1-4 Aralık 2016 tarihinde Engelsiz Yaşam Fuarı
  • Sakat-Engelli, Kim?-Ne?

    G
    eçenlerde ‘Dünya Engelliler Günü’ydü. Her 3 Aralık’ta olduğu gibi yine “duygusal” içerikli -işkembe-i kübradan- söylemler mırıldanan insanlar boy gösterdi her yerde... O kadar ki, her gazetede engellilerle ilgili bir yazı, her televizyonda bir görüntü vardı; siyasetçiler, gazeteciler, televizyoncular, sivil toplum örgütleri vs. engellilerden “özür” dileyip, “doğru”yu işaret ettiler, bilmiş bilmiş (!); ya da aymazlık yapıp, övündüler...

    Bir yönüyle alıştık bunlara, ama yine de yutmadığımızı, yapılanlarla birlikte yapılmayanları da gördüğümüzü göstermek açısından, sürekli yazıp-konuşmak gerek. Bugün de onu yapacağım... Ama daha önce, altını bastıra bastıra çizmek istediğim bir şey var; sakat ve engelli kelimeleri arasındaki fark. Zira birçok kişi sakat-engelli kelimelerinden hangisini kullanacağı konusunda tereddüt yaşıyor.

    Son söyleyeceğimi ilkten söyleyerek başlayayım: Kişi, 1) sakat ve engelli, 2) sakat ama engelsiz, 3) sakat değil ama engelli olabilir.
    Örnek verecek olursak;
    1) Felç bir sakatlıktır ve bu sakatlıktan dolayı özel bir çözüm olmaksızın yüksek bir yere uzanamaz ya da merdiven kullanamaz. Bu durumda yükseğe uzanan ya da merdiven dibinde kalakalan felçli biri aynı zamanda engelli de olmuş/kılınmış demektir. Ve/fakat aynı kişiye bilgisayar kullanırken engelli denilemez.
    2) Sağırlık bir sakatlıktır, ama sağır olmak, yüksek bir yere uzanmak ya da merdiven çıkmak için bir engel teşkil etmez. Bu durumda yükseğe uzanan ya da merdivenle karşılaşan sağır biri için engelden bahsedilemez. Ve/fakat aynı kişiye kalabalık bir ortamda seslenildiğinde ve o çağrıyı duymadığında, peki ala –işitme- engelli denilebilir.
    3) Hiçbir sakatlığı olmayan ama sigara içen ya da beden sağlığına dikkat etmeyen biri için ‘koşamaz, spor yapamaz’ denilebilir. Bu durumda o kişi koşmak ve spor yapmak konusunda engellidir.
    Bebek arabasıyla bebeğini gezdiren bir annenin, yaşından dolayı hareketlerinde kısıtlanma olan yaşlı birinin ya da ayağı kırılan ve iyileşene dek alçıya alınan birinin yüksek bir merdiven karşısında kalakaldığını düşünün. Bu kişiler çevresel koşullar yüzünden engellenmiş ve engelli olmuş demektir.

    Yani engellilik çevresel ve toplumsal tutumların/tercihlerin sonucu olarak ortaya çıkan (dışsal) bir durum/kavramdır; sakatlık ise fizyo-anotomik (içsel) bir durumdur (tabii bunu derken, toplumun/yönetilenlerin, sakatlığın önlenmesi için gerekli düzenlemeleri yapmayarak (trafik kuralları/koşullarının iyileştirilme(me)si, anne-çocuk sağlığının önemsen(me)mesi, sosyalizasyon sürecinin doğru planlan(ma)ması vs.), sakatlığa yol açan koşulları yarattıklarını da özellikle vurgulamak gerek).

    Şimdi bu sakat (içsel) ve engelli (dışsal) ayrımını doğru bir şekilde yaptıktan sonra, gelelim bu kelimelerin nerede/nasıl kullanılabileceklerine ve nerede/nasıl ön plana çıkarılabileceklerine.
    Günlük yaşamda hepimiz yüzlerce insanla karşılaşır, onlarcasıyla da tanışır ve sohbet ederiz. Ve günün sonunda başımızı yastığa koyup düşündüğümüzde, tanıştıklarımızı kim (hangi kişi?) olduklarıyla, karşılaştıklarımızı ise –kim olduklarını hatırlayamadığımız için- ne (hangi şey) olduklarıyla hatırlarız.
    Bir örnekle açıklayayım: Nisan ayında 300’e yakın üyemizin katılımıyla ve sponsorlarımızın desteğiyle Wattabe’de enfes bir Yaza Merhaba Partisi düzenlemiştik. O gün neredeyse herkesle merhabalaşmış ve sohbet etmiştim.
    Günün sonunda -isim hafızamın zayıflığından dolayı- tanıştığım kişilerin bazıları benim için Çiğdem, Barış, Bülent, Ayhan, Nafiye... olmuşken (yani isimleriyle, kim olduklarıyla belleğimdeyken), bazıları ise andante, yağmur, catwomen, semino, kaderb gibi forumdaki kullanıcı adlarıyla var oldular. Bunların yetmediği yerlerde ise öğretmen, mühendis, öğrenci, kırmızı gömlekli, gözlüklü, sarışın, esmer, Bursalı, Ankaralı... olarak hatırlamaya çalıştım insanları (yani ‘ne oldukları’yla).
    Ama bazen bunlar da yetmedi. İşte bu durumlarda, yani kim olduklarını hatırlayamadığım durumlarda, kim olduklarını hatırlamak için mutlaka ne olduklarını düşünmem gerekiyordu ve bu durumda o kişiler benim için topal, kör, sağır, dudak okuyan, tekerlekli sandalye kullanan kişiler oluveriyordu; yani ne olduklarını hatırlamaya çalışıyordum.

    - Çiğdem
    - Hangi Çiğdem?
    - Hani var ya kullanıcı adı Çiğdem Yüksel olan.
    - Hatırlamadım..?
    - Yahu hani turkuaz renkli bir eşofman giyen başörtülü kız.
    - ...
    - Hani bir grup halinde geziyorlardı.
    - Yok hatırlamadım..?
    - Yuh sana! Yahu hani topallıyordu, dizini tutarak yürüyordu ya. tekerlekli sandalye kullanan Bülent’le sohbet ederken yanımıza gelmişti. Hatırladın mı?
    - Haaaaa, hatırladıııım!
    - Çok şükür!

    İnsanlar ne olduklarıyla değil, kim olduklarıyla hatırlanmak ve tanınmak isterler.
    Önemli olan kim olduğumuzdur, ne olduğumuz ikincil-ve çoğu zaman önemsiz- bir konudur.
    Bülent kim?
    Engelliler.Biz’in yöneticisi
    Bülent ne?
    Omurilik felçli, tekerlekli sandalye kullanıyor, uzun boylu, kumral, emekli...

    ***
    Tanımlamanın, yukarıda anlatmaya çalıştığım yönüyle bir nezaket ve empati dili ile yakından alakalı olduğunu söylemek sanırım çok yanlış olmaz.
    Bu aslında bir yönüyle sorunun ne kadar kolayca aşılabileceğine işaret etmesi açısından güzeldir, ama bazı dostlarımızın “onca sorun varken ne işimiz var bu nezaketle, empatiyle!..” diye düşünebileceğini bildiğim için, bu, engelli-sakat ve kim-ne ayrımının önemini biraz daha vurgulamak yararlı olabilir. Bu vurgu için sevgili dostum Gökhan’dan bir alıntı yapmak istiyorum:

    “Sakat-engelli arasında bir ayrım yapmak gerekli görünüyor. İngiltere'deki engelli hareketi de "Impairment" ve "disability" arasında bir ayrım yapma ihtiyacı duymuştu (daha önce feministler tarafından benimsenen "sex" - "gender" ayrımı gibi). Bu fark vurgulanmayınca "özürlü"lerin ezilmesi onların fiziksel durumlarının doğal bir sonucuymuş izlenimi veriyor. İşte engelliliğin hiç de bedenin fiziksel durumundan kaynaklanan bireysel/medikal bir sorun olmayıp, tam aksine belirli toplumsal ilişkilerin bir sonucu olarak 'yaratıldığını' vurgulamak için engelli hareketinin kendisi şöyle bir ayrım getirmiş:
    "Impairment" (Türkçede belki sakatlanma diyebiliriz): bedenin bir uzvunun ya da o uzvu işlevsel olarak kullanma yetisinin olmamasıdır. Engellilik ise "normal" bedeni imtiyazlı kılan belirli toplumsal –ekonomik, siyasal, kültürel, uzamsal- ilişkilerin sonucudur.
    Örneğin bacaklarımı işlevsel olarak kullanamamam, bir sakatlanma durumudur, ama bunun sonucunda dışarı çıkamamam, iş bulamamam, bunu çok vahim bir durum olarak görmem vs. vs. "engelli" olduğuma işaret eder.

    Ancak, bu ayrım da son dönemde 'sakatlanma'nın bile (?) belirli toplumsal mekanizmalarca 'üretilmiş' olduğuna yönelik vurgularla eleştirildi.
    Yine de neredeyse tüm engelli örgütlerinin dahi sakatlanma-engellilik arasındaki ayrımından bihaber göründüğü bir durumda, bu ayrımın farkında olmak, ne uğruna ve nasıl mücadele edileceği açısından önemli gibi.”

    ***
    Alt-Üst Kimlik kavramlarının çokça tartışıldığı bu günlerde, kavramların doğru kullanılmasını sağlamanın ve bu vesileyle/sayede ayrımcılılığa yol açacak bütün tanımlamaların önüne geçilmesinin önemli olduğu kanaatindeyim.

    Ne olduğumuzun -en- öne çıkarılması; hem ‘kim olduğumuz’u önemsiz kılması açısından sakıncalıdır, hem de insanları binlerce kategoriye ayırması açısından ayrımcıdır.
    Ve ayrımcılık suçtur (TCK Md. 122).

    Sakatlık ibaresinin nüfus cüzdanlarına yazılması için yönetmelik çıkarıp, yurttaşlara kim olduklarının anlaşılması için verilen KİMLİK’lere, NE olduklarını yazmak isteyenlere ithaf olunur(!)...

    ***
    Yazıya başlarken, yeni çıkacak Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Kanun tasarısında, çalışma gücü kaybı %45-50 olanların 20 yıl-4720 gün pirimle, %50-60 olanların 18 yıl- 4360 gün pirimle, %60-65 olanların 16 yıl-4000 gün pirimle emekli edilmesinin öngörüldüğünü; malulen emeklilik için artık 5 yıl-1800 gün pirimin yeterli görülmeyip, 10 yıl-3600 gün pirim yatırılmasının öngörüldüğünü; yeni sisteme göre emekli olunduğunda emekli maaşlarının düşeceğini; otomobil alımında tanınan vergi istisnasının gerçekte muafiyet değil, ÖTELEME olduğunu; sağ ayağından sakat olanın bu ötelemeden yararlanabildiği, ama sol ayağından sakat olanların yararlanamadığını yazmayı düşünmüştüm, ama olmadı.
    Olsun! Ben yazmasam da siz KİMin NE yaptığını çok iyi izleyin...