• Kilitlenmiş Bedenler

    Eğer bir şey birden fazla ters gitme olasılığı taşıyorsa; size en fazla zararı dokunacak kombinasyonun bilincindeyseniz ve buna karşı tedbirlerinizi aldıysanız, bu tedbirler sizin için daha zararlı bir kombinasyonu gerçekleştirir.
    Murphy Yasaları

    “Aman ha!” dedi bir an yanıma uğrayan fizik tedavi doktoru, “Sakın eklemleri hareketsiz bırakmayın. Yoksa eklemler kireçlenir ve hiç hareket edemez hale gelir”. Aman ha! dedim, doktorun uyarısına çok dikkat edelim, sakın eklemleri hareketsiz bırakmayalım. Böyle-böyle açıp kapatalım eklemleri; hem dizleri hem de kalça eklemlerini. “Aman ha!” dedi, yanımdaki refakatçiler. “Sakın hareketsiz bırakmayalım eklemleri. Boyuna açıp kapayalım.”

    Boyuna açıp kapattık...
    “Bülent” dedi arkadaşım, “Hadi açıp kapatalım”. Hay çok yaşa dedim, ne güzel dedin. Tabi açıp kapatalım... Açıp kapattık. Oh be dedik, açıp kapattık ya, kireçlenmez artık. Amca, dedim, hadi açıp kapatalım. “Aferin oğlum” dedi, “Aferin! Böyle azimli ol. Sen azimli olursan hem kireçlenme olmaz hem de kısa sürede ayağa kalkarsın Allah’ın izniyle.” Ne güzel söyledin amca, dedim, açıp kapatırsak hem kireçlenmez eklemlerim, hem de kısa sürede ayağa kalkarım. Hadi o zaman... Açıp kapattık, açıp kapattık. Oh be dedim, açıp kapattık ya, kısa zamanda yürümeye de başlarım.
    “Bülent” dedi arkadaşım, “Bak, ayağını oynattın, gördün mü?”. Deme yahu, oynattım mı sahiden? Oynadı mı ayağım kardeşim? “Oynadı elbet! Gördüm. Ahan, şimdi oynattın”. Oynattım kardeşim. Öyle ya, ben anlamasam da oynattım, sen de gördün. Ne güzel, demek iyi geliyor açıp kapatmak. “İyi gelmez mi” dedi arkadaşım, “Koca doktor demedi mi açıp kapatın diye. Hepimiz de buradaydık, duyduk ya...” “Duyduk duyduk” dedi herkes hep bir ağızdan. “Duymasak, açıp kapamayı nereden akıl edecektik.”. Ne iyi doktordu. Sahiden, o demese nerden bilecektik açıp kapatmamız gerektiğini. Allah korusun, öylece hareketsiz kalıverirdik ki, koca dağları bekleyen asırlık çınarlar gibi. “Allah korusun” dedik hep bir ağızdan ve açıp kapattık, açıp kapattık, açıp kapattık.
    “Bizim orda” dedi biri, “Bizim orda biri vardı, aynı böyle hiç hareket edemiyordu”. “Aynı böyle mi” dedi yanımdaki jandarma. “Aynı böyle” dedi biri. “Tam iki sene hiç kıpırdamadan öylece yattı”. “Sonra, sonra ne oldu?” dedik hep bir ağızdan. “Sonrasına gel hele...”“Sonra” dedi biri, “Sonra bir gün bir de baktım ki yolda karşımdan geliyor bu kişi”. “Kim?”, “Yatalak adam he mi?”. “He ya, hem de tam karşımdan”. “Deme?”, “Sonra, sonra?”. “Yahu dedim, sen ne zaman, nasıl kalktın da böyle gezer oldun?”. Hep beraber anlatanın ağzının içine baktık pür dikkat. “Sorma, dedi yatalak olup da ayakta gezen adam. Sorma abi, iki sene yattım ama, şimdi kalktım Allah’ın izniyle”. Hep bir ağızdan sorduk: “Nasıl kalkmış?”, “Nasıl, nasıl?”. “Bir bir anlattırdım nasıl kalktığını adama. En önce doktorlar ona da açıp kapat demiş, açıp kapat eklemlerini. O da açıp kapatmış. Sonra türlü türlü şeyler denemiş. Mübarek türbelere adaklar mı adamamış, binbir bitkiden ve de hayvandan binbir çeşitle ilaçlar mı yapmamış, nefesi güçlü onlarca ermiş hocaya dualar mı okutmamış, türlü türlü uzmanların kontrolünden mi geçmemiş. Her bişeyi yapmış”. “Ve kalkmış ayağa öyle mi?” diye sordu biri. “Ve kalktı” dedi biri. “Allahın izniyle hem de”. “Amin!” dedik hep bir ağızdan, “İnşallah biz de kalkarız”. Hadi, dedim arkadaşıma, hadi, açıp kapatalım şu eklemleri... “Hadi” dedi, “Hadi açıp kapatalım”. Açıp kapattık, açıp kapattık, açıp kapattık.
    Bir ay böylece geçti. Her gün defalarca açıp kapattık, açıp kapattık. Arkadaşım geldi “açıp kapatalım” dedi, amcam geldi “açıp kapatalım” dedi, doktor geldi “açıp kapatıyor musunuz?” dedi, hep beraber, “açıp kapatıyoruz sayenizde” dedik. Açıp kapattık, açıp kapattık, Allahın izniyle.
    Bir sabah kalktık, “Bülent” dedi arkadaşım, “Ayaklar eskisi kadar açılmıyor sanki”. Allah Allah! dedim, hep açıp kapatıyoruz ya, ne ola ki?! “Bilmem” dedi arkadaşım, “Doktora sormak gerek”. “Doktora sormak gerek” dedik hep bir ağızdan. Doktora sorduk. “Kurban olduğum doktor” dedik, “Sen dediğinden beri açıp kapatıyoruz, ama sanki eskisi kadar açılmıyor eklemler”. “Ben size demedim mi açıp kapayın diye” dedi doktor, “Açıp kapasanız böyle olur muydu!”. Hepimiz mahcup olduk. “Haklı” dedik doktorun ardı sıra, “Haklı doktor. Öyle ya, demek ki iyi açıp kapatamadık”. “Olsun” dedi arkadaşım, “Olsun, bundan sonra daha çok açıp kaparız”. “Olsun” dedik hep beraber, “Varsın bugüne kadarki açıp kapamalarımız işe yaramasın. Biz de bir olur, bundan sonra daha çok açıp kapatırız”. “Açıp kapatırız” dedik hep beraber, “Hem de nasıl açıp kapatırız...”. Ve açıp kapattık, açıp kapattık; daha çok, daha çok...
    “Bu işte bir iş var arkadaş” dedi amcam, “Bir iş var ya” dedi arkadaşım, “Bir iş var” dedi jandarma, “Bir iş var” dedi herkes. Bir iş var dedim. Bir iş olmasa dizlerim kalçalarım cayır cayır yanar da güneşte kalmış eşek ölüsü gibi şişer mi hiç! “Şişmez” dedi herkes bir ağızdan. “Şişmez” dedi amcam, “Şişmez” dedi arkadaşım, şişmez, dedim; hem şişmez hem de yanmaz.
    Biz, dedim doktora, biz öbür doktorun dediği gibi hep açıp kapattık. “Açıp kapattık” dedi herkes. Ama dedim, bakın ne oldu. Gerçi parmaklarım kendiliğinden hareket etmeye başladı ama, yine de eklemlerim hem şişti hem de yanıyor. “Allah Allah” dedi doktor, “Allah Allah”. “Allah Allah” dedi herkes “Allah Allah”. “Hem de hep açıp kapattınız, öyle mi?” diye sordu doktor.“Hep açıp kapattık” dedi oradakiler, “Hep açıp kapattık”. “O zaman” dedi doktor, “Şu yazdığım tetkikleri yaptırın hemen. Bakalım ne olmuş”. “Bakalım” dedik hep bir ağızdan, “Bakalım ki anlayalım ne olduğunu”. Hemen o gün yaptırdık tetkikleri. Baktı doktorlar, “Şişmiş” dediler.
    “Buz getir” dedi amcam arkadaşıma, “Buz getir. Doktor öyle dedi. Buz koyacakmışız hem dizlere hem de kalçalara”. Buz koyduk, hem dizlere hem kalçalara. Açıp kapattık, buz koyduk, açıp kapattık, buz koyduk, açıp kapattık...
    “Başka bir hastane varmış” dediler. “Orada tedavi görüp de ayağa kalkmayan yokmuş”. “Yokmuş” dedi herkes, “Ama orada da boş yatak bulmak imkânsızmış”
    Aman dedim, aman yetişin, ne yapıp edelim o hastaneye gidelim. Gidelim de ayağa kalkayım... “Gidelim” dedi herkes, “Şimdi bir tanıdık bulur, hastanede oda ayarlarız”. Bir tanıdık bulduk ve hastaneye yattık. Doktor geldi, “Açıp kapatın” dedi. “Açıp kapatıyoruz” dedik “İlk günden beri...”. “İyi” dedi doktor, “Siz devam edin... Kısa süre içinde uzman arkadaş gelecek ve size yardımcı olacak”. Açıp kapattık, açıp kapattık. Eskisi kadar açılmasa da nasıl olsa artık en iyi hastaneye gelmiştik. Onlar bilirlerdi ne olduğunu ve kısa sürede kaldırırlardı beni ayağa. “Kaldırır” dedi arkadaşım, “Kaldırır” dedi herkes, “Kaldırır Allahın izniyle”. “Amin” dedi herkes “Amin”
    Uzman geldi, açıp kapattı. Doktor geldi, “açıp kapatın” dedi. Açıp kapattık, açıp kapattık. İki yıl böyle geçti. “Yüksek dağlardaki soğuk sulardan alabalık” dedi biri, “Taşı eritirmiş”. “Eritir mi” dedi herkes “Eritmez mi hiç! Yüce dağları bir ucundan bir ucuna dolaşan ulu deredeki ulu alabalık herbişeye iyi gelir”. “İyi gelir” dedi herkes. Ulu alabalıklardan dört taneyi iki dizime sardık... “Limon” dediler, “Limon suyu içeceksin. Tüm dünya içermiş”. “İyi gelir mi” dedik. “Gelmez mi” dediler, “Mermerin üstünde limon suyu kalınca mermer beyazlaşmıyor mu?”. “Beyazlaşıyor” dedik hep bir ağızdan. “İşte” dediler, “işte kireçleri de böyle açar Allahın izniyle”. “Amin” dedi herkes. “Birinci gün” dediler “5 limonu sıkıp suyunu içeceksin”. Kolay, dedim. “İkinci gün” dediler, “10 limon suyu”. Tamam, dedim. “Üçüncü gün 15, dördüncü gün 20, beşinci gün 25”. Allah dedim, Allah ki Allah, midemi delmesin? “Delmez” dediler, “Delmez, hem de kireçlerini anında açar Allahın izniyle”. Bu kadar mı? dedim. “Yok” dediler, “altıncı gün gene 25 limon, yedinci gün 20, sekizinci gün 15, dokuzuncu gün 10 ve onuncu günde de 5 tane limonu sıkıp suyunu içeceksin”
    İçtim... Hep daha az açıldı kapandı dizlerim, kalçalarım. Hep daha az, daha az, az, ve hiç.

    Çok zaman geçti üstünden
    Bugünlerde, “Şu dağlarda” dedi biri, “şu dağlarda porsuklar yaşarmış...”. Tamam dedim, tamam, biliyorum. “Sen de mi duydun?” diye şaşkınlıkla sordu öteki. Duymam mı ya dedim, duymam mı! Yüce dağların yüce ormanlarında yaşayan, ardı sıra yedi kat ışıklar saçarak yüce derelerden su içen yüce porsuk, herbişeye iyi gelirmiş... “Gelirmiş” dedi öteki, “Allahın izniyle”. Gelir, dedim, gelir. Bizde bu talih ve bu kafa olduktan sonra, başımıza herbişey gelir!