SİGARANIN ZARARLARI

Sigarada 4000 çeşit zehirli madde vardır. 1991 yılında ülkemizde sigara yüzünden ölenlerin sayısı 200 bindir. Bunun 160 bini sigara tiryâkisi; 40 bini ise bebekler ve küçük çocuklar (duman altı olanlar) dır. Gırtlak ve beyin kanserinin %99’u, beyin kanamalarının %85’i, damar tıkanıklıklarının %90’ı, akciğer kanserlerinin %90’ı sigara kaynaklıdır. Sigara içenlerin vücuduna %15 ila %33 oranındı daha az oksijen girmektedir. (Kapalı bir odada içilen bir tek sigaranın dumanı iki aylık bir bebeğin ölümüne neden olmuştur.) 100 tiryakiden 50’si sigara yüzünden ölmektedir. Sigara sağlığın olduğu kadar cilt güzelliğinin de düşmanıdır. Anne adayı sigara içerse, çocuğu; %80 erken veya ölü, %65 özürlü (alkolde %100), %20 normal sürede, fakat normalden küçük doğar.

ALKOLÜN ZARARLARI

İnsanın bir santimetreküp kanında bir miligram alkol bulunması, alkol zehirlenmesinin bütün belirtileri için yeterlidir. Şayet bu miktar 4-5 miligrama kadar yükselirse, içen komaya girer. Komaya her giren kurtulamaz. Alkol asla bir gıda değildir. Alkol için söylenmiş güzel sözlere, aldatıcı reklâmlara aldanmamalıdır. Alkol ilâç olmadığı gibi, alkollü içkiler iştah açıcı da değildir. Bilakis zamanla mide rahatsızlıklarına, iştahsızlıklara ve sindirim bozukluklarına, iştahsızlıklara ve sindirim bozukluklarına sebep olur. Alkolün nihâî zararı akıl hastalıkları, felçler, kalp, karaciğer, böbrek ve damar hastalıkları, özürlü çocukları ve ölüm şeklindedir. Alkolizmin tuzağı biradır. İstatistiklere göre, alkoliklerin %80’i alkollü içki alışkanlığına bira ile başlamışlardır. Birada bulunan nitrozamin adlı madde kansere sebep olmaktadır. Bira yapımında kullanılan bira mayası, alkol üreten bir maya türü olduğundan alkolüz bira olmaz. 2 temmuz 1997 tarihinde basında çıkan bir haberde bir gerçek daha ortaya konmuştur: Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Cüneyt Özkürkçügil, böbrek hastalarının, biranın böbreklerdeki kumun veya taşın dışarı atılmasında rol oynadığı yolundaki yanlış inancını belirterek; “Bira içildikten sonra sıkça idrara çıkıldığı bir gerçek, ama bundan beklenen fayda elde edilmiyor. Hastalara tavsiye edilen bira, böbreklerdeki suyu emerek, kumların kalmasına neden olup, taş oluşmasını kolaylaştırıyor” demiştir.

Cinayetlerin % 5’i,

Boşanmaların % 80’i,

Irza tecâvüzlerin % 50’si,

Trafik kazalarının % 70’i,

Aile içi şiddetin % 70’i,

Görevini terk edenlerin % 60’ı, alkol yüzündendir.

İntihar olaylarında alkolün etkisi, içmeyenlere oranla 58 kat fazladır.

Alkol beyni % 17 oranında küçültmekte, bunun sonucu çocuklara da aynen intikal etmektedir. Bu etki kadında (annede) 2 katı fazladır. Alkol bağımlısı tedaviye muhtaçtır. Alkolizmin tedavisi çok zor, tedavi şartlarına uyulmadığı takdirde imkânsızdır. İstatistikler, tedaviden sonra 2 yıl alkol kullanmama ihtimalinin % 5 ilâ % 10 olduğunu göstermektedir. Yegâne kurtuluş, hiç başlamamaktır. Bir kadeh alkollü içki içenin beyninde binlerce beyin hücresi ölmektedir.


UYUŞTURUCU FELÂKETİ

Uyuşturucu maddeler, beyin ve akıl sağlığının en büyük düşmanıdır. Başlıca etkileri; delilik, erken bunama, şuur ve hafıza kaybı, sayıklama, hayâl görme, korku, evham, zaman ve mekân algılamasında bozukluk, iktidarsızlık, kangren, kan pıhtılaşması, kalp hastalığı, karaciğer ve böbreklerde iltihap ve tıkanma, depresyon, ölüm isteği, nefes darlığı, öksürük, boğulma hissi, solunum felçleri, intihar ve ölümdür. Orta derecede kuvvetli bir gram uyuşturucu bir milyon beyin hücresini öldürmektedir. Uyuşturucuyu bir veya iki defa kullanmak bağımlılık yapar. Uyuşturucunun, girdiği aileyi yıkmaması düşünülemez.


UYUŞTURUCU BAĞIMLILIĞININ BELİRTİLERİ ŞUNLARDIR:

Cilt üzerinde mor ve siyah iğne izleri, damarlar üzerinde iltihaplanma, sinirlilik hali, ahlâksızlık ve suç fiillerine yönelme, bakışlarında donukluk, uyuşukluk ve uykululuk hali, yalnızlıktan hoşlanma, uyuşturucu için kullanılan âletlerin yanında olması, uyuşturucu kullanma zamanının yaklaştığında gözlerin sulanması, burnunun akması, kaşıntı, esneme ve gözbebeklerinin büyümesi.

Uyuşturucu bağımlıları, tıbbî tedaviye ve rehabilitasyona muhtaç olan hastalardır. Uyuşturucu kullanımı ne kadar erken fark edilirse, bağımlının kurtulma ümidi o kadar artar, aksi halde sonu ölümdür.


DOPİNG VE UYKU İLÂCI

“Ne olursa olsun, yeter ki, başarılı olayım” diye yola çıkarak, doping alan sporcular, öğrenciler, uzun yol sürücüleri ve gece çalışan şoförler, amfetamin ve kafein bağımlısı olma riski ile karşı karşıyadırlar. Bağımlılık artınca dozu arttırmak zorunda kalırlar. Bir süre sonra bırakmak isterlerse de tıbbî yardım olmadan ekseriyâ başaramazlar. Tekrar başlar ve amfetamin kullanımı kişinin ruh ve beden sağlığını bozar. Her türlü uyuşturucuda olduğu gibi, doping uygulamasında da ölüm riski vardır. Doping ve uyku hapları, uyuşturucu madde karışımı ilâçlardır.

Uyku ilâcı uykusuzluğu tedâvi etmez. Bunun için uykusuzluğun asıl sebebini bulup, onu ortadan kaldırmak lâzımdır. Eğer uyku hapları her gece kullanılırsa, birkaç hafta sonra artık uykuya yardımcı olma etkisi kalmaz. Uyku ilâcının kullanımına aniden son vermek ise uykunun daha da kötüleşmesine yol açar. Bu bakımdan uyku haplarının kullanılması da , yavaş yavaş bırakılması da uzman doktorun kontrolünde olmalıdır.


KUMAR ÂFETİ

Bilim adamlarının kumarbazlar üzerinde yaptıkları araştırmalar, “noradrenalin” hormonunun kumarbazlarda noksan seviyede bulunduğunu göstermiştir. Bu hormon, heyecan hallerinde artarak kalp atışlarını hızlandırır. Heyecan hâli geçtikten sonra hormon normal seviyeye iner ve kalp atışları da normalleşir. Kumar heyecanıyla artan bu hormon, kumar heyecanından sonra düşmeye başlar, fakat normal seviyede kalmaz, bu seviyenin altına düşer. İşte “noradrenalin” hormonunun kumarbazlarda noksan seviyede bulunması, kumar bağımlılığının biyolojik sebebidir. Bu sebepten kumarbaz, kumar oynamadan duramaz. Bütün varlığını kumarda kaybeden kumar oynamak için istediği parayı bulmak uğruna ahlâkî veya âdî suçlar işlemekten kendini alamaz. Sonunda bunalıma girer, intihar eder. Bu sebepten kumarın girdiği ailelerin yıkılması düşünülemez.


BAĞIMLILIĞIN TEDAVİSİ

Sigara bağımlısı, sigarayı kendi iradesi ile bırakamıyorsa, sigara da dâhil, alkol, uyuşturucu ve kumar bağımlılığının klinik tedavisi esastır. Tedavi esnasında ve tedaviden sonra bağımlıya bütün aile fertleri tarafından tam bir ilgi, sevgi ve şefkat gösterilmeli ve hangi nedenle olursa olsun, hiçbir zaman bağımlılık ortamına girmemesine dikkat etmelidir.


ÖNEMLİ BİR KONU: KOLALI İÇECEKLER VE YABANCI SİGARALAR


Dünya gençliğini kitle halinde bağımlı yapan, Coca ve Cola bitkilerinden elde edilen kolalı içeceklerde kullanılan, kokaindir. İnsanlar her gün bunları içmek suretiyle zehirlenmektedirler. Kokainin kolalı içeceklerde olduğunu gizlemek için bunun yerine meyan kökü kullanıldığı ileri sürülmüştür. Bu beyanlar tamamen asılsız olup, kamuoyunu yanıltmak için yapılmaktadır. Meyan kökü hiçbir surette kolalı içecekler gibi zehirli içkilerin içerisine girmez. Çünkü, meyan kökü, bağımlılık yapmaz. Bağımlılık yapmayan bir içecek, bağımlılık yapan kadar satılmaz. Bu nedenle kolalı içecekleri üreten yabancı şirketler, bu içeceklere bağımlılık yapan üç maddeden en az birini (kokain, kafein, alkol) karıştırmaktadırlar. İçinde türlü uyuşturucular taşıyan ve bağımlılık yapan kolalı içecekler, ilkokul çağından itibaren çocuklara narkotik iptilânın kapısını açmaktadır.

Ayrıca, Tekel fiyatının altında kaçak satılan yabancı sigaralar bilhassa ortaokullarda sigara içen çocuklarımız için en tehlikeli uyuşturucu tuzaklarıdır. Arşivimizde bulunan, dergimizde ve raporlarımızda yer alan belge ve bilgilere göre kolalı içeceklerde; Kola nebatından çıkarılan kokain esansı, Kola yapraklarından elde edilen kafein esansı, ve bunların ekstre halinde gelmesinde kullanılan alkol gibi bağımlılık yapan uyuşturucu türü maddeler yanında, ürüne bilinen rengini veren ve zararlı bir madde olduğu bildirilen karamelize (yanmış) şeker mevcuttur.

Evet, karışımında bulunan uyuşturucu türü maddelerle bağımlılık yaptığı kesin olan. Kezâ ilkokul ve daha küçük yaşlardaki çocuklarımızı beyazlara kanalize etmede önemli bir basamak, hattâ tuzak diyebileceğimiz kolalı içecekler, cikletler v.b maddeler üzerinde, gerek Devlet olarak, gerek toplum olarak ciddiyetle durmak mecburiyetindeyiz. Ve bu konularda insanlık, büyük bir tehdit altındadır.


ZARARLI ALIŞKANLIKLARIN SEBEPLERİ


Cehâlet, tembellik, bencillik, bilgisizlik, kötü arkadaş, grup baskısı, aşağılık kompleksi, kötüleri merak etme, kötülere özenme, kötüleri taklit etme, birahane, diskotek ve müstehcen eğlence yerleri, millî kültürden uzaklaşma, ahlâkî değerlerin zayıflaması, uyuşturucu kültürünün benimsenmesi, dış güçlerin ajan ve mafya faaliyeti, sevgiden, ilgiden ve şefkatten mahrum kalma, işsizlik, uyuşturucu madde karışımı ilâçların kullanılması, uyuşturucu karıştırılmış yiyecek ve içecekler, çıkartmalar, içki ve sigara ile bunların kullanıldığı tanışma, kutlama ve eğlence partileri, zamanın değerlendirilmemesi, başarısızlık ve mutsuzluk, stres, aşırı lüks ve eğlence hırsı, israf, “Bir defa denemekle bir şey olmaz” ve benzeri tuzak sözler, gayesizlik, ümitsizlik, intibaksızlık, geçimsizlik, şiddet, yalnızlık hissi, kendini kabul ettirme duygusu, iletişimsizlik, ekran bağımlılığı, kumara yol açan ortamlar ve oyunlar.


KORUNMA YOLU


Bütün insanlar, özellikle çocuklar ve gençler, sevgiye, ilgiye ve şefkate muhtaçtır. İnsan, doğumundan ölümüne kadar eğitime muhtaç bir varlıktır. O, nasıl bir çevrede yetişirse, ona göre bir eğitim alır ve yönlendirilir. Aile, okul, arkadaş ve iş çevreleri ile medya, insanı, özellikle çocukları ve gençleri yönlendiren ve eğitiminde rol oynayan çevrelerdir. İnsan, her zaman çevresinde iyi örnekler görmeye, bunlarla teşvik edilmeye, kötü örneklerden ise uzak tutularak korunmaya muhtaçtır. Çocuğa çevre şartlarını o şekilde hazırlamalıdır ki, onun davranışı karşısında ona söyleyeceğimiz söz; “Sakın yapma” yerine, “Aferin!” olsun. O, çevresinden ne kadar müspet mesajlar alırsa, şahsiyeti o kadar müspet olarak gelişip teşekkül eder. Sokak çocuklarının hepsinin sokak çocuğu oluşlarının, tiner ve bally koklamalarının nedeni, suçlu çocukların tamamına yakınının suç işlemelerinin sebebi, yetişkin suçluların büyük çoğunluğunun suçlu olmalarının nedeni, çocukluk ve gençlik yıllarında sevgiden, ilgiden ve şefkatten mahrum kalmaları ve bozuk kişiler ve bozuk çevreler tarafından yönlendirilmeleridir. Çocukların ve gençlerin zararlı alışkanlıklardan korunmaları için sevgiden, ilgiden ve şefkatten mahrum kalmamaları ve müspet kişilik sahibi olmaları gerekir. Ailenin, okulun, iş çevrelerinin ve medyanın görevi, insanlara yapıcı mesajlar vererek, onların müspet kişilik sahibi olarak yönlendirilmesini ve eğitilmesini sağlamak, Devletin görevi de bu eğitimi mümkün kılmak ve denetlemektir. Bütün çevrelerin ve devletin bir görevi de genel ahlâkı korumaktır. Çünkü, genel ahlâk, kişilerin ruh ve beden sağlığının ve toplum huzurunun korunmasında son derece önemli rol oynamaktadır. Başarılı ve mutlu olması için her insanın özsaygıya, özgüvene ve özdisipline ihtiyacı vardır.

GENEL AHLÂK


Toplumu ayakta tutan ahlâkî değerlerin hepsine “genel ahlâk” diyoruz. Genel ahlâk; bilim, basın, sanat, siyâset, ticaret ve meslek ahlâkı ile cinsel ahlâktan meydana gelir. Müspet kişilik özellikleri ile genel ahlâk arasında çok yakın bir münâsebet vardır. Toplum huzurunu bozan fiiller ve yayınlar, genel ahlâkın bozulmasına neden olur. Aynı şekilde genel ahlâkın zayıflaması da toplum huzurunu bozmaktadır. Her bilginin herkese verilmesi genel ahlâka aykırıdır. Çünkü, yersiz, zamansız ve sorumsuz yapılan yayınlar zararlı olur. Buna bir örnek vermek gerekirse; Batılı ülkelerde okullarda ve medyada, bizde de medyada herkese verilen cinsellik bilgileri çok zararlı olmuş, cinsel ahlâk zayıflayarak fuhuş ve eşcinsellik yaygın hâle gelmiş, AIDS felâketi insanlığı tehdit eder olmuştur. Halbuki, bu bilgiler herkese verilmeyip, yalnız yetkili sağlık kuruluşları tarafından ilgililere verilmiş olsaydı, insanlık, AIDS felâketi ile karşı karşıya kalmazdı. İnsanlar, özellikle çocuklar ve gençler, gördüklerini taklit eder, öğrendiklerini yaparlar. Bu sebepten, genel ahlâkın korunabilmesi için bütün fiillerin ve yayınların genel ahlâka uygun olması gerekir. Bunun için genel ahlâkı meydana getiren bütün ahlâkî değerlerin caydırıcı hukûkî yaptırımlarla korunmasına ihtiyaç vardır. Her devlet bunu sağlamaya çalışmaktadır.


MERAK, ÖZENTİ VE TAKLİT


İnsanların mutlu ya da mutsuz olmalarında büyük rol oynayan üç duygu: MERAK, ÖZENTİ ve TAKLİT’tir. Bu duygular yapıcı yönde, yani ahlâkî değerlere uygun olarak kullanılırsa, insanlar başarılı ve mutlu; menfî istikamette, yani ahlâkî değerlere aykırı olarak yönlendirilirse başarısız ve mutsuz olurlar. Merak, özenti ve taklit duygularının genel ahlâka aykırı olarak yönlendirilmesi, zararlı alışkanlıklardan kaynaklanmaktadır. O halde, insanın yönlendirilmesinde rol alan bütün çevrelerin bu duyguları her zaman ahlâkî değerlere uygun olarak kullanmaları, fakat hiçbir zaman ahlâkî değerlere aykırı kullanmamaları gerekir. Merak, özenti ve taklit duygularının genel ahlâka uygun olarak kullanılması, hem ahlâkî değerlerin korunmasını, hem de insanın başarılı ve mutlu olmasını sağlayacaktır. Çünkü o, gördüklerini taklit eder, öğrendiklerini yapar.


BAŞARILI VE MUTLU OLMAK İÇİN


Beş duyumuzla çevremizi algılayıp zihnimizle idrâk, idrâk ettiklerimizi dilimizle ifâde ederiz. İster kendi haline bırakalım, zihnimiz programlarla çalışır. Biz programlamazsak, zihnimiz, aldığımız uyarılarla programlanır. Başarılı ve mutlu olmak için zihnimize, aynen bir bilgisayar gibi emirler vererek, onun çalışmasını programlamak zorundayız. Bu emirler sözle ifade edilebileceği gibi, düşünce yoluyla iletilen telkinler de olabilir. Bir şeyi başarabileceğimize inanırsak, sinir sistemimize başarı için şartlandıran mesajlar veririz. Hipnozla uyutulan insanların cildine, kızgın demir parçası olduğu bildirilen buz parçası dokundurulmuştur. Tekrarlanan her denemede deri, kızgın demirle dağlanmış gibi, kızararak su toplamıştır. Açıklaması şudur: Burada etkili olan gerçek değil, sinir sistemine ve dolayısıyla bilinçaltına ulaşan inançtır. Eğer bir işi başaramayacağımıza inanırsak, sinir sistemimize, onun bu işi başarma kabiliyetini yok eden veya sınırlayan mesajlar veririz. Aynı şey, bir hastanın iyi olup olmayacağına olan inancı için de geçerlidir. Çünkü, hormonların salgılanması ve enzim üretilmesi buna göre olmaktadır. Başarısızlık yoktur, sadece sonuçlar vardır. Bu sonuçları değerlendirirsek, bize kazanç olarak geri döner. Başarı formülü şudur: Karar ver, harekete geç, sonuçları değerlendir, esnek ol! Mükemmelliğe ulaşma inançlarını modellemeyi öğrenmeliyiz. Mutsuzluk yoktur, yalnız olumsuz durumlar vardır. Olumsuz durumdan çıkıp, olumlu duruma girersek, mutlu oluruz. Durumumuz, beden dilimizden ve ruh hâlimizden meydana gelir. Bunlardan birini değiştirirsek, diğeri de değişir. Kişi denemeye istekli olursa her zaman geçerli olan zihin kanunu şudur: Düşüncelerinizi ve duygularınızı mutlu olma yolunda değiştirin, davranışlarınız mutlu olma yönünde değişecektir. Aynı şey tersi için de geçerlidir: Berbat bir durumdaysanız, ya da ağlıyorsanız, başınızı kaldırın, omuzlarınızı dik tutun ve samimiyetle gülümseyin. Hisleriniz ânında değişecek ve kendinizi mutlu hissedeceksiniz. Beceri kazanmanın sırrı tekrardadır. Ne kadar başaracağınız, ne kadar başaracağınıza inandığınız kadardır. Duygularımız, düşüncelerimiz, dilimiz ve davranışlarımız ile arkadaşlıklarımız, çevremiz, bilgilerimiz ve iletişimimiz genel ahlâka uyuyor ve bizi güçlü kılıyorsa, başarılı ve mutlu oluruz. Bu unsurlardan bizi güçsüz kılan veya genel ahlâka aykırı olan varsa, başarılı ve mutlu olmamız için onu değiştirmemiz veya onda gerekli değişikliği yapmamız lâzımdır. Zararlı alışkanlıklardan korunmanın ilk şartı, başarılı ve mutlu olmaktır. Başarılı ve mutlu olmanın şartları; olumlu düşünmek, olumlu dil kullanmak, olumlu davranmak ve zamanı değerlendirmektir. Olumlu düşünmek, bizi güçlü kılan ve temel değerlere uygun olan duygu ve düşüncelere sahip olmaktır. Olumlu dil, bizi ve muhatabımızı güçlü kılan ve temel değerlere uygun olan dildir. Olumlu davranış, bizi ve muhatabımızı güçlü kılan ve temel değerlere uygun olan davranıştır.

Sevgisi, saygısı, ilgisi, şefkati, anlayışı, sabır ve sadakati tam olan, başarılı ve mutlu olmanın şartlarını yerine getiren kişi, aile, kurum kuruluş ve toplumlar hem başarılı, hem de mutlu olurlar.




ZARARLI ALIŞKANLIKLARDAN KORUNMA

KONUSUNDA DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR


Bilindiği gibi zararlı alışkanlıklar, kişinin ruh ve beden sağlığını bozan alışkanlıklardır. Zararlı alışkanlıklar konusunda verilen konferanslarda ve yapılan panellerde dikkat edilmesi gereken hususlar şunlardır



  1. Çocuklara ve gençlere hiçbir zararlı, özellikle uyuşturucu madde gösterilmemeli ve nasıl kullanıldığı öğretilmemelidir.

  2. Uyuşturucu maddelerin adları ve nasıl elde edildikleri bildirilmemelidir.

  3. Ancak uyuşturucu maddeler gaz, sıvı ve katı halde kullanılarak kişilerin tuzaklara düşürüldüğü anlatılmalıdır.

  4. Zararlı maddeleri kullananların nasıl krize girdiği ve nasıl öldüğü anlatılmalı ve gösterilmelidir. Meselâ, bir alkoliğin veya uyuşturucu bağımlısının kriz ve ölüm hali, sigara tiryakisinin damarlarının nasıl tıkanmış ve akciğerlerinin hali, kumarbazın cinayet işlemiş veya intihar etmiş hali gösterilmeli veya görüntülenmelidir. Tehlikeli madde ve tehlikeli davranış o şekilde tanıtılmalıdır ki; özendirici olmayıp caydırıcı olsun.


İnsanlar, özellikle çocuklar ve gençler gördüklerini taklit eder, öğrendiklerini yaparlar. Bu nedenle zararlı alışkanlıklar konusunda insanlar, özellikle çocuklar ve gençler bilgilendirilirken, onların gördüklerini taklit edecekleri ve öğrendiklerini yapacakları dikkate alındığında, nelerin gösterilip, nelerin öğretilmesi gerektiği daha iyi anlaşılmış olur. Bu temel, medya için de geçerlidir. Yani medyanın görüntüleyip öğrettiği şeyler öyle olmalıdır ki; bunları görenler gördüklerini taklit ettikleri ve öğrendiklerini yaptıkları zaman yasalara ve genel ahlâka (bilim,basın, sanat, siyaset, meslek ve ticaret ahlâkına ve cinsel ahlâka) aykırı hareket etmemiş olsunlar.

İnsan iki temel davranışından biri, haz duyduğu şeye yaklaşmak, diğeri, elem duyduğu şeyden uzaklaşmaktır. İnsan tehlikeli şeyi, haz verici zannederse, bilmeden felâkete sürüklenir. Fakat onun felâket unsuru olduğunu kesin olarak bilirse, ondan uzak durur. İşte zararlı alışkanlıklar, birçok kişi tarafından ve medyada özellikle internette, özendirildiği için çocuklar ve gençler bunlardan haz duyacaklarını düşünerek, bilmeden ölüme giderler. Halbuki, zararlı alışkanlıkların getirdiği kriz ve ölüm gibi sonuçları gördükleri zaman, aynı şeyi asla yaşamak istemezler. Zararlı bir maddenin hem kullanışını, hem de getirdiği sonucu öğretmek ve göstermek doğru değildir. Çünkü zararlı maddeyi kullanmayı düşünen kişinin zihni onu kullanmaya programlanırsa, bu durumda gelecek sonucu düşünemez olur ve ilk fırsatta zararlı maddeyi kullanır.

İnsanların gördükleri ve öğrendikleri şeyler öyle nitelikte olmalıdır ki, insanlar gördüklerini taklit edip, öğrendiklerini yaptıkları zaman, ahlâksızlık ve suç fiilleri işlememiş veya bu ve benzeri fiillere teşvik edilmemiş ya da zamanlarını zararlı, faydasız veya lüzumsuz şeylerle geçirmemiş olsunlar. Aile, okul, arkadaş, üniversite, iş ve sanat çevreleriyle birlikte medya da bu kuralı uygularsa toplum huzuru ve genel ahlâk korunmuş olur. Bunun mümkün olabilmesi için caydırıcı yasal yaptırımların uygulanması gerekir.