+ Konuya Cevap Yaz + Yeni Bir Konu Aç
Sayfa 1 / 5 1 2 3 4 5 SonSon
Toplam 65 mesajın 1-15 arasındakiler
Ressamlar ve Eserleri 2 [Resim]
Click here to increase the font size Click here to reduce the font size
  1. #1

    andante Ressamlar ve Eserleri 2 [Resim]

    İMC Medikal: Akülü Sandalyeler, Manuel Sandalyeler, Akülü Engelli Araçları, Ayağa Kaldıran Sandalyeler, Walker ve Yürüteçler, Koltuk Değneği ve Bastonlar, Klozet Oturakları, Yedek Parça ve Aksesuarlar
    OttoBock
    Meyra Türkiye: Tekerlekli sandalye vb. tüm ürünler Almanya satış fiyatı ile Türkiye'de.
    SOYUT DIŞAVURUMCULUK

    Sanat alanında eserleri belli bir guruba göre ayırmak ve yorumlamak sanırım sanatseverlerin yada sanat eleştirivilerinin çok daha kolayına gittiğinden bir çok akım yani "izm" vardır.

    Soyut dışavurumculukta şimdi ne ki acaba gibi bir soru aklınıza gelebilir. tanıdık bir çok isim göreceksiniz, ve ister istemez haaa demek buymuş gibi bir duyguya kapılmak içten bile değil.

    20.yüzyılın başında, 1900 ve 1935 yılları soyutdışavurumculuğun etkisini gösterdiği yıllardır.Almanya da ortaya çıkıyor ve daha sonraları orta Avrupa ya yayılıyor.

    İnsanın iç dünyasını anlatmayı amaçlayan akımlardan bir tanesi. ister istemez yahu sanat zaten insanın iç dünyasını anlatmayı amaç edinmez mi gibi bir soru akla gelmiyor değil....

    Bu sanat akımını destekleyen ressamlar resimlerinde doğayı ve toplumu nesnel bir şekilde yansıtmak yerine öznel ya da içsel gerçeğin yansımasını istiyorlardı.

    Feci şekilde bazı şeylere karşıydılar. Sanatın var olma sebebi işte bu başkaldırıda yatıyor.devlet, ataerkil aile, ordu, okul gibi toplumda otoritesiyle var olan kurumlara başkaldırıyı kendilerine hedef olarak seçtiler.Ve toplum tarafından dışlanmış, yoksul, ezilmiş kişilerin yanında tavır aldılar. Çok tanıdık değil mi bu cümleler

    Temel özelliklerini şöyle açıklayabiliriz.

    · Resim bir ifade alanı olarak görüldü.

    · Radikal bir yaklaşımla, taraf tutan, itham eden, söylemek istediklerini haykıran bir anlatımı vardı.

    · Desenler, kendiliğinden ortaya çıkan tepkilerden oluşuyordu.

    · Düşünceler ve mesaj öne çıkmıştı. · Sanayi çağının yarattığı sefalet, savaşlar konulara yansıtıldı.

    · Resimlerinde ortak düşünceye dayanan bireysellik vardı.

    · Kendinden emin, devrimci, üslup bilinci olan bir değerler sistemi oluştu ama bu değerler, nasyonal sosyalistler tarafından yerle bir edildi.

    · Çizgi ve renk kullanımı konusundaki özgürlük, duyguların yapıtlara yansımasını amaçlıyordu.

    · “Die Brücke” ressamları renkleri en ilkel halleriyle kullandılar. Başlangıcı 15. yüzyıla kadar uzanan ağaç baskı yönteminden etkilenerek, resimlerinde ağaç baskıyı yansıtan çizgilere yer verdiler. Modern çağ insanının umutsuzluğu bu sanatçıların yapıtlarına yansıyordu.

    · “Der Blaue Reiter” ressamları sanatın biçimsel sorunlarıyla ilgilendiler. Görünenin ardındaki tinsel gerçeği aradılar.
    Kaynak

    İşte bu akımın en önde gidenlerinden bir tanesi...

    Vasili Kandisky






  2. #2

    yener_01

    andante
    teşekkürlerr bilgilendirdigin için resimle ugraşırım kendi çapımda ops: ama
    bende bir tane izm bilmiyom

    ressam olarak biliyorum kandisky en önde gelenlerden biri degil benim bildigimde en önde geleni :roll: bir kandisky sahip olmak köşe olmakla aynıı

    ben pek sevmem bu tarz resimleri ama renklerdeki uyumluluk büyüledi beniii..

  3. alisveris.engelliler.biz: tekerlekli sandalye, akülü sandalye, ayağa kaldıran sandalye, merdiven çıkma sistemleri vb. tüm ürünleri güvenle satın alabilirsiniz
    Akülü sandalyelerin en iyileri, en iyi fiyatlarla alisveris.engelliler.biz'de Akülü sandalyelerin günlük kullanıma uygun modelleri çeşit ve fiyat seçenekleri ile alisveris.engelliler.biz'de Aktif sandalyeler en klas ve en iyi seçeneklerle alisveris.engelliler.biz'de Manuel sandalyelerin gündelik kullanıma uygun onlarca seçeneği alisveris.engelliler.biz'de Tekerlekli sandalye için sayısız rampa seçeneği alisveris.engelliler.biz'de Engelli çocukların yürümesi ve mobilizasyonu için gerekli onlarca ürün alisveris.engelliler.biz'de
  4. #3

    yener_01

    RENK UYUMLULUGU ÇOK HOŞUMA GİTTİ PAYLAŞMAK İSTEDİM SİZİNLE


  5. #4

    andante

    Oldukça tanınmış bir isimin ötesinde kuramsallığıyla da resim dünyasına değil sadece sanatın bir çok alanında etkili olmuş kişilerden bir tanesidir.



    Renkler konusunda haklısın. Yukarıdaki resmi de dikkatlice incelediğinde beğeneceğini düşünüyorum. Oldukça ilginç bir eser açıkcası...






  6. #5

    Hanımeli

    Tarzını, çizgisini çok beğendiğim bir ressamdır Bihrat Mavitan...

    Özellikle yaptığı kadın figürü resimleri beni hep düşündürür ve o kadınları nerede olsa tanırım...

    Fakat şuan resimle değil heykellerle uğraşıyor kendisi...

    İşte Bihratın kadınlarından bir kaç örnekler...














  7. #6

    andante

    Canımcım,

    Gerçekten harika bir iş çıkartmışsın. Bir kaç gündür çok meşgul olduğum için cevap yazamadım ama içim içimi de yemedi değil.

    Öylesine güzel bir sanatçıyı buraya almışsın ki....

    Bence bu adamda biraz soluklanalım. Adam gibi adamlardan bir tanesi çünkü.

    Onu kendi kaleminden tanıyalım önce istersen, sanat anlayışı neymiş bir öğrenelim...

    Sanatımda, heykel bir düşün peşisıra gelir. Bu düş bir figürdür. Bu figüre kendimi yakıştırıyorsam da, bu figür kimliksizdir. Benim düşlediğim her kişi oluverir. Bilmedik ya da çok bildik bir mekanda dolaşıverirler, bilmedik ya da çok bildik bir mekana doluşuverirler ve o noktada hareket son bulur. Kadrajıyla kaidesiyle sunuluşuyla artık benimdir. Yeni figür yeni mekanını aramak ve yerleşmek için karşıma gelir. Hep karşımda dururlar. Hiç ben onların onlar benim arkamıza geçmeyiz hep yüzyüze bakarız. Hiç "keşke" dedirtmezler bana.

    Sanatın sanatçı için olduğuna inanırım. "Ars gratia artıs" bu yeni yapılacakların ana fikridir. Eskiz hazırdır, bence malumdur. Şaşkınlığa, sürprize, hayrete gerek yoktur. Yeterli ısrar, yeteneği hizaya getirir. Tevazu gerekmez, yaparsam iyi yaparım kuralına uyarım. Kendi beğenim çalışma ısrarımı oluşturur. Hep bir sonraki heykelimi merak ederim. Buradan anlaşılıyordur, heykel bir sonraki yapacağımın ilk aşamasıdır.

    Soyut ile somutun öpüştüğü bir noktada expresif bir anlatım tarzım vardır. Bu anlatım malzemeyi saptar. Malzemeye aşık olurum ama bu uzun sürmez yenisini çağırır. "Karışık teknik" denen tuzağa düşmemek için aynı teknik ve değişik malzeme peşindeyimdir.

    Akademiliyim. Öyle kalmakta ısrarlıyım. Sihrim burada saklıdır. Heykel bölümündenim, onun için resim yapmaktayım. Bilinenin aksine her heykelci biraz ressam, biraz mimar, rüyayı üç boyutlu görebilen sanatçıdır. Her rüyanın resmi yapılabilir, her resmin de heykeli. Gerisi traştır. Ama, heykel "traş" değildir, zor iştir. Heykel gölgesi düşen bir öyküdür. Önüne gelen de yapamaz. Yapsa da olmaz. Yaldırlaşır.

    Kuvettli rüya ister, donanım ister. Unutkan heykelci olmaz. Rüyanızı unutamazsınız, sanat tarihini unutamazsınız, bütün sanatçıların yapıtlarını da... Hele önceki işlerinizi asla. Bu size ne yapmamanız gerektiğini söyler. Hele bu ülkede ve ülke bu denli gölgede iken.

    Bihrat Mavitan
    Kaynak

    Nasıl güzel açıklamış değil mi?

    İşte sanatçılar böyle güzel açıklamalarda bulundukları zaman, kendilerini olduğu gibi ortaya koydukları zaman içim içime sığmıyor.

    Umarım iyi okunur bu güzel adamın yazdıkları. Çünkü her satırının arasına saklanmış olağanüstü bir gerçeklik var.

    "heykel "traş" değildir, zor iştir"İçindeki bu mizah yönüde hiç fena değil....

  8. #7

    Hanımeli

    Evet arkadaşım gerçekten adam gibi adamlardan...
    Ve kendini anlatışı da o kadar yalın ki ben de dayanamadım
    kısa öz geçmişini sizlerle paylaştım...

    Ben,
    Bihrat Mavitan

    1948, İzmir´de doğdum, Evvelim Giritli
    1966, Bal´lıyım,
    1968, Akademi´ye girdim,
    1973, Heykeltraş oldum, hem de yüksek,
    1975, Asistan oldum,
    1977, Oğlum Tan geldi,
    1984, Hocalar sakal kesti, ben istifa ettim,
    1985, Ressam Alev Ermiş ile evlendim
    1986, Kuzguncuk´a yerleştim,
    1994, Kızım Tane geldi,
    sayısız sergi açtım, ödül aldım,
    1948´den beri rüya görüyorum,
    1959´dan beri resim yapıyorum,
    1969´dan beri heykel yapıyorum,
    ve bu galiba böyle devam edecek.


    Onun çizgisi, renkleri bellidir...
    Mavi ve onun tonlarını kullanır çoğu zaman...
    Özünde mavi soğuk bir renktir ve kim bilir belki de kadının soğukluğunu tasvir eder resimlerinde....


  9. #8

    Hanımeli

    Sevgili ahmetermiş
    Resim yapmak için ille de bir fırçaya ihtiyacın yok!
    Biraz hayal gücü, yaratıcılıkla ve farklı malzemelerle de ortaya muhteşem eserler çıkarabilirsin...
    Aşağıda ki linkte harika bir resim yapma tekniği var!!!
    İzlemeninizi tavsiye ederim...

    http://www.metacafe.com/watch/251450/magic_in_a_can/

  10. #9

    LaiLa

    sevgili hanımeli gerçekten hayran oldum izlerken :P paylaştığınız için teşekkür ediyoruz :P

  11. #10

    Hanımeli

    Ahmetermiş...

    Boyalar senin, tuval senin, kalem senin, kağıt senin, renkler senin
    fırçalar senin, ruh senin...
    Resmet içinden geçenleri....

    Ben en kısa zamanda bu form sayfasında yapacaklarını görmekmekten mutluluk duyacağım....

    Sevgilerimle....

  12. #11

    Hanımeli

    Ve Nuri İyem...

    Ortaokul yıllarımda Nuri İyem i, "Nuriyem" isimli bir kadın ressam sanmıştım...

    Oysa ki değilmiş

    “Nuri İyem” erkekmiş ve “Nuriyem” tuvalindeki iri gözlü köylü kadınmış...








  13. #12

    andante

    İlahi hanımeli....

    Gerçekten gülümsettin beni....

    Bunun dışında çok önemli bir Türk ressamını hatırlattığın için de teşekkürler.

    Nuri İyem

    İmgenin, zihinde tasarlanan ve gerçekleşmesi arzulanan bir yanılsama olduğunu bilen tüm ressamlar gibi, Nuri İyem de varoluşunu keskin bir gözlem ve hayal gücü birlikteliğine adar. Geleceğe uzanmaya çalışan bir imge avcısı olarak kendi zamanını bir sismograf titizliğiyle kaydeder, görünüş dünyasını fazlalıklarından arındırır, resmin tıpkı kutsal bir ikon gibi sembolik bir yeterlilik taşıyacağına inanır. Onun sanatının bel kemiğini, katıksız bir gerçekçilik, baskıya dönüşen otoriter görüşle mücadele ve ne olursa olsun kendi ayakları üzerinde yükselme isteği oluşturur. Hayat tarzı ve onunla özdeşleşen resim üretimi bağlamında, Türk resminin sıra dışı karakterlerinden biridir İyem. Türkiye’de, kendi kaderini kendi tayin eden bağımsız ressam tipinin onunla birlikte şekillendiğini iddia etmek hiç de yanlış olmayacaktır.

    TUVALDE YAŞAMIN ÇİZGİLERİ

    1915 yılında İstanbul’da doğar Nuri İyem. 1918’de annesi ve ablası ile birlikte Cizre’de bulunan babasının yanına gider. 1922’de ise, kendi sözleri ile ona anne ve babasından daha yakın olan ablasını kaybeder. Cizre’de tropikal sıtmaya tutulmuşken, günaşırı nöbetlerinde gözünü her açtığında gördüğü o yüzü yıllar sonra resimlerinde tekrar keşfeder. Sanatçının ismiyle özdeşleşecek olan bu yüzler, esasen yitirilişin ve tekrar keşfedişin öyküsüdür.

    Hayatı boyunca bir kara kule gibi önüne dikilen Güzel Sanatlar Akademisi ile 1933 yılında tanışır Nuri İyem. Öğreniminin ilk yılını Nazmi Ziya Atölyesi’nde tamamlar, ilerleyen yıllarda yakın dostu olacak olan Ahmet Hamdi Tanpınar’dan teorik dersler alır. 1937’de birincilikle mezun olduğu bu okula (Ragıp Gökcan ile birlikte) 1940 yılında Leopold Levy yönetiminde açılan Yüksek Resim Bölümü’nde çalışabilmek için geri gelir. Fakat artık cüssesi ve endamıyla bir adam, sanata bakışıyla bir ressam olmuştur. Nitekim bir yıl içerisinde toplumsal gerçekçi sanat anlayışını savunan bir grup arkadaşıyla birlikte Yeniler Grubu’nun kuruluşunda yer alır. Avni Arbaş, Agop Arad, Turgut Atalay, Haşmet Akal, Kemal Sönmezler, Selim Turan, Fethi Karakaş, Ferruh Başağa, Mümtaz Yener gibi isimlerin yer aldığı grup, Beyoğlu Matbuat Müdürlüğü Salonu’nda açılışını bir balıkçının yaptığı ‘Liman’ konulu bir sergi ile kendisini sanat kamuoyuna tanıtır. 1944 yılında ise, adını akademi tarihine yazdıracak bir başarı sergiler İyem. Yüksek Resim Bölümü’nün yarışmasını ‘Nalbant’ adlı yapıtı ile kazanarak, ikinci kez akademiden birincilikle mezun olur. 1946’da ise Fethi Karakaş ve Ferruh Başağa ile birlikte Asmalımescit Sokağı’nda bulunan S. Önay Apartmanı’nın çatı katında ortaklaşa bir resim atölyesi kurar. Bu atölyede ders alan öğrenciler ilerleyen yıllarda ‘Tavanarası Ressamları’ adıyla bir grup kuracaklardır.

    “RENGİN VE DOKUNUN ŞİİRİ”

    1940 sonları İyem için toplumsal gerçekçiliğin soyut bir sanat anlayışına evrildiği yıllardır. Bugün için bile sanat tarihi çevrelerinde ilginç bir tartışma konusu oluşturan bu yönelim, sol görüşlü bir sanatçının dönemin politik sahnesinden ayrılması ve kendi içine kapalı bir dünyaya yönelmesi olarak adlandırılır. Oysa İyem, pek çok röportajında bu yönelimin iki nedeni olduğunu söyler: İlki, dönemin tek mutlak gücü olan akademinin savunduğu sanat anlayışı ile zıtlaşmak, yani soyut sanatı ilericilik görerek akademinin geri kalmış figür resmi anlayışının önünde yer almak; ikincisi ise, resim sanatının biçimsel değil içeriğe dayalı bir yapısı olduğuna inanmak. İyem’e göre resim sanatında önemli olan şey, yapıta can veren bir özün ve içeriğin varlığıdır. Boyanın maddesel olarak ön planda tutulduğu, geometrik bir kompozisyon anlayışı üzerine yükselen bu resimler, dönemin soyut sanat anlayışı içinde yenilikçi ve deneysel bir karakter sergilemektedir. İyem’in özellikle 1960 ortalarında gerçekleştirdiği, tek bir rengin varlığını gösteren monokrom resimleri ise, kanımca onu doğal bir gelişim olarak soyut sanatın en uç noktasına taşımaktadır. Sadece siyah renk ile oluşturulmuş bir resmini anımsıyorum İyem’in. Siyah renkten başka hiçbir şeyin temsil edilmediği bu resimde derin bir karanlık ve bireysel kayboluşun izlerini görmek mümkün.

    “HER YÜZ BİR ÖYKÜ”

    Nuri İyem, 1960’ların sonlarına doğru figür resminin temsil gücüne tekrar dönüş yapar. Bu sefer, adıyla özdeşleşecek olan kadın portreleri ile izleyicinin karşısına çıkar.
    Tanpınar’ın, “bir heykel kadar sımsıkı, yeşil mehtap aydınlığı kadar zarif, geçmiş zamanın havasını içinde taşıyan eski fresk ve ikonalar kadar yalın” dediği bu kadın yüzleri, aslına bakılırsa onun politik dünyasının izleriyle yüklüdür. Köyden kente göçün yoğunlaştığı, bireye ait sosyal hakların kadınlar aleyhine işlediği bir dönemin ürünüdür bu yüzler. Mahur, çekingen, güzel, utangaç ve melankolik halleri ile bu yüzler, hem ölen ablasının hayali imgesi hem de zamanı aşan ikonik bir sembol olarak İyem’in sanatının billurlaşmış bir örneğidir. Sanatçının aynı tarihlerde gerçekleştirdiği, Anadolu gerçeğine ulusalcı bir bakışla yaklaştığı ‘göç’ resimlerinde de, çalışan, emeğini topraktan çıkaran kadınlar sembolize edilmektedir.

    Nuri İyem’in bugüne kadar üzerinde çok durulmayan en karakteristik işleri kanımca onun portreleridir.
    Aliye Berger’den Nasip İyem’e, Rıfat Ilgaz’dan Erdoğan Saydam’a kadar farklı sosyal kesimden insanı keskin bir gözlem gücüyle kayda geçiren İyem, kendisine model olan kişilerin ruh halini, tercih ettiği rengin ve biçim anlayışının içerisine yedirir. Kişinin iç dünyası, resmin her santimetrekaresine yayılan bir atmosfer oluşturmaktadır. İyem’in aradığı şey benzerlik değil, yüzün gizledikleridir.

    Görüldüğü üzere Nuri İyem’in neredeyse 70 yıla uzanan sanat yaşamı birbirinden beslenen temalar üzerine kuruludur. Bu temalar aynı zamanda onun dünya görüşünün uzantılarıdır. Kendisinin de söylediği gibi, biçim değil, o biçimi var eden içerik ilgisini çekmekte ve bu içeriği, ele aldığı temanın ortaya çıkması için yönlendirmektedir. Sanatın saf bir iletişim şekli olduğuna inanan tüm sanatçılar gibi o da, katıksız bir şekilde yüreğindekileri açmaya ve dünyanın görünüşüne anlam katmaya çalışmaktadır.
    Kaynak

  14. #13

  15. #14

    yener_01

    hanımeli
    nuri iyem kadınlarını ben koyacaktım yaaaa

    bihratın kadınlarını görünce ilk önce nuri iyem in kadınları geldi gözlerimin önüne
    teşekkürler

  16. #15

    Hanımeli

    İMC Medikal: Akülü Sandalyeler, Manuel Sandalyeler, Akülü Engelli Araçları, Ayağa Kaldıran Sandalyeler, Walker ve Yürüteçler, Koltuk Değneği ve Bastonlar, Klozet Oturakları, Yedek Parça ve Aksesuarlar
    OttoBock
    Meyra Türkiye: Tekerlekli sandalye vb. tüm ürünler Almanya satış fiyatı ile Türkiye'de.
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: yener_01
    hanımeli
    nuri iyem kadınlarını ben koyacaktım yaaaa

    bihratın kadınlarını görünce ilk önce nuri iyem in kadınları geldi gözlerimin önüne
    teşekkürler
    E arkadaşım öncesinde uyarsaydın beni yazmazdım buraya!!!


    Fahrelnisa Zeid
    “Cehennemim” Fahrelnisa Zeid’in ilk eseridir...



    Kendisinin aşağıda gördüğünüz “kadın portresi” çalışması orijinali olmasa da duvarımda asılı olan kopyasıdır...
    Bu resim 174*80 ebatlarında ve tuval üzerine yağlıboya çalışmasıdır
    Nasılda “masum ama şeytani” bir ifade var yüzünde görebiliyor musunuz?


    Fahrelnisa Zeid (1901 - 1992)
    Osmanlının son ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerine tanık olan Şakir Paşa’nın ailesi, sıradışı yaşamları ve sanatçı kimlikleriyle haklı bir üne kavuşmuşlardır. Oğlu Cevat Şakir Kabaağaçlı yazar, kızları Fahr el Nissa Zeid ressam ve Aliye Berger gravürcüydü. Torunları Füreya Koral seramik sanatçısı, Nejad Melih Devrim ressam ve Şirin Devrim ise tiyatrocuydu.

    Fahr el Nissa Zeid’in resme başlaması, ağabeyi Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın sayesinde olmuştur. Sanatçı resme nasıl başladığını şu şekilde anlatır: “Sekiz yaşındaydım. Bir gün onun çini mürekkebiyle sevdiği kızın profilini çizmesini izledim. O ince, zarif kalem darbeleriyle kağıdın üzerinde yaşayan bir varlık oluşturması beni adeta büyülemişti. Bende de aynı şeyi yapmak için dayanılmaz bir istek uyandı. Ağabeyim, resim defterinden bir yaprak kopardı ve elime bir kalem vererek içimden ne geliyorsa çizmemi söyledi. O gün bütün oturma odamızın resmini yaptım. Eşyalardan lambalara, yerdeki halının motifine kadar herşeyi çizdim. Ağabeyime gösterdiğimde ‘Aferin Nissa’ dedi. ‘Cesur kalem vuruşlarına bayıldım. Hele yaşına göre insanı ürperten bir görüş ölçün var.’ Sonra başımı okşadı ‘Yeteneklisin yavrum, her zaman yanında defter, kalem bulundur, hoşuna giden şeyleri durmadan çiz’ dedi.”

    Sanatçı 1928’de Paris’te Ranson Akademisi’nde Stalbach ve Roger Bissiere’nin atölyesine devam etmiştir. Fahr el Nissa Zeid, ikinci evliliğini 1934 yılında Irak’ın Ankara Büyükelçisi Emir Zeid el Hüseyin ile yapmıştır ve aynı yıl eşi Irak Büyükelçisi olarak Almanya’ya atanınca, Berlin’e hareket etmişlerdir. 1935-1938 arası kaldığı Berlin’de Alman kültürü ve sanatıyla içiçe bir dönem geçirmiştir. 1938 yılında Bağdat’a giden ve bir süre orada yaşayan Fahr el Nissa Zeid, modern bir yetiştiriliş ve Avrupa’da içine girdiği sosyal ortamlardan sonra, doğunun kapalı dünyasında Bedevi kadınlarını konu edinen resimler yapmıştır. “Bedevi kadınlar en sevdiği temaydı. Onların her şekil ve pozda eskizlerini çiziyor, resimlerini yapıyordu.

    1945 yılında, Fahr el Nissa Zeid kişisel sergi açmaya karar vermiş ve İstanbul’da özel galeri olmadığı için evinin dört odasını sergi mekanı olarak düzenlemiştir. Fiyatlandırma da dahil olmak üzere bütün ayrıntılarıyla bizzat kendisinin ilgilendiği bu sergi, devrin önemli sanat olaylarından birisi olarak resim sanatı tarihimize geçmiştir.

    1987’de tamamen Amman’a, oğlunun yanına yerleşen Fahr el Nissa Zeid, burada resim öğretmenliği yapmış ve sanata verdiği hizmetten dolayı Kral Hüseyin tarafından ‘Ürdün Yıldızı’ madalyası ile ödüllendirilmiştir. Sanatçı 5 Eylül 1991’de, Amman’da ülkesinden ve çok sevdiği İstanbul’dan uzaklarda hayata veda etmiştir.


 
+ Konuya Cevap Yaz
Sayfa 1 / 5 1 2 3 4 5 SonSon

Mesaj Gönderim Yetkileriniz

  • Yeni konu açamazsınız
  • Konuya cevap yazamazsınız
  • Mesajlarınıza dosya ekleyemezsiniz
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  • BB Kod kullanımınıza Açık
  • Efektler kullanımınıza Açık
  • [IMG] kodu kullanımınıza Açık
  • HTML kodları kullanımınıza Kapalı
  • Trackbacks kullanımınıza Açık
  • Pingbacks kullanımınıza Açık
  • Refbacks kullanımınıza Açık
 
www.tekerleklisandalye.biz | www.akulusandalye.org | alisveris.engelliler.biz: Tekerlekli Sandalye, Akülü Sandalye