Hayatın bir anlamı var mı? Böyle bir soruyu kim sorar? Yapacak bir işi olmayan, sıkılan veya çaresiz kalan insanlar... Bir işi takip eden, bir mecburiyeti yerine getiren kimselerin aklına böyle sorular gelmez, böyle şeylerle uğraşmazlar. Bir fikir adamı veya filozof mesleği icabı böyle konularla uğraşabilir. İnsanların çoğu böyle bir soruyu hiç kendilerine sormamışlardır. Çünkü uğraşacak dünya kadar sorunları var.


Uzak ve yakın sorunlar
size zaten başka bir şeyle uğraşma fırsatı vermez. Yarın ödenecek bir faturanız veya gidecek bir randevunuz veya bakımıyla uğraştığınız bir hastanız varsa onlarla uğraşırsınız. Hayatın anlamı gibi bir konuyu çevreniz size öğretmiş, zaten halletmişsiniz, başkaları bu sorulara cevap vermiş. Bunları olduğu gibi kabullenmişsiniz. Bunlarla uğraşacak yeteneğiniz de yok. Ama eğer bu soruları zaman-zaman düşünmek hoşunuza gidiyorsa, bunlar sizin için cevaplandırılacak bir önem taşıyor demektir. Bu konuda biraz egzersiz yapalım. Hayatın anlamı konusunda çeşitli dinlerin, ahlak ve felsefelerin verdiği cevaplar var. Bunları tartışacak değiliz. Biz bu konuda aklımıza gelenleri irdeleyeceğiz. İnsanın pozitif durumundan hareket edeceğiz. Hayatın anlamı üzerinde zaman-zaman benim de aklıma sorular geliyor. Albert CAMUS un ele aldığı saçma(ABSURD) konusuna uygun örnekler buluyorum. Hayatın bazı anlamsız yönleri ile karşılaşıyorum. CAMUS bundan çok rahatsız olmuş görünse de ben hiç rahatsızlık duymuyorum. Bilakis bazı şeylerin anlamsızlığını idrak etmeyi zihin faaliyetinin uyanması, bir seviye kazanması olarak kabul ediyorum. Kendi kendime diyorum ki, şimdiye kadarki yaşantım gerçeklerden habersiz olarak geçmiş. Asıl şimdi gördüklerim üzerinde durmalı, onları yorumlamalı ve bir tutum takınmalıyım. Ve hatta anlamsız hiçbir şey görmeyen insanın durumunu bir gerilik olarak algılıyorum. Her şeyin çok mükemmel yerli yerinde olduğunu düşünen zihin hiçbir şeyin farkına varmamış, uyanmamış zihindir. Asıl gelişme bu anlamsızı görüp ona bir cevap vermekle sağlanır. Anlamsızı görmeden anlam bulunamaz. Bazı durumlarda anlamsızı yakalıyorum. Mesela işten güçten düşmüş sadece bir tüketici haline gelmiş, günde üç defa sofraya oturup yemek yiyen, tuvalete gidip defi hacet eden, hiçbir işe yaramayan ihtiyarlar neden yaşıyorlar? Bunlar lüzumsuzdur, bunların yaşamalarının bir anlamı yoktur diyorum. CAMUS un SİSYPHUS Efsanesinden naklen verdiği misal de bir bakıma bu anlamsızlığı ifade ediyor. Burada çıkan sonuç şudur. Bir işi hiçbir sonuca götürmeden durmadan tekrarlamak saçmadır, anlamsızdır. Gençlik yıllarımda, böyle felsefi bir soruşturmanın aklıma gelmediği zamanlarda, örneğin sınıfta kalmak olayı bana bu hissi vermişti. Bir insanın sınıfını tekrarlaması anlamsız görünmüştü. Bir elbise diktirmek için terziye gidip gelirdim. Dikiş safhalarını, onların yorulmalarını takip eder ve nihayet elbisemi alıp sevinç içinde giderdim. Fakat aklıma bir şey takılırdı, ben elbisemi aldım ama terzi benden sonra yeni gelen bir müşteriye bu ameliyeyi aynen tekrarlayacak. Bunda hiç bir zevk yok. Aynı şeyi tekrarlamak ne kadar anlamsız diye düşünüyordum. Daha sonraları kuşakların durmadan aynı periyotu (doğma, büyüme, yaşlanma, ölme) tekrarlamaları da bana çok anlamsız gelmişti. İnsanlık durmadan aynı şeyleri tekrarlıyor. Ben hayatımın sonuna yaklaşırken torunum benim geçirdiğim evreleri geçirecek, bu anlamsız şeyi tekrarlayıp duracak. Daha bunun gibi pek çok misal verilebilir. Fakat bunların üzerinde kendi kendime düşününce diyorum ki, benim anlamsızlığını hissettiğim bu durumlar dışarıdan bir bakmadır. Olayın içinde olana hiç de anlamsız gelmeyebilir. Benim bu zihin durumum olayların ve yaşamın dışına çıkıp oradan bakmaktır. Sunidir, bir mizansendir. Ben sınıfta kalsam veya terzi olsam bunlara devam etmek bana hiç de saçma gelmeyecek. Nitekim belki başkaları da benim yaşantımda, bulunduğum durumda anlamsızlıklar bulabilir, belki ben de bunların farkına varamıyorum. Ben anlamsızlığı hep içine girmediğim, dışarıdan gözlemlediğim olaylarda buluyorum. Belki hayata katılmak, hayatı daha yoğun yaşamakla bunların hiç birini yaşamamış, hiç birini hissetmemiş olurum. Eğer şu an ki yaşamımda bir anlamsızlık buluyorsam, olaylara başka bir açıdan bakmalıyım. Madalyonun bir yüzüne takılıp kalmamalıyım. Her olayın anlamsız bir yüzü olduğu gibi anlamlı bir yüzü de vardır. Olaylar bizim anlamlandırmamıza göre okunur. Hangi gözle bakarsak öyle görürüz. Mesela terzi olayında yapılan iş insanlara hizmet şuuruyla yapılırsa çok yüksek bir anlam kazanır. İşten düşmüş ihtiyarlar ebedi bir hayata hazırlanmak düşüncesinde iseler ihtiyarlığın o korkunç izleri silinir. Her şey yerli yerine oturur. Karanlıklar aydınlığa dönüşür. Yazımızı bir zatın güzel bir sözüyle bitirelim: Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.