Size bu ay öyküsünü anlatacağım Neriman Baylan, bir öykü kahramanı değil, bir dünya kahramanıdır. O, Engelliler Dünyası�nın adları bilinmeyen yüzlerce kahramanından biridir. Öyküsünü, onun tanınmasından çok, örnek alınması amacıyla yazıyorum.
Tüm yaşamını Engelliler Dünyası�nda geçirmesine karşın Neriman Baylan, bir engelli değildir. Yıllar önce çocuk felcine yakalanan birbuçuk yaşındaki kızının elinden tutarak, kızıyla birlikte adım atmıştır .Engelliler Dünyasına ve Bir ömür boyu süren savaşımı sonunda, topluma hizmet verebilecek güçte ve düzeyde bir genç kız yetiştirebilme başarısı yanısıra, sevginin gücünü kanıtlayabilme başarısı da göstermiştir.
Oysa doğup, yetiştiği Rodos´ta Türk okulu olmadığı için İtalyan okuluna gitmek zorunda kaldığında düşlerindeki tek başarı, okulunu bir an önce bitirebilmekti. Onbeş yaşının çocukluk ile genç kızlık arasındaki o incecik geçiş çizgisini aşmaya çalıştığı 1949 yılında ailece göç ettikleri Fethiye´de ise, yeni arkadaşlar edinmekten başka bir başarı hedefi yoktu düşlerinde.
Dört yıl sonra evlendim diyor. Eczacı teknisyeniydi eşim. Arka arkaya üç çocuğum dünyaya geldi.
Neriman hanımın düşlerinde de, gözlerinde de, çocuklarını mutlu bir biçimde yetiştirmekten başka bir amaç yoktu.
Fakat, ah o gün diyor ve Yıllardır beyninde kazılı duran o günü, tüm kimliğiyle tane tane anımsıyor:
1965 yılının, 15 Kasımı´ydı o gün...
Dalgalı siyah saçları, kömür gözleriyle evin içinde neşeyle koşturan birbuçuk yaşındaki küçük kızının ateşi o gün birden yükselmişti. Hemen doktora götürdüler.
Gripal enfeksiyon, bu dedi doktor. Pek merak edilecek birşey yok. Bir iki gün içinde geçer dediyse de ailenin içi rahat etmedi. Ertesi gün Muğla´da gittikleri doktor ,Üzgünüm, kızınız çocuk felci dediği zaman neredeyse doktorun tümcesini bile bitirmesini beklemeden çoktan İzmir´e doğru yola çıkmışlardı.
İzmir´de gittikleri Behçet Uz Hastanesi´nde de çocuk felci tanısı konulmuştu.
Onbir gün hastanede kalındı ailecek. Küçük kızın ayaklarına tazyikli su uygulandı, doktorların gösterdikleri egzersizler yaptırıldı, tüm bunlar yapılırken de Neriman Hanım ve eşi gerçeği kabullenmek istemeyerek.
Belki daha sonra iyileşir, bakalım zaman ne gösterecek diyerek acı gerçekle yüzleşmekten kaçıyorlardı.
İyi ama neden çocuk felci aşısı yaptırmamışlardı. Neriman Hanım ,Yıl 1965, o yıllarda çocuk felci aşısı Fethiye´de yoktu ki, illere gönderiliyordu yalnızca. Aslında diğer Çocuklarımın da aşısı yoktu, yani onların sağlam olması, hastalığa yakalanmaması da bir şans diye yanıtladı sorumu.
Hastaneden eve döndükleri zaman Neriman Hanım kızının bir gün yürüyeceği ümidiyle egzersizler yaptırmaktan hiç vazgeçmedi. Hergün kızını sırtında taşıyarak denize, kum banyosuna götürdü. Altı yaşındaki kızının hiç kimseye gereksinim duymadan bir balık gibi yüzebildiğini gördüğü an, kızına yüzme ögretirken derisi soyulan omuzlarının acısını unutup, içi mutlulukla doldu.
Büyük kızın liseye, oğlanın ortaokula başladığı yıl, Neriman Hanım, artık ilkokul çağına gelmiş olan küçük kızını da kucağına alıp Atatürk İlkokulu´nun müdürünün karşısına çıktı. Okul müdürü gözlerini Neriman Hanım´ın gözlerinden kaçırarak Şu an sınıfta boş sıramız yok, 29 Ekim geçtikten sonra gelin dedi.
29 Ekim´in hemen ertesi günü yine Neriman Hanım´ı karşısında bulan müdür bu kez 10 Kasım´dan sonra gelin, hâlâ sıra yok deyince Neriman Hanım isyan ederek Eğer kızımı kucağımda taşımasaydım, engelli olmasaydı ´Sıra yok´ diyecek miydiniz, Müdür Bey, diye sordu.
Okul müdürü ilk kez Neriman Hanım´ın gözlerinin içine bakarak kızını okula almak istemeyişinin gerekçesini açıkladı:
Bir anne 8 ay boyunca kucağında çocuğunu okula getirip götüremez, buna hiçbir kuvvet dayanmaz hanımefendi.
Neriman Hanım, kucağındaki kızına daha bir sevgiyle sarılarak ,Size kızımın kafası gerekli, kafası ve kolları sağlam kızımın, ayakları da ben olacağım, bunu size kanıtlayacağım, Müdür Bey dedi. O ana dek sessizce odada oturan öğretmen Nuri Türk dayanamayarak ,Siz getirin çocuğunuzu ben onu ön sıraya oturtup okutacağım deyince Müdür Bey küçük kızın kaydını yaptı. Yağmur, rüzgar demeden kızını her gün kucağında taşıyıp okula getiren Neriman Hanım, Fethiye Kadınlar Birliği tarafından verilen Yılın Annesi Ödülü´nü kazandı o yıl.
Neriman Hanım kızını yalnızca okula götürüp getirmekle kalmıyor, diğer gereksinimlerini de karşılamak için teneffüslere yetişme telasıyla neredeyse tüm gününü okulda geçiriyordu.
Neriman Hanım bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiyle kızını kucağında okula götürürken, yüzlerinde acıma ifadesi ile Yazık değil mi sana, okutup da ne yapacaksın, bırak evde otursun diyenler oluyordu.
Oysa Neriman Hanım kararlıydı bir kez kızını okutmaya. Böyle konuşanlara,Ben kızıma söz verdim onu okutabildiğim kadar okutacağım ve bir meslek sahibi yapacağım yanıtını veriyordu.
Kızı İlkokul üçüncü sınıftayken yine bir umutla, bu kez Ankara´ya yola çıktı aile. Ankara´da iki ameliyat geçirdikten sonra koltuk değnekleri ile de olsa ilk kez ayakta durabilen kızını gördüğü an Bir çift koltuk değneğinin bile mutluluk anlamına gelebileceğini düşündü Neriman Hanım. O anda dünyanın en mutlu annesiydi. Neriman Hanım, bakım ve tedavi giderlerini karşılamakta zorlanınca evin bütçesine katkıda bulunmak amacıyla 11-12 yaşlarında iki köy kızını evine aldı.
İlçede okula gittikleri sürece onların her türlü bakımlarını üstlendi. Onu asıl mutlu eden kızların bakımları karşılığı aldığı 400 lira değil, onların gelmesiyle birlikte kızının daha da neşeli olmasıydı.
İlkokulu her gün annesinin kucağında okula gelerek bitiren kızı ortaokula başladığı zaman artık koltuk değnekleri ile yanında annesi olmadan da okula gelip gidebiliyordu.
Derslerinde çok başarılı bir öğrenciydi ve o, koltuk değnekleri ile yürümeye çalışırken arkadaşları onun okul kitaplarını severek taşıyorlardı.
Başarıyla bitirilen ortaokulu ticaret lisesi izledi. Liseyi de iyi bir dereceyle bitiren Meral, artık yaşama sevinçle bakan, sürekli bakımlı, yüzünden gülümsemesi eksik olmayan güzel bir genç kızdı. Çünkü an nesi onu yıllarca eşi bulunmaz bir sanat yapıtı gibi işlemiş, ona bakımlı olmayı, yaşama gülümseyerek bakmayı, kendine güvenmeyi öğretmişti. Ana-kız birlikte üstesinden gelemeyecekleri hiçbir sorun olmadığına yürekten inanıyorlardı.
1982 yılında, PTT´ye sınavla engelli memur alınacağını duyan ana-kız ufukta yeni bir zirve görmüşçesine heyecanlanarak sınavın yapılacağı Aydın iline doğru yola çıktılar.
Aydın PTT merkezine geldikleri zaman bir görevli sınavın PTT´de değil, Sabuncuoğlu İşhanı´nda yapılacağını söyledi.Ne farkeder ki� diye düşündü Neriman Hanım, onca yol geldikten sonra bir taksiye binip bulabilirlerdi sınav yerini.
Taksi sürücüsü hâlâ inşaat halinde olan, merdivenleri korkuluksuz, işhanının önünde durduktan sonra 3´üncü kata çıkacaksınız dediği anda gözleri doldu Neriman Hanım´ın. Engelliler için açılan bir sınavın hâlâ inşaat halinde olan bir binanın üçüncü katında yapılmasının ardındaki mantığı anlayamıyordu. Kendisine umutsuz gözlerle bakan kızına sevgiyle gülümseyerek,Biz daha yüksek zirvelere tırmandık seninle, bu üç merdiven bizi yıldıramaz dedi. Kan ter içinde üçüncü kata çıktıkları zaman sınav görevlisine ,Keşke bir camii avlusunda, bir okul bahçesinde yapsaydınız sınavı dedi. Görevli bayan utanç ve sıkıntı ile ,Haklısınız, düşünemedik işte, oldu bir kez diyebildi yalnızca.
Sınav sonucunu bildiren telgrafı aldıkları zaman Neriman Hanım sevinçle, mutlulukla sarıldı kızına. Seksenbeş engellinin katıldığı sınavı üçüncü olarak kazanan kızı, istediği ilde çalışma hakkına da sahip oluyordu böylece. Birlikte çıktıkları en yüksek zirveydi bu.
Neriman Hanım´ın öyküsü bu kadarla da bitmiyor. Ondokuz yıldan buyana Fethiye Postanesi´nde sevilen bir personel olarak görev yapan kızı, beş yıldan buyana kendisi gibi bir engelli ile evli... Neriman Hanım, kızı kendisine ilk kez engelli birisiyle evlenmek istediğini söylediği zaman, birbirlerini daha iyi anlayacaklarını düşünerek sevinmiş.
Sizlere önümüzdeki ay daha yakından tanıtmak istediğim engelli damadının kazandığı madalyalardan söz ederken gözleri gururla ışıldıyor. Engelli kızı ve engelli damadı ile aynı evde yaşayan Neriman Baylan Evimizdeki dört koltuk değneği, evimizin temel direkleri benim için. Yani temeli en sağlam, en dayanıklı ev bizimki diyor gülümseyerek.
Neriman Baylan´ın, Bütün Dünya okurlarına özel olarak söylemek istedikleri de var. Ben şimdi izninizle aranızdan çekileyim ve Neriman Baylan´la sizi başbaşa bırakayım.
İşte size özel olarak söylemek istedikleri:
Ben bir engelli annesi olduğum için asla utanç duymadım. Ama kızımı dört duvar arasına kapatsaydım, okuması için, kendine güven duyması için mücadele etmeseydim, o zaman karşınıza çıkıp iki söz söyleyemeyecek denli utanır, aynada kendi yüzüme bile bakamazdım.
Engelli ya da engelsiz, çocuklarınızı oldukları gibi kabul edin ve sevin. Koltuk değnekleri mutsuzluk demek değildir. Bir kenara saklanmak için değil, başarı için, mücadele için, kendisi ve başkaları için birşeyler yapmak içindir. Ailenizdeki engellilerin de gündüz güneşi, gece ayışığının pırıltılarını görmelerini sağlayın. Herşeyden önce eğitimleri için mücadele edin, karşınıza çıkan güçlükler sizi yıldırmasın, sizin çocuklarınızın da dünyayı ısıtacak sevgiye sahip olduklarını asla unutmayın.