Mısır için herhangi bir söz söylemek abestir. Orada tam ve kesin bir Firavun - Musa kavgası yaşanıyor.

Kur'an'daki kıssayı biliyorsunuz.
Kısaca arz edecek olursam, Mısır'da ‘Beni İsrail' ağır zulüm altındadır. Asırlardır devam eden bu zulmü artık Cenab-ı Hak, sona erdirmek ister ve ‘Musa'yı halkını kurtarmak üzere peygamber olarak gönderir. Firavun ile Musa arasındaki çetin mücadeleler olur ve sonunda Firavun, Beni İsrail'i Musa ile göndermeye razı olur. Ama niyeti kötüdür: “Madem ki bana hizmet etmek istiyorlar, ben de onları topyekûn imha ederim!” diye plan yapar.
Musa ve halkı şehirden çıkıp doğuya yönelirler. Nihayet Musa, halkı ile birlikte Kızıldeniz'e dayanır. Firavun dehşetli ordusuyla tüm halkı yok etmek için yaklaşmaktadır. Zahire bakan; meseleleri sadece sebepler ve sonuçlar açısından değerlendirenlere göre, Musa ve halkının akıbeti kaçınılmazdır. Firavun onların hepsini kahir gücüyle kılıçtan geçirip yok edecektir. Beklenen ve makul olan budur.
Ama sebepler susar, imkânlar sukut eder ve imkânsız gerçekleşir. Kızıldeniz yarılır. Musa ve halkı karşıya geçerler. Ardından Firavun ve ordusu da açılan dehlizden geçmeye karar verirler. Nihayet ordu da iki duvar gibi kalkmış denizin oluşturduğu tam dehlize dalınca deniz kapanır ve Firavun tüm ordusuyla birlikte suya gark olur….
Ben tarih içindeki bu olaylara ‘üçüncü faktör'ün devreye girmesi diyorum. Şu sıralarda da herkes, “Şu ülkenin hesabı şu, bu ülkenin hesabı bu! Bu gidişatla şu şöyle olur, bu böyle olur…” deyip duruyor. Kimse Rabbin maksadını hesaba katmıyor.
Bir yanda beşeri ve dünyevi tüm güçlere, tüm imkânlara sahip Firavun ve yandaşları, öbür yanda ‘inancı', ‘sabrı' ve ‘duası'ndan başka silahı bulunmayan Musa ve halkı... Halkının da ancak inanmış az bir grubu!
Kıssadaki Firavun'un temel iki yardımcısı vardır: Hâmân ve Karûn. Bir de ona zaman zaman aklıselimi telkin eden gizli mümin bir danışmanı!
Musa'nın ise bir tek yardımcısı vardı; Harun (as)!
……..
Şimdi müsaadenizle, kıssadaki isimleri birer sembol kabul edip hadiseleri bugüne bağlamaya ve Mısır olayını izah etmeye çalışacağım. Malum zaman zaman temas ettiğim gibi Fir-avun (direkler sahibi), muktedirleri temsil eder. Bizim olayımızda Firavun rolü Sisi'de!
İktidar sahiplerinin daima iki yardımcısı vardır. Sermaye ve teknoloji. Zalimler zulmederken, daima ‘teknolojik imkanları' (beşeri imkanlar, Yani Haman, ) ve ‘sermayeyi' (yani Karûn) yanlarında bulurlar. Esasında zulmü, hep sermaye sahipleri teşvik eder. Çünkü onların temel yaklaşımı “sen çalış ben yiyeyim”dir. Nitekim Firavun'u azdıranlar; üçüncü sınıf vatandaş haline getirilmiş İsrailoğullarını köle gibi kullanan tacirler ve imalat sektörü idi. Yani Mısır burjuvazisi! Firavun'a, Musa'nın taleplerini reddetmesini salık verdiler! Firavun, Hz. Musa'ya ne zaman adil ve düzgün davranmak istese, etrafındaki ‘hamanlar' ve ‘karûnlar' onu bu tutumundan vaz geçiriyorlardı. Çünkü mukadderdi ki, zalimler yok edilsin!
…….
Yine öyle olacak inşallah. Hiç endişe etmeyin! O kadar canın telef olması da boşa değildir. Musa'nın doğmasını önlemek için yetmiş bin çocuk öldürülmüştü, hatırlayın. O çocukların ruhu ve manası Musa'ya (upload edildi) yüklendi ve Musa o gücün yarattığı sabır ve azimle Firavunu alt etti. Upload kelimesinin, ‘güç yükleme'nin, özelikle internette sürdürülen global savaşlara katılan ve orada karakter oluşturan gençler ne anlama geldiğini çok daha iyi anlarlar…
Şimdi, Mısır'da meydanlarda hunharca öldürülen o mazlumlar, kıssadaki Musa'nın doğmasını önlemek için öldürülen çocuklardan başkası değildir esasında. Kıssa bugün dahi nasıl da aynıyla tahakkuk ediyor Allah'ım!
Meydanlarda can veren o mazlumlar hiç şüphesiz şehittirler. Binlerce sıradan insan zulmen öldürülerek bir tür velayet mertebesine çıkarıldılar. Şimdi hiçbir şey olmasa o mazlumların ruhu müsaade etmez ki şu firavunlar sultalarını sürdürsünler. O ruhlar beraberine nice kuddusi güçleri de alarak zalim firavunların başına ağacaktır. Bu mukadderdir. Hiç tereddüt etmeyin. Sadece ümidimizi kesmeden namaz, dua ve sabır ile onlara destek vermeye çalışalım. Zalimlerin hak ettiği mukadderat gelir onları yakalar. Neyzen Tevfik'in dediği gibi “Mukadderdir bu dava ta ezelden mühr-i hikmetle! Cihana gelmeden maksat şu tatbikatı görmektir!”
İşte görüyorsunuz, Kur'an-ı Azimuşşan'ın aktardıkları aynıyla yaşanmaya başladı.
Sahne yine Mısır! Firavun ise zahirde Sisi!
Firavun tek başına olmadığı gibi Sisi de tek değil.
Sisi yalnızca Firavun'un maskesidir. Sisi'nin bedeni ‘inkar-ı uluhiyeti', yani Deccal'ı temsil eder. Elinde tuttuğu ‘hükümdarlık asası' İsrail'i temsil eder([1]). Üzerinde oturduğu taht ise Batı Hegemonyası! Bu tahtın zahirde görülen dört ayağı var: ABD, AB, BM ve NATO
‘Karûn'un, günümüzdeki karşılığı Suudi Arabistan'dır, Dubai'dir yahut ‘darbe yaptı' diye Sisi'ye para gönderen Arap devletleridir. Yahut onların da asıl efendisi olan Siyonist baronlardır…
Haman ise teknolojik imkânlar demektir! Haman ismi, heymenetten gelir. Heymenet/muheymenet medeniyet, yani insan eseri olan, ‘beşer eliyle var edilmiş imkanları' temsil eder. Yabancı dillerdeki ‘human' kelimesi de aynı kökten gelir… Bir anda sayısız insanı öldürebilen silahlar, tanklar, tüm yok edici araçla gereçler, bu ‘haman' adı altında toplanır… Bunlar aynı zamanda Medeniyet dediğimiz olgunun imkanları içinde sayılırlar…
Kıssadaki Hz. Musa'yı zahiren temsil eden, Muhammed İsa Mursi![2]
Mısır özelinde, Kur'an'daki Musa ve Firavun kıssası içinde yer alan ‘Beni İsrail', bugünkü Mısır'ın ‘sünni halkı' (-Belki de İhvan-ı Müslimin demek lazım-)'dır. ([3]) Kendi yurdunda parya edilmiş fakir ve vefakâr Mısır Müslümanları!… İslam'ın bu ‘zeki mahdumu', şu olaylarda hakiki bir şuur içinde hareket ederek hem zekâsını, hem hizmetteki kabiliyetini gösterdi…
Kıptiler ise, bugün de büyük ekseriyetle ‘Firavun'un halkı' rolündeler….
Musa aleyhisselamın kıssadaki tek yardımcısı Harun'dur. Harun, kelime anlamıyla da yardımcı demektir. Bugün Harun'u temsil eden, ‘kardeş ülke' sıfatıyla Türkiye devletidir. Nitekim mağdur Mısır halkının sözcülüğünü yapan, onun dramını ve çaresizliğini dünyaya anlatmaya çalışan tek ülke Türkiye'dir ve Türk diplomasisidir. Bu bir gerçek kardeşlik dayanışmasıdır… Çünkü Harun, Musa'nın gerçek kardeşi idi…
Hz. Harun peygamberler içinde ‘fesahati' ile bilinir. Her peygamberin bir sıfatı vardır. Harun'un sıfatı ‘fesahat'tir. Diplomatik lisan kullanabilme kabiliyeti….
Hz Musa, kendisine peygamberlik verilmek istenince, kendisinin bu kabiliyette olmadığını, kardeşinin daha fasih konuştuğunu belirterek o görevin kardeşi Harun'a verilmesini istemişti([4]):
“Kardeşim Hârûn'un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da benimle birlikte, beni doğrulayan bir yardımcı olarak gönder. Çünkü ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum.” ([5])(Kasas, 34)
Bundan da anlaşılıyor ki Türkiye bu çabalarından bir sonuç alacak. Şu anda şartların aleyhte görülmesi sizleri aldatmasın. Hem Türkiye bu çabalarından bir sonuç alacak, hem Mısır halkı bu mücadeleyi önünde sonunda kazanacak.
Mısır halkını bekleyen asıl dert, içlerinde bulunun Samirilerdir. Mısır gerçekten bağımsız olduktan sonra renkleri açığa çıkacak o Samirilerin! Samiri'nin putu Musa'nın bütün emeklerini boşa çıkarmıştı hatırlayın. Fakat şu bir hükümdür ki, gerçek varisler önünde sonunda yeryüzünün varisleri olacaktır:
“Zikir'den (Tevrat'tan) sonra Zebûr'da da, ‘Yere muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır.' diye yazmıştık” (Enbiya, 105)
YENİDEN NECAŞİ'YE SIĞINMAK!
İslam tarihi üzerinden meseleye bakacak olursak…
Malum, bir hadis-i şerifte “İslam garip başladı ve garip bir şekilde yeniden avdet edecektir.” denir. Yani nasıl ki İslam hiç kimsenin ummadığı bir şekilde gelişip serpilmiş ve tüm eski zaman devletlerini yutup kendi dairesi içine almışsa, zamanla gücünü kaybedip sanki yok olmuş hale gelmiş olan İslamın yeniden dirilişi de öylece garip olacak; beklenmedik olacak!
Elbette ki, bu son ‘avdet ediş'(yeniden diriliş)inde de, tıpkı baştakine benzer, zayıflıklar, çaresizlikler, acziyetler, tecritler (ambargolar), sürülmeler, katliamlar, sığınmalar, sığınma arayışları olacaktır.
Hz. Peygamber, dine zahiren de destek verecek birilerini bulmak için az mı çabaladı?
Dünyanın bir imtihan yurdu olduğunu idrak edemeyenler, ahmakça şu soruyu sorarlar: “Madem o Allah'ın elçisiydi, neden ona yardım etmedi? Neden Hz. Muhammed (asv) şu bu kabilenin desteğine muhtaç hale getirildi. Allah ona yardım edemez miydi?”
Elbette ederdi ve hem de etti. Sonuçta galip gelen, hasımlarının tümünü itaat altına alan o (asv) olmadı mı?
Bugün de İslam uzun bir aradan sonra yeniden ayağa kalkma çabası içinde. Siz bir buçuk milyon nüfusa bakmayın. Çoğumuz Sisilerden ibaret!
Evet İslamiyet yeniden uyanmaya başladı elhamdülillah. Telaşı da bu yüzdendir. Görmüyor musunuz açık bir zulme bile sessiz kalıyorlar, darbe demiyorlar. Diplomatik davranmaya bile gerek duymuyorlar.
Adeta tüm güçler ve şeytani örgütler dinini yaşamak isteyen müminin aleyhine ittifak etmiş. Müslümanlar bile! Sıradan bir insanın başına küçücük bir haksızlık gelse ayağa kalkanlar, dünyayı velveleye verenler, son derece meşru bir hakkı isteyenlere makinalı tüfeklerle saldıran orduya ses bile çıkarmıyorlar… Tamam da bu kadar da ileri gidilmez ki bile demiyorlar! Vicdan yok, izan yok. Hz. Lut (as) gibi ‘İçinizde söz anlayacak, vicdanı bozulmamış bir adam da mı yok!” diye feryad edesim geliyor.
Aczden başka, ağlamaktan başka, duadan başka elimizden bir şey gelmiyor! Tıpkı İslamiyetin başlangıcında olduğu gibi! Bugün de ‘Rabbim Alllah'tır!' diyenler, hakkını isteyenler gün ortasında linç ediliyor da kimsenin gıkı çıkmıyor.
O gün Hz. Peygamber (asv), ümmetinin çaresizlerine “Gidin Necaşi'ye sığının!” demişti. Ben de ondan aldığım manevi feyizle diyorum ki “Dünya sizin için çekilmez olduysa Kiliselere sığının!”
Maalesef bugün her ümmet ve her millet Müslümanı öldürüyor. Dünyanın tüm Ebu Lehepleri, Ümeyye bin Halefleri, Utbeleri, Ebu Cehilleri iş birliği içinde. Bu yeniden kökleri üzerinden filiz sürmeye çalışan dini bir kere daha boğmak istiyorlar.
Evet, biliyorum, boğamayacaklar. İslam yeniden ayağa kalkacak. Ama o ayağa kalkıncaya kadar onu koruyacak Necaşilere ihtiyaç var!
İşte görüyorsunuz. Tüm insanlığın önünde büyük bir cinayet işleniyor. Amerika himaye ediyor, AB sessiz kalıyor, Rusya kös kös göbeğine bakıyor, Çin ilgilenmiyor… Çünkü öldürülen Ammardır, Yasirdir, annesidir. Linç edilmek istenen Bilal'dir. Tek suçları Müslüman olmaktır!
Size sesleniyorum, ey meydanlara çıkması bile kendisine yasaklanmış Mısırlı kardeş! Kiliselere sığının. Oraları sığınma yapın. Ve ey yeryüzündeki Müslamanlar, memleketinizdeki kiliselere girin. Oralarda yalvarın. Cenabı- Hakkın bize ‘İnananlara karşı en müşfik onları bulacaksınız…' dediği mümin Hristiyanları harekete geçirin! Hıristiyanları sarsın, uyandırın ki içlerindeki Necaşi açığa çıksın! Onlar da kendileri adına hareket etiklerini sanan itlerini üzerimizden çeksinler!
Emin olabilirsiniz ki sizin yurtlarınızı işgal eden Siyonistler ve onların şahs-ı manevisinden ibaret olan Deccal, Hıristiyanların da yüreklerini işgal etmişler. Akıllarını başlarından almışlar.
Bugün Siyonist Yahudiler ve para babaları, Hıristiyan ümmetini ele geçirmişler. Onların gücünü kullanarak İslamiyeti yok etmeye çalışıyorlar. Çünkü dinin ve dindarın -ve Müslümanın- yeryüzündeki en azılı düşmanı Yahudidir.
Buna karşılık en müşfik olanı da Hristiyandır. Size şimdilik gerçekçi gelmiyor olsa da böyledir! Bunu bize Cenab-ı Hak haber veriyor. Nasıl ki Allah, ilk Müslümanları Hristiyan Necaşi'nin korumasıyla Müşrik Kureyşlilerin zulmünden korudu, aynı şekilde bugün de yine o ümmetin içlerindeki insafı kullanarak kendimizi bu zalim firavunların hışmından koruyabiliriz.
Bakın Cenab-ı hak bize nasıl haber veriyor:
(Ey Müslümanlar! Şayet bir gün, dininiz hakkında insanların merhametine ihtiyaç duyarsanız, bilin ki) İman edenlere düşmanlık etmede insanların en şiddetlisi -kesinlikle- Yahudiler ile Allah'a ortak koşanlar olduğunu görürsün. Buna karşılık, müminlere karşı en müşfik en merhametli olarak da “Biz Hıristiyanlarız” diyenler olduğunu, mutlaka görürsün. Çünkü onların içinde keşişler ve rahipler vardır. Onlar büyüklük de taslamazlar.” (Maide, 82)
Ben daha önce çok kereler yazmışım, “Bu çağın en büyük talihsizliği, Yahudilerin Hıristiyan ümmetini tamamen esaret altına almış olmasıdır.” diye. Bugün Hıristiyan ümmeti bizden daha fazla sömürülmekte ve İsrail'e hizmet ettirilmektedir. Başta Amerika ve Avrupa olmak üzere tüm Hristiyan ülkelerin kazançları ve imkânları İsrail'in bekası için kullanılıyor. Onları da uyandırmamız gerekiyor insanlığın selameti için. Hatta bu iş her mümin için bir görev sile sayılır. Bakın Kur'an ne buyuruyor:
“De ki: Ey ehli Kitap (Ey Hıristiyanlar)! Hakkın dışına çıkarak dininizde aşırı gitmeyin. Daha önce sapmış, birçoklarını da saptırmış ve dümdüz yoldan da şaşmış bir milletin (Yahudilerin) arzu ve keyiflerine uymayın.” (Maide, 77)
Ey dünya müşriklerinin eza ve cefası altında inleyen Müslümanlar, Habeşisten'a gidin. Kendi Medine'nizi var edinceye kadar onlara sığının! Sarsın onları. Girin kiliselerine, binlerle, yüz binlerle kiliselere hücum edin. Papazlara yalvarın Vatikan'a yürüyün. Selam ve barış mesajları taşıyan pankartlarla, sloganlarla sarsın onları. Mümin olduklarını hatırlasınlar! Onlara Meryem suresini okuyun, Maide suresinin ayetlerini hatırlatın!
İyilikle, iyilik bekleyerek ve temiz yüreklerle… İlk Müslümanlar gibi dostlukla, şefkatle varın ki içlerindeki Necaşi ayağa kalksın.
Necaşi ortaya çıkıncaya kadar mabetlerinden çıkmayın! “Mısırdaki kardeşlerimizi öldürmeyin!” pankartlarıyla girin kiliselere. Önümüzdeki Pazarı, tüm kiliselerde Necaşi'yi arama günü yapın!
Kur'an yalan söylemez, yalan haber vermez, inanın. İçlerinden, Müslümanlara sahip çıkacak bir Necaşi muhakkak çıkacaktır.


[1] Nitekim Sisi, darbe yapacağını ilk İsrail'e haber verdi.

[2] Mu(R)si adındaki R harfi -ki R harfi, huruf ilminde mükevven-i müstevhibeyi yani onun eliyle gelecek dünyevi nimetleri temsil eder- olmasa bildiğimiz Musa şeklinde okunacak. Böyle olunca Muhammed İsa Musa olacak ki tam ahir zamana yakışır bir isim olur. Çünkü ahir zamanda, din-i hak sahipleri, bir ittifak yapacak. Bu açıdan, yakında Avrupa'da İsevi ruhanilerden dahi Rahmani bir çıkış yapmalarını bekleme hakkımız vardır (MAB)

[3] Hz. Musa ile Firavun mücadelesinde, başlangıçta tüm Beni İsrail halkı onunla birlikte hareket etmeye yanaşmamıştı. Kendi halkından az bir gurup ona inanmış ve davasına destek vermişti. O yüzden de ‘Sünni Mısır halkı' yerine Müslüman Kardeşler demenin daha uygun olacağını düşünüyorum. Ancak sonunda tüm beni İsrail Musa (as)'ın yanında yer aldığına göre demek ki bu olaylar, sonunda tüm Mısır Müslümanlarının uyanmasına sebep olacaktır inşallah!

[4]Bu talebin Allah nezdinde kabul edilmediğinin sembolüdür bizim Gezi olaylarını atlatmamız. Plan Türkiye üzerinde tutsaydı, Mısır zaten elde var birdi. Ama tutmadı ve Mısır'ı hedef yaptılar. Maksat İslam dünyasını vurmaktır. Türkiye veya Mısır fark etmez. Kıssadan anlıyoruz ki kavganın zemini Mısır (Musa) olacak, onun diplomatik mücadelesini, yani haklarının savunulmasını da Türkiye üstlenecek. Sonunda ikisi de muvaffak olacaklar ve firavunlar tüm aveneleri ile denize dökülecekler... (MAB)

[5] Ayette geçen ‘beni yalanlamalarından korkuyorum' ifadesi, dünya kamuoyunun Müslüman Kardeşler hakkındaki haksız ön yargısına işaret eder. Nitekim hiç kimse Müslüman Kardeşlerin bu kadar makul ve ılımlı davranacağını beklemiyordu. Herkes onlardan, kavga ve radikal tavır bekliyordu. Ortalığı kana bulayacaklar diye düşünüyorlardı. Mursi, iktidarı sırasında ılımlı ve olumlu tavırlarıyla bu beklentilerini boşa çıkarınca, darbeye başvurdular…
Mehmet Ali Bulut - Haber7