İnsanoğlu öncelikle bulduğu taşı ve ağaçları işleyerek yaşamını bir parça kolaylaştırmıştı. Sonra çamuru, madenleri işlemeye başladı; hayatı daha da kolaylaştı. Hatta bu saydıklarımızı başarılı şekilde işleyenler güç kazanmaya başladılar. Bütün bu alanlardaki başarılar ve insanın araştırıcı yönünün de katkıları, işi sanayi devrimine kadar getirdi. Sanayi devrimini gerçekleştiren toplumlar, geri kalmış ülkeleri birer ham madde deposu şeklinde kullanıp, o ham maddelerden ürettikleri malzemeleri tüketen topluluklar haline getirdiler, ki bunlar ham maddelerle kıyaslanmayacak düzeyde pahalı malzemelerdi.

İnsanoğlu genlerle oynamaya başlıyor
Yirminci yüzyılın son çeyreğinde ise bilim insanlara para kazanmanın yepyeni bir yolunu açtı. Bu seferki yol taş, toprak, metal gibi cansız yapılar değil, aksine canlıya ait maddelerdi. Canlılara ait bu maddeler doğada 4,5-5 milyar yıllık süreç sonucunda oluşmuştu. Doğa, canlıların evrimi adını verdiğimiz süreç sonucunda bu materyali meydana getirmiştir. Bunu oluştururken de adeta puzzle oynar gibi işe yaramayan parçaları çıkarmış, onları yok etmiş (doğal seçinim), işe yarayanların ise yerinde kalmasını sağlamıştır (adaptasyon). Son yıllarda insanoğlu doğanın bu sırlarını çözdü ve onları ele geçirmeye başladı. Bu süreç DNA adlı kalıtım materyalini öğrenmemize neden oldu. Doğanın genetiğe ait sırlarının aydınlatılması yolunda ilk önemli adım 1865 yılında Mendel tarafından atılmış ama yaklaşık 50 yıl kadar bu adım hiçbir bilim insanı tarafından görülememiştir. 1900'lü yılların başında yapılan çalışmalarla, Mendel'in kalıtsal faktörler dediği yapılarla ilgili bilgileri ve deneyleri gözden geçiren, genişleten, değiştiren, tüm canlıların biyolojik mirasını depolayan, ortaya çıkaran, kopyalarını üreten, mutasyonlar oluşturan ve yeni dizilimlerin meydana gelmesini sağlayan ve "genler" adıyla kavramlaştırılan çarpıcı olgunun gündeme geldiğini görüyoruz.
Yukarıda sözü edilen çarpıcı olgunun kimyasal kökenini DNA adını verdiğimiz molekül oluşturuyordu. DNA'nın yapısına yönelik bilgilerin derinliğine çözülmesinden sonra dünyanın en büyük projelerinden olan "İnsan Genom" projesi ortaya atıldı. Bu proje, insanın neyinin genetik olup neyinin genetik olmadığını, hangi geninin hangi kromozomunun hangi bölgesinde bulunduğunu açıklamayı hedefliyor. İnsan genom projesi bir yandan hızla sürdürülürken diğer yandan başka araştırıcılar da diğer canlıların genomlarını çözme sürecindeler. Nitekim her gün genomu tamamlanmış bir canlının haberi bilimsel yayınlarda yayınlanmaktadır. Bütün bu gelişmeler sürer ve bir yandan temel bilgiler açığa çıkarken, bir yandan da bilim insanları genetik mühendisliği denen uygulama alanını geliştirdiler. Bu sayede aynı türün içinde gen nakillerini çok aşan bir şekilde birbirlerinden çok farklı olan türler arasında da gen nakilleri kolaylıkla yapılabilir hale geldi. Yakın zamana kadar kimsenin hayal edemiyeceği bir gelişme olan hayvanlara ve bitkilere gen nakli bile başarıyla gerçekleştirildi.

"Yeşil altın"a hücum!
Moleküler biyoloji alanındaki bu ve benzeri birçok gelişmenin ekonomik getirilerinin boyutları ortaya çıkınca, birçok insanın ağzının suyu akmaya başladı. Fakat bu olgu sorunları da birlikte getirdi. Para kazanmak isteyenlerin iştahını çok fazla kabartacak bir alan açılmıştı. Bu durum adeta altına hücum edildiği dönemleri andıran olayların ortaya çıkmasına neden oldu. Altın arayıcıları bir bölgede altın bulunma olasılığı ortaya çıktığında nasıl o bölgeyi hızla parselledilerse, şimdi de genetik yapı adeta altın bulunan bir arazi gibi parsellenmeye ve bu amaçla da patentlenmeye çalışılmaktadır. Bu nedenle çok uluslu şirketler ve yönetimler gelecekte olası pazar olabilecek benzeri az bulunur genetik ayırt edici özelliklere sahip mikroorganizmalar, bitkiler, hayvanlar ve insanlar bulmayı umarak kıtalarda yeni "yeşil altın"ı aramak için keşfe çıkmaya hazır vaziyetteler