Cumhuriyet gazetesinden Figen Atalay’ın 13.02.2013 tarihli haberine göre, Fethullah Gülen Cemaatine yakın olduğu iddia edilen, aktif Eğitimciler Sendikası fesih kararı aldı. Haberde hükümete tehdit amacı ile kurulduğu belirtilen ve 9 ay içinde 35 bin üyeye ulaşan sendikanın, önümüzdeki günlerde yapılacak olağanüstü genel kurulunda fesih kararı görüşülecek denilmektedir. Aynı haberde görüşüne başvurulan eski Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaattin Dinçer, aktif-Sen’in kapanma kararını, “Bunun anlamı, kurulan bu sendikadan iktidara yakın duran sendika ve birtakım güçlerin rahatsız olmalarıdır. Çünkü iktidara yakın sendika bu yıl iş kolu yetkisini kaybetme ile karşı karşıya kalabilirdi. aktif Eğitim-Sen kurulduğunda ileri sürdüğü gerekçeler 9 ayda ortadan kalkmadığına göre, demek ki bir yerlerden talimat gelmiş ya da iktidarın sağladığı olanakların paylaşımında bir anlaşma sağlanmış görünmektedir. Birleşmeyi tabanlarına anlatamayacakları için kendilerini kapatma yolunu yeğlemişler” şeklinde yorumlamış. Bu haberden hareketle eğitim çevrelerinde “Cemaat”in sendikayı hükümete karşı tehdit olarak kurduğu ve bu tehdidi dershaneleri açık tutmak için kullandığı yorumları yapılıyor.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 9 Eylül 2012’de “Dershanecilik olayını kaldıracağız. Bundan kim gücenirse gücensin, kusura bakmasınlar. Bu benim halkımın, vatandaşımın ortak talebidir. Eğitim öğretime hizmet verecekseniz, okullaşın, okullar kurun” dedi ve ardından tarih de verdi: “Er geç, 2013-2014’e de biz o sistemle girmiş olacağız.” Doğaldır ki böylesi bir durumdan en fazla zarar görecek kesim, dershanelerin yüzde 60’ını, dershane yayıncılığının yüzde 80’ini kontrol eden Gülen Cemaati olacaktır.

“Başbakan, sektörün en büyüğü ve hükümet ortağı Gülen Cemaatini faaliyet alanı üzerinden kontrol etmek isterken iç karışıklığa neden olmayacak bir yönteme başvuruyor. Onlara ‘Sizden hizmet alımı yapalım ve sizin sınıflarınızı öğrencilerimizle biz dolduralım. Bedeli neyse biz verelim. Sizi açıkta bırakacak değiliz’ diyor. Fakat başbakanın açıklamasının ardından Cemaat çevrelerinin verdiği tepkiye bakılırsa Gülen, dershanelerin kapatılmasından yana değil. Cemaat, devlet teşvikini umursamıyor, çünkü Cemaat, kitle dershaneleri zincirinin en büyük müşterisi yoksul halk çocuklarının, okula dönüşen dershanesi yerine halen devam etmekte olduğu okulunu tercih edeceğinin farkında. Dershaneye gitmek zorunda kalmayacak olan öğrencinin, önünde aynı müfredata tabi devlet okulu gibi daha az maliyetli seçenek dururken üste para ödeyeceği bir okulu tercih etmesi düşünülmüyor. Kaldı ki okullaşma, dershane müşterisinin yarısına tekabül eden ‘mezun’ların ne olacağını da açıklayamıyor. Mezun durumdaki öğrenci evinde oturup sınav gününü bekleyemeyeceğine göre dershane mutlaka yeni bir arayışa girecektir. Dershane sektörü, sistemin, bu potansiyel müşteriye ek olarak sürekli talep yarattığını elbette biliyor ve büyük oranda bu nedenden dolayı okullaşmayı, devlet teşvikine rağmen ödün olarak görmüyor.”

Erdoğan ve Gülen’in iktidar kavgası

Ünal Özmen’in aynı çalışmasında bahsettiği gibi Erdoğan’ın bu çıkışı büyük oranda popülizme bağlanabilir; zira toplum nezdinde kanayan yara olarak duran dershanelere halkçı bir söylemle karşı çıkmak tam da buna karşılık geliyor. Bir diğer neden de hiç kuşkusuz Erdoğan-Gülen çekişmesi; dershaneler üzerinden aslında bir iktidar savaşıdır yaşanılanlar. Erdoğan, Cemaatin vesayeti altında ayakta durduğu algısını yıkıp, iktidarını kendi denetiminde tutmak istiyor, bununla da kalmayıp Gülen’in zayıf halkasından tutarak ona meydan okuyor. Cemaat ise hem ekonomik hem ideolojik olarak kendisini yeniden üreten dershaneleri korumaya çalışıyor.

Eğitimde yardımcı değil, asli unsur
Dershane sektörünün yıllık 1 milyar lira ciroyu aştığı düşünülürse, Türkiye’de büyük bir sektör olduğu anlaşılır