Vivian birkaç gündür huzursuzdu. Bir iç sıkıntısı yaşıyordu. Üç gün önce derste öğretmeni Çin Seddini anlatmış ve sed hakkında resimler göstermişti. Orayı gidip görmek için, derin bir merak oluşmuştu. İşte şimdi okuldan gelmiş ve akşam olmuştu. Yarın tatildi. Annesine, babasına olanları anlattı. Onlar, olur, yarın gideriz kızım, deyince dünyalar Vivian'ın oldu. Ellerini çırptı ve annesine, babasına sevgiyle sarıldı.

Ertesi gün sabah kahvaltısından sonra yola çıktılar. Çok değil, iki saatlik bir yolculuktan sonra sede vardılar. Çin Seddi, büyük ve görkemliydi. Gezmekle, dolaşmakla bitecek gibi değildi. İnsan yapısı olarak uzaydan görülen tek eserdi. Vivian'a göre, bu sed dünyada barışın simgesi olmalıydı. Dünya insanları dili, dini, milliyeti ne olursa olsun birbirlerine sevgiyle, hoşgörüyle bakmalıydı. İnsanı insan olduğu için, sevmek gerekti. Ülkeleri yönetenler anlaşamıyor diye düşman olmak gerekmezdi. Madem anlaşamıyorlar çıksınlar orta yere hesaplaşsınlardı. Bu, milletlerin değil, onların sorunuydu.

Konu hakkında düşüncesini açıklayan Vivian anne ve babasından kocaman birer aferin aldı.

Annesi: " Gördün mü babası, Vivian büyümüş de küçülmüş sanki," dedi.

Bunun üzerine babası: " Ne küçülmesi, hanım? O zaten fikirde, düşüncede önderdi. Ben bunu birkaç yıldır fark ediyordum da kimselere söyleyememiştim. Gelişimi yavaşlar diye korkuyordum. Bugün bu korkum kayboldu. Şimdi dünyaya haykırmak istiyorum: Bekleyin Vivian Geliyor.