Gezi Parkı eylemlerinin patladığı Cuma günü Sıradışı'nda canlı yayında idim. O gün aklıma gelip de ifade etmediğim düşüncem, “Bu, büyük ihtimalle bir Ak Parti toplum mühendisliği projesidir!” şeklindeydi.

Toplumu evirip çevirmesi, onu, siyaseten arzu ettiği noktaya taşıması açısından Demirel'i bile aşan zekâsıyla "Tayyip Bey yine yaptı yapacağını. Yorulmuş, bezmiş, bu iktidardan bıkmış ve hatta beklentileri gerçekleşmediği için küsmüş seçmenini yeniden kendisine bağladı" diye düşünmüştüm.
Aklımın bir tarafı, bu ihtimali, hala da bir mülahaza olarak saklıyor. Dolayısıyla kim ne derse desin Gezi Olayları en çok Ak Parti'ye yaradı. Esasında, CHP'nin muhalefet olsun diye içinde yer aldığı her olay, AK Partiye yarıyor. İki nedenle. Birincisi; muhalefet yapmayı bilmiyorlar. İkincisi; bu isim (CHP), Türk toplumunu o kadar korkutmuş ve canından bezdirmiş ki; o ne diyorsa ekseriyet, aksini yapmayı millet menfaati sayıyor. Bir zaman da Cumhuriyet Gazetesi ne diyorsa aksi doğruydu ya. Öyle işte!
Gezi Parkı eylemleri bu topluma çok dersler verdi hakikaten. Bir kere, yeni dönem siyaset uygulamaları açısından her kesime yeterince malzeme temin etti.
Şunu hemen tespit edelim: Ak Parti'nin bir dönem daha iktidar olmasını garanti etti. İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimleri için de Ak partinin lehine büyük bir avantaj yarattı.
Timur'un Yıldırım Bayezid'i yenmesi ve Bayezid'in kahrından intihar etmesi, ilk başta Osmanlı için felaketin başlangıcı gibi algılanmaya başlamıştı. Ama tarih bize göstermiş ki Osmanlı, o fetret dönemini, ömrünü uzatmanın vesilesi yapmış. Eğer Osmanlı o travmayı yaşamasaydı, hanedan, altı yüz iktidarda kalmasını sağlayacak o kanuni düzenlemeleri yapmayacaktı. O da büyük ihtimalle kendisinden önceki tüm diğer Türk devletleri gibi ya hanedan kavgaları veya mülkün kardeşler arasında pay edilmesi geleneği yüzünden, kısa zamanda yıkılacaktı. Ama Osmanlı devlet bürokrasisi, o yenilgiden sonra bir yığın düzmece padişah adayanının ortaya çıkmasından hareketle ekber evlat kanunun çıkardı ve iktidarı, arazlarından temizledi.
Ak Parti de eğer hadiselerin dilini yeterince doğru okuyabilirse, -umarım okurlar- bu olayları değil iktidarını zayıflatmak, belki oylarını bile arttırabilecek bir avantaja dönüştürebilirler.
Şunu teslim etmeliyiz, alternatifsizlik, en tepe noktalarından en aşağıdaki Ak Partililere varıncaya kadar -defalarca tanık olduğum gibi- büyük bir kibre sebebiyet vermişti.
En küçük bir meseleyi eleştirdiğinizde hemen asabiyetleri artıyor, ilk fırsatta da "başka çareniz mi var kardeşim, bilmem ne ola, oy vereceksiniz" diyorlardı. Muhatap olduğum tüm aktif Ak Partililerin tavrı da buydu. Esasen nerede ise seçmene bile ihtiyaçları kalmamıştı(!). İktidarları, kendi muazzam kabiliyetlerinden kaynaklanıyordu. Hiç birimize ihtiyaçları yoktu ama lütfen bize ihtiyaçları varmış gibi davranıyorlardı. Zaten bizi idare ediyor olmaları bile büyük bir lütuftu. Babalarının mülkünde bizim de yaşamamıza müsaade ettikleri için çok minnettar kalmalıydık! Hele belediyeler. Vatandaşla ilişkileri, Fuzuli'nin ünlü dizelerini tasdikten ibaretti.
Gezi olaylarından sonra o arkadaşları çok farklı bir havada buldum. Bu ülkede her dört yılda seçim yapıldığını, seçimlerde de seçmen denilen insanların oy verdiğini hatırladılar. Sırf bu gelişme için, şu eylemleri başlatanlara minnet borçlu olduğumuzu söylemeliyiz. Dostlarımızı bize kazandırdılar. Tanrı katına çıkmış eski dostlarımız, çok şükür yeniden yeryüzüne indiler de onları şirkten, bizi de günah işlemekten kurtardılar… Gerçi hala da bize tenezzül edip etmediklerine emin değilim.
KİM NE KATTI NE KAYBETTİRDİ
Sosyolojik tahlillere girişmeden söylemek gerekirse, Gezi eylemlerinden en karlı çıkan Ak Parti oldu.
*Bir kere küskünlerinin büyük bir kısmı ile barıştı. Bir kere daha iktidar olmayı garanti etti eme bu onları demokrat ta etti mi bilmiyorum. Toplumda meydana gelen dayanışma duygusunu, eğer "Hala bir emirle milyonları meydanlara toplayabiliyorum" algısıyla değerlendirirlerse, bu, birçok insanda "kuyruk kalıp tutmuyor" algısını pekiştirir.
*Uzun süredir iktidar olmanın getirdiği ‘ben ölümsüzüm, bana mecbursunuz' algısını yıktı ve iktidara "sen de fanisin dikkatli ol" hissini tattırdı.
*Çoğu tanrı katına çıkmış Ak Partililere, "hala seçmene muhtaç olduklarını" gösterdi.
*İçten içe iktidarın gücünü Cemaate karşı kullanmayı düşünenlere ağır bir ders verdi. Kaderlerinin, hala kendilerini müstağni gördükleri insanların iki dudağı arasında olduğunu far kettiler.-İnşallah- Bu açıdan Tayyib Beyin -tam da bildiğimiz doğallığıyla- 11. Türkçe Olimpiyatları'nın kapanış bölümüne katılıp o konuşmayı yapması manidardı…
*Her şeyin bir anda nasıl tepetaklak olabileceğini gördüler. Demokrasilerde asıl gücün halkta olduğunu anladılar.
*Uyanmış toplumlarda, iktidarın bir tek insanın gücü etrafında yapılandırılmasının bir parti için ne kadar vahim sonuçlar doğurabileceğini gördüler.- Buna inşallah diyeceğim- Çünkü hala Ak Parti'de, Tayyip Bey'den sonra, yerini dolduracak bir adam var mı bilmiyorum. Esasında bu sağ partilerin genel karakteristiğidir. Kimse, kendisine denk -veya aratmayacak- birinin partide barınmasına fırsat vermiyor… Demirel de Özal da Erbakan da o hatayı yaptılar. Tayyip beyin hali ede aynı. Korkarım ki kanımızda dolaşan padişahlık özlemi yakamızı bırakmayacak!
*Toplum da şunu gördü: Yasal güvence altına alınmamış hiçbir iyileşme veya toplumsal düzenleme bir kıymet taşımıyor. Her şey her an tepe taklak olabilecek gibi duruyor. Halk, ekonomik ve sosyal refahını arttırmak için 10 yıldır yapılagelen hizmetlerin -başörtü serbestliği ve imam hatip okulları dâhil- yasal güvence altına alınmamışsa bir anda uçup gidebileceğini anladı. Kara CHP düzeni her an yeniden milletin göğsüne çökebilir!
* Kendilerini Müslüman diye tanımlayan kesimlerde, yozlaşmaya da yol açan rehavetin -iktidar kendisinde olunca dinin de koruma altına olduğunu sanma rehaveti- silkelenmesine sebep oldu. -inşallah-
CHP Açısından
Gezi eylemleri;
*Geçen 60 yıla rağmen, toplumun belli bir kesiminde hala Tek Parti özleminin devam etmekte olduğunu gösterdi. Sıradan insanlar, Atatürkçü Özgürlüğün(!) nasıl bir tahripçilige dönüşebileceğini gördü.
*Benim kanaatim, gezi olayları en çok CHP'yi vurdu.
Marjinal örgütlere bile faydası oldu da CHP'ye olmadı. Çünkü o marjinal örgütler en azında kendi taraftarlarına prova yaptırdılar. Onlara bir takım kanun dışı işler yaptırarak, onları tatmin etmiş oldular. CHP'ye o kadar da faydası olmadı.
Yaşı 20-25'lerde dolaşan kesimlerde "Ha Ak Parti, ha CHP" yaklaşımı oluşmuştu. İki şeyin aynı olmadığını öğrendiler.
*Kılıçdaroğlu'nun, BDP'nin bile göze alamadığı tahripkârlığı seve seve yapmaya kalkışması, toplumsal birliği önceleyen kesimlerde derin bir şoka yol açtı. Çünkü bir ülkenin yönetimine talip olan bir liderin yapmayacağı haller sergiledi.
*Güya diktatörlükle suçladığı Tayyip Bey', tüm yaptıklarında temize çıkardı. Sayın Kılıçdaroğulu, bir konuşmasında "Sen askerinle, polisinle gel biz gençlerimizle karşınıza dikileceğiz" diyerek, nasıl tehlikeli bir bölücülük peşinde olduğunu gösterdi… Askeri de polisi de ötekileştirerek…
*Toplum, CHP'nin, geçen bunca zaman ve olaylara rağmen, hala demokrasiyi hazmedemediğini gördü. Sandıkla gelip sandıkla gitme gerçeğini hala sindirememişler. Hala kendisini efendi, halkı maraba sanıyor.
Birkan diye genç bir hemşerim var. Kuvvetli bir Tayyip Erdoğan hayranı… Siyaseten "Ağır CHP'li" bir aileden geliyor. Geçenlerde ilginç bir CHP kıssası anlattı:
Dedesi, Tayyip Bey'i televizyonda gördüğü her seferinde galiz küfürler yapıyormuş. Bir gün dedesinin eski ahbaplarından birine "Mustafa Amca bu benim dedemin hali ne böyle!" diye surunca, "Oğlum" demiş, "Senin deden yoğurt yemiş, kaymak yemiş, ağız yemiş, koç yemiş, kolay değil. Onu da anla"
Birkan bunun ne anlama geldiğini anlamayınca ihtiyar izah etmiş: "Sen bilmezsin. Deden CHP döneminin muhtarıydı. Ali kıran baş kesendi. Eskiden bizim köyün arazileri kışın, davarları peşinde dolaşan Yörüklere kiralanırdı. Deden onlardan kira alırdı, onu yerdi. Yetinmez, onları adeta haraca bağlardı. Yoğurdunu, sütünü, kaymağını hatta evine gelen misafirleri için keseceği koçunu onlardan alırdı. Onlar da ses çıkaramazdı. Adam böyle bir saltanatı kaybetti. Tayyip'e küfretmesin de ne yapsın. Eskiden de Demirel ve Özal'a küfrederdi"
CHP'lilerin halet-i ruhiyesini ne güzel izah ediyor. Bediuzzaman da Menderes'e gönderdiği bir mektupta, "CHP (vatandaşa karşı,) memura rüşvet verdiği için daha uzun süre devam eder. Ama artık bu millet onu iktidar yapmaz" demişti. Bu söz, 60 küsur yıldır tahakkuk edip duruyor. CHP ne yapsın. Adamların iktidar olmak gibi bir kaygıları yok ki, akıllı davransınlar…
*MHP, de bana göre, ‘nereye kadar muhalefet yapılabilir 'in sınırlarını gördü Gezi olayları sayesinde. Ne de olsa milliyetçi bir parti ve ülkenin, halkın zarar görmesini göze alamaz. MHP, bana göre Gezi olaylarında -kendine göre- en isabetli hareket eden parti oldu. Muhalefetini yaptı ama kendisine gönül verenleri oradan uzak tuttu. Bence toplumdan iyi bir puan aldı.
BDP de kendince akıllı siyaseti takip etti. Sırrı Süreyya Önder'in orada olması bir parti kararı değildi. Onun kendisini dozerin önüne atmasından bir kahramanlık yaratmak istedi fakat kazın ayağının öyle olmadığını, bunun, beyaz Türklerin bir kalkışması olduğunu, Öcalan'ın -Allah'tan Öcalan var-[1] uyarısı ile anladılar ve hemen oradan çekildiler. Fakat göstermelik de olsa orada bir çadır bıraktılar.
*Bu arada, basının -özellikle de dış basının - halini başlı başına irdelemek lazım.
*Türk Basını, Yahudi sermayesi ve Batılı devletlerin himayesi altında II. Abdülhamit Han'a -yani bize ait tüm değerlere- karşı başlattığı yıkıcı, bozguncu görevini harfiyen icra etmekte olduğunu gösterdi. Hala eskisi kadar İslam'a, milli ve dini değerlere düşman. Hatta yeni kaktikler geliştirmiş olarak!
*Batılı devletlere gelince...
Bir şey söylemeye gerek yok. Onlar bizi hep hasta adam görmek istedikleri için, yataktan çıkmak istediğimiz her seferinde bizi yeniden yatağa düşürmek için her yola başvururlar. Sağlıklı olmayı bize yakıştıramıyorlar ne yapalım! Bu konuda sayısız yazılar yazdığım için kısa kesiyorum.
*Batılı hiçbir devletin bizim dostumuz olmayacağını, Kur'an bize bin dört yüz yıl önce Hz. Peygamber (asv)'in şahsında haber vermiş. "Sen kendini helak etsen de Yahudi ve Nasârâ senden razı olmazlar…" diye… (Bakara, 120)
Onlar bizim günahlarımızı severler, çaresizliğimizi severler, içimizdeki fitneyi, didişmemizi severler. O yüzden de içimizdeki yaraları çoğaltmak için ne gerekiyorsa yaparlar arkalarına da koymazlar.
Almanya'ya İngiltere'ye kızmaya gerek yok. Onların dostlarımız olduğunu var saymak ahmaklıktır. Elbette kavgalı olmaya da gerek yok. Bediuzzaman, Batı medeniyetinin insana bakan taraflarını (mehâsin) almaktan yanadır ama hemen akabinde uyarır: "Garp husumeti kalmalı!"[2]. Yani toplumun yüreğinde Hıristiyan Batıya karşı var olan duvarlar korunmalı. Özellikle milli meselelerde!
İşte Gezi olayları o açıdan da büyük bir hatırlatıcı oldu!
Daha çok şey yazılabilir.
Bir ayette Cenab-ı Hak "…Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz."(Bakara, 216) buyuruyor. Gezi olaylarına bu ayet penceresinden bakılınca ne mübarek bir salkım söğüt oluyor görüyorsunuz…
Mehmet Ali Bulut - Haber 7
mabulut@gmail.com

[1] Bir gün toplum da anlayacak neden böle dediğimi!

[2] "Şark husûmeti, İslâm inkişâfını boğuyordu; zâil oldu ve olmalı. Garp husûmeti, İslâm'ın
ittihâdına, uhuvvetin inkişâfına en müessir sebeptir; bâkî kalmalı." (Sünuhat, 61)