Akşam karanlığını salarken şehre
Kanatlarım olmasını isterim her seferinde
Rotam belli, yönüm çoktan çizilmiş.
Akşam olmuş perim balkona dikilmiş.
Müziğin ahengiyle usulca salınır.
Kanatlanmış ruhum müziğin ritmine takılır kalır.
Oturur karşıma kahvesinden bir yudum çeker.
Gözlerini utangaçça gözlerime diker.
Sevilmek istiyorsan önce sev,
Sevgiden öte yol yok der.
Yağmurun toprakta bıraktığı koku
Giderken yüreğime ektiğin korku
Boy verdi zamanla içimde
Ağlamalar çare değil biliyorum
Ama insan kendini tutamıyor ki...
Her an sensizliğime yanıyorum
Güne sımsıcak hayalinle uyanıyorum.
Dönme ihtimalin bile yok biliyorum
Ama insan umutsuzda yaşayamıyor ki...
Kendi kendime anlattığım masalları
Dizimde özenle uyuttuğum tasalarımı
Söyleye söyleye kendiminde inandığı
O saf çocukça yalanları
Kim çalabilir?
Gördüğün rüyaların içindeki
seni saran sımsıcak sevdayı
Kim yıkabilir?
Minik bir bebeğin gülümsemesinde
duyduğun o tatlı hezeyanı
Kim bozabilir?
İçinde yeşerttiğin
tozpembe masalsı dünyanı
Kim çözebilir?
Sabırla ruhuna işlediğin denklemin
o hassas felsefesini
Kim üzebilir?
Hayatına davet ettiğin
vefasızdan başka seni
Kim duyabilir ?
İçini kanatan o büyük
korkunç çığlığın sesini
Düşlerimden alıp seni
Güne gülerek ışıldayan
İnce belli bir bardağın,
Tavşan kanı lezzetinde erittim..
Dolu dolu çektim içime
kapadım sınsıkı gözlerimi
Ah bilsen gözlerine nede çok hasrrettim
hasretimi dillendireceğim sözlerim
Yarım kalmış boynu bükük şiirlerim vardı.
Yokluğunda yutkunduğum tüm kelimeleri,
İçimdeki karanlığa hapsettim
Karanlıkta üşüyen pek çok satır