akıllarda ve ya zihinlerde süregelen kıyamet. Himalayalar, binlerce yıl evvel söylemiş(miş): “Bakın! Bizim takvimimiz 12 Aralık 2012 de bitiyor. Muhtemelen çok büyük bir felaket yaşanacak; belki Kıyamet kopacak. Hazırlıklı olun!”diye. Ama kimse aklına getir(e)miyor; çölde doğan Güneş(s.a.s) ‘in ahir zaman (ki o zaman yaşadığımız bu anlara tekabül ediyor) ile ilgili dikkat etmemiz gereken hususları. İnsanların fikren, aklen ve hatta insanen (yani ahlaken) birçok kıyamet alametlerini ve felaketlerini yaşayacaklarını…

Bu yazıda, film hakkında yorum
yapmayacağım. Belki birkaç küçük nokta. İşin ehli olmayanların, her konuda söyleyecek birkaç ( yoo hatta birçok) cümlesinin olduğu bu zamanlarda, ehil olmadığım “film eleştirmenliği” dünyasına iz bırakmak, hadde düşmez lügatimde. Uzun zamandır yazı da yazmıyordum. Birçok farkındalıkları not etmiş, odamın duvarlarını kaplarken; bende bu Dünya‘nın raksına kapılmış: “Acaba Doğu ya mı dönsem, Batı da mı doğsam” fikri karmaşıklıkları içinde ruh-i cihanımdan bir hayli ayrılmıştım. Yazı yazma hissinin susuzluk zannı verdiği şu son demlerde; belki hiçbir konu olmasa bile 2012 filmini izlerken arkadaşımın yaptığı yorumla, artık kalem kendini tutamaz oldu: “sen sussanda ben mürekkebimi akıtacağım son damlasına kadar” naralarıyla, yine not defterimin sayfalarını karalamaya başladı. Kendimi bildim bileli, kıyamet senaryoları içeren ve ustaca yapılan film kareleri ( ha tabi, bu senaryoların hemen hepsi bizim dini anlayışımıza ve inanışlarımıza uymaz, o ayrı bir tartışma konusu) beni heyecanlandırmıştır. Bu heyecan, hiç görülmemiş ve ya olağanüstü olayların yaşandığından dolayı değil; belki salonda bulunan bir seyircinin “ Yahu, gerçekten bir son var. Ayağımı biraz denk alsam iyi olacak galiba” düşünceleri içerisine dalmış olabileceği olasılığından kaynaklanıyor. Doğum bir kanunsa, Ölüm elbette onun kaçınılmaz bir sağlamasıdır. İnsanoğlu değil miydi; sanki hiç ölmeyecekmiş gibi bu Dünya da yaşayan. Peki ya biz nasılda ıskalıyoruz; doğarken kulağımıza sadece ezan okunurken; öldükten sonra ise ezansız sadece cenaze namazımızın kılındığını. Başka bir deyişle, sonsuz bir hayat ile mukayese ettiğimizde; hayatımızın sadece bir ezan ile bir namaz arasında geçen kısacık bir süreden ibaret olduğunu neden fark edemiyoruz. Belki elimizdekileri kaybetmek zihnimizdekileri kaybetmekten daha zor geliyor belki daha acı veriyor. İşte bu duygular içerisindeyken filmi izliyordum. İnsanlar her zaman bu Dünya ya zarar vermiş (en bilinen zarar: Gündemde ki “Küresel Isınma”) olsa da eninde sonunda yine kendi türünün soyunu kendi eli ile kurtarma yetisine sahip olduğunu bu filmde tekrar alenen ve zahiren gördüm(Tabii, O(c.c.)nun iradesinin izni dâhilinde her şeyin gerçekleştiğini unutmadan). Film, Güneşte olan bir patlamanın Dünya da oluşturduğu yıkım etkisinden kurtulmak için sadece “Özel” kişilerin en sonunda kurtarılmasını sağlayan araçlara binmeleriyle sonuçlanıyor. Burada kurtarılan insanları nitelediğim “Özel” sıfatı, her zamanki gibi İnsan Haklarının değil; Para Haklarının kimde olduğuna bağlı olarak seçildiği anlamına geliyor. En azından yönetmen:”öyle olsaydı muhakkak böyle olurdu” yaklaşımıyla objektif olarak aktarmıştı; insanlığın içinde bulunduğu adaletin, bencilliğin ve umursamazlığın seviyesini. Filmin temasına dalmış oluşturulan karakterlerin şu anki insanları nasıl temsil ettiğini düşünürken; arkadaşımın: “Abi, bak bizde güçlü olmalıyız. Bir gemi bileti alacak zenginliğe bizimde sahip olmamız lazım gelecekte. Neme lazım Güneş patlarmı patlar, Dünya yıkılırmı yıkılır” cümleleri benim için ilk perde bitmeden, insanların hangi perdelere takıldığını görmek bakımından; çoktan “The End” yazısını gözümün içine sokmuştu. Hep düşünürdüm: “İnsanlar sonları geldiğinde, büyük ihtimal, artık kaçacak yerlerinin olmadığını anlayacak; belki ilk, tek ve son kez Yaratana dönme fırsatını aramaya koyulacakladır” diye. Ama nafile! Bir noktayı atlamışım; insan yine insan. Bir tane fazla nefes almak zamanını bulmak için dahi en yakınındaki insanları ya da kendi insanlığını unutan, Dünya’nın en zeki yaratığıdır insan. Biraz açarsam, yeri geldiğinde kendisinde olan inancını bir kenara atabilen; sanki binler Sıfır başındaki bir 1 olan varlığımızın tek gayesi- imanını- dahi katledip, koca sıfırlar arasında kaybolmaya ve batıp gitmeye müstahak olabilen, Allah karşısında Tek ve Has muhatap olan yine İnsanoğludur. Filmi bırakıp arkadaşımın üstüne, filmde patlayan ancak içimden saçılan volkanların lavlarını püskürtürken bir sessizlik çöktü aramıza. Ancak bir rüzgârdı geldi geçti misali, birkaç dakika sonra komik karelerden birinde oluşan gülüşmelerin tek bir anlamı vardı: “Ölüm kapıyı çalmadan (hatta onu da geçtim) gelip boğazını sıkmadan, insanların çoğu gözünü sımsıkı kapayacak; deve kuşu misali başını toprak altına gömecek; avcının onu görmeyeceği aldatmacasıyla hayatına devam edeceğini sanacaktır.” Yaşam detaylarda gizlidir/Life lives in the details.