Çengelli bir iğne taşıyorum bugünlerde kalbimde…

Hani ucu, girdiği kilit yerinden biraz kısa olur da, ikide bir
de acılır ve hiç kapanmaz ya? işte ondan…

Sivri ve kımıldadıkça kalbe batan,bennliği hareket ettiren
cinsten…

Hiçbir yere atamıyor, yok sayamıyorum. Çengelli bir iğne gibi
iğnelendi kalbime ve benn bu delik kalple yaşıyorum sanki…

Delik kalbimin, yüreğimin en ücra köşelerine kadar hissediyorum
boşluğu, yokluğu…

Aynı uykuyu uyumak istiyorum aslında onunla…
Aynı anda aynı yatakta beraber uyumak değill kastettiğim. Ayrı
coğrafyalarda da olsak, ayrı mekanlarda da bulunsak aynı uykuyu uyumak,
aynı rüyayı görmek…Göz bebekleriyle, beynin arasında gidip gelmek,
kalbindeki uykuya dalmak istiyorum.

Ve uyandığımda keşke gerçek olsa diyorum…

Bana bıraktığı Aşk gibi yarım yaşıyorum şu günlerde herşeyi…
Başlayıp da bitiremediğim yazılarım, sonuna kadar gelip de
okuyamadığım kitaplarım, dalgın dalgın yürüdügüm yollarım, son kelime(kelam)sini
bir türlü söylemediğim cümlelerim var.

Her şeyi Aşkımız gibi paramparça yaşıyorum. Sanki bütün dünyam,
dudağımdaki yarım bir öpücüğün tadında artık…Saçmalıyorum, saçma sapan cevaplar veriyorum. Acı veren o
gerçeği, kimselerle paylaşmadıkça da sevdiklerim korkuyor bennden.

Duvar oluyorum bir anda…
Aşamadığım, kimselerin aşmasına izin vermediğim bir duvar!

Ne onu yaşabiliyorum, ne de sevdiklerimle mutlu olabiliyorum.

Hiçbir çözümü olmayan matematik problemi gibi, cevabı olmayan
bir soru gibi beynimi kemiren acıtıcı bir Duygu (Hissiyat) bu…

Acı çektikçe mi yazı yazıyorum, yazdıkça mı acı çekiyorum
bilmiyorum.

Bunca acıya rağmen hala niye mi seviyorum?
O gidince yalnız kalmayacağımı biliyorum, ama onsuz
kalabalıklardan daha büyük bir yalnızlık olamayacağının da farkındayım…