Toplam 2 mesajın 1-2 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    geyikhane Avatarı

    Gerçek Adı
    berikn yaşar
    Üyelik Tarihi
    08.05-2014
    Son Giriş
    12.02-2016
    Saat
    07:02
    Yaşadığı Yer
    amed
    Mesaj
    1
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Ünlü Şairlerden Cezaevi Şiirleri - Hapishane Şiirleri



    ozan.deniz.saritop.56 - Ünlü Şairlerden Cezaevi Şiirleri - Hapishane Şiirleri


    Kızıl Slogan

    -Yalnızlık nöbetleşe bir devriye voltasında-
    Eksilen-eksilten umutların
    Zamana karşı duran bekçisiyim ben
    Seni, pencereden içeri vuran
    Deli bir rüzgardan dinlerim bazen
    Ve düşünürüm seni
    Seni, ahhh... seni
    Yanan cigarada
    Susarak, susayarak
    Bu mapushane gecelerinde...

    Ozan Deniz Sarıtop


    * * * * * *


    Dar Mapuslara Çekilirim

    Süngüye çekilirim
    Dar mapuslara
    Çırılçıplak düşlerimle
    Akşama
    Dar vakte kadar
    Sigara dümanına
    Bırakırım mahzunluğumu

    Artık vakit yaklaşır
    Kara bir örtü gibi
    Çekilir üzerime gök
    Garip olur saksıda çay çiçeği
    Canıma uzar
    Canıma uzar burukluğu

    Kutu içinde beş ranza
    Beş ranza içinde mezar çukuru
    Can sızlar
    Uzanırım içine ölümüne
    Azap melekleri gelir
    Açar defterini geçen zamanın
    Ve okunur künyem

    Önce kimliğim bocalanır
    Sonra doğduğum yer
    Ve menkıbem
    Sancılanır yürek
    Ayrılıklar geçilir önüme
    El vermeden hasretlik
    Komadan nabızlara namussuzluk
    Sevdam sevdam bulutlar getirir
    Yağmurlar yağdırır gözlerimden

    Kutu içinde beş ranza
    Beş ranza içinde mezar çukuru
    Soğur geceleri
    Üşür fidelerim
    Payımda yoksun bir bahar
    Tutunamıyorum salkımlarına
    Parmaklıklarına penceremde boy veren
    Benzi tedirgin ışığa...

    Ozan Deniz Sarıtop


    * * * * * *


    Tutuklu

    Tutsak olacağını bilerek
    yine bu sabah
    demirparmaklıktan içeri
    usulca sızdı
    güneş

    Yasaklanınca görüş gününde
    çiçek getirilmesi
    arka duvarın dibine
    sarmaşık tohumu
    ekmiş annem

    Oysa el bile
    sallayamamıştım ona
    kuyrukta saatlerce bekleyip
    doldurduğu içme suyunu
    dökerken ardıma

    Sunay Akın


    * * * * * *


    Hapishane Şiirleri

    Çok şeyim oldu bu yaşa kadar:
    Söğütten atım oldu,
    askerde mavzerim;
    Bunlardan başka daha nelerim!
    Kerhaneden dostum oldu,
    Hapsanede postum oldu;
    Ben sonuncusunu severim.

    Niyazi Akıncıoğlu


    * * * * * *


    ahmedarif - Ünlü Şairlerden Cezaevi Şiirleri - Hapishane Şiirleri

    İçerde

    Haberin var mı taş duvar?
    Demir kapı, kör pencere,
    Yastığım, ranzam, zincirim,
    Uğruna ölümlere gidip geldiğim,
    Zulamdaki mahzun resim,
    Haberin var mı?
    Görüşmecim, yeşil soğan göndermiş,
    Karanfil kokuyor cıgaram
    Dağlarına bahar gelmiş memleketimin...

    Ahmed Arif


    * * * * * *


    Tesbih

    Bir dost ve kardeş eliyle işlenmiş
    Boncuktan bir tesbih armağan geldi bana.
    Göz nuru dökülmüş, özenilmiş,
    İçten bir selam gibi insandan insana.

    Değerini arttıran bu armağanın
    Bir hapishaneden bir başka hapishaneye gelmesiydi
    Şiirde böyle bir şey olmalı diye düşündüm:
    En acımasız günde de savunabilmek inceliği.

    Ataol Behramoğlu


    * * * * * *


    Bi Sen Eksiktin Ayışığı

    Bileklerimizi morartmış yeni Alman kelepçeleri.
    Otobüsün kaloriferleri bozuldu Kaman'dan sonra,
    Sekiz saat oluyor karbonatlı bir çay bile içemedik,
    Başımızda perensip sahibi bir başçavuş,
    Niğde üzerinden Adana Cezaevine gidiyoruz...

    Bi sen eksiktin ayışığı
    Gümüş bir tüy dikmek için manzaraya!

    Can Yücel


    * * * * * *


    Piraye İçin Yazılmış: Saat 21-22 Şiirleri


    Ne güzel şey hatırlamak seni :
    ölüm ve zafer haberleri içinden,
    hapiste
    ve yaşım kırkı geçmiş iken...

    Ne güzel şey hatırlamak seni :
    bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
    ve saçlarında
    vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının...
    İçimde ikinci bir insan gibidir
    seni sevmek saadeti...
    Parmakların ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının,
    güneşli bir rahatlık
    ve etin daveti :
    kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
    sıcak
    koyu bir karanlık...

    Ne güzel şey hatırlamak seni,
    yazmak sana dair,
    hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek :
    filânca gün, falanca yerde söylediğin söz,
    kendisi değil
    edasındaki dünya...

    Ne güzel şey hatırlamak seni.
    Sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine :
    bir çekmece
    bir yüzük,
    ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
    Ve hemen
    fırlayarak yerimden
    penceremde demirlere yapışarak
    hürriyetin sütbeyaz maviliğine
    sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...

    Ne güzel şey hatırlamak seni :
    ölüm ve zafer haberleri içinden,
    hapiste
    ve yaşım kırkı geçmiş iken...

    Nazım Hikmett


    * * * * * *


    Mapushane Düşünceler

    1

    Hani bir dışarda olsam,
    hep yürürüm, durmam.
    Benimle beraber yürür
    gökyüzü, toprak,
    hürriyet, benimle beraber.
    Gökyüzü, toprak ve hürriyet,
    ne güzel şeyler.

    Hani bir dışarda olsam,
    belki günlerce, uyumam.
    Sabahları yok artık o kahpe uyanışım.

    Duvarda kaldı gözlerim.
    Dalmışım.

    2

    Şöyle karşı karşıya oturup
    seninle rakı içmek istiyor canım.
    Deniz güzeldir bu anda,
    gökyüzü güzel.
    Bilmem, sen ne dersin?
    Düşün bir kere,
    sanki bütün sıkıntılardan uzak,
    bir bulut üstündesin.
    Göğsünü kurular elleriyle
    sarışın bir çocuk,
    denizden yeni çıkmış,
    gözleri pırıl pırıl,
    sırtında su taneleri.
    Olmuş bir elma rengindedir şimdi ufuk.
    Bilirsin elbet,
    içerken cesur değilim,
    fakat korkmam.
    Ama burda ceur olmak lazım her akşam.

    3

    Vakti çoktan geçti
    kirazla dutun.
    Şimdi kavun, karpuz mevsimidir.
    Yemiş'teyim.
    Kavun, karpuz oraya
    kocaman mavnalarla gelir,
    birinin "Kudret" yazar üstünde,
    birinin "Kaplan".
    Köprü ancak beş dakika çeker oradan.

    Şimdi kavun, karpuz mevsimidir.
    Ne kalabalıktır o Yemiş!

    Boş ver bakalım Yemiş'e,
    bursa benim üzerimden mevsimler
    tarih gibi geçmiş!

    A. Kadir


    * * * * * *


    Kardeşim Aylardır Hapiste


    Acımı duyurabilmek için
    Uykusuz

    Susuz
    Öylece
    Durabilirim.
    Acımı duyurabilmek için
    Sevgisiz
    Anısız
    Kaskatı olabilirim
    Ve durup dört yol ağzında
    Durdurup gelip geçenleri
    Kendi halinde
    Yaşayıp gidenleri
    Tutup yakalarından
    Haykırabilirim
    Nefesim
    Bitene dek
    Bütün gücümle
    Haykırabilirim
    Bütün dünyaya.

    Kardeşim
    Hapiste
    Kardeşim
    Aylardır hapiste.
    Kardeşim
    Dövüldü orada.

    İyi ve güzel şeyler dışında
    Hiçbir şey taşımayan
    Ve sadece bir insan varlığına değil
    Yaşayan
    Yaşayamayan
    Bütün varlıklara
    Bir ota
    Bir taşa
    Sevgiyle
    İlgiyle
    Dolu beyni
    Orada
    Sarsıldı elektrikle
    İnce bedeni
    Tekmelendi

    Acımı duyurabilmek için
    Çıldırabilirim
    Acımı duyurabilmek için
    Zehirle doldurabilirim
    Yazdığım her şiiri
    Nefretle
    Gözyaşıyla
    Korkunç bir sevgiyle

    Kardeşim
    Aylardır hapiste
    En güzeli
    Tanıdığım insanların
    En katıksızı
    En pırlantası.
    Ona sevgilisini
    Kucaklamak yasak.
    - Bir zamanlar el ele tutuşup
    Harikulade güzel
    Şeyler konuştukları
    O kızı –
    Ona özgürce
    Dolaşmak yasak.
    - Bir tay kadar
    Hareketliyken kalbi-
    O artık
    Kitap okuyamayacak.
    -Sindirdiği gözle görülürdü
    Alnında terler birikerek
    Hummalı
    Bir tutkuyla
    Devirdiği kitapları-

    Biz özgürlüğün
    Güzel günlerin
    Savaşçıları
    Aydınlığın
    İyiliğin
    Bize eziyet
    Ediyorlar bugün
    Ama halkımız
    Aynı acıların
    Bin katını
    Yaşamıyor mu sanki

    Biz özgürlüğün
    Güzel günlerin
    Savaşçıları
    Bize eziyet ediyorlar bugün
    Ama bu
    Şiirimize
    Biraz daha çelik
    Katılacak demektir
    Biraz daha karar
    Ve zafer umudu

    Kardeşim
    Aylardır hapiste
    Ve yıllarca sürebilir bu
    Çünkü o halkının omuz başına
    Koydu omuzunu

    Ataol Behramoğlu


    * * * * * *

    Af

    duvar duvar duvar
    sana ne desem ki ah
    incitmeden gözlerini mahkûmun
    her taşını kırmalı bir bir
    gerisi laf-ü güzaf

    Nevzat Çelik


    * * * * * *


    Sevdadır

    Göğü kucaklayıp getirdim sana
    kokla
    açılırsın

    solmuşsun
    benzin sararmış
    yorgun bir işçinin yüzüne benziyor yüzün
    öyle bükük bakma bana

    çam kolonyası getirdim sana
    kentli dağlıların haklı sevdasını
    bolu ormanlarından çarpan bir koku
    sanki köroğlunun ter kokusu
    aman kokusu, billah kokusu
    canlarım, canım benim

    üzme kendini bu kadar
    sana umudu öğretmeyenlerin suçu mu var
    bak yer yüzü ne kadar geniş
    ne kadar dar

    Dur
    akıtma gönlüm yaşını
    gözünden öpecek bir yer bırak
    oy bana en yakın
    bana en uzak
    sevgili yar
    Hasretine vur beni

    Giyecek çamaşır getirdim sana
    adettir diye değil, sevdim diyedir
    bağişla, eski biraz
    bedenim uygundur diye bedenine
    elimle yıkadım, ütüledim
    elma ağacında kuruttum

    Günler sarmal bir yay gibi
    bunu unutma
    Bahar annemizin yemenisindeki solgun çiçektir
    bunu unutma
    Seni ben her yerinden öperim
    beni unutma

    kadere inansaydım
    sana inanırdım
    Düşürmem sigaramın ucundaki külü ben

    öyle kırık bakma bana
    Caddeler nasıl da genişliyor
    sana bunu söyleyecektim
    Bileyli bir makas vardı yanımda
    sana bunu söyleyecektim
    Hadi kes büyüyen tırnaklarındaki kiri
    sana bunu...
    Oyy nasıl söyleyebilirim
    deliren sevdamızın kısrak huyunu

    Elimi tut
    tuttururlar, o kadarına izin verirler
    kahreden bir ayrılığın çılgınlığı değil bu
    Bir isyanın kelepçeleşmiş resmidir parmaklarımız

    sen içerde
    Ben dışarda...
    Oyyy mahpusluk mahpusluk...

    Arkadaş Z. Özger


    * * * * * *


    Yatar Bursa Kalesinde

    Sevdalınız komünisttir,
    on yıldan beri hapistir,
    yatar Bursa kalesinde.

    Hapis ammâ, zincirini kırmış yatar,
    en âlâ mertebeye ermiş yatar,
    yatar Bursa kalesinde.

    Memleket toprağındadır kökü,
    Bedreddin gibi taşır yükü,
    yatar Bursa kalesinde.

    Yüreği delinip batmadan,
    şarkısı tükenip bitmeden,
    cennetini kaybetmeden,
    yatar Bursa kalesinde.

    Nazım Hikmet


    * * * * * *

    Sekiz

    Bugün Ondokuz Mayıs,
    Mayısın ondokuzu!
    Sen ey Türk ülkemizin geleceği,
    Ulusumuzun gözbebeği,
    Sen ey demirparmaklıklarda barfiks yapan,
    Ranzalarda parende atan
    Sportmen ve kahraman Türk Gençliği,
    Önünde senin bütün Kilit-bahirler açık,
    Ama herzaman Samsun’a çıkılmaz a,
    Bu sabah da avluda volta atmaya çık!

    Can Yücel


    * * * * * *


    Bugün Pazar


    "Bugün pazar.
    Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
    Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak
    bu kadar mavi
    bu kadar geniş olduğuna
    şaşarak
    kımıldamadan durdum.

    Sonra saygıyla toprağa oturdum,
    dayadım sırtımı duvara.
    Bu anda ne düşmek dalgalara,
    bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
    Toprak,güneş ve ben
    Bahtiyarım..."

    Nazım Hikmet


    * * * * * *

    Geldiniz

    geldiniz
    ne güzeldiniz
    kuşlar gibi şakıdınız çocuklar

    gelirsiniz açık görüş
    gidersiniz dünya gider

    geldiniz
    bir saate sığdırdık her şeyi
    ellerimizi gözlerimizi sözlerimizi
    çabuk ve aceleci

    ve gittiniz
    gözlerim peşinizden koştu
    kesip çıkarıldı yüreğim sanki
    kanım kilitlere aktı
    hasret ne ki

    Ersin Ergün


    * * * * * *


    Çile

    Bizim hiç bir hürriyetimiz yok,
    Hiç bir hürriyetimiz,
    Ne çalışmak, ne konuşmak, ne sevişmek,
    Sen orda bağrına bas dur en büyük çileyi,
    Ben burda en büyük çileyi doldurayım,
    Ekmeğe muhtaç, hürriyete muhtaç, sana muhtaç.
    Sen orda dalından koparılmış bir zerdali gibi dur,
    Ben burda zerdalisiz bir dal gibi durayım.

    A. Kadir


    * * * * * *


    Görüş Günü

    Bu gün görüş günümüz
    Dost kardeş bir arada
    Telden tele
    Mendil salla el salla
    Merhaba

    İzin olsun hapisane içinde
    Seni
    Senden sormalara doyamam
    Yarım döner cigaramın ateşi
    Gitme dayanamam

    Enver Gökçe

    * * * * * *

    Ayrılık Saati

    İşte geldi yine ayrılığın saati
    Ah durdurabilsem akan zamanı
    Birazdan gidecek belki hiç göremem
    Söyleyebildiğim tek şey nasılsın

    Oysa daha değmedi gözlerimiz bile
    Kaldım tel örgülerde
    Acılar, anılar ve günlerimiz
    Kaldı tel örgülerde
    Götürdüler beni

    Behçet Aysan


    * * * * * *


    Mahpushane

    Demir parmaklıklarda
    Üç kelime konuştuk:
    Paran var mı? dedim.
    Sorma!
    Alıştık,
    Kuru ekmek de yerim dedi.

    O,
    Dışarıdayken,
    Ağaçları,
    Kuşları,
    Çiçekleri,
    Ne kadar severdi.

    Bazı geceler dinliyormuş
    Şehirden gelen uğultuları.
    Yahu! diyor,
    Her gece rüyamda görüyorum dostları.

    Gündüzleri bahçede geziyor
    Ve seyrediyormuş
    Güneşi,
    Masmavi bulutları.

    Kendisi yıkıyormuş
    Çamaşırlarını,
    Yemek tasını
    101 seneye mahkum prangalıyla;
    Beraber söylüyormuş
    Kazımım şarkısını.

    Fethi Giray


    * * * * * *


    Sakın ha

    'sabiha bu adamlar beni alıp götürecek
    sakın ha ağlamanı istemiyorum
    soracakları varmış yıllardır sorarlar
    anlaşılan bu sorgu daha yıllarca sürecek
    ilk götürülüşümü bak hatırlıyorum
    sendikaya yazıldığım günlerdi sanıyorum
    otomobil farlarına yağmur yağıyordu
    cıgaram ıslanmış sokaklar nedense dar
    bu defa aksi gibi zilzurna ilkbahar
    çoçuğa bir şey söyleme sabiha belli olmaz
    sakın ha ağlamanı istemiyorum
    bakarsın çabuk biter akşama evdeyim
    uzayacak olursa git hüseyin'i bul
    eli kızıl kanda olsa bizi bırakmaz
    çantamı hazırlarsın pijamam terliklerim
    izin verirlerse seni de beklerim
    hani bir gülümsemen vardır sanki istanbul
    gözlerin gözlerimi bulur bulmaz
    içimde bütün şehir atlı karınca gibi
    döner ha döner ışık renk ve pul
    hay allah bu ilkbahar beni öldürecek
    rüzgardaki kokular dudaklarımdaki tuz
    bu adamlar sabiha beni alıp götürecek
    günlerden cuma sabah saat dokuz
    sakın ha ağlamanı istemiyorum
    paran var mı yok mu bilemiyorum
    al şu yüz lirayı yanında bulunsun
    yüz de bana kalıyor varımız yoğumuz
    çocuğa bir şeyler al onunla avunsun
    beyler ben hazırım haydi gidiyoruz
    sabiha unutma seni bekliyorum'

    Attila İlhan


    * * * * * *

    Görüşmeci

    Bakıyorum onların yüzüne,
    ölümden önceki bir pazartesi;
    ne coşkuyu geri çeviren yılgınlık,
    ne zamanı kollayan ürperti,
    çizmişler kavgayı yüreklerine.

    Gökte güvercinlerin bıraktığı
    kanat seslerinden daha kıvrak,
    daha yoğun, görkemli düşüncelerden,
    verilen yargıdan daha güçlü
    bir umutla işlemişler yarını.

    Aşmışlar dalgalarını işkence denizinin,
    durgun gözlerinde iki su kabarcığı;
    acılardan geçmişler, bunca sınavdan.
    Öyle bir kıyıya varmış ki artık
    ölüm elde edemez inançlarını.

    Bakıyorum onların yüzüne,
    ne yenilmiş, ne eylem yorgunu,
    yeşerttiği incecik tohumlar ülkemin;
    incecik bir güneşle, ama direnç dolu,
    kabukları arasından gelecek günlerin.

    Kemal Özer


    * * * * * *


    Hapishane Şarkısı -5-

    Başın öne eğilmesin
    Aldırma gönül, aldırma
    Ağladığın duyulmasın,
    Aldırma gönül, aldırma

    Dışarda deli dalgalar
    Gelip duvarları yalar;
    Seni bu sesler oyalar,
    Aldırma gönül, aldırma

    Görmesen bile denizi,
    Yukarıya çevir gözü:
    Deniz gibidir gökyüzü;
    Aldırma gönül, aldırma

    Dertlerin kalkınca şaha
    Bir küfür yolla Allaha
    Görecek günler var daha;
    Aldırma gönül, aldırma

    Kurşun ata ata biter
    Yollar gide gide biter;
    Ceza yata yata biter;
    Aldırma gönül, aldırma

    Sabahattin Ali

  2. #2
    Üye
    geyikhane Avatarı

    Gerçek Adı
    berikn yaşar
    Üyelik Tarihi
    08.05-2014
    Son Giriş
    12.02-2016
    Saat
    07:02
    Yaşadığı Yer
    amed
    Mesaj
    1
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Hapishane Şarkısı 1

    göklerde kartal gibiydim
    kanatlarımdan vuruldum
    mor çiçekli dal gibiydim
    bahar vaktinde kırıldım

    yar olmadı bana devir
    her günüm bir başka zehir
    hapishanelerde demir
    parmaklıklara sarıldım

    coşkundum pınarlar gibi
    sarhoştum rüzgarlar gibi
    ihtiyar çınarlar gibi
    bir gün içinde devrildim

    ekmeğim bahtımdan katı
    bahtım düşmanımdan kötü
    böyle kepaze hayatı
    sürüklemekten yoruldum

    kimseye soramadığım
    doyunca saramadığım
    görmesem duramadığım
    nazlı yarimden ayrıldım

    Sabahattin Ali

    Sabahattin Ali - Ünlü Şairlerden Cezaevi Şiirleri - Hapishane Şiirleri

    Sebahattin Ali

    Cezaevi Sözleri - Hapishane Sözleri

    * * * * * *

    Müebbet Türküsü

    I
    önce kol sonra sürgü sonra anahtar açılır kapı
    itilirim sırtımdan ben ebedi kiracı kesilmiş hükmüm
    önce sürgü sonra kol sonra anahtar kapanır kapı
    bir ömür boyu diri diri içmek için gövdemi
    dolanır bacaklarıma balçık gibi ağır bir karanlık
    çırpınsam küçücük pencerede çifte çapraz parmaklık
    üstünde yüzüme örtülür binlerce kare demirörgü
    her karesinde oyulmuş bir göz gibi kanar gökyüzü
    batan güneşim kapının önünde kıpkızıl asılırım biran
    ranzam tavana ranzam yere ranzam göğsüme çakılı
    kımıldasam göğsüm boydan boya yırtılacak sanki
    duvarlarını üstüme yıkacak hücrem adım atsam
    adım atsam apansız kurşun değdi kanadına kuşun
    tutun beni önüm berbat uçurum bu kimin sesi
    bırak torbanı atlas'a ödüldür gökkubbeyi taşımak
    düş kırıklığına salan salsın gözlerini bırak
    ranzanda yatak yatakta düşlerin dağınık kalsın
    yürü delikanlım beton altında toprak uyansın
    duvarı duvara vur ateş gibi bir ıslık tuttur
    yürü a benim deli gönlüm yürü kesilmiş hükmün
    II
    şarkılar türküler skeçler camdan cama gülücükler
    -olur böyle şeyler takma kafanı yatarız be-
    gecede ay mı var alttan alta katılaşan bir şey
    olur böyle şeyler takmıyorum kafamı yatarız be..
    biter havalandırma eğlentisi de gecenin bir yerinde
    son sigaranın ateşi kararır dostlar uykuya varır
    gece sefası bu mevsim açar mı gecede ay mı vardı
    idamdan müebbete düştüm müebbetten hücreme
    belki sıcaktı şubat gece karla başladı fakat
    en güzel yüzünü resminin yüreğime ters kapadım
    kırdım belleğimin bütün sırrı dökük aynalarını
    ranzam soğuk ranzam ayaz ranzam kar
    altımda demir üstümde ışık yanımda duvar
    üşür ellerim sensiz ellerim öksüz ellerim
    nerde portakal bahçesi kadar sıcak memelerin
    dönerim gene duvar gene soğuk gene ayaz
    düşlerim seni almaz düşlerime müebbetim sığmaz
    bir dal fesleğen taksan da saçlarına yorulursun
    güneşi yatırsalar koynuma ısınamam
    bir yerine vardım ki gecenin sen yoksun
    III
    bir yerine vardım ki gecenin sen yoksun
    sen yüreğimin dağlarında sakladığım kaçak kız
    seni sunuyor kar yüklü dallarıyla çam ağaçları
    kimliğin bende saklı uzanıp alsam alnın apak
    gece balçık gibi yapışıyor ellerime saat kaç
    tende yaşanmayacak aşkımız anladım tenimde isyan
    yorgunum ranzama uzansam gözlerimi kapatsam
    bir daha açmasam beni bu kapkara suskunluk
    beni öldürecek diyorum avaz avaz düşüyorum
    asama dikse anam kapımızdan balkona tırmansa
    akçamların kokusunu sen saçlarından savursan
    üç yanı sırılsıklam ülkem gibi hep acı dalgalara dirensen
    yanağından mutlu bir damlanın yuvarlandığını görsem
    kar da eridi çamur sonra yağmur sokaklar çıplak
    asfalt makadam bulvar ayaklarda o bildik bıçak acısı
    haki gömleğinden bir düğme aç ellerimden üşüyorum
    şafakları yunus çıkarsa ağlarından balıkçılar beter ağlar
    dudaklarında uzayan sigara külü martı kanatları ve türkü:
    bir dal fesleğen taksan da saçlarına yorulursun
    bulaşıyor dilime beni ağzınla sustur susturacaksan
    IV
    sabah oldu beni ağzınla sustur susturacaksan
    gazeteyle uzatıldı mazgaldan dürülmüş bir yangın gibi
    korkunç acılarıyla ellerime on üç yıl öncesinin vietnam'ı
    pirinç tarlaları bambu evleri insanları yani kavgaları
    1972 trag bang köyü ve temmuz güneşi
    ve yankee ve napalm yani ölüm bulutları
    yapışıyor sırtlarına çocukların çocukların bacakları tutuk
    çığlıkları var fakat ağızlarında boylarından büyük
    ilkokul çağında saçı kara çığlığı yangın küçücük kızın
    bant çekmişler göbeğinin altına ne ayıp ne yasak
    kaçıyor o güzelim çocuk bütün insanlığıyla çıplak
    elinden tutmalı göğsüme basmalı göğsümde soluklandırmalıyım
    benim de gözlerim yanaklarıma doğru çekilmeli acıdan
    ağzımı kulaklarıma dek yırtarcasına haykırmalıyım
    payıma düşeni almalıyım yedi milyon ton bombadan
    işte ben her acıda böyle sırılsıklam şaşkınım
    haykırılmış her çığlık burda benim ağzımı yakıyor
    durma kanıyor acılarım gövdemin neresine dokunsam
    kaldırmadan demir parmaklığı insanla insan arasından
    canım sevgilim ben bu yaraları kabuk bağlatmam
    V
    alnım parmaklığa gömülü alnımda tarifsiz hasret
    dörtbir yanım idam dörtbir yanımda türküleşen müebbet
    ne bir yıldız kayar üstünden ne bir çiçek açar
    hücreler burada susuz kör kuyulara benzer
    her bahar duvara koşar da sarmaşıklar yaz biter
    yorulur sonunda salkım saçak dal budak ağaçlar
    gözlerimi içime çevirmesem gözlerim duvarda kurur
    bir an büyüse suskunluk kulaklarıma kurşun akar
    belki bu yüzden yüreğimde tepesi karlı dağlar
    boydan boya karadeniz boydan boya toros
    akdağ karadağ altındağ cudi ağrı canik aras
    vurulup öldüğüm kalkıp çocuklar gibi güldüğüm dağlar
    yakındır eteklerinde dudaklarına özenir kiraz
    ellerin tüfeğinden çözülür göğsüne ılık ılık kan yürür
    dişlerinin arasında apak ilkbahar kardeleni uyanırsın
    tenin buğulanır bilirim dudakların mahmur uykudadır
    kollarını açıp gerinirsin ormanın bütün ağaçlarınca yeşil
    dokunabilsem sana çoğalırdım saçlarınca tel tel
    yüreğimin ırmaklarını aykırı akıtıyorum dağlara doğru
    süzülüp gelsen suda bir papatya kadar güzel
    VI
    saçlarını yastık yapıp yatıyorsun öyle düşünüyorum
    yorgan diye geceyi dört mevsim üstüne çekiyorsun
    yaprak düşer ay düşer yıldız düşer kar düşer
    kurşun düşer üstüne bomba ölüm ayrılık düşer
    apansız sena düşer aklıma beni ağzınla sustur
    göğsü isyan göğsü ateş göğsü tomur tomur
    sena onaltı yaşının heyacanını tarar aynada
    çıplacık boynu.. el-boruk dağlarında israil konvoyu
    kıvrılır yılan gibi.. nazi fırınlarından sarı yıldız uyanır
    aynada gözlerini bırakır gözleri iki yüz kilo bomba
    içine 504 peugeot'nun büsbütün bir kinle oturur
    kanatlanır avına sena mehdillah şii müslüman kız
    sedir ağaçları değil yanan köyleri geçer iki yanından
    hükmünü okur benim ülkemde filizkıran fırtınası
    dalların acısı gelir hücremde beni bulur
    konvoy patır cizze arasında durur.. sena atmaca
    sena nisan dalları gibisin sena sena
    fünye fitil ateş.. sena dur ama durma..
    gövdesinin dört katı ağır bombayla patlar güzelim kız
    beni ağzınla sustur susturacaksan
    VII
    bu türkü hiç bitmeyecek karanlık sular akıyor içime
    her dizesi bir fırtına belki soluğum yetmeyecek
    korkarım teninden avuçladığım buğu uçup gidecek
    yastığım sımsıkı yastıkta aralanmıyor dudakların
    kış üşümesiyle durma sırtını dönüyor yatağım
    bir yangından çıkmışım tepeden tırnağa yanık
    çekip almışım bir çocuğu çığlığı bende kalmış
    yana yana dost kapılardan yüzgeri olmuşum
    su dökenimi aramışım inatla beni ağzınla sustur
    beni suskunluk kapkara suskunluk öldürecek beni
    sesi türkümün sesi sağanak yağmurları isterim
    dur altına sen de sağalır belki ateşi gövdemin
    duvarla başladı duvarla mı bitecek türküm
    şu dağlar eteği kuşatma tepesi karlı dağlar
    şu okul şu sokak şu ev şu ağaç şu bulvar
    düşünüyorum da sanki bir varmış bir yokmuş
    benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş
    sesli konuş dışarda kalmasın çiçek yüklü dallarıyla bahar
    balçık gecelerden balçık gecelere çıkıyorum
    ayaydınlık sabahlara bir de sana inanıyorum
    VIII
    benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş
    söyle ben türkü söylerken sıkı bassınlar yere
    yağmurlu bulutları tepelerinde taşısınlar söyle
    benim gecelerim tepeleme ısırganotu sevgilim
    dur durak yok bana bu bahar akşamlarından
    toprak deniz ve kadın kokularıyla dövüyor da kapımı
    bir karası aşıyor duvarı kahrolası karanlık
    kibriti çakılmış sigarayım nerede dudakların
    barut dumanıyla islenmiş belki kararmış saçların
    çekincesiz yıkanırsın deli çılgın akan sularda
    sular hırçın sular arsız ben ellerimle yapayalnız
    kovalanmışım çocukça düşlerimden taşa tutulmuşum
    balıkları oltada bir deniz gibi ayağa kalkmışım
    delikanlıyım yıldızsız gecelerde düşlerine kıran girmiş
    sensiz kupkuru bir dalım güneşin gözüne batan
    grevsiz işçiyim de ocağı tütmeyen evim
    öğretmenim diline sözcük sözcük yasak vurulmuş
    çocuğum elinde bir balon bulut bir dolu umut
    benekli balonlarım sonra bir varmış bir yokmuş
    benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş
    IX
    türkü söylüyoruz tahliyecinin ardından nedense yanık
    yanık birşeyler kokuyor havada ağlamak istiyorum
    ateş hattından çıkmışım beni ağzınla sustur
    tam bir hafta aralıksız dövmüşler barikatı
    kanlı upuzun bırakmışım üç arkadaşımı yorgunum
    yürürken şarapnel parçası düşüyor göğsümden
    çekilen ilk dişimmiş gibi alıp cebime koyuyorum
    daha otuzbir dişim var katıla katıla gülüyorum
    yaranı avuçlarıma ver ateş hattından çıkmışım
    yitiyor nöbetçi kulesi ellerim kopuyor parmaklıktan
    nerede susuzluğun bir yudum su kaldı mataramda
    ağzımda senin dudakların bir varmış bir yokmuş
    duvarın dibinde kurt köpekleri ve bolivyalı çavuş
    guevera'nın sırt çantasında neruda kahkahası
    ve ezbere okuduğun bizim şairlerimiz geliyor aklıma
    salt bizim işimizmiş gibi şaşıp kalmışım
    felâket yakışırmış meğer onlara da ölmek
    çınar dediğin de gün gelir devrilirmiş usulca
    anımsa ne derdik aramızda ona hadi anımsa
    a. kadir amca a. kadir amca a. kadir amca
    X
    benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş
    söyle ben türkü söylerken sıkı bassınlar yere
    yağmurlu bulutları tepelerinde taşısınlar söyle
    ben yokum okulda fabrikada sokakta sen yoksun
    her adımda bir pusu her pusuda bir sevinç asılı
    kapılar kapalı pencerelerin perdeleri aralanmaz
    çocukların oyuntaşı parçalanır camlarda gülmeler açmaz
    ardına kapının süpürgeyle kurum yığar bir kadın
    öğrenciler başka işçiler başka bir başka ülkem
    sen neredesin insan kardeşim nerede neredeyim ben
    hücremin değil evinin duvarında bitiyor voltam
    buz gibi titriyor sırtıyla duvara sırtımı dayasam
    adımlarımı sayıyor bir iki üç... aklı karışıyor
    gün biter mi ay biter mi mevsim yıl biter mi
    duvardan duvara ömür biter mi şaşıp kalıyor
    kapısını açsa kapıma çıkacak ödü kopuyor
    işte bu insan kardeşimin ölümcül korkusu bu işte
    ağır mahkumum düşüyorum bütün uçurumları
    yüreğinin kayalıklarında yeşertemedi henüz bana bir dal
    paramparça parmaklarım korkusunu sıçrıyor uykusunda
    XI
    insan yaralarım kanadı beni ağzınla sustur
    yaralarım kanamasa gözlerim duvarda kurur
    kör sağır suskunlukları dipsiz düşüyorum
    ayırdına varmadan dibini çekiyorlar uçurumun
    beni dipsizlik kapkara dipsizlik öldürecek beni
    sözüm kurşun hasretim kurşun kurtuluşum
    açsana gülün yaprağını uçsana kanadını kuşun
    sevmesi sevişmek değil gülmesi gülüşmek
    çocuğunun saçlarını okşuyor elleri dalgın elleri uzak
    yasaklarca çalışıp konuşup yaşıyor yasaklarca
    hah desem unutup büyük ellerini kaçacak
    kaçacak ardında madeni sesler bırakarak
    keşif kolları çıkar inadına yasak ateşler yak
    kuşatmalar da kuşatılır bir yerde haber uçur
    alınıp satılabilen bir ülkenin müebbetiyim ben
    türküm duvarla türküm yangınla sürüp gidecek
    gencim delifişek gözlerim bir çift kara tüfek
    bütün umutlar menzilimde belki kızıyorlar sözlerime
    henüz bir avuç insan kardeşimi gördüm fakat
    şaşırmadan ellerini dimdik bakabilirken gözlerime
    XII
    benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş
    çoğalmasın yangın sesli konuş güzelim insan
    adın bende gizli gölgen takibinde helikopterin
    her gece koşar gelirsin düşlerimin çekimine kapılıp
    kent dağa kavuşur ellerim ellerini bulunca
    ellerimiz buluşunca düşlerim gece baskınında
    çam ve ardıç kokularını göğsüme bırakıp
    kopar yürürsün ellerimin şehvetine sarınıp
    yürürsün canımın içi kanatlan çarçabuk
    serçe tedirgini adımların ele vermeden seni..
    kaç mahpus yılı düşlerime girip çıktın
    hep bir umudun allığı düşler ki sınırsız
    düşler ki yazdan kışa uçsuz bucaksız
    düşler ki yaşanan yıllara aykırı..
    kurumasın istemem rüzgârda salınmadık hiçbir dal
    minik ellerin yine kabzasında büyüsün silahın
    devrederken nöbeti fakat bir el değmeli eline
    acı bir bulut gibi taşıma saçlarını seni ülkem bildim
    yorulursun arama arama ellerimi ellerimi unut
    katmer güllerin açtığı dağlardadır aşk ve umut
    XIII
    umudum dağlarca yapraklarca umudum halklarca
    fabrikalar gecekondular.. duyuyorum tıpırtısını varoşların
    daha fazla dayanamaz bu beton bu demir bu plastik
    kolumu uzatınca elini buluyorum yan hücredeki arkadaşın
    eli sıcak elim sıcak sımsıcak umut yaşamak bu
    yaşamak bu diyorum kesip atıyorum karamsar yerlerimi
    ve gülüyorum gül sen de yüzünde güller açsın
    güney afrikalı zencilerin kavgaları erik çiçekleri kadar ak
    biliyorum nice kavgalar verilmekte bana yakın bana uzak
    hücre hücre direniyorum kuşatılsam da sayrılıklarla
    gün gelecek saçlarımın güz savrulması durmuş olacak
    duvarla boğuşmayacak hiçbir düş hiçbir adım hiçbir ayrılık
    ve hiçbir sözcük şiirde bir silah gibi patlamayacak
    ne müthiş bir duygu içerde umudu kıyasıya yaşamak
    çürütülmek ve öldürülmek olasılığı ağır basarken
    mutlu şarkıları ve zafer tarakalarını beklemek
    evet canım gün gelecek nasıl atılmışsam içeri
    öyle diri ve genç aşacağım yıkılan ilk duvarı
    oğlu kızı yitik bütün kadınları anam bileceğim
    sen diye öpeceğim ağzından karşıma çıkan ilk kızı
    XIV
    karşıma ilk çıkan kızı sen diye öpeceğim ağzından
    boynuna doladığım kollarıma ayaz vuracak belki
    soracağım nerde belinin çukuruna dolan saçların
    susturacaksa o kız da ağzıyla sustursun beni..
    direnmenin güzelliği yüzümüzde kış bahar yaz
    çok değişmedik fakat ellerimiz büyüdü azbiraz
    gökyüzünden çalıp yolla uçurtmaları salkım saçak
    ellerimizde çocuk merakı ellerimiz güzel haberlere aç..
    bana ince uçurumlara bakan kar bahar yüklü patikaları anlat
    ki iz sürücüler tıkanıp kalsın sonlarına bakınca o saat
    köylere inişlerinizi bir de bir de kentlere kaçamak
    yün çorapları önemse dağlarda korkarım ayakların donacak..
    ağlamaklı oluyorum ne güzel düşlerken kuşanmış günleri
    kırılacakmış gibi bütün kapalı kapılar bugün yarın
    bayramlık giysilerimle buluyorum kendimi aynada tıraş olurken
    ranzamda uyur uyanık düş denizi geçiyor üzerimden
    alıp getiriyor kovasını küreğini kumdan kale yapan çocukların
    bulutları yıkıyorum saçlarından gözleri nasıl da umut..
    hep umut edeceğiz sevgilim kopacak her yenilgi sonrası
    sustu sanılan yüreğimizde korkunç bir yaşam fırtınası

    Ocak-Mayıs 1985
    Nevzat Çelik

    nevzat celik - Ünlü Şairlerden Cezaevi Şiirleri - Hapishane Şiirleri

    Nevzat Çelik

    Cezaevi Sözleri - Cezaevi Şiirleri