Allah'a hamd olsun ki bizi var etti ve nimetleriyle donattı.
Bize yüklediği kulluk vazifesini layıkıyla yapabilmek için O'ndan yardım isterim. O'nun ordusu güçlü, şanı yücedir. İnsanı kendi emirlerinden korumak için önüne ve arkasına ‘muakkibât' koydu ki kulunu kahrının hışmından korusun!
Sonra inançsızlık karanlığını varlığı ile aydınlatan, yaratılanları Rabbine itaate çağıran ve O'nun, insanlar dünyada da cennet gibi bir hayat sürsünler diye gönderdiği dini, yaymak ve mani olanları bertaraf etmek için o din uğruna savaşan Hz. Muhammed'in O'nun kulu ve Peygamberi (s.a.v.) olduğuna şehadet ederim.
Yalanlayanların toplanıp birleşmeleri, nurunu söndürmek isteyenlerin canhıraş gayretleri O'nun övülmesine, adının yüceltilmesine mani olamadılar, olamayacaklar.
Siz Allah'a takva ile bağlanın! Bu sizi her türlü badireden sakındırır, korur. Çünkü takva, halkası sağlam bir ip, yüceliklerine varılmaz bir korunaklı kaledir!
Siz asıl ölümün şiddetine hazırlanın ey inananlar! Ecel gelmeden önce çalışın, ölümü karşılamaya hazırlanın. Sonuç kıyamettir; bu, aklı olana nasihat; cahil olana da ibret olarak yeter.
Kabirlerin deliğini, belanın şiddetini, varılacak yerin korkusunu, düşülecek çukurun derinliğini, kemiklerin ayrılığını; vaadin korkunçluğunu, o çukurun size neler hazırladığını, yaptıklarınızın sizi kurtarıp kurtarmadığını, sona varmadan önce bilemezsiniz. Allah'a dönün, Allah'a! Ona iman edin ey iman edenler! Şu siyaseti gütmek, şu cemaate mensup olmak, eğer hal ve hareketiniz Kur'an'a ve sünnet çerçevesine uymuyorsa size çare olmaz. Ne buyurdu kızına görklü Nebi, “Babanın peygamberliğine güvenme!”
Bakın ey Allah'ın kulları!
Dünya, sizden öncekilere uyguladığı kanununu size de uygulayacaktır. Kimse ondan muaf değildir. Şu veya bu tarafta değil Kuran'ın safında yer almak marifettir. Ondan başkası sizi haklı kılmaz. İntisap ettiğiniz zat veya liderler hakkın hakiki erleri olsalar bile sizin yaptığınız gayri meşru ameller, eninde sonunda kendi önünüze gelir…
Kıyametin kopmak üzere olduğu bir çağdasınız; artık alametleri görüldü; belirtileri yaklaştı. Sırat'ın başında durdurulduğunuzu düşünün! Son bir fırsat verildi size farz edin!
İşte görüyorsunuz, dünya büyük sarsıntılarla gelmeye başladı… Belalar, musibetler bütün ağırlığıyla üzerinize çöktü; dünya, nimetlerini ehlinden kesti. Bakın İslam dünyasına… Nasıl da cayır cayır tutuşmuş yanıyor her bir arazisi. Hiçbir yerde Müslümana huzur yok. Bunu sadece kadere havale ederseniz, nefsinizin payını görmezseniz, sadece dünyanızı heba etmekle kalmaz, ahiretinizi de yakarsınız!
Bu başımıza gelenler, yüreğimizde düşmanlığa dostluk ve kardeşlikten daha fazla yer ayırmış olmamızdan kaynaklanıyor olmasın?
İşte size haber veriyorum. Eğer böyle devam ederseniz, dünya sizi bağrından atacak. Hiçbiriniz o fitneden korunamayacaksınız. O her yeniyi yıpratacak, her şişmanı zayıflatacaktır.
Geniş olan dünyanızı dar bir zindana, hayatınızı da karışık, şüpheli, semeresiz bir badireye dönüştürüyorsunuz. Oysa siz şahit ümmetsiniz. Başkalarının yanlışlarının tanıkları olacaktınız. Yazık ki siz âleme kötü örnek oldunuz. İslamı temsil etmek şöyle dursun, onu insanlık nezdinde cinayetlerle anılan bir din yaptınız… Bu gidişle korkarım ki sonumuz homurdanan bir ateşte son bulur! O ateşin dibine ulaşılmaz; ürpertisine dayanılmaz, içine düşüp kalmaya hiç güç yetmez. Etrafı zifiri karanlık, kapları kazanları kızgın; içi çok büyük, çok geniştir.
Kim doğru amel işler ve kalbini mümin kardeşinin sevgisiyle doldurursa, dilini tutar ve öfkesini yutarsa ve kardeşinin sırtındaki akrebi gösterirken bile şefkatle hareket ederse; yani Rabbinden sakınarak iş yaparsa Allah onları bölük bölük cennete sevk eder. (39/73)
Onlar azaptan ve yaptıklarından dolayı kınanmaktan güven içinde olacaklar. Ateşten pek uzakta, rahat evinde, hoşnutluğa ulaşmış, esenlikte yerleşmişlerdir. Çünkü onların işleri dünyada tertemizdi; her hareketlerini, akıbetini düşünerek yaparlardı. Gözleri ağlardı; dünyada gecelerini gündüze çevirmişlerdi; huşu ile boyun eğer, kulluk eder, bağışlanma dilerlerdi. İnsanlara fitne olmaktan sakınırlardı; Allah da onları cennetine layık kıldı, yaptıklarının karşılığını verdi. Çünkü "Onlar buna ehil ve layık kimselerdir:” (48/26) Orada mülkleri devamlı, nimetleri sürekli olacaktır.
Ey Allah'ın kulları! Dikkat edin!
İçinizden, yaptıklarında kazançlı çıkanların riayet ettikleri esaslara siz de uyun. Hüsrana uğrayanların yaptıkları gibi yapmayın, öyle olmaktan çekinin. Amellerinizle ecelinize hazırlanın, ecelinize.
Önünde sonunda hazırladıklarınıza erecek, yaptıklarınızı orada bulacaksınız! Bugün dirisiniz diye o zamanı uzak görüyorsunuz. Akıllı insan o korkunç dönemi gelip çatmış kabul eder ve ona göre hareket eder! Çünkü o gün geldiğinde, kaybettiğinizi elde etmek için geri dönmenize imkân yoktur. "Bu bir tökezlenmeydi, yanıldık, yanlış yaptık, dönelim." diyemezsiniz.
Allah bize, Kendisine ve Resulüne (s.a.v.) itaat etme gücünü versin; rahmetinin bolluğu ile bizleri affetsin.
Diyebilirim ki bu gün gerçek sabır, din kardeşini kınamamakta acele etmemektir! İnadına din kardeşini sevmektir sabır! Yeryüzünde direnin, belalara karşı sabredin!
Nefsinizin tahrik ettiği dillerinizin isteğine uyup ellerinizi ve kılıçlarınızı harekete geçirmeyin. Allah'ın acele etmenizi istemediği işlerde acele etmeyin.
Sizi temin ederim bugün, sizden Rabbinin, O'nun Peygamberinin ve “Ehl-i Beyt”ini hakkını tanıyarak sünnetine uyarak yatağında ölen kimse de şehiddir ve ecri Allah'a aittir. Salihlerin, amelinin sevabına ermesi de muhakkaktır.
Bu fitneler zamanında kişinin bu işe niyet etmesi, onu, kılıcıyla cihad edenin derecesine ulaştırır. Her şeyin bir sonu ve yazgısı vardır. İş Allah'ın murad ettiği neticeye varır. Sen ise o yaşanacak olaylara elini dilini karıştırır, kendine vebal yüklersin sadece!
Selam o insanlara ki ahir zamanda olduklarını bilir, Müslümana Müslüman gibi davranır, müminleri affederek hareket ederler.
Ve iza marru billağvi marru kirama!

[1] Hz. Ali'nin bir hutbesinden uyarlanmıştır…
Mehmet Ali Bulut - Haber 7