1-4 Aralık 2016 tarihinde Engelsiz Yaşam Fuarı
  • Engelliler İçin Olumlu (Pozitif) Haklar

    Ö
    nce tanımla başlayalım; Negatif Hak-Pozitif Hak tanımları ile:
    Negatif hak, bir toplumda ayrım yapmadan, azınlık-çoğunluk demeden herkese tanınan haklardır; ör. Toplu ulaşımdan yararlanma, mülk alabilme, eğitim-sağlık vb. haklar.
    Pozitif hak ise, yalnızca “dezavantajlı” gruplara mensup bireylere verilen haklardır; ör. Kendi okulunu açıp orada kendi dilinde eğitim verme, kadınlara kimi yerlerde yönetim kontenjanı tanıma, gibi. Çünkü bir azınlık grubunun farklı özelliklerini koruması zaten çok güçtür. Onlar ancak bazı özel birtakım haklara sahip olurlarsa çoğunlukla gerçekten eşit olma şansını yakalayabileceklerdir.”**

    İşte bu tanımda dikkat çekilen, “çoğunlukla gerçekten eşit olma” durumunun sağlanması için, gelişmiş her toplumda, sakatlıklarından dolayı engellenen yurttaşlar için Pozitif Haklar öngörülür; ör. Otomobil alırken vergi indirimi, Gelir Vergisi indirimi, işyerlerinde engelli çalıştırılması için zorunlu kota uygulaması, mimari düzenlemelerin özendirilmesi vs. vs.
    Burada amaç, sakatlar aleyhine varolan ayrımcılığın/engellerin ortadan kaldırılmasıdır.

    ***
    Hukuken ülkemizde yaşayan herkesin kamu binalarına girme, kaldırımda yürüme, seyahat etme, tuvalete gitme, eğitim alma vb. hakları vardır. Ve bu Negatif Haklar tüm yurttaşlar için geçerlidir.
    Ne var ki -kendi seçimleri olmayan- bazı özel koşullarından dolayı, sakat, yaşlı, hasta vb. yurttaşlar, hukuken ve politik olarak, rahatça yürüyenlerle eşit olmalarına rağmen, gerçekte kamu binalarına giremez, kaldırımlarda yürüyemez, toplu ulaşımdan yararlanamaz, tuvalete gidemez ve eğitim alamazlar. Çünkü varolan bütün düzenlemeler çoğunluk göz ününe alınarak yapılmış ve diğerleri yok sayılmıştır.
    Yani bu yurttaşlar, devleti yönetenlerin tercihlerinden dolayı, varolan –negatif- haklarını kullanamaz ve günlük yaşamlarında mağdur olurlar.

    Bu durumda yönetenlerin ve toplumun önünde iki seçenek vardır:
    Ya Pozitif Haklar öngörür; engelliler aleyhine varolan eşitsizliğin giderilmesi için düzenlemeler yapar ve tüm binaların tekerlekli sandalye kullanan yurttaşların ulaşımına uygun şekilde yapılmasını zorunlu kılan ve ayrımcılığı önleyici ve ayrımcılık yapanları cezalandırıcı yasalar çıkarır.
    Ya da -süregeldiği gibi- azınlığı görmezden gelir ve onları kaderleriyle baş başa bırakıp toplumdan soyutlar.

    ***
    Şimdi bazılarınız, “tercih meselesi” diyebilirsiniz. Ama değil! Zira ülkemiz bu konudaki tercihini çoktan yapmıştır.
    Anayasamızın 61. maddesi: “Devlet, sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır.", 60. maddesi ise: “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.” der.
    Ayrıca altında imzamız bulunan, Sakatlar için Birleşmiş Milletler Standart Kararları: “Devletlerin; sakatlara tam katılım ve eşitlik sağlayacak önlemler için yasal temeller oluşturma sorumluluğu vardır. (…) Sakatlarla ilgili yasa; hakların ve yükümlülüklerin Anayasa kapsamı içine alınması ya da bunların özel bir yasa ile kanunlaştırılması şeklinde iki biçim içerisinde oluşturulabilir.” der.
    Yani ortada tercih etme “lüks”ü yoktur.

    ***
    Peki, mademki yönetenlerin tercih “lüks”ü yoktur, o halde bugün yaşadığımız ayrımcılık nedir?
    Ne olacak! Bal gibi de Anayasa ve Uluslararası anlaşmaların aymazca ihlalidir!
    Peki, kimdir bunun sorumluları?
    Başta engellinin bizatihi kendisidir! Sonra engellilerle ilgili sivil toplum örgütleridir, sonra akademisyenler/öğretmenlerdir, sonra siyasilerdir, sonra bürokratlardır…
    Peki, ne yapılmalıdır?
    Engelliler cüretkâr olmalı, hakları için mücadele etmeli, her yerde olmalıdırlar;
    Sivil toplum örgütleri adam gibi çalışmalı ve tekerlekli sandalye dağıtarak para peşinde koşmak yerine, engellilerin gerçek sorunlarıyla ilgilenmelidirler;
    Akademisyenler/öğretmenler topluma yön verme sorumluluklarını yerine getirmeli ve engellilere uygulanan ayrımcılığa dikkat çekerek, bu ayrımcılığın önlenmesi için çaba sarf etmelidirler;
    Siyasiler nereden geldiklerini unutmamalı, herkese eşit gözle bakmalı ve Anayasaya uyarak, ayrımcılığın önlenmesi için gerekli bütün yasal düzenlemeleri yapmalı ve uygulatmalıdırlar;
    Bürokratlar dünya normlarını çok iyi takip etmeli ve çağın ilerisini öngören düzenlemeleri önermelidirler.

    ***
    Sonuç olarak, ülke nüfusunun %12’sini oluşturan engelliler (bu orana süreğen hastalıklar dâhildir), şu anda %10 civarında olan ancak zaman içinde gelişmiş ülkelerde olduğu gibi %20’lere ulaşacağı hesaplanan yaşlılar (65 yaş üstü) ve bunlara ek olarak da hamile ve/veya yeni doğum yapmış kadınlar ile çeşitli hastalıklardan dolayı –geçici bir süre de olsa- kısıtlanan insanları düşündüğümüzde, alınan kararlarda ve atılan adımlarda HERKESİN göz önünde bulundurulmasının önemi daha da açık olarak görülmektedir.

    Son tahlilde;
    Siyasiler, dezavantajlı durumda olan yurttaşların yaşam koşullarının iyileştirilmesi için gerekli olan Pozitif Hakları derhal hayata geçirmeli.
    Yönetenler, verilen hizmetleri önce “normal”ler için yapalım, sonra “öteki”ler için yaparız, yanlışından derhal kurtulmalı.
    Ve hepimiz, herkes için gerçekten eşit ve ayrımsız toplum uğruna çalışmalıyız.
    Zira takdir edersiniz ki, herkes, herhangi bir konuda, başka birileri nezdinde mutlaka “öteki”dir ve dezavantajlıdır!


    ** Prof. Dr. Baskın ORAN, “Türk Dış Politikası”, İletişim Yayınları.