Hayat bize, size ve onlara nasıl güler

Altı kör kardeş kocaman bir filin yanına getirilirler ve bu şey nedir diye onlara sorulur. Biri filin hortumundan tutar halat der biri ayağından tutar bu duvar der velhasıl altısı bu zavallı hayvanı öyle bir ifade eder ki her birisinin ki farklı olur. İşte biz doğduğumuz andan beri gözümüze tabiri caizse bir perde inmiştir ve o anda aslında görüyoruz olmamıza rağmen körüzdür. Önümüze hayat denilen bir şey getirirler ve bu nedir diye sorarlar. Birimiz hayatın elinden tutar bu annedir der diğerimiz hayatın cilvesinden tutar bu kaderdir der gider. Hasılı kelam herkes hayatı altı kör kardeş gibi anlatır her biri kendine göre. Hayat kelimesi o kadar geniş bir manaya sahip ki ve bir o kadar da dar.
Biri doğar yakışıklı olur hayat ona tarz olur. Diğeri doğar engelli olur hayat ona ihtiyaç doğurur. Kimiyse dedik ya kadere dilbest olur.
İçinde acı olan veryansın ederken içinde neşe olan dağ bayır kır olur sonra yaprak yaprak sonbahar. Sonra tüm hayatların bir kışı olur. Dağın tepesinden bakmak her şeyi gösterir hatta görmek istemediğiniz kadarını tıpkı dürbün gibi uzağı görür ama yakına sabitlenmezsiniz. Hayat içindeyken uzaktan bakmağa değmez hep dolu taraftan bakmak kelimesi kimileri için bir işkencedir belki. Olur ona da çare bulunur. Dileğim o ki ben koşabileyim sana anne yada baba diyebileyim yada senden bir bardak su isteyebilir miyim malumun ben ne konuşabiliyorum ne de yürüyebiliyorum diyen biri karşınıza çıkarsa o zaman hayatı daha bir farklı anlarsınız.
Hani derler ya ben ne kadar iyi anlatırsam anlatayım benim anlattıklarım senin anlayabildiğin kadardır. İşte hayat da aynen böyle kendisini bize ne kadar anlatmaya çalışsa da o bizim onu anladığımız kadar vardır fark ettiğimiz kadar güzeldir ve nefret ettiğimiz kadar kötüdür.
Hayatı yaşamaya değer bulanlar hayatın onları yaşatmaya değer bulduğuna inanmalılar.