TEKSAN İnovatif Medikal Ürünler İstanbul, Antalya, Bursa ve Antalya'da
Toplam 10 mesajın 1-10 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    SERAFİM Avatarı

    Gerçek Adı
    Murat
    Üyelik Tarihi
    04.05-2010
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    6.597
    Alınan Beğeniler
    1.220
    Verilen Beğeniler
    2.100

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    İnsan genomu projesi tamamlanmış, DNA’nın şifresi birkaç yıl önce tamamen çözülmüştür. İnsan bedeninin taslak projesini okuyabilmek için gerekli tüm araç ve becerilere artık sahibiz. Önceleri, genetik kodun deşifre edilmesinin yaşamın gizini çözeceğine inanmıştık. Oysa yaşam o kadar basit değilmiş; bunu gün geçtikçe daha iyi anlıyoruz. Üzerinde çalıştıkça, tek bir hücrenin bile ne denli karmaşık bir yapı olduğunun farkına varıyoruz. Kırk yıldan uzun bir süredir yaşam bilimle uğraşıyorum. Bu sürenin yarısı genetik araştırmalara adanmıştır.
    Sizinle paylaşmak istediğim belli başlı iki nokta var. Bunlardan ilki; genlerimizin değişmez olmayıp, çeşitli etkenlere göre değişebildikleri gibi kayda değer bir keşif. Dünyada eksikliklerinden, örneğin spora yetenekleri olmamasından ötürü anne ve babalarını suçlayan kim bilir kaç insan vardır? Kalıtımın bireysel özellik ve yetenekleri etkilediği doğrudur ama, özelliklerin genetik olarak aktarılabilmelerine karşın, genlerin işlevlerini değiştirebilen “açma/kapama” anahtarlarına sâhip oldukları da bir gerçektir.
    Araştırma yaparken ve yaşarken gözlediğim kadarıyla, farklı bir çevreye girmek iyi genleri harekete geçirmekte ve insanın içindeki gizil gücü serbest bırakmaktadır. Araştırmalar, düşünce tarzımızın genlerimizi harekete geçirebileceğini göstermektedir.
    ikinci olarak; bir bilim insanının etrafımızdaki bunca harika şeyi mümkün kılanın ne olduğu hakkındaki görüşleri ortaya konmaktadır. Hayatımın çalışmasının odak noktası, hipertansiyonu yöneten enzim-hormon sistemi ve bu sistemle ilgili genler olmuştur. Ancak, birçok yetenekli bilim insanının yaklaşık yüz yıldır yürütmekte olduğu kapsamlı araştırmalara rağmen, sırf bu konuda bile hâlâ bilinmeyen pek çok şey vardır.
    Dünyamızın ahenginin arkasında daha “büyük” bir şey olmalıdır. Birçokları bu kavramı “Tanrı” sözcüğüyle tanımlamayı tercih ederler. Bir bilim insanı olarak ben, onu “Büyük bir şey” olarak adlandırıyorum. Gözle görülemez ve diğer duyularımızla da kolayca algılanamaz olmasına karşın, yaşam bilimleri alanında çalıştığım için ben onun varlığının kuvvetle farkındayım. Genetik şifrenin kırılması gerçekten de olağanüstü bir becerinin sergilenmesidir ama, daha olağanüstü bir şey varsa o da bu şifrenin genlerimizde yazılı olduğudur. Biliyoruz ki yazan biz değiliz, ama bu şifre rasgele yazılmış bir şey de değildir.
    Bilinmezi bilmeye, anlaşılmazı anlamaya çabalamak insanın doğasında vardır. “Yeni ne var?” sorusu; bilim insanın, evrimleşmenin bilimin kaderi olduğunu anlatan bitmeyen nakaratıdır. Doğamızda var olan bu merak etme hali değişime uğramadığı sürece, bilim de ilerlemeye devam edecektir.
    İnsan klonları meselesinde tartışma yaratan temel nokta; teknoloji değil, insanın açgözlülüğüdür. İşi nereye kadar götürmeliyiz? Sâdece istediğiniz için kendinizin bir kopyasını yaratmanız, ahlaka uygun bir davranış mıdır? Bilim ve teknoloji bunu mümkün kılmaktadır ancak, kararı verecek olan insandır ve bu karar bencilce çıkarlara dayanabilmektedir.
    Bundan yirmi yıl önce olumlu düşüncelerin genleri harekete geçirebileceklerini söyleme cesaretini gösterseydim; “bilimsel olmadığım” için şiddetle eleştirilirdim. Ama, zihinsel güç üzerindeki görüşlerimi paylaşan bilim insanlarının sayısı giderek artmaktadır.
    Zihnin beden sağlığıyla ilişkisi olmadığı gibi yanlış bir algılamaya son vermek zorundayız.
    Japonca’sı 200.000’in üzerinde satmış olan bu kitabın İngilizce’sini okuyacakların düşüncelerini sabırsızlıkla bekliyorum. Kazuo Murakami
    GİRİŞ
    “Gen”lerin ne olduğu konusunda eskilere dayanan bir fikrimiz olmakla birlikte, aslında onlar hakkında pek az şey bilmekteyiz. “Kalıtsal” terimi, bundan 20-30 yıl öncesine kadar, “kader” ya da “alınyazısı” ile neredeyse eş anlamlıydı. Bir kuşaktan diğerine aktarılan özellikler değiştirilemez olarak görülmekteydi. “Bu kalıtsal bir durum, yapabileceğiniz hiçbir şey yok” şeklinde cümleler, kaçınılmaz olana karşı savaşmanın ne kadar beyhude olduğunun ifadesiydi. Örneğin, insanlar; müzik konusunda yetenekli anne babalardan doğan çocuğa da aynı yeteneğin bahşedilmiş olacağını, şeker hastası bir ana-babanın çocuklarının bu hastalığa yakalanma riskinin yüksek olduğunu var sayıyorlardı.
    Ruhsal travmaların genlerimiz üzerindeki etkileri-diğer bir deyişle, gen ve zihin arasındaki bağlantı-ilgi çekmeye başladı ve bu ilgi gelecekte de sürecek.
    Etrafımızdaki dünyada olup biten sayısız olay böyle bir bağlantının varlığına işaret etmektedir. Örneğin, yaşanan ağır bir şok, kişinin saçlarını bir günde ağartabilmektedir. Bunun aksi bir örnek de, kanser hastalığının son döneminde olan ve birkaç ay ancak yaşayabileceği düşünülen bir kişinin altı ay, bir yıl, belki de uzun yıllar boyu yaşayabilmesidir. Ömründe hiç sigara içmemiş bir insan akciğer kanserine yakalanabilmekte, öte yandan günde yüz tane sigara için bir kişi son derece sağlıklı olabilmektedir. Çok fazla tuz almak tansiyon yüksekliğine yol açar, oysa tuzlu yiyecekleri seven bir kişinin kan basıncı gayet normal seyredebilmektedir.
    Eğer bilgi birikimi daha iyi bir hayat sürmemize katkıda bulunuyorsa, bundan şimdi yararlanmalıyız. Bu kitabı yazarken kafamda olan amaç buydu; genlerle ilgili çalışmalarımdan öğrendiğim faydalı ve büyüleyici bilgileri sizinle paylaşmak istedim.
    Genetik şifre mucizesi
    Genler, hücre bölünmesini ve belirleyici özelliklerin ana babadan çocuğa aktarımını sağlamalarına ek olarak; çok daha dolaysız işlevleri hiç durmaksızın yerine getirirler. Örneğin, beyinde biriken dile ilişkin bilgileri su yüzüne çıkarmakta son derece önemli bir rol oynayan genlerimiz olmasaydı, konuşamazdık. Eşyaları kaldırmak, piyano çalmak ya da herhangi bir eylemi yapabilmek için onların aracılığı gerekir. Domuz ya da dana eti yediğimizde bu hayvanlara dönüşmememizi de genlere borçluyuz. Genler, gündelik hayatımızın tahmin ettiğimizden de fazla içindedir.
    Bir çocuk için yetmiş trilyon gen kombinasyonu olasılığı vardır. Dolayısıyla, güzel bir kadınla zeki bir adamın evliliğinden her zaman yakışıklı bir dahi doğmaz. Bir zamanlar, kendisinin güzelliğini ve yazarın zekasını alacak bir çocuk sahibi olmak isteyen güzel bir aktristin, George Bernard Shaw’a evlenme teklif ettiği söylentisi meşhurdu. Alaycılığıyla tanınan oyun yazarı teklife, “Ya çocuğumuz sizin beyninizle benim görünüşümü alırsa?” diye cevap vermişti.
    Yaşam bilimleri alanında yaşamın gizlerini birer birer çözmemize olanak veren önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Buna rağmen, Nobel ödüllü kişilerden oluşan bir takım bile, bir tek bakteri olsun yaratamaz. Yoktan var etmek bizim sâhip olduğumuz yetileri aşar.

    Birçok insan, son derece kibirli bir düşünce tarzıyla, “bebek yapma” yı basit bir işmiş gibi düşünürler. Oysa bizim bu işte oynadığımız bütün rol; bir yaşamın oluşmasına olanak tanımak ve dünyaya geldikten sonra da ona büyümesi için gerekli besini sağlamaktan ibarettir. Çocuklar, yaşamın oya gibi işlenmiş ilkelerine göre, doğal olarak büyürler.
    Artık, klon koyunlarımız ve maymunlarımız var, insan ceninini laboratuvarda kopyalamayı da başardık. İlk klon koyunun; Dolly’nin doğumu gerçekten de tarihsel bir olaydı. Dolly, yetişkin bir koyunun memesinden rasgele alınmış, üretkenliği olmayan bir hücreden, koçun hiçbir katkısı olmaksızın oluşturulmuştu.
    Bu demektir ki; insan vücudunun herhangi bir yerinden alınacak herhangi bir hücreden genetik kopya üretilmesi, teorik olarak mümkündür. Genel olarak, döllenmiş yumurtanın “birey” olma kabiliyeti vardır. Bu, hücre bölünmesi sonucu bağımsız bir organizmanın ortaya çıkacağı anlamına gelmektedir.
    Dolly olgusunda, içinde DNA bulunan hücre çekirdeği çıkarılarak başka bir koyunun yumurta hücresinin içine konulmuş ve yumurta bir “taşıyıcı anne”ye yerleştirilmişti. Döllenmemiş yumurta, dışarıdan elektroşok gibi uyarıcılar verilmesi sonucu, tıpkı döllenmiş bir hücre gibi bölünme yeteneğini yeniden kazandı.
    İnsanlar bağlamında bakıldığında, klonlama, iki erkeğin genlerinden bir çocuk üretebileceğimiz anlamına gelmektedir. Bu ayrıca, gebelikle uğraşmak istemeyen bir meslek kadınının da çocuk sahibi olabilmesi demektir. Teknolojik olarak, böyle olanaklar artık elimizin altındadır.
    “Genler bağlamında düşünerek” yararlı genlerinizi harekete geçirin
    Japonca’da “hastalık zihinden ileri gelir” diye bir özdeyiş vardır. Başka bir ifadeyle, düşünce tarzımız bizi hasta edebilir ya da tam aksine, iyileşmemize yardımcı olur. İnanıyorum ki, bu saptama tam da genlerin işin içine girdiği yerdir.
    Düşündüklerimiz genlerimizin işleyişini etkiler, hastalanmamıza ya da iyileşmemize yol açar. Hâttâ bâzı bilim insanları, genlerimizin ve işleyişlerinin mutlu bir yaşam sürüp sürmeyeceğimizi belirlediğine bile inanmaktadırlar.
    Mutluluğu yöneten genler, herkesin içinde gizlidir, sâdece devreye alınmayı beklerler.
    Bilebildiğimiz kadarıyla; genlerimizin yalnızca %5-10’luk bir bölümü gerçek anlamda çalışmaktadır. Diğerlerinin ne yaptığı henüz meçhuldür. Diğer bir deyişle, genlerimizin çoğu eylemsiz haldedir.
    Olumlu bir tutum içinde ve coşku dolu, zindeysek; yaşam kolay akar. Ben buna “genleri açık tutarak yaşamak” ya da “genler bağlamında düşünmek” diyorum.
    Nasıl çalıştığı henüz tam anlamıyla anlaşılamamış olmakla birlikte; günümüzde yaygın olarak benimsenen “pozitif düşünce” kavramının bu ilkeyle bağlantı olduğu düşünülebilir. Tarihin akışını değiştiren birçok insan olumlu tutum içindeydi.
    Önemli olan şey; mümkün olan en fazla sayıda zararlı geni “kapamak” ve yararlı genleri harekete geçirerek size hizmet etmelerini sağlamaktır. Bunu başarmanın anahtarıysa düşünce tarzınızdır.
    YAŞAMIN GİZLERİNİ ÇÖZMEK
    Hücrenin yapısını basitçe açıklayayım. Her hücrenin ortasında, zarla kaplı bir çekirdek bulunur ve genler bu çekirdek içinde yer alır. Eğer oluşumunuzu en başından izleyebilseydiniz, hayata tek bir hücre (döllenmiş bir yumurta) olarak başladığınızı görürdünüz. Döllenmiş yumurta ikiye bölünür. Ortaya çıkan iki yumurta dörde, dört sekize, sekiz on altıya bölünür ve bu bölünme böylece sürüp gider. Sürecin bir yerlerinde hücreler başkalaşım göstermeye ve özel işlevler yüklenmeye başlar. Bazıları el olur, bazıları bacak, bir kısmı da beyin ve karaciğeri oluşturur. Doğum vakti gelip bebek üç trilyona yakın sayıda hücreye sâhip oluncaya kadar, dokuz ay boyunca anne karnında bölünmeye devam ederler.
    Hücre çekirdeği, içinde deoksiribonükleik asidi, yâni “DNA”yı, “gen” dediğimiz maddeyi barındırır. DNA, iki sarmaldan oluşur. Sarmalların yüzeyinde “A”, “T”, “C” ve “G” kısaltmalarıyla ifâde edilen moleküller vardır. İşte bizim genetik şifremiz budur ve bu şifrenin yaşam için gerekli tüm bilgiyi içinde bulundurduğu düşünülmektedir. Hayatımız, kelimenin tam anlamıyla DNA’larımızda kayıtlı olan, uçsuz bucaksız bilgiye bağlıdır.

    Tek bir gende kayıtlı bilginin, bedenimizde bulunan altmış trilyondan fazla hücrenin her birinde kayıtlı bilgiyle birebir aynı olduğu gerçeği; bedenin herhangi bir kısmından alınacak herhangi bir hücrenin yeni bir insan yaratmak için kullanılabileceğini ifâde etmektedir. Ancak burada önemli bir soru ortaya çıkmaktadır: Eğer yaşamak için gerekli bilgiler insan vücudunun her bir hücresinde bulunuyorsa, nasıl oluyor da tırnak hücrelerimiz sâdece tırnağa, saç hücrelerimiz de saça dönüşüyor?
    Öyle inanılmaktadır ki; tırnak hücrelerimizdeki genler “tırnak modu”na ayarlanmış ve diğer olasılıkların hepsinin düğmeleri kapatılmıştır.
    Hücre çekirdeğindeki genler, içlerinde ucu bucağı bulunamayacak miktarda bilgi depolar. Bu bilgilerin arasında genlerin belli durumlarda nasıl çalışacağına ve çalışmayı ne zaman durduracağına ilişkin talimat da vardır. Genetikçiler bunu “açma/kapama mekanizması” diye adlandırırlar. Sayıları neredeyse sonsuzmuş gibi görünen genler ne zaman devreye girer, ne zaman devreden çıkar? Bazıları, yaşamın belli dönemlerinin sonunda harekete geçer. Ergenlik çağında göğüslerin büyümesi, sakalların uzaması buna iyi bir örnektir.
    Genlerimizde ne gibi bir şifre yazılıdır?
    Size genlerimizin işleyişini ana hatlarıyla anlatayım. Genlerin içerdiği bilgi hazinesi, hücrelerimizde bulunan ‘DNA’da kodlanmıştır. Burada bir benzetme yapmıyor, gerçek durumu anlatıyorum.
    Bundan elli yıl kadar önce çok önemli bir keşif yapılmıştı: Canlıların tümü aynı genetik şifreyi kullanıyordu.
    Bütün canlı varlıkların esası hücredir, hücrenin işlevini genler belirler ve genler ortak ilkeler doğrultusunda çalışır. İnsanların bitki ve ağaçlarla kaplı bir ortamda kendilerini huzur ve sükun içinde hissetmelerinin ya da kedi, köpek gibi hayvanlara yakınlık duymalarının nedeni belki de budur. Her şey aslında aynı kaynaktan gelme olduğuna göre, hepimiz birbirimizle bağlantılıyız.
    Üç milyarın üzerinde “kimyasal harf”ten oluşan genetik şifremiz; ağırlığı gramın 200 milyarda biri, genişliği ise milimetrenin 500.000’de biri olan, iki mikroskobik sarmal üzerinde yazılıdır. Ancak, sarmalların açık boyu üç metreyi bulmaktadır.
    Bir milimetre çapında bir kabloyu boylamasına yüz parçaya bölmeniz mümkün olsaydı, “püf” dediğinizde dağılıp gidecek incelikte şeritler ortaya çıkardı. Ama bu şeritler yine de, bir DNA şeridinin 5000 katı kalınlıkta olurdu. Boyutun ne kadar küçük olduğunu anlayabilmek için, dünya üzerindeki altı milyar insanın her birinin DNA’larını bir araya getirdiğinizi düşünün. Bunca DNA’nın ağırlığı, yalnızca bir pirinç tanesinin ağırlığına eşittir. Genler dünyası işte bu denli küçüktür.
    Genlerimizde kayıtlı olan ve “genetik bilgi” olarak adlandırılan bilgi; üç milyar kimyasal harfe eşdeğerdir ve basılmaya kalkılsa, her biri biner sayfalık üç bin cilt oluşturur.
    İnsanoğlu gibi karmaşık bir canlı organizmanın yapısının, yalnızca dört âdet harfle yazılabilen bilgiler tarafından belirleniyor olması şaşırtıcı bir durumdur. Ancak bundan daha da şaşırtıcı olan bir şey vardır ki o da; minicik mikroplardan son derece kompleks hayvanlara kadar, bütün canlıların temel genetik yapılarının birbirinin tıpa tıp aynısı olmasıdır. Hâttâ, insan genlerinin %90’ından fazlası bitki genleriyle tıpa tıp aynıdır. Küf ya da koli basili gibi tek hücreli organizmalar, altmış trilyondan fazla hücresi olan insanoğluyla aynı temel ilkeler doğrultusunda çalışır.Genetik şifre, protein yapımı için verilen bir dizi talimattır. Protein de tıpkı su gibi, vücudumuzun en önemli öğelerinden biridir. Protein, sâdece bedenin yapısal öğesi olmakla kalmaz; bedenimizin içinde süregelen kimyasal tepkimeler için gerekli olan enzimlerin yapısında da bulunur. Bir başka deyişle; protein “yaşam” dediğimiz olgunun temelidir.
    Proteinler yirmi farklı amino asitten oluşur. Ortaya çıkan proteinin türü, bu amino asitlerin birleşimlerine bağlıdır. DNA, yirmi farklı amino asidin üretim ve dizilimini yöneten talimatları içerir.
    Olayı biraz daha sadeleştirmek için; her hücrede bir kütüphane bulunduğunu düşünün. Hücrelerden biri bir şey yapmak istediği zaman kütüphaneye gider, bir kitap açarak yapacağı şeyin ne olduğunu ve ne zaman, nasıl yapılacağını öğrenir. Sonra da talimatı öğrendiği gibi uygulamaya başlar. Burada kitap genlerimiz, yâni DNA, kitabın içinde yazılı olanlar da gen bilgileridir.
    Hangi proteinin ne kadar üretileceği kararı, genlerimize aittir. Bu iş için kullanılan girdi, amino asitlerdir. Vücudumuz, yirmi tip amino asitten on ikisini üretebilir. Geri kalan sekizinin dış kaynaklardan temin edilmesi gerekmektedir ve bunlar “Esansiyel amino asitler” olarak adlandırılır. Proteinler, amino asitlerin belli bileşimleridir. Diğer canlıların, örneğin domuz ya da ineklerde bulunan amino asitlerin bileşimi insanlarda bulunan amino asitlerden farklıdır. Bu yüzden, vücudumuz yediğimiz domuz ya da dana etini önce amino asitlere ayırır; sonra da genlerimizin talimatını izleyerek, bu amino asitlerle kemiklerimiz, kaslarımız, derimiz ve organlarımız için gerekli proteinleri sentezler.
    İçimizde sürüp giden kimyasal tepkimeler
    Birçok insan, genlerin yalnızca ana-babadan çocuğa geçtiği, gündelik hayatta ise fazla bir işlevi olmadığı gibi yanlış bir anlayışa sahiptir. Bu anlayışın gerçekle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Genler yaşantımızın her dakikasında, her saniyesinde eylem içindedir. Eylemleri sona erseydi, bizler anında ölürdük.
    Kaza ya da yangın gibi acil durumlarda, kaldırılması olanaksız eşyaları kaldırabilen kişiler olduğunu eminim duymuşsunuzdur. Normalde elli kiloyu ancak kaldırabilecek biri, ansızın yüz kiloyu yükleniverir.
    İlk gereklilik enerjidir. Acil bir durumda, o zamana kadar hücreye elli kiloyu kaldırmaya yetecek kadar enerji üretmesini emretmiş olan genler, enerjinin iki katına çıkarılmasını buyurur. Aslında her bir yaşam süreci, belli bir durumla uğraşmaya yönelik kimyasal tepkimelerin sonucudur. “Yaşamak” bu anlama gelir.

    Enzimlerin çarpıcı bir özellikleri, yalnızca belli maddelerle bağ yapmalarıdır. Tıpkı kilit ve anahtar gibi, enzimin de karşılığı önceden belirlenmiştir. “A” enzimi “a” ile, “B” enzimi “b” ile bağ yapar. Enzimler karşılıklarını seçerken hiç yanılmazlar ve böylece her bir hücrenin içinde binlerce tepkimenin aynı anda yürümesi mümkün olur.
    Enzimlerin bir diğer belirleyici özelliği de hızdır.
    Nişasta kendi haline bırakıldığında, aradan bir yıl geçse de yine nişasta olarak kalır. Ancak, sindirim sistemine girdiği an, birkaç saat içinde birçok kimyasal tepkimeden geçerek enerji açığa çıkarır. Kimyasal tepkimeler, vücudumuzda dış dünyada hayal bile edilemeyecek bir hızla yürür

  2. #2
    Üye
    MeTePe Avatarı

    Gerçek Adı
    Hastalık Sormayın
    Üyelik Tarihi
    24.02-2010
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Ankara
    Mesaj
    8.835
    Alınan Beğeniler
    2.415
    Verilen Beğeniler
    865
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    Çok güzel bilgiler var yazıda... okunmasını tavsiye ederim... Ama bazı yanlışlar da var. Örneğin "tırnak hücresi" diye bir şey yoktur. Tırnaklar keratinden ve ölü hücrelerden oluşur.

    İnsanoğlu gibi karmaşık bir canlı organizmanın yapısının, yalnızca dört âdet harfle yazılabilen bilgiler tarafından belirleniyor olması şaşırtıcı bir durumdur.
    Bunda da şaşılacak bir durum yok... Bugün kullandığımız milyonlarca maharetli bilgisayar programı da aslında 2 harften (rakamdan) oluşur. SIFIR ve BİR!

  3. #3
    Üye
    SERAFİM Avatarı

    Gerçek Adı
    Murat
    Üyelik Tarihi
    04.05-2010
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    6.597
    Alınan Beğeniler
    1.220
    Verilen Beğeniler
    2.100

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: MeTePe Mesajı Gör
    Çok güzel bilgiler var yazıda... okunmasını tavsiye ederim... Ama bazı yanlışlar da var. Örneğin "tırnak hücresi" diye bir şey yoktur. Tırnaklar keratinden ve ölü hücrelerden oluşur.



    Bunda da şaşılacak bir durum yok... Bugün kullandığımız milyonlarca maharetli bilgisayar programı da aslında 2 harften (rakamdan) oluşur. SIFIR ve BİR!
    Burada belki kitabın çeviri hatası olabilir , yani tırnakları değilde tırnak hücresi diye tırnakların çıkış noktasını kastetmiş olabilir .
    @MeTePe , japon bilimadamının bile yanlışını buldun , müthiş iyi bir gözlemcisin .

  4. #4
    Üye
    MeTePe Avatarı

    Gerçek Adı
    Hastalık Sormayın
    Üyelik Tarihi
    24.02-2010
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Ankara
    Mesaj
    8.835
    Alınan Beğeniler
    2.415
    Verilen Beğeniler
    865
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    Yazarların genellikle yazılarını daha ilgi çekici hale getirmek için çeşitli teşbihler yapmalarını anlayabiliyorum. Ancak bu benzetme veya bilgiler "gerçek bilgi" niteliği taşımıyorsa bana anlamsız ve yanlış geliyor...

    Geçenlerde bir başka yerde vardı. Dünyadaki tüm canlıların DNA'larını uçuca eklersek milyonlarca km ediyor diye... Bu ilginç bir söylem olabilir ama bir bilgi değil.. Evrendeki tüm atomları uçuca eklersek de milyarlarca km eder ama bir anlamı var mı?

    O yüzden, iyi bir popüler bilim okuyucusu olarak kişisel düşüncem bu tür kitaplarda gereksiz bilgi ve yönlendirmelerden uzak durulması gerektiğidir. Dört nükleotid ile bir canlının tüm yapı planının kodlanmış olması çok da ilginç bir bilgi değildir. Dediğim gibi, bir yazılım sadece 2 rakamdan oluşur. Ama bu 2 rakamla sonsuza kadar olan tüm sayıları ifade edebilirsin.

    Tüm bunlara rağmen yazıyı beğendim. Güzel bir anlatımı var ve güzel bilgiler içeriyor. Ufak tefek hataları da görmezden gelebiliriz.

  5. #5
    Üye
    (ben) Avatarı

    Üyelik Tarihi
    28.12-2018
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Karaman
    Mesaj
    3.882
    Alınan Beğeniler
    530
    Verilen Beğeniler
    41

    Zaten Değerlendirdiniz! 1
    Hem hücre degil dediniz hemde ölü hücrelerdir bu gafı görmezden gelmiyorum.

  6. #6
    Üye
    MeTePe Avatarı

    Gerçek Adı
    Hastalık Sormayın
    Üyelik Tarihi
    24.02-2010
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Ankara
    Mesaj
    8.835
    Alınan Beğeniler
    2.415
    Verilen Beğeniler
    865
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 1
    Peki...

  7. #7
    Üye
    SERAFİM Avatarı

    Gerçek Adı
    Murat
    Üyelik Tarihi
    04.05-2010
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    6.597
    Alınan Beğeniler
    1.220
    Verilen Beğeniler
    2.100

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: MeTePe Mesajı Gör
    Peki...
    @Aybala kardeşim ilk defa @MeTePe nin birine peki dediğini duydum O

    Olay olay olay

  8. #8
    Üye
    (ben) Avatarı

    Üyelik Tarihi
    28.12-2018
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Karaman
    Mesaj
    3.882
    Alınan Beğeniler
    530
    Verilen Beğeniler
    41

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    Bilerek yaptı bunu Dr. Bu durumda madem ölü hücre parmagımızdaki kemikleri nasıl uzuyor, canlı ise keserken canımız niye acımıyor.

  9. #9
    Üye
    MeTePe Avatarı

    Gerçek Adı
    Hastalık Sormayın
    Üyelik Tarihi
    24.02-2010
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Ankara
    Mesaj
    8.835
    Alınan Beğeniler
    2.415
    Verilen Beğeniler
    865
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 1
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Aybala Mesajı Gör
    madem ölü hücre parmagımızdaki kemikleri nasıl uzuyor,
    Kemik?

    Kemik canlı dokudur.

    Tırnak, saç gibi dokular keratin plakların üstüste birikmesiyle oluşur. Yani tırnak kökü dediğimiz yerde hücreler ölüp keratin alttan biriktikçe tırnağı ileri doğru iter. Saç da aynı şekildedir. Ayağında nasır oluşması da aşağı yukarı aynı şekildedir.

    Bunlar canlı doku olmadığı ve sinir hücresi barındırmadığı için keserken canın acımaz.

    Kemik ise canlı dokudur. Kesilirse dünyayı inletirsin.

  10. #10
    Üye
    (ben) Avatarı

    Üyelik Tarihi
    28.12-2018
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Karaman
    Mesaj
    3.882
    Alınan Beğeniler
    530
    Verilen Beğeniler
    41

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Sağolun, asıl konu sarafrm, in yazısını. Beğenmekle birlikte.
    Ufak tefek hataları da görmezden gelebiliriz. Dediniz. Buna karşılık sarafime sizde bir jest yapmak için bir fırsat verdiniz, bu gafı da ben bulunca plan bozuldu.
    Bunu sarafim m bulmalıydı ve onun size dediği müthiş bir gözlemcisin sözüne karşı sende benim hatamı buldun sende iyi bir okuyucunun diyip yapılan iltifata kayıtsız kalmamıs olacaktınız kusura bakmayın. Sabah sabah cok konuştum