En iyi enerji tasarrufunun, mevcudu tamir edip kullanmak olduğu söyleniyor bazen.. Bu nasıl bir tanımdır anlamak mümkün değil. Meşhur deyişimiz “astarı yüzünden pahalıya gelir” tam da böylesi durumlar için söylenmiştir gibi geliyor bana.. Acaba tamir bize zaman mı kazandırıyor, kalite ve konfor mu, para mı ? Bence hiç birini..


Bir yerden sonra tamir ve bakım, tamamen anlamsız hale gelir. Çünkü aynı işi çok daha kapasiteli ve süratli beceren araç gereç çoktan hizmetinizdedir artık…


Otuz sene boyunca bindiğim Ford Granada ile nerede ise duygusal bağlarım oluşmaya başlamıştı ki, aynı kilometreyi çok daha büyük konforla ve beşte bir sarfiyatla giden dizel bir araba ile tanıştım altı yıl önce ve eski sevgilime yıllar boyu tahammül etmenin ne büyük enayilik olduğunu idrak ettim birden.. Çok dolaşan biri olarak, sadece beş yılın benzin parası farkının bir yeni araç ettiğini de hesap ediverdim.. Düpedüz zararda imişim meğer..


Daha az enerji harcayan cihazların daha uzun kullanıldığını” öne süren ve “Jevons İkilemi”ne adını veren bir yabancı uzman varmış. Bu arkadaşı, her ne kadar yabancı olmakla bizim toplumumuz peşinen güvenli kılsa da, bence onu da bilimsel sandığı kişisel varsayımları ile baş başa bırakalım.


Şimdi daha mı çok kilometre yapıyorum ?.. Alakası yok !. İşim neyi gerektiriyorsa o kadar. Hatta tersi söylenebilir. Uçak biletleri, otobüs biletleri ile rekabet edebilir boyutlara geldiğinden beri, özel araç kilometrem azaldı bile.. Tek beklentim şu; keşke bindiğim uçaklar da, benim aracım da bir gün hidrojen kullanabilse..


Yani yakıt bedeli düştü diye otomobille daha çok kilometre hevesi de hiç bir zaman kural oluşturmaz. Sadece kişisel tercihimiz olarak bir anlam ifade eder bence.. Yeni yetmeler için haklı bir görüş olabilir.. Delikanlının, babadan aldığı harçlık bitene kadar daha çok kilometre yapma olasılığı vardır elbet..


İşlevsel ömrü dikkate almayıp, ekonomik ömrü sadece cüzdanla ilişkilendirmek de sanırım kişisel kanaat olarak kalır. Elbette

saygı duyarım ama herkesi kapsayan bir genelleme olmasına yine itiraz ederim. Bireysel dünya görüşlerimizin sınırları içinde, toplumsal davranışları çözebileceğimiz formüller bulabilmek çok çetin bir iştir..


Bir örnek de bilgisayardan.. 25 sene öncesine ait IBM bilgisayarım hala taş gibi duruyor. Ama sadece, minik meslek müzemin raflarını süslüyor. Sadece 40 MB’lık hard diski bile şimdiki diz üstülerden daha ağır. O günlerde “yahu nasıl dolar bu bellek ?” diye düşünüyorduk. Bilgilere hala ulaşılabiliyor üstelik. Ama yıllardır o bir vitrin süsü.. Çünkü artık bin katına ulaştık kapasitenin. Bilgisayar teknolojisi daima; “daha marifetli ve daha ucuz” olmaya yönelik hızla ilerlemekte.


Kullandığınız programlar da, karşılıklı etkileşim ile ve haklı olarak bu yeni marifetleri zorunlu kılınca, eğer bir bilgisayar toplama fanatiği değilseniz ki kimse olmak zorunda değil, iki senede bir yeni bilgisayar edinmeniz son derece akıllıca ve hayatınıza kattığı değerler açısından da son derece ekonomik. Çünkü artık “vakit” en yüksek değer.. Hadi, “nerede ise altı ayda bir yenilemeli !” deyip de azdırmayalım piyasayı.. Aman genellemelere dikkat..


Eskiden Bağdat’a altı ayda gidilirmiş deve kervanı ile. Ne yapmalıydık ? Söz gelimi 128’inci kuşak develerin nallarını hala tamir ediyor mu olmalıydık, ya da nalları diken son deve ile birlikte Bağdat’a gitmekten vaz mı geçmeliydik ?.. Tutarlı olmak adına bunları da gözden geçirmeliyiz..


Çağdaş anlamda gerçek gelişme; eski ihtiyaçlara yeni çözümler sunarak, aslında yaşamsal ekonominin de önünü açmaktır. Bazılarının sandığı gibi sadece yeni israflara ve gereksiz tüketime neden olmamaktadır bu gelişme.


Örneğin, iletişim ve ulaşım niyetine tek seçenek olduğundan ötürü, Bağdat için altı aya katlanılmakta idi. Mektupla iletişim düzene girdiğinde, sadece haberleşme ise maksat, bir haftadan bir güne kadar inen bir süreç yaşadık.. Telefonun icadı ile ise; sesle iletişim, eski yıllardaki yazdırıp sıra bekleme dahil bir iki günden, açar açmaz alo demeye kadar geldi çoktandır.. Görüntülü telefonla ise, yüz yüze görüşebilmek şansı bile, “anında” çözüme indirgedi.. Yani artık bütün bunlar için altı aylık süreye gereksinimi olan deveyi beslemeye gerek kalmadı.


Otoritenin zorlamasını tamamen reddederek ve sadece aklımızı kullanarak tüketimi azaltmayı teklif ederseniz buna tamamen katılırım. O da; “yaşam konforumuza geri adım attırmadan", aynı işi daha düşük enerji ve malzeme ile halleden araç gereç kullanarak ve yaşamsal beklentilerimizde daha akıllı olmayı seçmek kaydı ile.



Bence her türlü sistem bal gibi çalışır. Yeter ki doğru çözümü ortaya koyup örneklemesini bilelim. Yani, çalıştığını gösterelim ele güne. Sonuçları birebir yaşayan vatandaşların hala “eski tas eski hamam” yaşam sürdüreceğini zannetmek, insan zekasına inanmamak ve bu ülkenin insanını tanımamaktır. Bizim gibilere ümitsizlik yakışmaz.


Örneklere devam edelim. Tasarruf niyetine kışın Ankara’da 18 derece üstünü yasaklayan kara cahil otorite, şunu yapmaktadır bilmeden: “Uyuşturucu serbest ama günde tek dozun üstü yasak” denmektedir adeta.. Petrolun, doğalgazın ve kömürün yarattığı “büyük felaketleri, küçük felaketlere döndürme” ümididir sadece bu girişim. Sağlıklı yaşama döndürme değil..


Türkiye gibi bir ülkede18 derecede çoğaltacağınız hastalıkların tıbbi bedeli de ayrıca irdelenmeli bu arada.. Bunun bebeği var, yaşlısı var, bir süre de olsa yataktan çıkamayan hastası var.. Onları gözden çıkarıyor muyuz ?


Asıl olan; yıllardır yırtındığımız gibi, o binaların kendi enerjilerini hiç ilave bedel ödemeden yani sadece aklımızı kullanarak, en az yarı yarıyarıyadan başlayıp, makul bir ilave harcama ile tam bağımsızlığa kadar, yerinde üretebilme marifetine kavuşturulmasıdır..


Bir başka örnek olan; “tasarruflu ampul” konusu da benzer sıkıntılar içeriyor. “Haydi tüm lambalar değişecek !” derken; ilkin sormamız gereken bence şu idi; “Acaba o kadar adet lambaya ve aydınlatma değerine ihtiyacımız var mıydı ?” bu bir. “Doğal aydınlatma olanaklarını biliyor ve kullanabiliyor muyduk ?” bu iki. “Ülkenin tüm ampullerini değiştirmeye kalkarsak ki konulan hedef budur, o para ile en az 20 tane tasarruflu ampul fabrikası kurmak ve yarı fiyata üretebilmek mümkün iken, ille de dışarıdan satın alma yolu niye tek seçenektir hala” bu da üç.. Yoksa maksat, sadece ticaretten mi ibarettir ?..


Böyle; “bir tek ve son çare !” olarak sunulan çözüm yüzünden birden bire ortalığı, kısa ömürlü ve düşük verimli "sözüm ona tasarruflu" dandikampuller kaplayıvermiştir. En çok da bu alışverişe yatırım yapan siyasi ve ticari zevat sevinmiştir eminim.. Şimdi birbirimize sormalıyız; “yahu biz böylece, tasarruf etmeyecek miydik ?.”


Evet şu söz doğru; biz sadece harcanış biçimi ile ilgilenmeyip, “harcanış nedenlerini, önerilen çözümleri ve gerekçelerini” irdelemeyi de becermeliyiz... Örneğin sadece; “paltolar çöpe, bundan sonra yün fanila giyilecek !” diyerek ısınmaya ilişkin tüm sorunların çözülemeyeceğini bilmeliyiz..


Otorite karar versin işin doğrusuna, şeriatın kestiği parmak acımaz” deniyor bazen. Başka türlü akıllı bir yaşama kavuşamayacakmışız !.. O parmak bal gibi acır da, ayrıca o şeriat dediğin gerçek bir şeriat mıdır ayrı soru. Yoksa ardına sığınılan, delik deşik edilip yozlaştırılmış yanlış kararlar bütünü müdür ayrı soru..


Yürekte kabul görmeyen bir otoritenin başarısını yazmadı tarih. Ama o otoriteye karşı haklı haksız tepkilerle sayfalar doldu. Otoritenin hayatımıza adeta bıçakla dalmasını beklemek yerine, örnekler üzerinden; daha az tüketerek, daha anlamlı ve daha büyük kapasiteler yaratarak, yumuşak geçiş teknikleri ile üretimi büyütmeyi ve gereksiz tüketimi azaltmayı teklif edenlere yürekten katılıyorum.


Aynı heyecanla; “tasarrufun kendisinden çok, amacı önemlidir” diyenlere de teşekkür ediyorum. Doğrudur. Bence de en iyi tasarruf; her şeyden önce, aklı kullanmaktır yeterince..

Y.Mim. Çelik Erengezgin