• Medya, Politikacılar, Hassas Vicdanlarımız ve Sakata Bakış

    7 Kasım Cuma akşamı, televizyon kanalları arasında dolaşırken, gözlerim ekrandaki bir sahneye takılı kaldı. Türkiye’nin popüler ana haber bültenlerinden birinde, küçük bir kız çocuğunun “dramı” bizlerle paylaşılmaktaydı. Gözlerimi ekrana kilitleyen temel etken, izleyiciye sunulan görüntüde daha ilk bakışta dikkati çeken çarpık iktidar ilişkileriydi. 9 yaşındaki Şirvan yatağında korku, şaşkınlık ve anlam aramaya çalışan bakışlarla etrafını süzüyor; heyecanı doruk noktasına varmış muhabir, elinde mikrofonu, kameraya -bir diğer değişle ekran başındaki duygusallaşmaya ve bir o kadar da haline şükretmeye meğilli bizlere- Şirvan’ın “içlerimizi parçalayan dramı”nı anlatıyor; bizler de Cuma akşamının yorgunluğu ile bir yandan yemeğimize oturmaya hazırlanıyoruz, bir yandan da “Vah vah! Zavallı çocukcağız. Allah şifa versin” diyoruz; aynı durumda olmadığımız için de şükrediyoruz.
    Şirvan bundan yaklaşık, dokuz ay önce bir trafik kazası geçirmiş. Kazaya sebep olan kişi, kaza sonrasında kaçmış ve Şirvan’ın şu anda boynundan aşağısı felçli durumda. Olay söz konusu haber bülteni tarafından öyle bir şekilde ele alınıyor ki, Şirvan dışında bu işten memnun çıkmayan yok. Bülteni hazırlayanlar pek memnun. Zira vicdanları böylesine sızlatacak bir konuyu gündeme taşıyorlar; böylelikle kendi vicdanlılıklarını da ekran başındakilere ispatlamış oluyorlar. Muhabir olayı anlattıktan sonra Şirvan’a soruyor: “En çok neyi özledin Şirvan? Neyi özledin?” Şirvan’ın gözleri doluyor: “Okulumu, arkadaşlarımı...” Muhabire yetmiyor:“Çok mu özledin?” Şirvan artık titreyen sesiyle yanıtlıyor “Hem de çok...” Hani utanmasa muhabir neredeyse şöyle devam edecek: “Acı var mı Şirvan? Çok mu?” “Haber” devam ediyor. Muhabir -nereden bu konuda uzman olduysa- Şirvan’a söz verdirtiyor: “Kalkıp yürüyeceksin değil mi Şirvan? Okula gideceksin. Söz ver!” Burada iyice heyecanlanıyor muhabir; çünkü çok iyi bir insan o ve dayanamıyor artık, sesini yükseltiyor “SÖZ VERİYORUM DE!”. Şirvan aynı korku dolu ifadeyle söz veriyor. Artık bize karşı sorumluluğu da var Şirvan’ın; söz verdi; yürüyecek.
    Şirvan’a yapılan manevi işkence artık dayanılmaz bir noktaya varıyor. Bir yandan izlememek istiyorum; öte yandan es geçemiyorum. Yatağın yanı başında Şirvan’ın annesi duruyor ve şaşırıyorum. Muhabirin, televizyon kanalının, bütün bu iktidar sahibi insanların küçücük bir kız çocuğu üzerinde kurdukları bu tahakküme nasıl izin verebilir diye düşünüyorum. İnsanın içinden muhabirin üzerine atlayası, mikrofonu elinden alası gelmez mi? Ama sonradan anlaşılıyor durum. Bu kanal ve bu haberi yapan insanlar o kadar iyi insanlar ki, olayı gündeme taşıdıkları için, gerekli bakanlık hemen devreye giriyor ve Şirvan’ı ambulans helikopter ile hemen hastaneye taşıma sözü veriyor. Kadıncağız ne yapsın? Bir ümit...Böylelikle, tahakküm kuranlar sadece medya olmaktan çıkıyor, politikacılar da katılıyor kervana. Onlar için de iyiliklerini göstermek için bir fırsat çıktı. Gönderelim bir ambulans ve bütün Türkiye izlesin.

    Bizler de akşam sofralarından kalkarken bir alkışlayalım, “Helal olsun” diyelim, “Ne bakanmış...”. Üzerinde tahakküm kurulanlara da Şirvan’ın annesi de ekleniyor bu arada. Küçük bir kız çocuğu ve annesi, haydi ezelim ezebildiğimiz kadar...

    Olaylar ne yazık ki, o akşamın haber bülteni ile bitmedi. İşkence devam etti. Şirvan ambulansta ölüm tehlikesi geçirdi; acil iniş yapıldı; ilik nakliyle iyileşebileceğine dair haberler çıktı; bunun gerçekleşmesi için Şirvan’ın boşanmış olan anne ve babasının yeni bir bebek sahibi olmaları gerekiyormuş. Bu haber olaya yeni bir boyut kattı; medya tekrar saldırdı aileye. Düşünsenize, neredeyse bir Brezilya dizisi kıvamında bir olay bu. Boşanmış anne ve baba, “zavallı”, “talihsiz” kızları için her türlü fedakarlığa hazır...

    Bu olayın aktörleri belli: Politikacılar, medya, ekran başındakiler, Şirvan ve ailesi. Şirvan ve ailesi dışında herkes karlı çıktı. Politikacılar gönderiverdiler ambulansı, devlet babanın şefkatli elini herkese ispat ettiler. Medya, böyle bir konuyu gündeme taşıyarak, ne kadar da vicdanlı olduğunu izleyicilerine göstermiş oldu. Bizler hem duygulandık ve böylelikle sıradan hayatlarımıza biraz renk kattık; hem de -ve herşeyden önce- kendi halimize şükrettik “İyi ki onların yerinde değiliz” dedik. Peki sormak gelmez mi hiçbirimizin içinden: “Sen muhabir, bu konuda hiçbir deneyimin, uzmanlığın olmadığı halde Şirvan’a iyileşeceğine dair ne hakla ümit verirsin?” “Bu olayı haber yapan popüler kanal, küçük bir kız çocuğunun yıpratılması üzerinden kazanacağın reytingden utanmaz mısın? Olay tabii ki önemli; ama sakatların sorunları ile bu kadar ilgiliysen, çok daha derinlikli, analiz ağırlıklı, sorgulayıcı programlar yapmak mümkün; küçük kız çocuklarını ağlatmadan...” “Bakanlar, politikacılar, yetkililer, eğer siz bir sosyal devletin temsilcileri olduğunuzu iddia ediyorsanız, sakat, hasta ve yardıma muhtaçlara hizmet sunmak zaten sizin sorumluluğunuz içerisinde değil midir? Bunu bir iyilik yapıyormuşşunuz, lütfediyormuşsunuz gibi gözümüze gözümüze sokmanın alemi nedir?”.
    Bundan sonra, Şirvan’a gerekli psikolojik destek sunulsun; ihtiyaç duyduğu fizik tedavi uygulansın; eskisi gibi olamayacaksa, yeni yaşamı için hazırlansın; ona çarpıp kaçan adam tutuklansın ve bunların hepsi sessiz sedasız yapılsın. Onun ötesinde Şirvan rahat bırakılsın; kimse onun üzerinden nemalanmasın; küçük bir kız çocuğu üzerinde kurulan bu tahakküm sona ersin.

    Dikmen Bezmez