Dünkü yazısında eski MİT Müsteşarı Emre Taner'le arasında geçen bir konuşmayı da aktaran Yurt Gazetesi yazarı Ayşenur Arslan, Başbakan Erdoğan'ın "suikast korkusu"yla manipüle edildiğini yazdı. basbakan erdogan nikah sahidi oldu13912104830 h1122813 - Arslan: Başbakan suikast ile korkutuluyor!





Arslan eski MİT Müsteşarı Emre Taner'le arasında geçen bir konuşmayı da Taner'den özür dileyerek okuyucularıyla paylaştı.
Taner'in Arslan'a aktardığına göre MİT, Başbakan'a Ergenekon'un bir masal olduğunu anlatmış. Ancak Erdoğan'ı çevresindeki cemaat yanlısı bir grup aksine ikna etmiş...
İşte Arslan'ın o yazısı:
"Başbakan'ın suikast korkusu!
Evet, yazıyı böyle bitireceğim: Başbakan Erdoğan suikaste uğramaktan korkuyor. Daha doğrusu KORKUTULUYOR. Üstelik bu korkusu yeni değil. Yıllardır Cemaat Erdoğan'ı "Ergenekon size suikast düzenleyecek" diye korkutmuştu. Devran döndü. Ancak Erdoğan yine suikast iddiasıyla korkutuluyor. Yeni olan, cümledeki 'yeni' şüpheli: Cemaat.
Şimdi başa dönelim. Yani, AKP'nin iktidara 'yerleşmeye' başladığı yıllara...
Ergenekon ve Balyoz furyası henüz başlamamıştı. Ancak 'bir şeyler olacağı' anlaşılıyordu. Kokusunu alabiliyorduk. Özellikle Cumhurbaşkanlığı Seçimi arifesinde, gerilim neredeyse elle tutulur hale gelmişti.
O sıradaki tartışmalar... Sonrasında, Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın "Ben yazdım" diye itiraf ettiği (ama nedense AKP'lilerin hiç SORUN etmediği) e-muhtıra... Ve haber merkezlerine yağmaya başlayan kaynağı belirsiz / delili olmayan iddialar... Korkunç iddialar!..
Derken, Ergenekon operasyonu patladı. Ve adım adım yayılarak, daha önce öngörülemeyen yerlere uzanarak, yakın tarihin en büyük tasfiyesi başladı.
MİT'TE DUYDUKLARIM
İşte o günlerde, neler olup bittiğini anlamak için iki önemli isimle görüştüm. Dönemin MİT Müsteşarı Emre Taner ve Emniyet İstihbaratı'ndan Hanevi Avcı.
Şimdi yazacaklarım için Emre Taner'den izin almadım. Bu nedenle peşin peşin özür diliyorum kendisinden. Ancak; hem tarihe hem de mesleğime karşı sorumluluğum var. Bu nedenle bugün ('off the record' sınırlarını çok zorlamadan) bilgilerimi paylaşacağım.
MİT Müsteşarı Emre Taner'den, o sırada çalıştığım Kanal D Haber'in Ankara Bürosu vasıtasıyla randevu aldım. Uygun dozda (yani abartılmamış, yine de çok titiz) bir güvenlik çemberinden geçerek MİT'e gittim.
Tabii ki cep telefonunun dışarda bırakıldığı, not tutulmayan bir görüşmeydi. Doğrusu not tutmaya da ihtiyaç yoktu. Çünkü sorum da, aldığım yanıtlar da kısa ve netti.
"BAŞBAKAN BİLİYOR AMA..."
SORU: Ergenekon denilen oluşum hakkında ne düşünüyorsunuz? Sahiden, söylendiği gibi; devleti eline geçirmiş bir yapıdan mı söz ediyoruz?
YANIT: Kesinlikle hayır. Aslı şu: Vaktiyle 'memleket için' bazı kirli işler yapmışlar, hatta cinayetlerde kullanılmışlar. Sonra emekli ya da tasfiye edilmişler. Ne yapar o insanlar? Yıllardır alıştıkları düzeni sürdürmeye çalışıyorlar. Ufak tefek çete işlerine giriyorlar. Sayıları da zaten 10'u bile aşmaz.
SORU: Peki Başbakan bunu bilmiyor mu? Söylemiyor, rapor vermiyor musunuz?
YANIT: Elbette rapor verdik, veriyoruz. Ancak etrafındaki bir grup Başbakan'ı inandırmış. Halen Türk Silahlı Kuvvetleri içinde varlığını sürdüren, muazzam bir yapı olduğuna ikna etmiş. "Bunlar size suikast düzenleyecek" diye gözünü korkutmuş.
SORU: Gülen Cemaati'nden mi söz ediyorsunuz?
MİT Müsteşarı Taner'in bu soruya yanıtını 'net biçimde' hatırlamıyorum. Yani, kendi sözcükleri ve tonlamasıyla aktaramayacağım. Bu yüzden yanıtı boş geçtim. Ancak şu kadarını söyleyebilirim. "Ne münasebet, nereden çıkartıyorsunuz Cemaat'i" demedi. Bundan eminim.
"CEMAAT KORKUTTU"
Zannediyorum üç beş ay sonraydı. Hanefi Avcı, Mehmet Ali Birand'ı ziyaret için Kanal D Haber'e gelmişti. Kendisiyle daha önce bir arkadaşımın aracılığı ile tanışmış ve bir akşam yemeğinde sohbet imkanı bulmuştum.
Aynı soruyu Hanefi Avcı'ya da sordum. O da aynı netlikle "Ergenekon denilen şey üç beş serdengeçtiden ibaret" dedi. Hatta güldü. Tam bu kelimelerle olmasa da, 'saçmalığın daniskası' yorumunu yaptı.
MİT Müsteşarı Taner, Gülen Cemaati hakkında pek konuşmak istememişti. Ancak Hanefi Avcı, Cemaat soruma uzun uzun yanıt verdi. Daha sonra kitabında... Ve bugün de 'hükümete yakın gazetelerde' paylaştıklarını anlattı. Artık bu konuda herkes her şeyi bildiği için tekrarlamayacağım.
Anlatmam, paylaşmam gereken şey; "Başbakan bunları göremiyor mu" sorusuna verdiği yanıttı. Emre Taner ile neredeyse aynı tesbiti yapmış, aynı sonuca varmıştı. Hanefi Avcı, farklı olarak 'sorumlunun Cemaat olduğunu' açık açık söylemişti: "Bu Cemaatçiler Başbakan'ı öyle bir kıskaca almış, öyle bir korkutmuş ki... 'Yok, sizi zehirleyecekler.. Yok, size silahlı saldırı düzenleyecekler'... Erdoğan korktukça bunlara daha sıkı sarılıyor. Onların sözüne daha çok güveniyor".
SIRA YENİ MASALDA
Bugün artık, vaktiyle söylenenlere kulak asmayanlar da görüyor / biliyor / anlıyor: Son yıllarda yaşananlarda Cemaat'in ciddi payı var.
Ama elbette tek sorumlu Cemaat değil. Bu ülkeyi yönetenler, Cemaat ile el ele, Cumhuriyet kurumlarının üzerinden silindirle geçti. Kullandıkları 'tank' değil de; 'silindir', yani 'sivil' bir araç olunca mesele yoktu herhalde!..
Hasan Cemal'in ve 'müritlerinin' kulakları çınlasın! Olan biteni 'darbecileri temizlemek' zannetmişlerdi. Daha doğrusu öyle zannetmek istemişlerdi.
Başta Arınç abileri, AKP'liler de öyle zannetmiş(miş)lerdi. Şimdi "Meğer ne kadar masum ve safmışız, anlayamamışız" diyorlar. Külliyen yalan!
MİT zamanında uyarmıştı. Raporlarıyla durumu anlatmıştı. Biliyorlardı. Zaten BİLMEK ZORUNDAYDILAR. BİLMEKLE YÜKÜMLÜ VE SORUMLUYDULAR. Buna rağmen ya işlerine öyle geldi... Ya da Başbakan o kadar korktu ki, inandı.
"Biz bu yola kefenimizle çıktık!.." demelerine bakmayın. Kendi canlarından endişe ettikleri için pek çok masumun canına kıydılar. Kıyılmasına seyirci kaldılar, göz yumdular. Üstelik bunlardan 'mağduriyet' çıkartıp oy devşirdiler. Bugün yapmaya çalıştıkları gibi. Seçim arifesinde gündeme yeni bir SUİKAST MASALI sürdüler.
Masalcı da; Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek. Dış mihraklar ve 'Paralel Çete' yolsuzluk soruşturmaları yoluyla Erdoğan'ı hedef almış. O hamle başarılı olamayınca, şimdi "Bir suikast zinciri başlatacaklar"mış!..
Erdoğan, hem korkusundan hem de 'mağduriyet ile oy devşirme' ihtiyacından, bu masalı yeniden dinleyebilir. Türkiye'nin büyük çoğunluğu da böyle düşünebilir.
Ama en azından sizler, bu satırları okuyanlar; gerçeği bilmenizi istedim.
'MASAL MASAL MATİTAS'
'Hükümete hükümetten de yakın' Yeni Akit Gazetesi'nden Mehtap Yılmaz "Gülen emretti. Cemaat'in suikast timleri harekete geçti. Artık can alacaklar" diye yazdı.
Hükümetin 'Suriye'ye uzanan elleri' diye tanımlayabileceğimiz İHH'nin Başkanı Bülent Yıldırım da 'suikast timleri'nden söz etti.
Bu 'gündem yaratma operasyonu' tırmanırken, Emre Uslu da devreye girdi: "Bana öyle geliyor ki; seçime kahraman imajıyla gitmek için, Erdoğan'a yönelik bir çakma suikast icra edilecek" dedi.
Cemaat'in geçmişte polis içinde... Bugün de medya ayağındaki en önemli isimlerden Taraf yazarı Emre Uslu söylüyor bunu. Dahası, (mesajını iyi okumak lâzım) olayın geçmişte olduğu gibi 'girişimden ibaret kalmayacağını'... Erdoğan'ın 'belki çok hafif yaralarla veya mucize kabilinden yaralanmadan kurtulacağı' bir ÇAKMA SUİKAST GERÇEKLEŞTİRİLECEĞİNİ iddia ediyor!..
Bu yöntemleri ondan iyi bilecek halimiz yok herhalde. O nedenle katkılarına teşekkür edin! Ve AKP medyasından bir kalemin yazdıklarını bu gözle okuyun:
ABD VE İNGİLTERE
"ABD ve İngiltere, Başbakan'ın devletin içine çöreklenen örgütü, yani paralel devleti tüm diğer müttefikleriyle beraber tamamen tasfiye edeceğini çok iyi biliyorlar. Böyle bir durum, Batı'nın bölge üzerinde kurduğu hegemonyanın sonu olacaktır. ABD ve İngiltere bunu engellemek için Başbakan'ın bir şekilde fiziksel tasfiyesini içeren tertibin ikinci aşamasına geçmekten çekinmeyeceklerdir.
Başbakan bugün hayatında hiç olmadığı kadar ciddi tehdit altındadır. Evet, şimdiye kadar birçok suikast girişiminde bulunuldu ama hiçbiri şimdiki kadar ciddi değildi. Yıpratma sürecinden istedikleri sonucu alamazlarsa, ABD, işbirlikçisi mevcut derin yapı ile, son çare olarak gördüğü Başbakan'ın fiziksel olarak tasfiye edilmesi seçeneğini devreye sokmaktan çekinmeyecektir.
Bu bir uçak kazası, kalp krizi, enjekte edilen bir hastalık ya da klasik bir silahlı suikast olabilir".
Ömer TURAN - HABER 7."