Evlenmeye kalkışmanın en zor yanlarından birisi hiç tanımadığınız insanlarla akraba olduğunuz kısımdır. İki farklı aile, iki farklı kültürden, kimi zaman şehirden ve ülkeden bir araya geliyor ve siz bu insanlara haydi anlaşın diyorsunuz. Kolay bir iş değil. Dahası, sizin aileniz iki katına çıkıyor. Yeni aile üyeleriniz oluyor. Yeni gezmeler, yeni ziyaretler, nişana düğüne çağıracağınız bir sürü yeni insan. Ne kadar iyi olurlarsa olsunlar zor. Nişanlar ve düğünler insanın içindeki canavarı ortaya çıkaracağı için eser miktarda kıskançlık, gözyaşı ve probleme hazır olmakta fayda var.

Üstelik bu yeni ailedeki her bireyi sevecek misiniz? Kendi ailenizdeki her bireyi seviyor musunuz? Herkesle anlaşabiliyor musunuz? Bayramlar, seyranlar, düğünler, dernekler hakkındaki fikriniz nedir? Ayaklarınızı geri sürüyerek mi gidersiniz, koşarak mı? Bu satırların yazarı bireyleri tek tek sevmekle beraber büyük aile toplantılarından çok hoşlanmayan bir insan olarak bunun sebepleri üzerine düşünmeye başladı. Bu sebeple bir kaç kitap okuyunca bazı aydınlanmalar yaşadım. Gördüm ki bizler azınlık değiliz. Kalabalık aile olaylarında ruhu daralan bir grup insanız. Ama çaresiz değiliz.

Başkalarıyla ilgili dertlerle en umutsuz olduğumuz nokta şudur. Diğer insanlar her zaman kontrolümüz dışındadır. Çekim yasası bile işlemez, karşıdakini değiştiremezsiniz. Siz elmayı seviyorsunuz diye elmanın da sizi sevmesi şart mı? Değil. Benzer şekilde değiş diye büyü atsanız bile karşıdaki size anlamsız gözlerle bakıp, bugüne kadar her ne yapıyorsa yapmaya devam edecektir. Ama kontrol edebileceğimiz bir şey var, o da kendimiz. (Volaaa! Bunu beklemiyordunuz di mi?)

Genelde böyle diyince, "ya hep benim mi suçum var, peki ya hırsız?" sorusunu alıyorum. Sonra şöyle düşünüyorum, diyelim hırsız bu durumda yüzde yüz suçlu olsun. İğrenç ve kötücül bir insan, gece gündüz size hayatı dar etmek için planlar yapıyor. Siz de yüzde bin haklısınız eyvallah. Ama söyleyin, haklı olmanın bize ne faydası var? Sonuna kadar haklıyız iyi. Fakat zarardayız, mutsuzuz. Bir daha karşılaşınca nasıl laf soksam, o lafın altında kalmasam diye stratejiler üretiyoruz, "oyunlarına gelmeyeceğim" diye diye kendimizi kasıyoruz ya da bir akrabanın "ay biraz zayıflasan süper olacaksin" sözüne bu defa takılmayacağım diye sözler veriyoruz. Ve tutamıyoruz. Tatminsiz ve sinir olmuş bir şekilde ayrılıyoruz sevdiğimiz insanların yanından.

Çözüm?

Kesin çözüm yok, bazı yöntemler var. Kesine en yakın çözüm, "üzdü mü, salla gitsin, o seni evde uyuyor zannetsin" şarkısında belirtildiği şekliyle kimse o üzen hayattan çıkarmak, çıkaramıyorsak sallamamak. Sallamamak denilen şeyi zaten (ilaç kullanmadan) yapabiliyor olsak sorunumuz da olmayacak.

Neden ben?

Bu bizi delirten insan neden delirtiyor? Herkesi mi delirtiyor, yoksa bizi biraz daha fazla mı? Buna bir bakmak lazım. Biz izin vermedikçe kimse bizi üzemez. Acaba bu insanda olan özellik nedir? Eğer bizim içimizde kendimize dair hoşlanmadığımız bir nokta varsa ya da kendi hayatımızla ilgili değiştirmeye çalıştığımız bir şey varsa, benzer özellikleri bir başkasında görmek bize batıyor. Sen güç bela kilo verdin, öbür tarafta tombul kuzen baklavaları hüpletirken ona kıl oluyorsun gibi bir durum. Sen savruksun ama para biriktirmeye çalışıyorsun, para konusunda atıp tutan amcana yeter diye bağırmak istiyorsun. Benzer şekilde biri gelip aile partisinde vır vır konuşuyorsa, bize takmış gibi bir hali varsa gözlerinin gerisine geçip konuyla ilgili bir yarası olup olmadığına bakmak, varsa vah zavallı dostum diye duygudaşlık kurmak işleri hafifletebilir.

İnsan kendi yapmak istediği ancak engellediği ya da yapamadığı için vazgeçmek zorunda kaldığı kararları bir başkası aldığı zaman ona kıl olabiliyor, farkında olmadan. Sürekli onun yaptığı seçimlerin geçersizliğini ispatlamak, böylece kendi yoksunluk ve başarısızlık duygusuyla başetmek için sürekli üstüne gitmeyi seçen insanlar var. Genelde bunun farkında değiller, içlerindeki acıyla yüzleşme yoluna gitmemelerinin bedelini size ödetiyorlar. Bunu anlamak da belirli bir duygudaşlığı ve dediklerine aldırmazlığı getirebilir.
Utanç

El âlemin içinde beni utandıracak hal ve tavırlar gösterirlerse ne yaparım endişesi. Bu utancın kaynağı bu insanlarla akraba olduğumuzdan bizi görenlerin bizim hakkımızda da benzer yargılara varacaklarından korkmamızdır. Oysa kendi kendimize, “ne enteresan insanlar, benimle ne ilgileri var acaba” şeklinde düşünüp, bir antropolog edasıyla yabancılaşmış bir şekilde incelesek çok da eğlenebiliriz. Üzücü bir gerçek şudur ki yabancılara kendi ailemize gösterdiğimizin on katı tolerans gösteririz. Kendi ailemizi azıcık uzağa iterek baktığımızda, kusurlarını ilginç özellikler olarak görüp, en sevilesi yanlarını öne çıkarmak daha kolay. Hem hani siz bireydiniz? Sizin öz değerinizi neden yanınızdakiler belirlesin?

Genetik Piyango

Bugünlerde "When difficult relatives happen to good people" isimli kitabı okuyorum. Orada söylediği bir şey ilginç geldi. Her ailede belirli tipte insan mutlaka olur diyor. Yazar bunun nedenini genetiğe bağlıyor. Okuduğum bir başka kitap aynı şeyi söylüyor ancak yetiştirilmeye ve diğer bireylerden etkilenmeye, aile içindeki doğuş sıranıza, cinsiyetinize vs bağlıyor. (Eski yazılara bakabilirsiniz) Bence sebep önemli değil. Sonuç itibariyle her ailede daha düşünceli bireyler, atak ve egosantrik kişilikler, onaylanmak için yanıp tutuşan insanlar oluyor. Yazar üçe ayırmış.

  • Üst Düzey Narsisler

Diyor ki, her ailede mutlaka en az bir ya da iki narsistik kişi olurmuş. Bu insanlar empatisi zayıf, başkalarının duygularına çok önem vermeyen, her daim özel muamele bekleyen ve ancak kendi imajını güçlendirecekse nazik hareketler yapan kişiler. Bu tür insanlar diğer aile üyelerine bakarak şöyle derlermiş: "Allah’ım şu ezik, başarısız, sönük insanlar mı benim akrabam olacaktı hayatta? Zavallı kaybedenler. "

  • Orta Seviye Narsistler

Yine her ailede olan orta dozda narsistik insanlar bulunurmuş. Zaman zaman bencil davransa da empati kurma yeteneği olan, başarıya önem veren, motive olan ancak bunu yaparken diğer insanların duygularını da önemseyen bireyler.

  • Melekler

Son olarak üçüncü tip insan grubu da tamamen verici, herkesin her şeyini durmadan düşünen, kimi zaman bu özelliğinden dolayı kötü davranılan aşırı nazik ve kibar insanlar. Aileyi sırtında taşıyanlar. Bu insanlar da ailelerine bakıp "Bu ben-merkezcil duygusuz insanlarla ne işim var Allah’ım, reva mı kuluna bu duyarsız öküzler" derlermiş. Yok demezler (kibardırlar), ama düşünürler.

Aile içindeki yerimiz ve durumumuz hep bu kişilik türlerine göre şekillenirmiş. Birinin kısa çöpü çekmesi lazım. Eğer narsis sen değilsen, ötekiyse yırttın. O hayatı boyunca özel davranışı tüm dünyadan bekleyerek çevresini terörize ederken, sen bir sürü arkadaşınla şen bir hayat sürebilirsin. Yine benzer bir şekilde sevgilinin/nişanlının/eşinin ailesinde böyle bir insan mı var. Sevinmelisin, bu yüzden sevgilin senin sevgilin.


Böyle düşününce garip davranışları affetmek ve önemsememek kolaylaşıyor. Olduğunuz insan olmayı ailenize borçlusunuz, aileniz iyi de olsa, kötü de olsa. Sevdiğiniz insan da öyle. Dolayısıyla karşınızdakinin ailesine bakarken de, bunlar böyle olmasa benim sevdiceğim bu kadar düşünceli ve tatlı bir insan olmazdı diye düşünüp her kaba davranışlarında yarabbi şükür diyerek ruh sağlığınızı koruyabilirsiniz. Siz neticede yılda üç kere göreceksiniz, daha yakın çevresindekiler bir ömür.

Eğer seçtiğiniz insan sizi çıldırtıyorsa, yapacak bir şey yok, derdiniz burada anlatılanlardan daha büyük demektir.