Nereden başlasam bilemiyorum. Seni anlatmanın tarifi beni bile aşıyor çoğu zaman. Sen hayatımdaki eşi benzeri olmayan adam… Hani bulunmaz hint kumaşı derler ya bir türlü bulunamayan bulunsa bile zor kavuşulan varlıklara, sen de benim için gittiğinden beri nereye koyduğumu bulamadığım her yerde aradığım eşsiz hint kumaşım oldun çıktın… “İnsan sevdiğini de böyle sever mi deli kız” deme bana sakın. Sen beni ne sözcüklerle severdin hayırsız ne çabuk unuttun, ben sana eşsiz hint kumaşım demişim bu mu yani senin için sorun…
En acı tarafı ne biliyor musun bu aşkın? Büyütemedim ben seni… Büyüyemedim ben seninle… Benim için önemli olan şeyleri paylaşamadım sesim ve nefesimle gün içinde seninle… Sen benim yaşadığım en güzel anların sahibi… Sen benim midemde uçuşan kelebeklerin sebebi… Sen benim biriciğim, içim, dışım, her birşeyimdin sanki…
Şöyle bir bakıyorum ne kadar da tuhaf her şey… Sen yoksun, biz yokuz… Biz kelimesini kullanabileceğim tek cümle ise bizim yokluğumuz… Şimdi sensiz ve yalnız bir yolda yürüyorum. Senden sonra kendime uygun bir yol arkadaşı bulamadım. Aslında itiraf etmeliyim ki ben o yol arkadaşını senden sonra hiç aramadım… Arada kulaklarını çınlatıyorum belki hissediyorsundur. Bazen güzel şeyler söylüyorum senin için, bazense haberin bile olmuyor esip gürlüyorum için için. Bir anda parlayıp, bir anda sönüyorum…
Yaşanan her şeye rağmen en çok seni özlüyorum… Konuşurken yüzümü gülümseten o huzur verici sesini, gözlerine baktığımda o bir çift keskin bakışta kendimden geçişimi, yüreğinin içinin tenimde yarattığı o eşsiz tadına varılmaz hissi…
Şimdilerde sen soramadığım adresler kadar kayıpsın içimde… Şimdilerde ben elimde buruşmuş bir adres kalbimi arıyorum beni bıraktığın yerde…

Ölüme bir kala

Uykusuz geçen bir gecenin ardından nasıl da zordu sabaha olana kadar belki gelirsin diye seni beklemek… Yatağın içinde saatlerce dönüp durmak, sağ tarafımdaki boş yastığı tıpkı yüzünü sever gibi okşamak, kokunu özleyip yatağa yorgana sarılmak, kimse duymasın diye gecenin sessizliğinde içli içli ağlamak… İlk defa sensiz buz gibi bir yatakta uyumak…
Karşımda yarın giyersin diye askıda asılı dünden hazır ettiğim ütülü beyaz gömleğin, onun hemen yanında uğuruna inandığın mavi kravatın ve çift çizgi olmasın diye savaşır gibi senin için defalarca ütülediğim pantolonun… Komodinin üzerinde mutlu günlerimizden kalma bir resim; Senin dilin haylazca dışarıda elin ise belimde, benim ellerimse yaramazlık peşinde iki kulak olmuş başının tepesinde…
Hala inanamıyorum gittiğine… “Görmeden inanmam” demiştim acı haberin eve geldiğinde… Seni gösterdiler bugün bana kollarımda annen ve babanla… Öyle hareketsizce yatıyordun buz olmuş bir zeminde… “kalk” dedim… Kalkmadın… İyice duyasın diye saçlarını okşayıp, kulağına doğru eğildim “Uyan sevgilim hadi lütfen” dedim. Uyanmadın… Seni o an boş gözlerle gördüm ben, belki de sırf bu yüzden öldüğüne hala inanmadım… Bu kadar kolay değil, bu kadar kolay olmamalı kaybolup gitmek…
Zordu çok zordu be sevgilim dün geceyi sensiz bana kocaman gelen bir odada geçirmek… Senden geriye; atmayan bir kalp, buz gibi bir yatak, içimi acıtan anılar kaldı… Canım yanıyor… Canım sensiz çok acıyor… Yokluğun yenilgim, gidişinle tattığım ölüm ise hayattaki tek gerçeğim…