• ANA SAYFA RSS Feed

    1. Kategori:
    2. Forumun Gündemi

    Nihayet!
    - Sakat sürücülerin kullandıkları araçlarda bulunması zorunlu kılınan sakat damgalı plaka uygulaması iptal edildi.
    - Otoparklardan yararlanabilmek için Otopark Kartı düzenlenecek
    - Özel donanım bulunan aracı sadece araç sahibinin kullanması zorunluluğu ortadan kaldırıldı.
    - Artık özel donanımlı araçlar ödünç verilebilecek ve kiralanabilecek

    Konuya dair detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz
    ...
    1. Kategori:
    2. Bülent Küçükaslan,
    3. Forumun Gündemi

    Bülent Küçükaslan
    [...]
    Ben, işte tam da bu içe işleyen algıdan, daha doğrusu, söz söylemeyi tetikleyen provokatif yanından dolayı bu tartışmanın sakatlık konusunu politik alana taşımak için önemli bir fırsat yaratabileceğine inanıyorum. Zira bu kelimelerin toplumsal süzgeçten geçip bir sosyal role ve oradan da hitaba dönüşme süreci ile, o süzgeçten param parça halde dökülen bizlerin dönüp o kevgire bakışımızın, maruz kaldığımız dayatmaları fark edişimizin, bu ahmakça kurgulara karşı bilinçlenmemizin aynı anda görünür kılınabileceğini düşünüyorum.

    Ya da şöyle söyleyeyim: “sakat”dan “özürlü”ye, oradan da “engelli”ye geçiş öyle masum bir değişiklik değil. Bu süreç bir yandan bedenlerimiz üzerindeki iktidarın ana hatlarına işaret ederken, bir yandan da “Engelliler”i postmodern kapitalizmin sakatları* olarak raflara diziyor! Onun için, bu kelimelere hak ettiği politik anlamları yüklememizin ve bizlere dayatılan kurgulara karşı politik bir tavır alış olarak “grubumuzun adını koymanın” anlamlı olacağını düşünüyorum.
    Bu bağlamda neden Özürlü veya Engelli değil de Sakat kelimesini tercih ettiğimi izah etmeye çalışacağım...

    Buraya tıklayarak yazının devamını okuyabilir ve konuyla ilgili tartışmaya katılabilirsiniz ...
    1. Kategori:
    2. Bülent Küçükaslan,
    3. Forumun Gündemi

    Bülent Küçükaslan
    [...]
    % 41 raporu olan Agop’un da, % 51 raporu olan Ayşe’nin de, % 61 raporu olan Ali’nin de Bağ-kur (4b) kapsamında 5000’er gün sigorta pirimleri olsun. Ayrıca hepsi aynı tarihte sigortalı olarak çalışmaya başlamış, hepsi aynı tarihte sakatlanmış ve hepsi aynı tarihte Yaşlılık emekliliğinden yararlanmak için SGK’ya başvuru yapmış olsun. Yani, aralarındaki tek fark rapor oranları olsun.
    SGK Agop ve Ayşe’den tek bir şey ister, “hastaneye gidin ve söylediğiniz oranlarda işgücü kaybınızın olduğunu rapor alarak belgeleyin”. Agop ve Ayşe 28. madde kapsamında 2 ay içinde emekli olurlar. Peki ya Ali?
    Onun işi uzun... Madde madde yazayım da hem okuyanlar görsün çekilen eziyeti hem de belki sorumlu birileri okur da “biz ne yapıyoruz” diye utanır...

    Buraya tıklayarak yazının devamını okuyabilir ve konuyla ilgili tartışmalara katılabilirsiniz
    ...
    1. Kategori:
    2. Bülent Küçükaslan,
    3. Forumun Gündemi

    Bülent Küçükaslan
    [...] Böbrek hastalığı sonucu diyalize girmek zorunda kalan kişiler 10 yıllık sigortalılık süreleri ve 1800 gün de primleri varsa malulen emekli olabiliyorlar. Böylece bu kişiler hem emekli maaşı alabiliyorlar hem de -bakmakla yükümlü oldukları kişiler dâhil olmak üzere- yaşam boyu sağlık güvencesine kavuşmuş oluyorlar. Bir başka deyişle sağlık sorunları nedeniyle çalışma yaşamına katılamayan bu kişilerin geçim sıkıntıları emeklilik sayesinde bir parça olsun azalıyor ve sigortasız kalmaktan dolayı sağlık güvencesiz kalma riskleri de bertaraf edilmiş oluyor.
    Şimdi, burada bir parça rahatlık var ya, hah, işte SGK bunu fark edince, hemen devreye giriyor ve gereğini yapıp, oraya bir çomak sokuşturuveriyor. Diyor ki, “eğer organ nakli olursanız malulen emekliliğinizi iptal ederim. Ya diyalize bağlı olarak yaşamaya devam edeceksiniz ya da emekli maaşınızdan ve sağlık güvencenizden feragat edip organ nakli olacaksınız.”
    İnanın, diyaliz hastaları için bunun kararını vermek hiç de kolay değil! Binlerce kişi sırf bu ikilem nedeniyle nakil olmaktan vazgeçmek zorunda kalıyor ve emekli olan binlerce kişi iptal edilen emeklilikleri nedeniyle can çekişiyor. [...]

    Buraya tıklayarak yazının devamını okuyabilir ve konuyla ilgili tartışmaya katılabilirsiniz.
    ...
    1. Kategori:
    2. Forumun Gündemi,
    3. Can Evren

    4 Temmuz tarihli Star Gazetesi'nde Şafak Pavey'in tayyörü ve protezi hakkında “Tayyör sadece bir kıyafet değildir” başlıklı, Genç Siviller üyesi Merve Alıcı imzasıyla bir yazı yayımlandı. Pavey'in sakatlığını bir trajedi ya da utanılması gereken bir durum olarak anlatan birçok haberin aksine (belki de onlara eleştirel olarak) bu yazıda Pavey'in tutumu siyasi bir eleştiriye tabi tutulmuş. Yazar, Şavak Pavey'in pantolon engeline (tayyör zorunluluğuna) itaat eden bir vekil olması ihtimalinden 'acayip rahatsız olmuş' ve bu yazıyı kaleme almış.
    [...]
    Ancak her meselenin, özellikle de sakatlığa ve Türkiye sınırları içerisinde sakatlığın deneyimlenmesine dair çıkarımları olan bir meselenin kısa yoldan diğer çatışmaların birer yansıması, onların yan etkisi olarak sergilenmesi sakatlığın siyasal bir kategori olarak tanımlanmasının önüne geçecek, toplumda sakat bireylerin yaşamlarını kolaylaştıracak, sakatların ve protezlerin özgürleşmesine katkı sunacak yaklaşımların önünü kesecektir. İdeal erkek ve ideal kadın normlarının ve dünyanın bu normatif kurgular öncülüğünde düzenlenmesi sonucu dışlanan, ezilen, hor görülen, bağımlı kılınan kesimlerin deneyimlerine gözlerini kapayarak baktığı resimde yalnızca tayyörü görüp protezi es geçen yaklaşımlar ise siyasetin içine kısıldığı statükoya mahkum etmekten öteye geçmeyecektir. Tayyörün yalnızca bir giysi olmadığını, bir siyasi zihniyetin, tarihsel bir iktidarın simgesi olduğunu söylerken protezin de içinde siyasal bir tarihi, siyaset olasılıklarını ve toplumun tüm kesimlerinde yankıları olan bir hafızayı taşıdığını unutmamak gerek. Zira o resimde yalnızca tayyör yoktu.

    Buraya tıklayarak Can Evren'in yazısının devamını okuyabilir ve tartışmaya katılabilirsiniz
    ...
    1. Kategori:
    2. Konuk Yazarlar,
    3. Forumun Gündemi

    Bu yazıyı kaleme almaktaki amacım, son seçimlerle CHP’den milletvekili olarak meclise giren ve bir kol ve bacağı protez olan Şafak Pavey’in meclise giriş anı ile ilgili medyada yer alan haberlerin ve daha genelde takınılan tutumun bir eleştirisini yapmak.
    Temel kanım o ki, konunun medyaya yansıyış şekli, sakatlık meselesine dair var olan bütün ön yargı ve algılayış şekillerini tüm çıplaklığı ile yansıtıyor. İşin ilginç yanı, öyle görünüyor ki, yorum yapan herkes kendisinin bu konuda inanılmaz bir hassasiyet sergilediği ve olması gereken tutumu takındığı düşüncesinde. Yani, öyle bir dil ki bu, bir yandan sakatlığa dair içselleştirdiğimiz tüm algıları, varsayımlarımızı açığa çıkarıyor; öte yandan da bunu yaparken kendimizi “üstün”, “iyi” ve “doğru” hissetmemizi de sağlıyor. Aslında kimse altını deşmese, bayağa rahat bir konum…
    Ancak bu arada Şafak Pavey bambaşka bir telden konuşuyor ve bu kimsenin umurunda değil. Pavey’in sözleri haberlerin ancak son kısımlarında yer buluyor; onun sesini ancak dikkatli bir okuyucu duyabiliyor. (...)

    Buraya tıklayarak, Şafak Pavey'in geçtiğimiz gün TBMM'de gerçekleştirilen yemin töreninde ve hemen sonrasında da medyada maruz kaldığı tutumla ilgili olarak Dikmen Bezmez'in kalema aldığı değerli yazıyı okuyabilir ve tartışmalara katılabilirsiniz.
    ...
    1. Kategori:
    2. Bülent Küçükaslan,
    3. Forumun Gündemi

    Bülent Küçükaslan

    Yavrusunu severken öldüren ayı misali, sağ olsun, Türkiye Cumhuriyeti devleti de sakatları yerden yere vuruyor... Konu, sakat sürücülerin kullandıkları otomobillerin plakasına zorunlu olarak konan sakat damgası.

    2009 yılında sakat bir vatandaş İçişleri Bakanlığı’na başvuru yapıyor ve aracının plakasında bulunan sakat damgasının kaldırılmasını talep ediyor. Talep reddedilince, konu mahkemeye taşınıyor ve plakada damga bulunmasını zorunlu hale getiren mevzuatın iptali isteniyor. Başvuruya temel teşkil eden argümanlar gayet sağlam...

    Buraya tıklayarak yazının devamını okuyabilir ve tartışmalara katılabilirsiniz.
    ...
    1. Kategori:
    2. Nisyan Videoları

    "– Nereye gidiyorsun?
    – Kendimi suya atacağım.
    – Tabiî tabiî…
    – Nereye gidiyorsun deli?
    – Gidip kendimi suya atacağım. Barajı önümüze koymuşlar ki kendimizi atalım. Yoksa suyu neden getirsinler ki!"

    Bunları Ozan Munzur’un 13 dakikalık "Jiyare / Ziyaret" filminde Dersimli kadınlar söylüyor. Munzur Vadisi'nin barajla nasıl su altında bırakıldığına ağıtlarla isyan ediyorlar. "Bir göz ağlarken öbür göz gülmez". Neoliberalizmin vahşiliği önüne ne gelirse ezip geçiyor! Bu kudurganlığa tanıklık etmek, isyan etmek, karşı durmak gerek.
    ...

    Sayfa 15 / 33 İlkİlk ... 511121314151617181925 ... SonSon