Elektromanyetik İnsan
Dünya ortamında bir araya gelmiş olan şartlarda, yaşam
imkanı bulan insan bedeni (fiziki bedenimiz); biyolojik olarak
çeşitli sistemler, bu sistemleri oluşturan organlar, bu organları
oluşturan hücreler, bu hücreleri oluşturan hücre elemanları,
onları oluşturan aminoasitler, bu aminoasitleri oluşturan genler,
bu genleri oluşturan moleküller, bu molekülleri oluşturan atomlardan ve tüm bunların sistemli düzenli ve uyumlu bir şekilde
çalışmasından meydana gelmiştir.
Bilinen Fizik âlemdeki bilinen Fizik yasalarına göre içinde
yaşadığımız ve bizi oluşturan Evrenimiz, Kuantum Evrenidir.
Kuantum Evreninden kasıt ise ölçebildiğimiz ve adına madde
dediğimiz her şey atomlardan ve bu atomları oluşturan, atom
altı yapılardan oluşmaktadır. Tüm bu atom altı yapılar ve atom
elemanları ise muazzam büyük nükleer (çekirdeğe ait) enerjilere
sahip olup hareket ederler. Her maddenin her atomu, sürekli
hareket içinde olan Elektron ve Protonlardan oluşur. Elektron ve
Protonlar elektrikseldir ve manyetik enerji titreşimleridir.
Farklı atomların farklı büyüklükte enerjileri (güç) ve elektromanyetik alanlara sahiptirler hatta bazılarının durağan elektromanyetik
alanları vardır. Bunlara sıfır elektromanyetik alanlı denir.
Atomik yapısı olan, canlı ve cansız dediğimiz her şey kendisini
çevreleyen bir manyetik enerji alanına sahiptir.Dolayısı ile evrendeki her yapı yani kimyasal maddeler,
biyolojik yapılar farklı farklı elektromanyetik alana sahiptir. Bütün fizik maddeler enerji yayarlar ve aynı zamanda enerji alırlar.
Evrende tüm yapılar birbirlerine enerji verip, enerji alan bir sistemden meydana gelmiştir. Bütün cisimler çeşitli varyasyonlarda
çevresiyle enerji alışverişi içerisindedir. Canlı organizmalar da
çevreyle sürekli bu alışverişi gerçekleştirir. Aynı zamanda canlı
organizmalar kendi bünyeleri içerisinde sürekli bir enerji dönüşümünü de gerçekleştirmektedirler. Canlı maddenin atomları, cansız maddenin atomlarından
daha aktiftir ve titreşimleri daha yüksektir. Bu nedenle ağaçların,
bitkilerin, hayvanların ve insanların manyetik enerji alanları daha
kolay saptanabilir ve görülebilir.
Kristallerin, bitkilerin, hayvanların ve insanların birbirlerinden
farklı titreşimleri olan elektromanyetik alanları vardır.
Bizim yaşamımız biyokimyasal ve biyofiziksel düzeyde sürüp
giden kesintisiz enerji dönüşümleridir. Biyolojik yapıları oluşturan
bu mükemmel organizasyon dışarıdan aldığı materyalleri ihtiyaçlarına göre en uygun biçimde enerjiye dönüştürüp bu enerjiyi en
uygun yerde kullanabilecek şekilde programlanmıştır. Buna insan
bedenide dâhildir. Evrende bir enerji dönüşümü söz konusudur
ve hiçbir şey yok olmaz ancak başka bir şeye dönüşür .
BEYİN VE GIDALAR
Stres dolu bir dünyada yaşıyoruz ve her günkü hayatın üstesinden gelme, hissettiğimiz hali olumsuz etkiliyor. Bazı insanlar
yardım için doktora gidiyorlar, diğerleri de daha az alışılagelmiş
terapileri deniyorlar. Fakat ruh halini arttıran tedavileri bulmak için
olan yer, tamamen farklı bir yer olabilir. Yediğimiz her şey, beyin
kimyamızı değiştirme potansiyeline sahiptir ve bunun sonucunda
da hissettiğimiz hali. Beyin, bedenin geri kalanından ayrıdır ve
o bedeninizin diğer her bölümü gibi sadece ne yediğinizden ve
içtiğinizden etkilenmektedir. Belirli gıda ve belirli gıda türleri,
ilgili bileşenleri kapsarlar ve düşünme ve hissetme şeklinizde
kesinlikle etkiye sahiptirler.
İngiltere’de yapılan bir araştırmada;
Bu ruh hali gıdalarından bir tanesi çok güçlüdür. O, cinayete
karşı mücadelede, gizli bir silah haline gelebilir. Dünyanın pek
çok bölümünde salgınlaşmış bir sokak şiddeti vardır. İngiliz kenti
Bournemouth’da, binlerce insan, barlar ve gece kulüplerine akın
halinde girip çıkarlar, karışıma alkol katarlar ve o, sokak dolaşmaları
ve gürültücü kavgacı davranış için bir formüldür. Bu problemle
yıllardır boğuştuktan sonra, yerel polis ve gece kulübü sahipleri,
çığır açan çözüm buldular; Çikolata. Bar sahipleri ile konuşularak,
müşterilere gecenin sonunda çikolata vermeleri istendi.
Bu şiddeti çözmeye çalışmanın sıra dışı yeni yolu, dünyanın
herhangi bir yerinde, sadece ikinci defa test edilen bir olaydır.
Sabah bir buçukta insanlar eve gitmeye başlarken kapıda çıkanlara çikolata dağıtılıyor. Sonuç % 60 oranında tartışma ve şiddet
içerikli kavgalarda azalma olduğu görülüyor.
Öyleyse, çikolata neden bu etkiye sahip?
Birincisi, o, beyine
enerji hamlesini veren şekerle yüklü. Çikolata, beynin endorfin
hormonu adı verilen kendini iyi hissetme kimyasallarını salgılattıran doğal bileşenleri de içerir. Fakat aslına bakarsak, çikolata
cinayeti durdurabilir mi? İlk sonuçlar çarpıcı. Fakat, çikolatayı sokak çarpışması şiddetinde kullanma, beynin yeni dünyasında,
ruh hali gıdalarında sadece buzdağının görünen kısmıdır.
Yüz milyar beyin hücresi dolayısıyla, özellikle Omega-3 yağ
asitlerine. Onların hücre kaplaması, uzun zincir yağ asitlerinden
oluşmuştur ve siz onları balık vasıtasıyla alırsınız, somon ve ton
gibi, avokadolar ve cevizler ve su da beyninize kritiktir. Hatırlayın, beynin yüzde 80’i sudur. Su kaybettiren herhangi bir şey
onun için kötüdür .Bazı uzmanlar pasta, pilav ve makarna gibi karbonhidratta
zengin tüm gıdaların, bizleri rahatlamış ve mutlu hissettireceğine
inanıyorlar. Fakat balık ve et gibi proteinde zengin gıdalar farklı
bir etkiye sahipler. Onlar, bizleri dikkatli ve odaklanmış hissettiriyorlar. Bu fark, büyük sonuçlara sahip olabilir .
Balık yağı, bu grup için hayret vericidir. Çünkü balık yağı,
içinde, depresyonda olan insanlarda az bulunan,
Omega-3 yağ asitleri denilen birşeye sahiptir. Birkaç çalışmada,
balık yağı almanın, ruh halinizi dengelemeye yardımcı olduğu
keşfedilmiştir. En çok balığı yiyen ülkelerde yaşayan insanlar,
depresyonun en düşük etkisine sahiptirler. Balık, organik sebzeler.
Somon ve makro balığı gibi bedenin kendisinin yapamayacağı yağ
asitlerdir. Ve bu yağ asitleri, beynin pek çok bölgesi için önemli bir
yapı bloğudur. Yağlı balık, beyin yapısını ve nöronları yapmanın
anahtarıdır. Bu nöronlar, aslına bakarsak, depresyonu kaldıran
kimyasalı üretirler ve insanları mutlu ederler. Böylelikle, balık
yağı, beyin için mutlu kimyasalları yapar. Taze gıda ve sebzeler
de beynin, ruh halini arttırmaya yardımcı olan nörotransmitterlere vitaminler ve minerallerle dolular. Ekmek gibi buğday
ürünleri zayiattırlar, çünkü bazı insanlarda depresyona sebep
olabilirler. İngiltere ve Amerika’da çok fazla bu tarz araştırmalar
yapılmış, insan yapısı ve ruh hali araştırmaları sonucu ve psikoloji
enstitülerinin yanında “En İyi Beslenme Enstitüleri Beyin Biyo
Merkez”leri açılmıştır.
BEYNİN ATMOSFERLE OLAN İLİŞKİSİ
Beynin en önemli özelliği ise elektrikle etkileşime açık
olmasıdır. Elektrik kökenlidir! Bu nedenle enerji yayar, enerji
soğurur, ışıkla etkileşime girer. Elektrik devreleri gibi çalışması
nedeniyle de bir baz istasyonunu mantığı gibi çalışabilir. Beynin
bir elektriksel dili mevcuttur diyebiliriz, kaldı ki kas sistemimizdeki sinirsel uyarılara anında sinirsel tepki (etki tepki) verilmesi
bunu destekler niteliktedir. Beyin, insan vücut ağırlığının % 2’sini
oluşturmasına rağmen, vücudun %20 - %25’lik enerjisini kullanmaktadır. Toplam vücut enerjimizin ¼’ü demek oluyor bu! Bu
dev yapı, sanırım yaptığı işlemler göz önüne alınırsa, bu enerjiyi
fazlasıyla hak ediyor.
Bazen gökte bulut yokken, gökyüzünü farklı renkte algılamamızın sebebi, değişik bir psikolojiye girmemiz, güneşten rahatsız
olma, sıcaklıktan etkilenme, renklerden etkilenme, kimyasal
yapımızı biz istemesek de etkileyen fizik kanunlarıdır.
Buna en iyi örnek melatonin hormonudur; melatonin hormonu üzerinde yapılan araştırmalar da melatonin salgılanmasının
ışığa duyarlı olduğu, elektromanyetik dalga yoğunluğunun,
melatonin hormonunu azalttığı, deneysel olarak gösterilmiştir. En
iyi salgılandığı aralık gece (ışığın olmadığı vakit) olup vücuttaki
dengeyi sağlamaktadır.
Bu sadece küçük bir kesit, beyin bunlar dışında atmosferle
ciddi anlamda elektriksel/ısısal etkileşime sahiptir. Örneğin,
soğuk hava, sıcak hava kimyamızı birinci dereceden etkileyen
faktörlerdir. Ayrıca rüzgârlı havalarda, havanın potansiyeli değiştiğinden beynimizi etkilemektedir. Dünyanın/güneşin manyetik
alanı da beynimiz üzerinde büyük etkilere sahiptir. Ayrıca diğer
gezegenler hakkında da pek az şey biliyoruz. Bu gezegenlerin
de, dolaylı ve doğrudan etkileri mevcuttur. Manyetik etki, kütle
çekim etkisi, kozmik etkiler basit örneklerdir. Pekâlâ, ortamın
elektrik iletkenliği ne şekildedir? Bizi ne şekilde etkiler? Şöyle ki, dünya denilen yapı, içerdiği maddeler (demir, bakır vs.) ve
magma itibariyle bir tür mıknatıs gibi davranır. Aynı mıknatısın
iki kutbu gibi bir güney bir kuzey kutbu oluşur. Bu manyetik,
güney kutbundan kuzey kutbuna doğru akan manyetik alan
çizgileri şeklinde kendini gösterir, aynı zamanda insan beynini
diğer gezegenlerin radyasyonundan koruyacaktır.
Bu mantıkla güneşi hesaba katarsak karşımıza inanılmaz
bir mıknatıs çıkacaktır fakat dünyadaki gibi olmayıp dağınık bir
şekildedir, bazı bölgelerde şiddetli, bazı bölgelerde düşük manyetik alana sahip olacaktır. Bunun sebebi, yapısının plazmadan
oluşmasından olabilir. Bu nedenle güneşin manyetik alanı dünyaya
göre kat kat büyük olacaktır. Bunlar dışında, güneşin bu manyetik
alanı dünyayı etkileyecektir (özellikle güneş gören yüzünü). Bu
dünyayı etkiler de, dünyayı oluşturan canlıları etkilemez mi?
Elbette etkileyecektir.
Bu nedenle sıcak havalarda elektrikle (havadaki serbest yükler)
etkileşim daha az olmasına rağmen, bu sefer güneşin radyasyonu
fazla olacaktır. Soğuk havalarda ise hava molekülleri birbirine daha
yakın olacağından iletkenlik artacaktır. Demek ki soğuk havada
elektrikle etkileşimiz daha fazla olacaktır. Buradaki elektrikten
kastım; rüzgârın sürtünme yaparak havada meydana getirdiği
yüklerdir. Yıldırımda yere boşalanlar veya bulutlar arası oluşan
şimşekler buna örnektir. Dahi düşünür Nikola Tesla’yı rahmetle
anmak gerekirse, yağmurların elektrikle ilişkili olabileceğini
düşünmüştür. Bu gün 21.yüzyıl bu konular halen muammadır.
Yüklerin yapısı bile tam anlaşılmış değildir. Neden iter neden
çeker gibi sorular işin içinden çıkılması zor sorulardır.
Bu soruya bilimsel olarak baktığımızda soğuk suyun molekülleri birbirine yakın olduğu için, bünyemize aktarılan elektrik
yükleri daha hızlı olacaktır. İkinci yönü ise, özellikle balıkların
soğuk suda daha leziz olmalarının ve ayrıca bu balıkların hayattayken soğuk suyu tercih etmelerinin sebebi oksijen miktarının
soğuk suda fazla olmasıdır! Nedeni, soğuk suyun oksijen tutma kapasitesinin yüksek olmasıdır. Atmosferdeki iletkenlik artarsa
(soğuk havalarda mesela) beyin daha çok elektrik yükleriyle
temas halinde olacaktır. Bu, bir tür bir deşarj olma halidir veya
etkileşim.
Rüzgâr, yüksek basınçtan düşük basınca akan hava akımıdır.
Rüzgâr estikçe üzerimize etki eden atmosfer basıncı da azalacaktır,
bu da nefes almamızı kolaylaştıracaktır. Hamamlarda nefes alırken
zorlanmanın sebebi de, sıcaklıktan kaynaklanan artı basınçtır.
Hamamlar, aslında bu yönleriyle, solunum sistemini olumsuz
etkiler. Bunun bir sonucu, oksijen almayan beyin zamanla ölür!
Rüzgârın bir diğer etkisi de havada sürtünme yaparak serbest
elektrik yükleri oluşturmaktır. Haliyle, insan rüzgârlı havada
elektrikle yüklenir! Yükseklerde rüzgâr sert estiği için, yükseklerde
elektrik yükü fazla oluşur denilebilir, bu nedenle uçaklarla uçanların (seyahat edenlerin) daha fazla elektrik yüküyle yüklenmesi
demektir. Bu da beynimizi etkileyen bir başka olaydır.
Deniz seviyesi genelde baz alınarak deniz seviyesinden
yukarılara çıkıldıkça basınç azalır, aşağılara inildikçe ise basınç
artar. Hatta çok yükseklerde suyu 50
C kaynatabilirsiniz (normalde 100
C kaynar) Basıncın beyine etkisi, öldürücüdür. Her an
bir atmosferlik basıncı göğüslemekteyiz. Bu da damarlarımızda
akan kanın zorlanarak akması demektir. Çünkü basınç bir kuvvet çeşididir. Birim yüzeye dik etkiyen kuvvet şeklinde formüle
edilmiştir. Basınç = Dik Kuvvet/Yüzey şeklinde basitçe ifade edilir.
Sıvı basıncı ve gaz basıncı da kısmen aynı mantığı içerir. Basınç
arttıkça nefes almakta zorlanırız, bu da beynin yetersiz oksijen
alması anlamına geliyor. Bir diğer etkisi de damarlar üzerinde
ağırlık oluşturduğundan, damarlardaki kan rahat ilerlemiyor
diyebiliriz. Bu da varis şikâyetleri olanlar için ciddi durumdur.
Çünkü basınç arttıkça damarlardaki kan akışı zorlanmaktadır.
Sıcaklığın basıncı arttırdığını düşünürsek, sıcak hava da varisli
hastalar için olumsuzdur. Vücut su kaybeder ki bu beyin için ciddi
anlamda olumsuz bir durumdur. Vücutta azalan su metabolizmayı olumsuz etkiler. Ayrıca sıcaklığın radyasyon etkisi de vardır. Bu
nedenle sıcak ortamlardan mümkün mertebe kaçınmalıdır. Tercih
edilen sıcaklık genelde 22
C bu sıcaklığın altına düşmemek beyin
sağlığı için önemlidir. Çünkü sıcaklık düşünce damarlarda büzülme olacağından kan akışını olumsuz etkiler ki, bu da beynin kan
vasıtasıyla yetersiz besleneceği anlamına gelir. Ayrıca nöronlar
zaten aktif olduklarından elektrik taşıdıklarından, yeteri kadar
ısınmaktalar, üstüne üstlük artı sıcaklık beyin ölümü (nöronların
ölümünü) demektir. Omega 3 yağ asitlerinin de koruyucu etkisi
olduğu bilinmektedir. Yüzümüzün nemli olması da önemlidir.
Çünkü vücut yüzeyimizden sürekli buharlaşma olur.