Küçükken annem birisinin kalbini kırarsan, ya da bir hata yaparsan özür dile diye sıkı sıkı tembih ederdi. Öyle olması da gerekir. Eğer bir insan yanlış yapmışsa ya da suçu varsa karşısından özür dilemeli. Fakat engelli insanlara özürlü diyorlar. Merak ediyorum engelli olmak engelli doğmak ya da engelli kalmak hangi kanuna aykırı? Ya da bu insanların kime karşı suçu varda anasının babasının verdiği isimin önüne özürlü mührünü basıyoruz?

İnsan hatayı kendiyle işler. Özrün maksadı karşılıklıdır. Özür iki kişiyle çalışır. Hayatın varlıklarının birazını engel saymış insanların; özrü kimseye değildir. Çünkü karşısında hatasını af ettirecek kimse yoktur. Bulunamazda. Hata doğuştan gelmez, hata kendinden başkasına acı verdiğinde hatadır. Onların acısı kendi iç dünyalarında, bizden daha çok kendilerinde saklı fırtınaları. O zaman kim kimden özür dilemeli? Onlardan yapmadıkları suçtan dolayı, sırf engelleri var diye onları özre mahkum eden biz özür dilemeliyiz. Önce kendimizde başlamalıyız. Hem onların yaşayabileceği bir dünya kuramadığımız için, üstüne birde işin kolayına kaçıp büyüklüğünü onlardan beklediğimiz için.

Bir canı bedeninden ayırmak için bir serçe parmağı yeter, rengiyle kokusuyla kendinden geçiren bir çiçeği ezmek için bir ayak yeter. Kötü kötü bakıp bir yavruyu korkutmak için tek bir göz yeter. Şimdi elin olsa ne olur, ayağın olsa ne olur; şahin gibi görsen neye fayda. Önemli olan neyin nerde olduğu değildir. Önemli olan bedenin sağlamlığı ya da kaç uzva sahip olduğun değildir. Özürlü olan biziz özre mahkum olan biziz. Çünkü olanları nerde kullandığımız ortada. Engellenmemiş insanların nüfusu çok ama çok büyük bir farkla dünyaya hakim. Hakim de dünya o yüzden mi mükemmel, o yüzden mi dünya tamtakır işliyor? Asıl takdiri onlar hak ediyor. Çünkü onlar olmayan her şeyleriyle bizden daha iyi, bizden daha mutlu, bizden kat ve kat daha değer bilerek yaşıyor.

Hayatın kolayına kaçmayı çok iyi beceriyor insanoğlu. Engelleriyle yaşamaya mahkum insanlara bizimle aynı ortamları yaşayacak fırsatlar tanımaktansa; kendi suçumuzu ört pas etmek için özür kancasını taktık onlara. Şimdi biz onlardan ne kadar özür dilesek az ? Çünkü iftira günah, yalancı şahitlik suçtur. Biz suçluyuz. Kabahatleri ve olayla hiç alakası olmayan insanlara suçlu dedik ve yıllarca bu özrün yalancı şahitliğini yaptık. Biz hatası ya da kimseye kabahati olmayan insanlardan özürlü diye bahsedip onları özre iterken ; hem kanunları hem insanlığımızı çiğnedik. Özür diliyorum çünkü sizi zan altında bıraktık, özürlüyüz.
Kendime sorduğumda kalbini kırıp da telafi etmediğim kaç kişi var diye soruyorum. Vicdanım ne kadar rahat acaba sessiz yalnızlığımda. Eminim ki çoğumuz kendimizle kaldığımızda aynı duyguları geçiriyoruzdur aklımızdan. Peki bize hiçbir yanlışı olmayan bu insanlardan neyin özrünü bekliyoruz? Daha kendi içimizdeki zamanın eksiklerini tamamlayamazken; kalkıp hayatı en çok hak eden bu insanların, yolun başında zamanlarını öldürüyoruz. Biz sokakları cansızlarmış gibi kullanırken; bir görme engelli her taşının halini hatırını sorarak geçer o sakakları. Biz milyonlarca kalabalığın sesini öylece duyarken; bir işitme engelli kalabalıkların en deli sessizliğiyle anlaşır.Biz çarçabuk çıkarken en dik bayırları; bir ama o dikliklerin yavaşlığını paylaşır ağır ağır. Biz hep bağırmak çağırmak için tüketirken sesimizi; bir dilsiz hep en iyi dinleyicisidir insanların. Onlar hayatın istediği asıl insanlar. Onlar yaşamanın yağmurunu, güneşini en çok hak edenler. Onlar tükettiğimiz zamanın dilinden anlayan tek efendiler. Onlar zor olanı başaranlar.

Özürlü değil; özlü insanlar. Suçu, kabahati kendinizde arayın. Bir kerede olsa gerçeği görüp yanlışlarımızdan dönelim. İşlediğimiz bu en büyük insanlık suçunun özrünü biz dileyelim. Kaybeden hep biz oluyoruz.


Merdivenler bir kapıdan girmek için dizilir. Asıl özür onları merdivensiz bırakmaktır. Bir kapının arkası huzurlu bir eve de çıkar, bir zindan karanlığına da. Biz hiç çalışmadan, bir şeyler harcamadan sadece bize verilen bu bedenlerle; hiç suçu olmadığından, hatası olmadan onlara verilen engellerinden özürle bahsediyorsak kapılar zindan demektir. Onları hak etmeyi beceremedik; üstüne bir de özür istedik. Şimdi merdivenler kimin, müebbet kimin hakkı?