
olmayacakmış gibi yaşayanların
kalbi ve duyguları,
daha çok darbe alıyor

Yeşil gözlü kız bebek,
bebekken de çok tombişti.
Tombiş doğmuş,
tombiş büyümüştü.

Okulda oğlanlar, mahallede kızlar
onun tombişliği ile
uzaktan da olsa dalga geçtiler.

Genç kız kalbi kırılıyordu
tuhaf bakışlar yüzünden.
Tombişti ama onun da kalbi vardı.

Tabii o da isterdi,
ince olmak…
Bikini giymek…
Kumsalda güneşlenmek…
Moda olan kıyafetleri
rahatça giyebilmek…
Tombişliği ile değil,
inceliği ile dikkat çekmek isterdi.

O da isterdi merdivenleri
koşarak inip çıkmayı…
Sokaklarda uzun yürüyüşler yapmayı…
Dans etmeyi…
Mini etek giymeyi…

Bunları yapamadığı için
kendini ev işlerine,
yemek yapmaya verdi.
Çok güzel yemekler yapıyordu.
Yaptıkça yiyordu,
yedikçe daha çok şişmanlıyordu.

Gezip tozan, flört eden bir kız değildi.
Sonunda görücü usulü ile
evlendi kilolu olmayan biri ile…
Çok tatlı bir kızları oldu
sedef gibi pürüzsüz ciltli…
Bukle sarı saçlı…
Çocuk yarışmasında
birinci seçilen bir kız bebek…

Çok yemek pişen,
çok yemek yenen evde
büyümeye başladı
güzel yüzlü küçük kız...

Tam o da tombişleşmeye başlarken,
bedenini kaldırmakta zorlanan
annesini görerek büyüdüğü için,
kendini frenlemesini bildi.

Ama annesine kimse söz geçiremedi.
Pişirdi yedi, yedi pişirdi.
İçti yasak olan sigaraları,
yasak dinlemeden…

Bu arada ailece
büyük Körfez Depremi’ni yaşadılar.
Onca kilolu bedeni ile
üzerlerine yıkılan evin
enkazına sıkışmasına rağmen,
kocası onu da, kızını da kurtardı
yıkıntıların arasından……
Öldürmeyen Allah öldürmüyordu işte.

Bir ara akapunktura gitti.
Birazcık kilo verdi
ama denizden bir tas su alınsa,
denizin suyu eksilir miydi?

Sonunda zayıflamaya boş verdi.
Verdiklerini de geri aldı.
Ama hastalık da kapıyı çaldı.
“Şeker”!...

Bir gün ayak parmaklarında
morarma olduğunu gördü.
Kangren başlangıcı dediler.
Tedavi başladı.
Ama morluk ilerledi.
Ve……… bir gün…
Bacağın kesilmesine
karar verdi doktorlar.

Ve………
Yıllarca birlikte yaşadığı
bacağına veda etti
yeşil gözlü tombiş kadın…

Bacağını kendinden ayrı gördüğünde,
yüreği sızlamış, içi acımış, duygularını
tarifsiz bir mutsuzluk sarıp sarmalamıştı.

Hastanede yattığı sürece oldukça zayıfladı.
Protez bacak için ölçüler alındı.
Ama kullanabilmesi için
kesilen yerin iyileşmesi gerekiyordu.

Böylece, tekerlekli sandalye ile
sürdüreceği yeni bir yaşama merhaba dedi.
Evin içinde onunla dolaşıyor,
yine bol bol yemekler pişirmeye,
tatlılar yapmaya devam ediyordu.

Bol yemekli, tekerlekli yaşam ona,
verdiği kiloları geri aldırttı.
Bu kez, zayıfken ölçüsü alınan
protez bacak ona olmadı.

Yeniden ölçü alındı ama,o,
kendine ait olmayan bir bacağa
bir türlü alışamadı.
tekerlekli sandalyesi ile
bütünleşmeyi seçti.

Geçenlerde bir gece,
tekerlekli sandalyesinde otururken,
midesi bulandı birden.
Yüzü bembeyaz oluverdi.
“Hakkınızı helal edin” dedi.
İnanmak istemediler.
Kızı hemen ambulans çağırdı.
Kocası ferahlasın diye
bir bardak su getirmeye gitti.

Ama o… ne suyu içebildi,
ne de ambulansa binebildi…

Birkaç sene önce
kendi bedeninden ayrılarak
gömülen bacağına çok üzülmüştü.
Ve……… bir kaç dakika içinde
onun yanına gitti……

Yeşil gözlü tombiş kadın,
birkaç sene önce
kaybettiği bacağına,
kimbilir,
belki de orada kavuştu……

Önce kesilen bir bacaktı…
Sonra kaybedilense bir kadın…

O benim akrabamdı………

FÜSUN ÖNAL

4519 - Kesik bir bacağın öyküsü..