Toplam 2 mesajın 1-2 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    ertugrul01 Avatarı

    Gerçek Adı
    Ertuğrul
    Üyelik Tarihi
    06.11-2010
    Son Giriş
    23.02-2014
    Saat
    11:46
    Yaşadığı Yer
    Anadolu
    Mesaj
    1.499
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, gündeme dair çok önemli açıklamalarda bulundu. hanefi avci herkes basbakanin yaninda olmali13907211400 h1120573 - Hanefi Avcı: Herkes Başbakan'ın yanında olmalı





    Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, Sabah'tan Sevilay Yükselir, Abdurrahman Şimşek ve Yahya Bostan'a konuştu. Paralel yapıyla herkesin mücadele etmesi gerektiğini söyleyen Avcı: "İktidarı, muhalefeti, Türk'ü, Kürt'ü, dindarı, dinsizi ve vatanını seven herkes Başbakan'ın yanında tavır almalı" dedi.
    "CEMAATÇİLERE BEN SAHİP ÇIKTIM"
    Bugün tartışılan devlet içindeki paralel yapıyı siz 3 yıl önce yazdığınız kitabınızda ele almıştınız. Belli ki bu insanları çok yakından tanıyordunuz...
    Avcı: Eskiden biliyorsunuz insanlar 'dindar, İslamcı, Cemaatçi' diye fişlenir emniyet kadrolarında üst görevlere getirilmezdi. Ben geçmişte de hep karşı çıktım. Önemli olan liyakat sahibi olmasıydı. Bu yüzden o dönemde cemaatçi olduğu söylenen insanlara da sahip çıktım. Liyakat sahibi olanlara kritik görevlerde yer açtım. "Bu ülkenin geleceği için güzel insanlar yetişiyor" derdim.
    Bir şeylerin yanlış gittiğini ne zaman fark ettiniz?
    - Taşkınlıklarına mani olmaya çalışanları tasfiye etmeye başlamaları üzerine farkına vardım.
    "SABRİ UZUN GİBİ BİR İSTİHBARATÇIYI HARCADILAR"
    Nasıl oldu bu?
    - Örneğin Emin Aslan... Celal Uzunkaya, Mustafa Gülcü ve Sabri Uzun gibi isimleri emniyette kurmaya çalıştıkları yapılanmaya engel olacaklarını düşündükleri için ekarte ettiler. Çok ilginçtir... 28 Şubat döneminde Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral'ın "Fethullahçılar raporu" hazırlandığında Emin Bey askere gidip rapora itirazını dile getirmişti. Askeri doğru bilgiler olmadığına ikna etmeye çalışmıştı. Sonra Emin bey Yüksek Şura'da bunların olmaması gereken atama, terfilerine, yanlışlarına karşı çıkınca sahte isimle dinlediler ve mesleğiyle oynadılar. Bir başka mağdur çok iyi bir polis olan Mustafa Gülcü'ydü. Ergenekon Davası başladıktan sonra savcılar emniyetin hazırladığı Ergenekonvari bir yapılanma olduğunu kabul etmesi için baskı yapmışlar. Kabul etmeyince hedef oldu. Bir polis muhbirinin ihbarıyla disiplin soruşturması geçirip pasifize edildi. Emin Aslan'ı yine bir polis muhbirinin ihbarıyla "uyuşturucu kaçakçısı ile ilişkisi var" deyip hapse attılar. Sabri Uzun gibi bir istihbaratçıyı isimsiz ihbar mektupları, sahte kararlarla dinleyip pasif göreve çektiler oradan da müfettiş görevlendirilerek soruşturma açıp 'haksız mal varlığı edindi' diyerek sicilini lekelediler. Bu yaşananlar olan bitenin farkına varmamı sağladı.
    "BAŞBAKAN'A HANEFİ AVCI EŞİNİZİ DİNLİYOR DEMİŞLER"
    Siz bunu yetkililere anlatmayı denediniz mi?
    - Birçok görüşmem oldu. O zaman İçişleri Bakanı Beşir Atalay'dı. Beni samimiyetle dinledi. Ama Başbakan'ın ikna olmadığını sanıyorum. Çünkü paralel yapının bu kadarını yapabileceğine inanmadı. Benim kısa bir süre önceki halim gibiydi durumu yani. Bana da başka biri gelip bu şekilde anlatsaydı, görmeseydim, şahit olmasaydım inanmazdım. Başbakan ve çevresini benden soğutmak için de yanlış bilgiler yaydıklarını düşünüyorum. Örneğin KOM Başkanıyken KOM'un İstanbul'da dinlediği bir yeri Başbakan'ın eşi Emine Hanım aramış. O telefon tapelerini Başbakan'a götürüp "Hanefi Avcı eşinizi dinliyor" demişler. Sonradan gerçeğin bilindiğini, böyle bir dinleme yapmadığımızın anlaşıldığını öğrendim. Ancak benimle ilgili Başbakan'a başka neler söylendi onu bilmiyorum.
    "ALLAH ŞAŞIRTTI BAŞBAKAN'A ÇOK ERKEN SALDIRDILAR"
    Yani siz derdinizi kimseye anlatamadığınız için yazdınız 'Haliç'te Yaşayan Simonlar'ı...
    - Kayıtlara düşmek ve sonrasına ışık tutmak, kamuoyuna aktarmak için yazdım. Zaman beni haklı çıkardı. Hani derler ya; Olaylar yeniyken müdahale ederseniz çabuk önlem alırsınız. Öyle olmalıydı ama olmadı ve o olaylar büyüdü, büyüdü ve şimdi hükümetin karşısına büyük bir kaos olarak çıktı. Ama şükrediyorum ki iyi ki şimdi oldu. İllaki olacaktı sonunda ama Allah şaşırttı ve Başbakan'a çok erken saldırdılar. Bir anormallik vardı ve çok şükür en azından bu hükümet erkenden farkına vardı bu anormalliğin.
    "17 ARALIK YOLSUZLUK OPERASYONU DEĞİL"
    O zaman siz 17 Aralık operasyonuna sadece yolsuzluk perspektifiyle bakmıyorsunuz.
    - Başıma onca işi gelmişken bu yapının yaptığı hiçbir şeye inanmam. Hem böyle yolsuzluk operasyonu mu yapılır? Soruşturmanın nereye gideceğini bilmiyorsunuz ama herkesten saklıyorsunuz. Neden? Çünkü en başından beri niyetiniz belli!
    "17 ARALIK USULE UYGUN DEĞİL"
    Usule aykırı mı demek istiyorsunuz?
    - Evet. Ben de görevdeyken bazı yolsuzluk operasyonları yaptım. Ama yaparken üstlerimi bilgilendirdim. Mesela Enerji Bakanlığı'nda ihalelere fesat karıştırma soruşturması vardı. Bizzat gidip hem Enerji Bakanı'na hem de İçişleri Bakanı'na bilgi verdim. Kim olduklarını, kimlerin adının geçtiğini olayın ne olduğunu anlatmadım ama o bakanlıkta tahkikatlar yaptığımızdan haberdar ettim. Ha yolsuzluk yapan bakanın oğludur, kardeşidir ayrı. Oğlun kardeşin yolsuzluk yapmış demezsin ama bakanlığıyla ilgili bir soruşturma yaptığının bilgisini hem bakanlığına hem de amirlerine haber vermek zorundasın. Validen, Başsavcıdan ya da Adalet Bakanı'ndan niye saklıyorsun? Burada bakıyorsunuz vali şehri yönettiğini sanıyor ama yönetmiyor. Emniyet Müdürü emniyeti yönettiğini sanıyor ama yönetemiyor. İçişleri Bakanı bakanlık yaptığını sanıyor ama gereken bilgiyi alamıyor. Başsavcı da habersiz. Hiçbir amirin haberi olmadan yapılan bir soruşturma var. Böyle bir devlet anlayışı olabilir mi? Bediüzzaman der ki; Hakimiyetin şenni müdahaleyi reddeder. Yani bir yerde bir tek iktidar olur. Çift başlı iktidar olmaz!
    "SORUN YALNIZ HÜKÜMETİN DEĞİL HERKESİN"
    Mücadele için geç mi kalındı?
    - Geç kalındı ama yine de Türkiye bir şans yakaladı. İyi değerlendirmek lazım. Hükümet kararlı ve cesur olmalı. Ancak bu bir yılda iki yılda bertaraf edilebilecek bir yapı değil. Bu sadece polis ya da kriminal hamlelerle de çözülemez. Mücadele uzun bir zaman alacak. Devletin kilit noktalarına yerleşmeleri bu hükümet döneminde oldu. Başbakan kendileri gibi geçmişte dışlanmış bu insanları sahiplendi. Devletin kritik noktalarında görev almalarına hep olumlu baktılar.
    Peki bu yapıyla mücadeleden başarıyla çıkılabilecek mi?
    - Çıkmak zorundayız. Bir de bu sadece iktidarın sorunu değil. Hepimizin sorunu. Bütün Türkiye'nin. Bugün AK Parti yarın CHP, öbür gün MHP! Kim gelirse gelsin bunlarla mücadele etmek zorunda zaten. O nedenle bu ülkeye aidiyet hisseden herkes, iktidarı muhalefeti, Türk'ü Kürt'ü, dindarı ve dinsizi herkes Başbakan'ın yanında tavır almalı. Bu bir fırsattır, değerlendirilmelidir. Bakın. Bunlara ön ayak olduğu için kızılabilir hükümete. Eleştirilebilir ama hükümet zayıf düşsün Erdoğan iktidardan gitsin diye gidip öbür tarafa destek verilemez. Ben bir mağdur olarak, bunların iftiralarıyla, sahte belge ve komplolarıyla hapse düşmüş hayatı karartılmış bir kişi olarak söylüyorum bunu. Ben de çok kırgınım hükümete. Herkesten daha çok kırgınım çünkü bunların başıma ördüğü çorabı göremediler ve önlem almadılar vaktinde diye. O zaman bana kulak verip bunlara tavır alsalardı ben şimdi görevimin başında bunlarla mücadelede en ön saftaydım.
    MUHALEFETİN TAVRINA İÇERDEKİLER KIZIYOR
    Sizce operasyonu yapanlar istedikleri algıyı toplum nezdinde yaratabildiler mi?
    - Tam tersi oldu. Dışarının nabzını bilemiyorum. Ama bizim mahallede (gülerek cezaevi ortamını kastediyor) algı oldukça farklı. Balyoz ve Ergenekon davalarından yargılananlar şu anda hükümetin yanında tavır alınması gerektiğine inanıyor, muhalefetin tavrına kızıyorlar.

  2. #2
    Üye
    ertugrul01 Avatarı

    Gerçek Adı
    Ertuğrul
    Üyelik Tarihi
    06.11-2010
    Son Giriş
    23.02-2014
    Saat
    11:46
    Yaşadığı Yer
    Anadolu
    Mesaj
    1.499
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Hanefi Avcı: Tır olayı skandal ötesi Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, gündeme dair çok önemli açıklamalarda bulundu.

    hanefi avci tir olayi skandal otesi13908076570 h1120867 - Hanefi Avcı: Herkes Başbakan'ın yanında olmalı





    Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, Sabah'tan Sevilay Yükselir, Abdurrahman Şimşek ve Yahya Bostan'a verdiği röportajın ikinci kısmı yayınlandı. Paralel yapıyla herkesin mücadele etmesi gerektiğini söyleyen Avcı: "Tır aramaları tam bir skandal" dedi.
    Hanefi Avcı: Binlerce insanı dinleyip evrak biriktirdiler ve şantaj malzemesi yaptılar. Baykal ve MHP'lilerin kaset olayı da en net örnek. Emniyet ve istihbarat istese bunları çözerdi. Polis eğer bir olayı çözmek istemiyorsa, o işte parmağı vardır.
    'AYNI GÜN HEM MAHKEME ÜYESİ HEM DE MAHKEME BAŞKANI'
    Bu derin yapıyla mücadelede HSYK yasa değişikliğinin çok kritik bir hamle olduğu söyleniyor.
    Kesinlikle doğru! Klasik bir hukuk düzeni yok orada. Bunu halkın görmesi lazım. Ben bizzat yaşadığım hikâyelerden biliyorum. 3 günde işleme konulması gereken evrak 1 ayda işleme konmuyor. Bir hâkimin önüne gitmemesi gereken evrak bir şekilde ayarlanarak onun önüne gidiyor. Dosyadaki evrakla onun önündeki evrakın numaraları birbirinden farklı, tutmuyor. Mesela bir davamda hakim Ömer Diken aynı gün hem mahkeme üyesi hem de mahkeme başkanı görünüyordu. Şikâyet ettim. Hâkim inceledi, "Ben suç görmedim" dedi. Sonra onu (Ali Alçık) Yargıtay üyeliğine terfi ettirdiler. Benim yaptığım başvuru ile başvuru sonucunda verilen ret kararındaki evrak numaraları birbiri ile örtüşmüyor. Bu durum yapılan başvuruların esasına hiç girilmediği ve sonucun önceden belli olduğunu göstermektedir.
    'YENİ SPONSORLARA BAKIN'
    Bazı işadamlarına bağış için baskı yapıldığı iddiaları da var.
    Fethullah Gülen'in internete düşen ses kayıtlarından -ki bende basından takip ettim - iş adamları ile anormal bir ilişki kurduğu anlaşılıyor. Bu ilişkilerin ortaya çıkması için kayda gerek yok aslında. Türkçe olimpiyatlarının sponsorlarına bakmak yeterli. Ben de birkaç kez gittim o organizasyonlara. O zamanlar sadece cemaat gönüllüsü esnaf ve işadamlarından destek alırlardı. Son dönemlerindeki sponsorlar ise Türkiye'nin devler liginde olan patronlar. Daha önceki sponsorlarına bakın, bir de şimdiki sponsorlarına bakın. Baskı yapılıp yapılmadığını anlarsınız.
    Özel hayat ve iletişim özgürlüğü de elden gitti! O çoktan gitmişti zaten. Binlerce insanı dinleyip, izleyip kaydetti bunlar. Evrak biriktirdiler. Ve sonra bunları şantaj malzemesi yaptılar. Baykal ve MHP'lilerin kaset olayı bu işin bariz bir örneğidir.
    'BAŞBAKAN'I ALDATTILAR'
    7 Şubat olmasaydı Başbakan bu yapının farkına varamaz mıydı?
    Orda bir yanılgı var. Herkes Başbakan'ın bu örgütün farkına 7 Şubat'ta vardığını düşünüyor ama değil. Ondan daha önce oldu bu. Oda TV davasında. Zekeriya Öz'ün niyeti sahte delil üreterek Oda TV davasını Malatya'daki Zirve davasıyla birleştirip sansasyon yaratmaktı. 100 klasör evrak hazırlanmıştı. Bu sayede ayrı bir toplama operasyonu yapılacak ve Diyanet İşleri Başkanlığı ile başka kurumlardan, üniversitelerden ve medyadan onlarca insan tutuklanacaktı. Bu olacak şey değildi. Operasyonu genişletecek, büyük dalgalarla gözaltı operasyonları yapılacaktı. Ancak bunun bilgisi gitti Başbakan'a. Sanırım bu bilgiyi MİT verdi. Başbakan işte orda anladı olayın vehametini ve hemen harekete geçti. Önce İstanbul Emniyeti'nden bu yapının en önemli ismi olarak bilinen Ali Fuat Yılmazer'i aldı görevden sonra Zekeriya Öz'ü. Dananın kuyruğu orada koptu tabii. Bu son sansasyonel operasyonları engellenince hem MİT hem de Başbakan bitti onlar için. Sonrasını biliyorsunuz zaten.7 Şubat darbesi devreye sokuldu ki bana göre korkunç bir saldırıydı. Aslında bu yapıyı bitirmek için 7 Şubat bir şanstı ama Başbakan ile hükümet bu şansı kullanamadı. Orada alenen devletin politikalarına kafa tutan bir suikast söz konusuydu. O gün bugünkü gibi kararlı bir tavır göstermiş olsaydı yine çok daha avantajlı olacaktı devlet. Sanırım cemaate yakın bazı çalışma arkadaşları olayın 7 Şubat'la dondurulacağını söyleyip aldattılar Başbakan'ı.
    'ASKERİN DE İÇİNDELER'
    Adana ve Hatay'da MİT'in TIR'ları durdurulup aranıyor. Sizce neler oluyor?
    Devletin bir kurumunun yaptığına diğer kurumu mani olamaz. MİT bir şey sevk ediyorsa savcı buna bakamaz. Bu işin şaka kaldırır yanı yok. Bu bir devlet politikasıdır. Devlet isterse silah isterse başka şey nakleder. Eğer devlet bu benim malım bana ait diyorsa orada kimsenin müdahalesi söz konusu olamaz. Adana ve Hatay'da yaşananlar skandal ötesi, Türkiye'nin dış dünyada itibarını sarsamaya dönük bir tutum. Çoğu insan sanıyor ki bunların tek amaçları Türkiye'yle ilgili dünyada teröre yardım ve yataklık eden bir ülke algısı yaratmak. Bir amaçları da Türkiye Devleti'nin istihbaratının nasıl bir zaafiyet içerisinde olduğunu göstermek. Dünyanın bütün gizli servisleri hayretle izliyordur olanı biteni.
    Bu durumda bu yapının MİT içerisine de sızmış olduklarını söylemek mümkün mü o zaman!
    TIR olayları bu örgütün sadece MİT'te değil aynı zamanda askerde de olduğunu ortaya koyuyor. O TIR'ları durduran polis değil, jandarmadır. Hiç kimse bilmese bile asker devletin milli istihbaratının kontrolünde olan TIR'ları durduramayacağını bilir. Asker bunu bile bile durduruyorsa durup düşünmek lazım.
    'HER YOL MUBAH DİYORLAR'
    Mehmet Ali Şahin paralel yapının Yargıtay imamıyla ilgili bir iddia ortaya attı ve konuyla ilgili hukuki işlem başladı. Görev yaptığınız dönemde Yargıtay imamının kim olduğuna ilişkin her hangi bir bilgiye rastladınız mı?
    Yargıtay imamının kim olduğunu bilmiyorum. Ancak Yargıtay'a bakan imam Yargıtay'ın içinden değildir. Kurumlara bakan imamlar kurum dışından seçiliyor. Emniyet ve yargıdan farklı değil. Sızan belgeler, durdurulan TIR'lar... Paralel yapının bu kurumlara bakan imamları da var. MİT ve Genelkurmay imamlarının ismini savcıya verdim. Bu imamlar da tıpkı Yargıtay imamı gibi kurum içinden değil kurum dışından.
    Sahte delil üretme, haksız tutuklamalar, dezenformasyon... Peki alnımız secdeden kalkmıyor diyen insanlar bu "günah"ları nasıl içselleştiriyor?
    Çok doğru bir soru. Bir yandan Allah diyerek bir yandan da bu hukuksuzlukları nasıl içselleştiriyorlar? Nasıl haksız tutuklamalar yapıyorlar. Ve günahsız masum insanları sırf onların karşısında diye içeri tıkıyorlar? Çünkü bunlar meseleye tipik bir örgütçülük anlayışıyla bakıyor ve örgütünün hedefine ulaşması için de her yol mubah anlayışını benimsiyor. Sahte belgeler, atılan iftiralar ve haksız tutuklamalar onlara göre verdikleri savaşın bir parçası. Ve o talimatların kutsal bir yerden geldiğine inanıyorlar