kendini bilen rabbini bilir

Tanrı sizi korusun allah bizi korur.n.f.k
  • Evet şu perişan dünyada, âvâre nev'-i beşer içinde, semeresiz bir hayatta; sahibsiz, hâmîsiz bir surette; âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder. İşte bu âvâre nev'-i beşer içinde, bu perişan fâni dünyada; insan, sahibini tanımazsa, mâlikini bulmazsa, ne kadar bîçare sergerdan olduğunu herkes anlar. Eğer sahibini bulsa, mâlikini tanısa, o vakit rahmetine iltica eder, kudretine istinad eder. O vahşetgâh dünya, bir tenezzühgâha döner ve bir ticaretgâh olur.
    s

  • Mâdem her senede, öyle bir Kadîr-i Mutlak (kudreti sonsuz olan Allah), haşrin ve Cennetin nümûnelerini binler tarzda îcâd ediyor. Hem mâdem bütün semâvî fermanları ile saâdet-i ebediyeyi va‘d edip, Cenneti müjde veriyor. Hem mâdem bütün icraâtı ve şuûnâtı (işleri) hak ve hakîkattir ve sıdk (doğruluk) ve ciddiyetledir. Hem mâdem âsârının (eserlerinin) şehâdetiyle, bütün kemâlât (mükemmellikler), on...un nihâyetsiz kemâline (kusursuzluğuna) delâlet ve şehâdet eder. Ve hiçbir cihette naks (noksanlık) ve kusur onda yoktur. Hem mâdem hulf-ı va‘d (sözünden dönmek) ve hilâf ve kizb (yalan) ve aldatmak, en çirkin bir haslet ve naks vekusurdur. Elbette ve elbette o Kadîr-i zü’l-Celâl, o Hakîm-i zü’l-Kemâl, o Rahîm-i zü’l-Cemâl va‘dini yerine getirecek; saâdet-i ebediye kapısını açacak, Âdem babanızın vatan-ı aslîsi (asıl vatanı) olan Cennete sizleri ey ehl-i îman idhâl edecektir (girdirecektir).

Sağlığı sıhati maddi durumu iyi olmayıpda ALLAH,a şükredende var.Sağlığı sıhati maddi durumu iyi olupda ALLA,a küfredenisyan edende var.
  • Ey insan Kat'iyyen bil ki: Hilkatin yaratılışının en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi iman-ı billahtır. Ve insaniyetin en âlî mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billah içindeki marifetullahtır. Cinn ü insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullahtır. Ve ruh-u beşer için en hâlis sürur ve kalb-i insan için en safi sevinç, o muhabbetullah i...çindeki lezzet-i ruhaniyedir.
    Evet bütün hakikî saadet ve hâlis sürur ve şirin nimet ve safi lezzet elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır. Onlar, onsuz olamaz. Cenab-ı Hakk'ı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, envâra, esrara; ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır. Onu hakikî tanımayan, sevmeyen; nihayetsiz şekavete, âlâma ve evhama manen ve maddeten mübtela olur.

Dünyevi dostlar ve rutbeler kabir kapısına kadardır elbette en bahtiyar odurki dünya için ahiretini unutmasın ahiretini dünyaya feda etmesin kendini bir misafir telakki edip misafir hane sahibinin emirlerine göre hareket etsin selametle kabir kapısını açsın saadet ebediyye ye girsin.
  • *LEHÜL MÜLK*Yani: Mülk umumen onundur. Sen, hem onun mülküsün, hem memluküsün, hem mülkünde çalışıyorsun. Şu kelime,*LEHÜL MÜLK*şöyle şifalı bir müjde veriyor ve diyor: Ey insan! Sen kendini, kendine mâlik sayma. Çünki sen kendini idare edemezsin, o yük ağırdır. Kendi başına muhafaza edemezsin, belalardan sakınıp, levazımatını yerine getiremezsin. Öyle ise beyhude ızdıraba düşüp azab çekme, mülk başkasınındır. O Mâlik, ...hem Kadîr'dir, hem Rahîm'dir; kudretine istinad et, rahmetini ittiham etme. Kederi bırak, keyfini çek. Zahmeti at, safayı bul. Hem der ki: Manen sevdiğin ve alâkadar olduğun ve perişaniyetinden müteessir olduğun ve ıslah edemediğin şu kâinat, bir Kadîr-i Rahîm'in mülküdür. Mülkü sahibine teslim et, ona bırak.. cefasını değil, safasını çek. O hem Hakîm'dir, hem Rahîm'dir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder, çevirir. Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi "Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler" de, pencerelerden seyret, içlerine girme

  • Ey tahammülsüz hasta! İnsan bu dünyaya keyf sürmek ve lezzet almak için gelmediğine, mütemadiyen gelenlerin gitmesi ve gençlerin ihtiyarlaşması ve mütemadiyen zeval ve firakta yuvarlanması şahiddir. Hem insan, zîhayatın en mükemmeli, en yükseği ve cihazatça en zengini, belki zîhayatların sultanı hükmünde iken, geçmiş lezzetleri ve gelecek belaları düşünmek vasıtasıyla, hayvana nisbeten en edna bir... derecede, ancak kederli, meşakkatli bir hayat geçiriyor. Demek insan, bu dünyaya yalnız güzel yaşamak için ve rahatla ve safa ile ömür geçirmek için gelmemiştir. Belki azîm bir sermaye elinde bulunan insan, burada ticaret ile, ebedî daimî bir hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir. Onun eline verilen sermaye de ömürdür. Eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve âfiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, âhireti unutturur. Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor, sermaye-i ömrünü bâd-i heva boş yere sarfettiriyor. Hastalık ise, birden gözünü açtırır. Vücuduna ve cesedine der ki: "Lâyemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan." İşte hastalık bu nokta-i nazardan hiç aldatmaz bir nâsih ve ikaz edici bir mürşiddir. Ondan şekva değil, belki bu cihette ona teşekkür etmek; eğer fazla ağır gelse, sabır istemek gerektir.
İnsanı yaratan ALLAH o insan üzerinde hertürlü tasarrufa sahiptir mesela nasılki bir terzi birkişiye ücret verip modellik vazifesi gördürür o model üzerinde çeşitli elbiseler giydirir keser biçer uzatır kısaltır o model o terziye diyebilirmiki sen benim bu üzerimdeki bana yakışan bu elbiseyi kesip biçiyorsun benim güzelliğimi bozuyorsun oturtup kaldırarak bana zahmet veriyorsun diye bilirmi işte ALLAH da yarattığı insan üzerinde hertürlü tasarruf,a sahiptir dilerse kolunu alır dilerse bacağını çünkü mülk umumen onundur ve ona aittir insan şu kainatta bir nokta kadardır o yüzden insanın ALLAH,ı suçlaması sual sorması ve onu tenkit ederek isyan etmesinin ne haddi yeterlidir nede gücü onun hikmetinden sual olunmaz ona iman edenler yarab kahrında hoş lütfunda hoş deyip tevekkül ederler.Ona inanmayanlar ise isyan ederek o engelli hayatını ikiye katlayarak durumlarını dahada ağırlaştırırlar.Bazıları bu durumun dinle imanla alakasının olmadğını söylüyorlar evet bu durum dinle imanla alakalıdır çünkü ALLAH,ında buyurduğu gibi yarattığı bütün cinler ve insanlar ona iman edip itaat edecektir aksi halde insan bu dünyda bir hiç hükmündedir hatta diğer yaratılan hayvanatın fevkinde dahi değildir.Onun işine karışmaya onu sorgulamaya ne haddimiz vardır nede gücümüz bize düşen ona iman edip itaat etmektir.Bir hikaye anlatıp bitireyim Bir zaman adamın biri (af edersiniz)bir bok böceğine bakıp ALLAH,a şöyle sual etmiş yarabbi herşeyi yarattında bu bok böceğini niye yarattın demiş bir zaman sonra adam hastalanmış karnı şişmiş nereye gittiyse bir çare bulamamış sonra birine rastlayıp durumunu arz etmiş o kişi ona demişki sen 40 adet bok böceği yutarsan senin bu rahatsızlığın geçer demiş 40 adet böceği yuttuktan sonra o kişi iyileşmiş rahatsızlanan o kişi daha sonra yine birine rastlıyor rastladığı kişi ona sorar acaba yağmur yağacakmı o hastalanan kişide şöyle cevap verir valla ben bir kere ALLAH,ın işine karıştım bana 40 adet bok böceği yedirdi tövbe birdaha karışmam demiş.Kıssadan hisse.
  • Mülk umumen onundur. Sen,ve senin tanrıların ALLAH,ın mülküsün, hem memluküsün, hem mülkünde çalışıyorsun. Ey insan! Sen kendini, kendine mâlik sayma. Çünki sen kendini idare edemezsin, o yük ağırdır. Kendi başına muhafaza edemezsin, belalardan sakınıp, levazımatını yerine getiremezsin. Öyle ise beyhude ızdıraba düşüp azab çekme, mülk başkasınındır. O Mâlik, ...hem Kadîr'dir, hem Rahîm'dir; kudretine istinad et, rahmetini ittiham etme. Kederi bırak, keyfini çek. Zahmeti at, safayı bul. Hem der ki: Manen sevdiğin ve alâkadar olduğun ve perişaniyetinden müteessir olduğun ve ıslah edemediğin şu kâinat, bir Kadîr-i Rahîm'in mülküdür. Mülkü sahibine teslim et, ona bırak.. cefasını değil, safasını çek. O hem Hakîm'dir, hem Rahîm'dir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder, çevirir.