• Yine mi Sakatlar Haftası!

    G
    eçtiğimiz gün bir arkadaşımla (Binnur) konuşuyoruz, mealen diyor ki: bu yıl tüm sakat dernekleri bir araya gelecek ve Hükümetin Özürlüler Yasa Tasarısını kırpmasını ve -buna rağmen- hala yasalaştırmamasını protesto edeceğiz. Haydi Taksim’e...

    “Taksim” denildi mi, dayanamam; kabarıverir yüreğimde bişeyler. Ama bu sefer öyle olmadı.
    Olmayınca da, neden olmadığını sizlere yazmak istedim.

    ***
    4 Mayıs günü, Türkiye Sakatlar Derneği (TSD)’nin düzenlediği bir toplantıya katılmıştım. Toplantıda, TSD Genel Başkanı Şükrü Boyraz abimden, önce “Taksim”i, sonra da “hep birlikte”yi duyduğumda, heyecanlanmıştım doğrusu.
    “Çok güzel olacak Bülent” diyordu. “İstanbul’daki tüm sakat derneklerinin başkanları ile görüştüm. 10 Mayıs günü, tüm derneklerin katılımıyla Taksim’de yürüyüş düzenleyecek ve hükümeti protesto edeceğiz...”
    Aman abi, dedim, süper!
    Bir yandan da düşünüyordum: Gerçi biraz geç kalınmıştır, ama yine de ilgili tüm örgütlerin birlikte ve tek ses ol(mayı başar)ması, çok yararlı olacaktır.
    Heyecanlandım vesselam...
    Ama sonra eve gelince aklıma geldi: İyi de 10 Mayıs Sakatlar Haftasının başlangıç günü değil miydi?
    Haydaaaa!
    İş miydi şimdi bu; tam da heyecanlanmışken yapılır mıydı bu bana...

    ***
    Neden mi, “haydaaa!”?
    Çünkü “o gün”leri sevmem de ondan.
    Çünkü “o gün”lerin, yapmacıklıkların, suistimallerin ve şovların günü olduğunu düşünürüm:
    Hayvanları Koruma Gününde basının karşısına hayvansever olarak çıkan, ama ertesi gün belediyelerin zehirli köftelerine ses çıkarmayanların; Kadınlar Gününde eşitlikten bahseden, ama ertesi gün “kadınlara pozitif hak” dendiğinde yan çizen ve dahası kaba kuvvet kullananları arkalayanların; 23 Nisan’da şenlikler düzenleyen, ama ülkesinde milyonlarca çocuğun sefaleti için hiçbir adım atmayanların günüdür “o gün”ler.
    Çünkü o özel(leştirilen) günler, “maskeliler”in şov günleridir.

    Sakatlar Haftasında da böyle olur hep:
    O gün herkes sakatların önündeki engellerin kaldırılacağından bahseder;
    Sakatlar için her şeyin yapılacağından ve bunu en iyi kendilerinin yapacağından dem vururlar;
    En kısa zamanda Özürlüler Yasasını çıkartacak olanlar da onlardır;
    Önümüzdeki yılı Özürlüler İstihdam Yılı olarak ilan ederler kesin;
    Mimari konularda muhakkak bir düzenleme yapacaklardır;
    Hele eğitim konusundaki çalışmalar, ha bitti ha bitecektir;
    Yani her şey çok güzel olacaktır artık...

    Sonra “o gün” geçer ve verilen her söz unutuluverir:
    Yasa çıkmaz, iş sözleri yalanıp yutulur, mimari engeller dağ gibi büyür, eğitimsizlik sürer gider...
    Yani engeller çığ gibi büyümeye devam eder.

    Ne zamana kadar?
    Bir sonraki “o gün”e kadar tabii ki!
    Çünkü “o gün” kesin çözülecektir sorunlar...

    ***
    İşte bu yüzden “o gün”leri sevmem hiçbir zaman.
    İş yapacak olan insan, ne yapacaksa, "bugün" yapmalıdır diye düşünürüm.
    Dahası neredeyse tanıdığım tüm sakat ve sakat örgütlerinin de böyle düşündüğünü duyarım.
    “Sadece bu günlerde değil, hep hatırlanmak istiyoruz” derler sık sık, “Verilen sözleri tutmuyorsunuz” da derler.
    Yani herkes farkındadır “maskeliler”in şovundan.
    Yutmazlar!

    ***
    Sanırım buraya kadar herkesle hemfikirizdir.
    Peki derdim nedir o zaman benim?
    Şudur:
    Mademki “o günler”in şov günü olduğunda hemfikiriz, peki sizler neden “o gün” yürüyeceksiniz?
    Neden 1 yıldır ha çıktı ha çıkacak diye söylenen yasanın çıkartılması için tüm örgütler bir olup yürüyüş yapmadınız?
    Neden içi boşaltılarak kadük hale getirilen tasarının BM ve AB standartlarına uygun hale getirilmesi için zamanında organize olmadınız?
    Başka gün mü yoktu?

    Herkesi “o gün”lerde şov yapmakla suçlarken, bizlerin “o gün” ortalığa dökülmesi çelişki değil mi?
    Bence çelişki.
    Bence bu –güzel ve anlamlı- organizasyon çok daha önceden yapılmalı ve “o gün”e bırakılmamalıydı.
    Ama mademki bugüne kadar yapılmadı, o zaman bu organizasyon, “o gün” değil, 21 Mayıs Cumartesi günü gerçekleştirilmelidir.
    Böylece hem kendi içimizde –yukarıda değindiğim- çelişkiye düşmemiş, hem hafta sonu olması itibarıyla katılımı arttırmış ve hem de “o gün”lerin dışında (da) tek yumruk olabildiğimizi göstermiş oluruz.

    Bence 10 Mayıs’ta bir basın açıklaması yapılarak, Hükümet tarafından TBMM’ye sevk edilen tasarının yetersizliği vurgulanmalı ve tasarının bu haliyle yasalaşmaması istenmelidir. Ardından da 21 Mayıs Cumartesi günü Taksim buluşması olacağı duyurulmalıdır.
    Sonra hep birlikte kollar sıvanmalı ve olabilecek en büyük katılımla, bir Taksim buluşması gerçekleştirilmelidir.
    İşte o zaman “Haydi Taksim’e”...