Nehirlerin sahiplerine bağlı özel ordular tarlalarını izinsiz sulayan köylülere ateş açabilir mi? Bankalar acil su ihtiyacı olan tüketicilere su kredisi vermeli mi? Evlerin su depolarına alarm sistemi takılmalı mı? Bu sorular “şimdilik” bir kurgu-bilim filminden sahneler gibi görünüyor. Ama bu sadece “şimdilik”! Çünkü dünya siyasetinin izlediği rota çok kısa bir süre içinde bu sorulara cevap aranması gerekeceğini gösteriyor…
Bir zamanlar Suriye zenginliğini ve güzelliğini sudan alırdı. Fransız filozof Constantin François de Volney 18.asrın sonlarında kaleme aldığı seyahatnamesinde suyun Suriye’ye kattığı güzelliği övüyordu. Ama Suriye için suyun getirdiği bereket geçmişte kaldı.

Suriye son yılın en kurak dönemini yaşıyor. Suriye’de yer altı sularının seviyesi düşüyor. Artık nehirler daha ince ve göller daha küçük. Hatta Şam’ın meşhur çeşmelerinden uzun süredir tek bir damla bile düşmedi. Bir zamanlar ördeklerin ve balıkların süslediği havuzlar da artık eski günlerinden çok uzakta.

Tarım ülkesi Suriye son iki yılda beklediği tarım üretiminin sadece yarısını yapabildi. Tarım ve hayvancılıkla geçinenlerin kayıpları %80’e yaklaştı. BM verileri Suriye’deki kuraklığın sonucunda en az 250.000 kişinin göç ettiğini bildiriyor. Hızlanan sanayileşme ve yüksek nüfus hızı Suriye için suyu dikkatli kullanılması gereken, değerli bir meta haline getirdi. Suriye’nin nüfusu 27 milyon ve bunun %60’ı 15 yaşın altında.

Su tasarrufu kampanyaları düzenleniyor. Ama kampanyalar sorunu çözmüyor. Ayrıca, Suriye’nin su varlığı ve suyun Suriye’deki geleceği sadece Suriyeliler için önem taşımıyor. Belki çoğu Suriyeli için su eksikliği “susuzluk” anlamına geliyor. Ama “başkaları” için su “stratejik” öneme sahip, hem ticaret hem de politika için…

Suriye çok su kullanan tarım işletmelerine ürünün bedelini peşin ödeyerek, su tüketimini azaltmaya çalışıyor. Evlere su haftada bazen iki bazen üç gün veriliyor. Bu arada Türkiye ve Almanya gibi birçok ülke de Suriye ile su konusunda işbirliği yapıyor. Suriye’nin suyunun %70’i Fırat ve Dicle nehirleri ile Türkiye’den geliyor. Ancak yaşanan kuraklığın da etkisiyle Türkiye de su sıkıntısıyla uğraşıyor. Türkiye, Suriye’ye 500 m3/saniyenin üzerinde Karakamış’tan su akıtıyor. Suriye ayrıca bu suyu Irak’a da veriyor.

Ayrıca Suriye’nin kendisi gibi su sorunu yaşayan bir komşusu daha var: İsrail. Su kaynağına sahip ve İsrail’in denetimindeki Golan Tepeleri her şeyi daha karmaşık hale getiriyor. Şam, bugün hassas bir denklemde, kırılgan dengeler üzerinde yürüyor.

Küresel ısınma ile beraber küresel siyasetin tansiyonu da yükseliyor. Arap-İsrail gerginliklerinin birçok boyutu var, ama “su kaynaklarının denetimi” bir süre sonra diğer boyutların önüne geçebilir. Çünkü sadece Suriye değil, Lübnan, Ürdün ve Filistin de su sorunu yaşıyor. Başka bir deyişle; İsrail susadıkça, onlar kaygılanıyor. Lübnan’ın “hidrostratejik merkezi” Şeba çiftlikleri de İsrail’in denetiminde. 22 kilometrekarelik bu saha su kaynaklarının olduğu Hermon Dağı’nı ve Ürdün için kritik olan Hasbani ve Banyas nehirlerinin kaynağına sahip.

1965’te Suriye ve Ürdün iki nehrin suyunu sulama için kanallara verdi. İsrail ise kanalları tahrip etti ve iki yıl sonra da bölgeyi denetimine aldı. Nihayetinde Araplar gibi İsraillilerin de yaşamak için suya ihtiyacı vardı. Ama su konusu hiç kimsenin “empati” duyacağı bir konu değil. Güney Lübnan’da 2002’de Wazzani Nehri’nden yerleşimlere su taşıması için bir sistem kuruldu. İsrail bu projeyi hemen akabinde “savaş nedeni” saydığını açıkladı. İsrail, 2006’da Lübnan’a girdiğinde bu sistemi imha etti.

Ürdün, 1994’te İsrail ile imzaladığı barış antlaşması doğrultusunda sınırının güvenliğinin karşılığında İsrail’e yılda 75 milyon metreküp su veriyor. Orta Doğu denkleminde Ürdün Nehri veya Şeria Nehri özel bir öneme sahip. Bu nehir Lübnan’ın Hermon Dağı’ndan doğuyor, Golan’dan, Şeba’dan ve İsrail’in Batı Şeria ve Ürdün ile sınırını teşkile eden Taberiye Gölü’nden geçerek Ölü Deniz’e dökülüyor. Suriye ve Lübnan’ın aksine, İsrail, Filistin ve Ürdün bu nehrin suyuna mahkûm…

Bir zamanlar yılda 130 milyar metreküp su taşıyan nehir, son elli yılda 100 milyon metreküp azaldı. İsrail nehirden yılda 500 milyon metreküp su kullanıyor. Nehir her yıl Ölü Deniz’e yaklaşık 200 milyon metreküp su ulaştırabiliyor. Ölü Deniz’in su yüksekliği her yıl bir metre azalıyor. Nehir Ölü Deniz’e neredeyse sadece çamur taşıyor. Nehir ayrıca aşırı kirlenme yaşıyor. Sanayi, turizm, evsel atıklar ve ziraat nehri yavaş yavaş öldürüyor.

Su Sorunu sanılanın aksine sadece Orta Doğu’da yaşanmıyor. Avrupa da aynı sorunla uğraşıyor. Ekonominin altın kuralı -düşen arz fiyatı arttırır- su konusunda da geçerli. Almanya, İngiltere ve Fransa’da su özelleştiriliyor. Örneğin Berlin’in suyunun %49,9’u 1999’da Alman RWE ve Fransız Veolia’ya 1,58 milyar avroya satıldı. Bugün Berlin suya Köln’den neredeyse %80 daha fazla ödüyor.

Fransa’da da benzer bir durum var. Fransız tüketici örgütü UFC su firmalarının %26 ila %42 kar ile çalıştığını ortaya çıkardı. Avrupa’da çok yerde olduğu gibi Arjantin’de suyun özelleştirilmesi sorunlu oldu ve sorunlar sürüyor. Nitekim Arjantin’de de -Avrupa’da da olduğu gibi- suyun yeniden devletleştirilmesi tartışmaları var. Nitekim Arjantin’de 15 yıl suyu dağıtan ve satan Suez firması ile anlaşmaya son verildi, ama firma devletten 1,7 milyar USD tazminat talep ediyor.

BM verilerine göre 2050’de dünyada dört milyar insan susuzluk yaşayacak. O zamana kadar su sorunlarının büyüyeceği kesin. Örneğin Kanada dünya tatlı su kaynaklarının %9’una sahip, ama nüfusu dünya nüfusunun %1’i kadar...

Kanada’nın sınır komşusu ABD’de birçok bölgede su sorunu başladı ve 2015’in kritik olabileceği ifade ediliyor. Belki NAFTA sayesinde Kanada ve ABD bu sorunu çözebilir. Ama altyapısı eskiyen Doğu Avrupa ülkeleri, nüfusunun %75’lik bölümü temiz içme suyuna erişimde zorluk yaşayan Çin’de şartlar farklı gelişebilir.

Her konuda olduğu gibi su konusunda “kriz” dönemi, aynı zamanda “fırsat” anlamını taşıyor. Pictet-Fund Water, ilk su tahvillerini piyasaya verdi. Portföyün değeri 2003’te 200 milyon avro iken, bugün 1,7 milyar avro seviyesinde. Söz konusu meblağın işletilmesinden gelen getirisi ile beraber 211 milyar avro olduğu da iddia ediliyor.

Ayrıca Dünya Bankası’nın hesaplamalarına göre dünyada her yıl su altyapısına yaklaşık 80 milyar USD yatırılması gerekiyor. Çoğu devlet açısından bu ödev çok pahalı ve özel sektör elbette kar garantisi olduğu ve devlet risk paylaşımını kabul ettiği sürece bu ödevi üstlenmeye hazır.