• Sakatlar için kolay bir soru: Evet mi Hayır mı?

    Bülent Küçükaslan

    Son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim: 12 Eylül’de yapılacak referandumdaki tutumum tek tek tüm maddeler için “Yetmez ama Evet” olacak.

    Ancak ben burada sadece ve sadece sakatlarla ilgili düzenlemeleri tartışmak istiyorum: 13 Eylül 2010 sabahı Türkiye’de sakat olmayı.

    Doğrudan sakatları ilgilendirdiğini düşündüğüm dört değişiklik öngörülüyor.
    1. Madde 10’a eklenecek ibare: “Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.”
    2. Madde 20’ye eklenecek ibare: “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”
    3. Madde 74’e eklenecek ibare: “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.”
    4. Madde 148’e eklenecek ibare: “Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”
    Birinci maddenin nasıl bir avantaj sağlayacağının kim ne kadar farkında bilmiyorum. Hatta birçok sakat arkadaşım bu maddeye dair küçümseyici sözler söyledi ve bir çok sivil toplum örgütü de değişikliklerin hiçbir anlam ifade etmediğine dair açıklamalar yaptı. Ben bu görüşlerin hiç birisine katılmıyorum. Çünkü aşağıda vereceğim örnekleri bilip bu maddeye nasıl hayır denilebileceğini anlayamıyorum. Bu madde yürürlüğe girdiğinde artık şunlar olamayacak:
    a) Sosyal Güvenlik Kurumu 2010 Haziran ayında 531 kişilik personel alım ilanı yaptı. İlanda yer alan başvuru şartı şuydu: “Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal ve sosyal yetenekleri bakımından özür durumuna göre tüm vücut fonksiyon kaybı oranının yüzde kırk ve üzerinde özürlü olmadığına dair beyanı.”
    Yani, sakat olanlar bu kadrolara başvuramaz. Neden? Çünkü onlar için %3’lük sakat kotası var. Onlar sadece o –kıytırık!- kadrolara başvurabilir!

    b) 2005 yılında sakat bir arkadaşımız KPSS’ye giriyor, yeterli puanı alıyor ve atama kararı kendisine bildiriliyor. Derken kendisine bir yazı geliyor: “Kamu görevlerine ilk defa atanacaklar için yapılacak sınavlar hakkında genel yönetmelik" hükümlerine istinaden, 26-30 Aralık 2005 tarihleri arasında 2005 KPSS/2 tercih kılavuzu ile tercihine göre ÖSYM başkanlığının 30/01/2006 tarih, B.30.1.ÖSM.0.00.46.00/01.000603 sayılı yazısı eki listeyle kurumumuz İzmir teşkilatı memur kadrosuna yerleştirildiğiniz bildirilmiştir. [Ne var ki] çalışma gücünüzü %40 kaybettiğiniz ve bu yönetmelik hükümleri gereğince açılacak özürlüler sınavına girmeniz gerektiğinden, atamanız gerçekleştirilememiştir. Bilgilerinizi rica ederiz.”
    Güzel değil mi? Kaç puan aldığın, eğitimin, becerin vs. önemli değil! Sakat mısın, devlet senin için pozitif hak diye %3 kota koymuş, hadi aslanım, daha öteye…

    c) Gözlerinden sakat olan bir arkadaşımız 31.7.1989 tarihinde Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü’nce açılan memur alımı sınavına katılmak istiyor. Kurum başvuruyu sakatlar için ayrı sınav yapılacağından bahisle reddediyor. Bunun üzerine arkadaşımız konuyu mahkemeye taşıyor. Mahkeme “sakatsan sakat statüsünde kadrolara başvurursun” diyerek aleyhte karar veriyor. İtiraz ediliyor, süreç işliyor ve Danıştay “Türk Milleti Adına” (!) son noktayı koyuyor: “[…] gözlerinden sakat olan davacının Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü’nce açıktan memur alımı sınavına katılma isteğinin reddedilmesi işleminde ve işlemin dayanağı olan yönetmelik hükmünde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir.”( Kaynak=DKD Sayı 88).

    d) İş-Kur diye bir kurum var malum. Web siteleri aracılığıyla iş başvurusunda bulunulabiliyor. Ne güzel değil mi. Ama bakın işler sakatlar için nasıl işliyor o sitede: Önce ilanlara başvuru yapabilmek için “sakatım” diye beyan etmek şartıyla kaydolmak gerek. Kaydolduktan sonra iş ilanlarının arasında dolanmaya başlıyorsunuz, ama o da ne! İlanların çoğuna başvurmanız sistem tarafından engelleniyor. Sorduk İş-kur’a. Aldığımız cevap: “Kurumumuzca yayınlanan işgücü taleplerinde yer alan şartları işverenler belirlemekte olup, işverenlerin vermiş olduğu işgücü taleplerine "özürlülerde başvurabilirler" diyorsa sistemde özürlü olan kişiler de normal statüdeki taleplere müracaat edebilirler”.

    Ne güzel değil mi? Özel sektörde de sakatsan eğitiminin, becerinin vs. hiçbir önemi yok! Sakatlar sadece sakatlar için açılan pozisyonlara başvuru yapabilir. Hem de bu ayrımcılık “İşe alınmada; iş seçiminden, başvuru formları, seçim süreci, teknik değerlendirme, önerilen çalışma süreleri ve şartlarına kadar olan aşamaların hiçbirinde özürlüler ve eski hükümlüler aleyhine ayrımcı uygulamalarda bulunulamaz“ diye “Yurtiçinde İşe Yerleştirme Hizmetleri Hakkında Yönetmelik” çıkartan İş-Kur’un kendi eliyle yapılıyor. Kuzuyu kurda teslim etmişiz de haberimiz yok. Bu da Türk Milleti Adına olsa gerek!

    e) Ulus devlet denen yapının herhalde bir numaralı argümanı oy kullanma hakkıdır, değil mi? Peki siz geçen seçimde Yüksek Seçim Kurulu’nun seçmen listelerinde isimleri yer aldığı halde 400 bin sakata seçmen kâğıdı göndermediğini biliyor musunuz? Neden peki? Çünkü bu arkadaşlarımız kendilerine vasi tayin ettirmişler. Peki neden ettirmişler? Çünkü devlet neredeyse her işlem için bu vasi tayinini şart koşmuş; kendisi koşmadıysa da bürokratlar eliyle bu sonuç ortaya çıkmış. Bir arkadaşımın çok önceden yazdığı gibi: “Eğer sakatlığınız işlerinizi yerine getirmenizi engelliyor ve siz de “bari işlerimi yakınlarımdan biri yürütsün ve ben olur olmaz şey için dışarı imza atmaya çıkmayayım” diyorsanız, seçme ehliyetinizi yitiriyorsunuz.”

    Bedensel sakatlığı olan binlerce arkadaşımıza “Evde Bakım Hizmeti”nden yararlanmak için vasi tayini şart koşuldu! Yani ya bu pozitif haktan yararlanacaksın ya seçimlerde oy kullanacaksın. Ne güzel değil mi, hepimiz eşitiz!

    f) Bir son örnek de sakatların anasını ağlatan bir konuda olsun: Her vatandaş gibi sakatların da araba alma hakkı var şükür! Var ama, bir şartla: Sakatsan, alacağın arabanın plakasında sakat damgası bulunmak zorunda. Ya! Bi Ali Baba’nın çiftliğindeki inekler bi de biz Türkiye’deki sakatlar damgasız gezemeyiz! Neden? Çünkü devlet baba bize araç alımında –bir sürü başka kriteri de karşılamak şartıyla- vergi avantajı sağlamış. Bunu yapınca da, tüm sakatları damgalamaya hak kazanıyor! Yani, bir pozitif hak verirken, insanın mahremiyetine ipotek koyuyor, damalı inek gibi gezdiriyor beni trafikte.

    Bu altı örneğe daha niceleri eklenebilir. Ama birinci madde için bunların yeterli olduğunu düşünüyorum.

    ***
    İkinci madde kişisel verilerin toplanması ve kullanılmasına dair. Bu konuda önemli bir mağduriyetimiz var: Askerlik Yapamaz Belgesi. Evet, namı diğer Çürük raporu!
    Malum, sakatlar askerlikten muaftır. Muaftır ama, bu muafiyete dair karar öyle bir sicile işlenir ki, neredeyse tuvalete girmek için dahi askerlik belgesinin istendiği bu coğrafyada bu sicil adamın burnundan fitil fitil getirir o çürüklüğü! Görünür bir sakatlığı olmayan yüz binlerce arkadaşımız işe girerken bu belgeyi sunmak zorunda kalır ve orada muafiyet nedenini gören işveren o kişiyi işe almaz!

    Bu madde kolayca bu sorunu çözebilecek mi, bilmiyorum. Ama hukuki olarak ciddi bir zemin hazırladığını düşünüyorum. Kime ne kardeşim benim askerlik yapıp yapmadığımdan! Hadi çok istiyorsunuz, bari muafiyet gerekçesi olmasın belgede! Hep derim, çip takın bize, siz de rahat edin biz de!

    Üçüncü madde Ombudsmanlık müessesesi. Bu da başarısını en çok arzu ettiğim uygulamalardan biri. Neden önemsiyorum? Çünkü sakatlar o kadar çok bürokrasi ile savaşıyor, bürokratlar tarafından o kadar mağdur ediliyor ki, dava süreci olmaksızın bu mağduriyetten sorumlu olan doktorları, SGK-Maliye-SHÇEK-MEB-Kaymakamlık vb. kurum çalışanlarını kolayca şikayet edebileceğimiz ve hakkımızı elde edebileceğimiz bir sistemin olması en çok bizi rahatlatır. Yazı çok uzun olduğu için detaylı yazmak istemiyorum, ama bu sistem işlerse, bizim için bu “radyonun resimlisi” gibidir. Ve evet, o zaman “O da bizi görecek”.

    Dördüncü madde ise Anayasa Mahkemesine kişisel başvuru yolunun açılmasını sağlıyor. Malum, dava süreçleri tamamlandığında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmek herkesin altından kalkabildiği bir şey değil. İşte bu yol açılınca, AİHM’den önce son bir çıkış daha mümkün olacak. Bunun da doğru kullanıldığında önemli bir mekanizma olacağını düşünüyorum.

    Hasılı, referandumda Evet çıkması halinde gerçekleşecek değişikliklerin sakatların gündelik yaşamında çok çok olumlu etkileri olacak. Tabii ki düzenlemeler çok daha iyi olabilirdi, tabii ki çok şey eksik, tabii ki tümden sivil ve demokratik bir anayasa olmalı, tabii ki yetmez, ama bu kadarı dahi hayatlarımızı değiştirecekse, neden buna destek olmayayım ki. Hem buna destek olmak ne AKP’nin neo-liberal politikalarını eleştirmeme engel ne de yepyeni ve tam demokratik bir anayasa talep etmeme.