• Engellilerle İlgili Sivil Toplum Örgütleri 3 - Güvenilirlik

    T
    oplumların gelişmişliğinin en önemli göstergelerinden birisi örgütlü olmalarıdır. Bir toplumda ne kadar çok Sivil Toplum Örgütü varsa o ölçüde gelişmiş haklar vardır.
    Tabi ki örgütlerin sayısının anlam kazanabilmesi için üye sayısı, katılımcılık, faaliyetler ve güvenilirliğin de tam ve sorunsuz olması şarttır. Aksi halde “Tabela Örgütü” olmaktan öteye geçemezler(!).
    Hatta demokrasiye ve topluma olumlu katkı sağlamaları beklenirken, tam aksine sebep olurlar. Yani insanların “değil örgütlere üye olmak ve faaliyette bulunmak” bu demokratik katılımdan –geri dönmeksizin- uzaklaşmalarına bile sebep olabilirler.

    Buradan yola çıkarak ülkemizde engelliler yararına faaliyet gösteren örgütlerin topluma olumlu katkı sağlayıp sağlamadıklarına bir göz atalım. Bu arada “toplum bu örgütlere güveniyor ve destekliyor mu?” sorusuna da cevap verelim.

    ***
    Güvenilirlik kavramını iki türlü ele almak istiyorum.
    Birincisi, yurttaşların;“a örgütü benim sorunlarımın çözümü için çalışır ve sorunumu çözer” düşüncesi
    İkincisi ise, “a örgütünün yöneticileri dernekteki konumlarından maddi hiç bir çıkar gözetmezler” düşüncesi

    Bu kavramların içinin doluluğunun, toplumdaki örgütlenme hareketinin hızını belirleyeceğini düşündüğüm için bu iki konuya özellikle değinmek istiyorum.

    Sorunlarımızı Çözerler(mi?)
    Birinci güvenin olmadığı açıktır! Bunun en büyük kanıtı engellilerle ilgili örgütlerin ve üye sayılarının azlığıdır. 7-8 milyonu bulan engelli yurttaşın %1’i dahi örgütlü değildir.
    Bunu her ne kadar “örgütlenememek sadece engellilerin sorunu değil, Türk yurttaşlarının ortak sorunudur” diye açıklamaya çalışsalar da, ben bu düşüncede değilim.
    Bir defa insanoğlunun en büyük kişilik özelliklerinden birisi “çıkarını gözetmek konusunda cin gibi olmasıdır”. Ayrıca 30 bin Lira ucuz diye bakkal yerine -saatlerce beklemeyi göze alarak- “Halk Ekmek”ten ekmek almayı tercih eden bir toplumda daha ciddi çıkar kazançlarının olacağı bilinse neler olur bir düşünün! Bence binlerce kişi örgütlere akın eder.
    Öyle ya 30 bin Lira için saatlerce bekleyen, siyasi parti mitinglerinde “döner ekmek” dağıtılıyor diye meydanları dolduran, üç kuruşluk nakdi yardım için günlerce sıra bekleyen, -küçücük bir koliye sığacak kadar az olmasına rağmen- yapılan gıda yardımlarında izdihama neden olan toplumumuz “gerçekten çıkarının olduğunu bilse” örgütlere katılmaz mı?
    Bence katılırlar! Katılmıyorlarsa bu örgütlere güvenmedikleri içindir!

    Maddi Çıkar Elde Etmiyorlar(mı?)
    İkinci güvene gelince. Bu konu tam bir “Soru İşareti”dir.

    Daha önceki yazılarımdan birinde belirttiğim gibi ülkemizdeki örgütlerin faaliyetleri içinde en büyük payı “tekerlekli sandalye dağıtmak, kermesler-geceler düzenlemek, para yardımı yapmak vs.” almaktadır. Bu şu anlama gelir; örgütlerin -bir çoğunun- kasasına büyük paralar girip çıkmaktadır.
    Olay basittir. Öncelikle derneğin açık kalabilmesi için “çalışanların maaşlarının, telefon-elektrik-su gibi faturalarının, konaklama ve yemek paralarının ve diğer giderlerinin karşılanması gerekir”. Ondan sonra da yurttaşlara yapılacak yardımlar geliyor.
    Peki bu giderler nereden karşılanacak?
    O da basit. Devletten, belediyelerden, bağışlardan, kermeslerden, gecelerden, şovlardan...

    Buraya kadar her şey normal. Gerçekten de bu giderlerin bu kaynakların dışında karşılanması çok zordur. Ama işin diğer boyutunu da atlamamak gerekir. Toplanan bu paraların nasıl harcandığı konusu.

    Örnek verelim:
    Bir dernek kurduğumuzu varsayalım. Yukarıda saydığımız giderlerin karşılanması için de bir gece düzenleyelim. Hatta sıkı bir gece olsun ve Cem Yılmaz ile Yılmaz Erdoğan gösteri yapsın.
    Gece sonunda süper bir katılım ve toplanan 500 milyar paramız olsun Hatta bir sürü ulusal televizyon ve gazete de haber yapsın. Yani her şey süper, keyfimiz yerinde. Öyle ya toplanan parayla 500 kişiye süper birer tekerlekli sandalye alabileceğiz.
    Ve o geceyi alnımızın akıyla ardımızda bırakalım. Şimdi gelelim şeytanın avukatlığına!

    1- tekerlekli sandalye alımı ne kadar zamanda tamamlanacak?
    2- Toplanan para tamamen harcanana kadar hangi bankada, hangi faiz oranıyla, kimin üzerinde olacak?
    3- Toplanan parayı harcama yetkisi kime ait?
    4- tekerlekli sandalyeler kime dağıtılacak?
    5- tekerlekli sandalyeler nereden alınacak?
    6- tekerlekli sandalyelerin alımında nasıl bir yol izlenecek?
    7- Tüm bunlar ne ölçüde şeffaf yapılacak?

    Evet, cevaplanması gereken sorular bunlar. Bu paralar kimler tarafından nerelere kanalize ediliyor? Örneğin sandalyeler hep aynı firmadan mı alınıyor?..

    Bu sorular ortada durduğu sürece örgütlerin güvenilirliği tartışılmaya devam edecektir ve etmelidir!

    Kimse Alınmasın!
    Bunları yazarken kimseyi suçlamıyorum. Zaten elimde suçlayacak kanıt ya da duyum olsa ilk işim polise gitmek olurdu.
    Amacım; engelliler yararına çalıştığını söyleyen ama el altından “kişisel güç edinme, paraya hakim olma” güdüsüyle hareket eden kişi ve örgütleri rahatsız etmek ve bir de buralara iyi niyetle bağış ya da yardım yapanların uyanık olmalarını sağlamak.

    Bence hiç kimse yukarıdaki soruların cevaplarını vermeden bağış ya da yardım yapmamalıdır! Hatta tüm örgütler düzenledikleri yardım toplama kampanyalarında bu soruların cevaplarını peşinen beyan etmelidirler.

    Umut
    Aslında olması gereken çok açıktır!
    Bir; yapılan yardımlar parasal değil ürün bazında olmalıdır. Yani sandalye parası değil sandalye yardımı yapılmalıdır ve/veya para bağışı yapılan örgüt çok iyi incelenmelidir.
    İki; Kişisel çözümler değil toplumsal projeler desteklenmelidir. Yani 500 tane tekerlekli sandalye alınmamalı, onun yerine iş-eğitim-tedavi-rehabilitasyon alanında hazırlanan projeler desteklenmelidir.

    Bu iki konuya dikkat edildiği sürece ortada para değil hizmet konuşulacaktır.
    Bu iki konuya dikkat edildiği sürece sorunlara kökten çözümler üretilebilecektir.
    Bu iki konuya dikkat edildiği sürece bu tür güvenilirlik tartışmaları da en aza inecektir.
    Sonuç: Düşünen birey=Örgütlü toplum=Bilinçli kamuoyu=Alınan haklar=İnsanca yaşam

    O günleri görene dek; azim ve inancımızın artarak devam etmesi umuduyla...